08:31 17 Ağustos 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘ABD ile tehdit dönemi sona erdi, yaptırım dönemi başladı’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 03

    ABD’nin tehditle halledemediği şeyleri yaptırımla halletme yoluna gittiğini ifade eden Hürriyet Daily News Ankara Temsilcisi Serkan Demirtaş, ABD ile tehdit döneminin sona erdiğini, yaptırım döneminin başladığını belirtti. Demirtaş’a göre, Brunson krizi çözülse de Türkiye-ABD ilişkileri eski haline dönmeyecek.

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rahip Andrew Brunson'ın devam eden tutukluluğunu neden göstererek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ü mali yaptırımlar kapsamına aldı. ABD'nin Türkiye'ye uygulamak istediği yaptırımlar, 2016 tarihli Küresel Magnitsky Yasası kapsamında hazırlandı.

    Türkiye-ABD ilişkilerini daha da gergin bir sürece sokan bu adımı Hürriyet Daily News Ankara Temsilcisi Serkan Demirtaş ile konuştuk.

    ‘ANKARA'DA BUNUN ŞAŞKINLIK YARATMAMASI GEREKTİĞİNİ, KRONOLOJİ KENDİ KENDİNE SÖYLÜYOR'

    Serkan Demirtaş, ABD'nin yaptırım kararının Ankara'da şaşkınlık yaratmaması gerektiğini belirtti. Demirtaş, ABD'nin Rahip Brunson'ın tutukluluğuna son verileceği beklentisi içine girdiğini, bu yüzden ev hapsi kararından memnun olmadığını ekledi:

    "Normalde Ankara'nın şaşırmamış olması lazım. Çünkü 18 Temmuz'da Rahip Brunson ile ilgili duruşma olduğu gün Amerikalı bütün yetkililerin beklentisi bu duruşmadan Rahip Brunson'ın tahliye edilmesi şeklindeydi. Bu karar çıkmayıp da tutukluluğun devamı kararı çıkınca Amerika'daki büyükelçilik çalışanlarında büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Bunun ilk sinyalini 20 Temmuz günü ABD Başkanı Donald Trump'ın atmış attığı Twitter mesajından gördük. Şunu diyordu: Brunson ile ilgili tutukluluğun devamı kararı tam bir ‘rezalet'. Bununla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın müdahale etmesi gerektiğini söyledi. 20 Temmuz'da atılan bu tweet aslında Amerika Birleşik Devletleri'nin başkan düzeyinde daha önce böyle sert bir açıklama gelmemişti. Bir iki tweeti var Trump'ın, Brunson ile ilgili. Ama 20 Temmuz'daki o mesajı bir tık öteye götürmüştü. Zaten 20 Temmuz'da Trump'ın bu mesajı ve 25 Temmuz'da da ev hapsi kararı çıktı. 20 Temmuz'daki o Twitter mesajı ile 25 Temmuz'daki bu mahkemenin ev hapsine alma kararı arasında bağlantı kuranlar da oldu, kurmayanlar da oldu. Ama zaten kronolojik olarak bakıldığında kendi kendini anlatıyor. Ama şimdi Amerika Birleşik Devletleri'nin ve başkanın beklentisi bu şahsın tamamen tahliye edilmesi ve ülkesine dönmesi şeklinde olduğu için 25 Temmuz'daki kararın Amerika Birleşik Devletleri'nde tam bir rahatlama, tam bir memnuniyet yaratmadığı ortada. Hemen ardından 26 Temmuz, hem Başkan Yardımcısı Pence hem Trump arka arkaya diplomatik dilin dışına çıkarak yaptırım uygulama tehdidini dile getirdiler ve Rahip Brunson'ın hemen şimdi serbest bırakılması yönünde Türkiye'ye bir ‘ültimatom çektiler'. O tarihten bu tarihe baktığınızda, tüm bunlar adım adım geliştiğinde artık Ankara'da bunun şaşkınlık yaratmaması gerektiğini tüm bu kronoloji kendi kendine söylüyor. Dün itibariyle Amerika Birleşik Devletleri'yle tehdit dönemi sona erdi, yaptırım dönemi başladı. Çünkü hemen iki saat sonra da Amerikan Senatosu Pentagon bütçesini onayladı. Bunun içerisinde Türkiye'nin alması planlanan F-35'lerin de bloke edilmesi maddesi var. Bu yasa artık imza için Trump'ın önüne sunulma aşamasına geldi. Türk-Amerikan ilişkilerinde yaptırımlar dönemine girmiş bulunuyoruz. Bu yaptırımların iki ayağı var. Bir yürütmenin dün akşam adalet ve içişleri bakanlarına yönelik yaptığı yaptırımlar. Öte taraftan yasamada kongre ve senatoda hem F-35 ile ilgili vaziyet hem Türkiye'nin mali kredi alabilmesini engelleyici girişimler. Dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dip noktaya inmiş bulunuyoruz. Bugünün özeti belki ilk etapta bu şekilde anlatılabilir."

    ‘BRUNSON OLAYI OLMASI GEREKEN ÇERÇEVENİN DAHA DA ÖTESİNE ÇIKTI'

    Serkan Demirtaş'a göre, Brunson meselesi bir dönüm noktasına işaret ediyor. Demirtaş, ‘Brunson krizi'nin olması gereken çerçevenin daha da ötesine çıktığını vurguladı:

    "2017 Ocak ayında Trump iktidara geldi. İlk yaptığı işlerden bir tanesi mayıs ayında Türkiye'nin Türk-Amerikan ilişkilerinde en üst noktaya koyduğu YPG-PYD'ye destek meselesinde Obama'nın yaptığı işi yaptı ve bir kararname imzalayarak bu grupların silahlandırılmasının önünü açtı. Biz bu konuda Trump'ı değil, Obama döneminden kalan adamların işidir diye Trump'a toz kondurmamaya çalıştık ama onlar doğru analizler değildi. Sonuç itibariyle bir yönetimin başında kim varsa bütün o işlemlerden o sorumlu olmalıdır. Trump, aslında Türkiye ile ilişkilerinde çok dikkatli bir tavır izledi geldiği zamandan bu yana. Vize krizi olsun, S-400'ler meselesi olsun bu tür meselelerde çok fazla devreye girmeden, Cumhurbaşkanı Erdoğan ilişkisine bir halel getirmeden ilişkileri yürüttü. Brunson meselesi bir dönüm noktasına işaret ediyor. Çünkü gerçekten Amerikan yönetimi üzerinde bu evanjelik grupların giderek artan bir baskısı olduğu anlaşılıyor. Zaten Mike Pence'in, Pompeo'nun onların da bu klisenin müridi olduğunu biliyoruz. Onlar da bu işi hissederek yapıyorlar, illa bir baskı olması da gerekmiyor. Bir taraftan 6 Kasım'da yapılacak ara seçimler, onun yaratmış olduğu bir iç politik baskı, bunlarla bütünleştirildiğinde bu Brunson olayı olması gereken çerçevenin daha da ötesine çıktı. Şu anda bir şekilde Türk-Amerikan ilişkilerinin önündeki bir tıkaç, en önemli bir problem haline dönüşmüş oldu."

    ‘AMERİKA TEHDİTLE HALLEDEMEDİĞİ ŞEYLERİ YAPTIRIMLA HALLETME NOKTASINA GELMİŞ'

    Serkan Demirtaş, ABD'nin tehditle halledemediği şeyleri yaptırımla halletme noktasına geldiğini belirtti. Demirtaş, ABD'nin hala Fethullah Gülen ile ilgili bir adım atmamasının Türkiye tarafında büyük bir hayal kırıklığı yarattığını dile getirdi:

    "12 Ekim'de bir duruşma daha var. Eğer orada Türk yargısı eldeki delillere bakıp şahsın hapisten çıkma dönemini dikkate alıp da tahliye kararı verirse ne olacak mesela? Türk-Amerikan ilişkileri bir anda pırıl pırıl parlak bir hale mi gelecek bu sorun ortadan kalktı diye? Tam tersi S-400 meselesi var önümüzde. Temmuz 2016'dan bu yana dış politikanın en önemli unsurlarından biri haline getirildi Fethullah Gülen'in iade edilmesi konusu. Bütün ülkelerle yaptığımız görüşmelerde bu ilk üç konu arasında. Amerika Birleşik Devletleri'nde hala bu şahıs ile ilgili bir adımın atılmamış olması Türkiye açısından da bir başka büyük hayal kırıklığı noktası yaratıyor. Aynı şekilde Halkbank davası, oradan Türkiye'ye maddi bir ceza gelecek mi, gelmeyecek mi? Ekonominin bu kadar kırılgan bir süreçten geçtiği dönemde Amerika'nın bunu elinde büyük bir koz gibi tutuyor olması da ayrıca bir sıkıntı noktası. Brunson olmasaydı da bütün bunlar zaten Türk-Amerikan ilişkilerinde çok ciddi sorun teşkil eden şeyler. Brunson'dan kurtulduk diyelim, bu meseleyi çözdük, S-400 olayını ne yapacağız? Türkiye diyor ki Temmuz 2019'da ben bunları yerleştireceğim. O zaman F-35 olsun, başka türlü yaptırımlar olsun, savunma sanayii şirketlerine dönük yaptırımlar ortaya çıkabilir. Türk bankacılık sistemine dönük bununla bağlantılı yaptırımlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden yaptırımlar dönemine girdik diyorum. Çünkü artık Amerika, Türkiye ile ilişkilerinde diyalogla, tehditle halledemediği şeyleri yaptırımla halletme noktasına gelmiş gibi görünüyor. Bu gerçekten kaygı verici bir gelişme."

    ‘ABD TARAFINDA BEKLENTİLER YARATILMIŞ OLABİLİR'

    Serkan Demirtaş, Türkiye'nin ABD tarafında beklentiler yaratmış olabileceğine dikkat çekti. Demirtaş'a göre, uluslararası ilişkilerde yapılan pazarlıkların net bir şekilde çerçevesinin çizilmesi gerekli:

    "Eğer her meselede yaptırım kartına ulaşırsa Türkiye'nin o zaman ne NATO'daki yeri ne 70 yıllık işbirliği ne batının önde gelen saygın bir üyesi olmak gibi bütün bu özelliklerini bir şekilde kenara itmiş ve Türkiye'yi İran, Venezüella gibi ülkeler statüsüne almış hale getirecek ki bu kimsenin istemediği, Ankara-Washington arasında da onarılamaz şekilde sıkıntılar yaratabilecek bir döneme işaret eder. Özellikle Amerika tarafının Türkiye ile ilişkilerinde yaptırım kartını masaya koymadan önce çok daha derinlikli, daha analitik ve stratejik düşünmesi gerekiyor ama şu andaki Amerikan yönetiminde böyle bir yaklaşım olduğunu maalesef göremiyoruz. Devletlerin yargı süreçlerine müdahale etme etmeme tartışmalı bir konudur. Ama gazeteci olarak gördüğüm çeşitli davalar arasında bu kadar bir bağ kurulması, bir müzakere yolunun açılmış olması karşı tarafta olmadık beklentiler yaratmış olabilir. Amerika'nın 18 Temmuz'da Rahip Brunson'ın serbest bırakılacağına ilişkin beklentisinin nasıl ortaya çıktığını Ankara'nın iyi analiz etmesi lazım. Bu konuda Bloomberg'in anlattığı versiyonla ilgili bir yalanlama da duymadım. Ama örneğin İsrail'de göz altına alınan Türk vatandaşı Ebru Özkan'ın Türkiye'ye dönmesi için Amerika'dan yardım istendiği her iki tarafın kabul ettiği bir gerçek. Bloomberg'de verilen versiyonuyla Halkbank meselesiyle beraber belki de Amerikan Başkanı'na ‘Biz Türklerle anlaştık. Ebru Özkan için bir devreye girerseniz ve Rahip Brunson'ı 18'inde serbest bıraktırıyoruz' gibi bir mesaj ulaştırıldıysa işte o zaman bir hatalar silsilesi arka arkaya eklenmiş oluyor. Çünkü Amerikan Başkanı Trump, 20 Temmuz'daki mesajında çok büyük bir hayal kırıklığını ifade ediyordu. Demek ki o beklenti kendisine de ulaştırılmış, o gerçekleşmeyince Ebru Özkan için ben devreye girdim ama Türkler anlaşmanın gereğini yerine getirmediler gibi kendisinde öyle bir algı yaratmış oluyor. Bu da uluslararası ilişkilerde bu tür pazarlıkların net bir şekilde çerçevesinin çizilmesi gerektiği, ön plana çıkartılmaması gerektiği parametresini akıllara tekrar getiriyor."

    ‘ANKARA SORUNU TIRMANDIRMAMAYA DİKKAT EDİYOR'

    Demirtaş, Menbiç anlaşmasının uygulanmaya devam ettiğini hatırlattı. Demirtaş, ABD ile irtibatın henüz kesilmediğine dikkat çekti. Demirtaş, Ankara'nın ABD ile arasındaki sorunu tırmandırmaya niyeti olmadığını belirtti:

    "Pompeo ile Çavuşoğlu arasındaki mekanizma işlemeye devam ediyor. Büyük bir olasılıkla yarın Singapur'da yüzyüze bir görüşme gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu da kanalların çaık olduğunu göstermesi açısından bir mesaj. Dün ve bugün Amerika'nın Avrupa Kuvvetler Komutanı Scaparrotti dün Ankara'daydı, bugün İncirlik'te, sonra İzmir'e geçecek. Dün bir başka gelişme daha oldu. Türkiye-ABD Menbiç anlaşması çerçevesinde 23. ortak devriyeyi gerçekleştirdi. Dolayısıyla Scaparrotti'nin dünkü ziyaretinde altı çizilen cümle ‘Bu ziyaretimle Türkiye ile ABD arasında kuvvetli askerden askere ilişkileri vurgulamak istedik. Diplomatik ve siyasi tarafta bu tür gelişmeler var. Bizim şu anda var olan askerden askere güvenlik odaklı ilişkilerimizi engellemiyor. Menbiç anlaşması uygulanmaya devam edilecek mesajı veriliyor. Türkiye'nin misilleme hakkı var, bunu yapacak. Belli ki Amerika Birleşik Devletleri'nden gelen yaptırımın bir benzeri. Yani iki tane bakanla ilgili benzer kararların alınması kuvvetle muhtemel. Bunun ötesinde Türkiye'den gidecek herhangi bir yaptırım işi tırmandırma anlamına gelir. 26 Temmuz'dan bu yana Ankara'nın pozisyonunu izlediğimizde çok tercih edilen ve istenilen bir durum değil. Ankara tırmandırmamaya dikkat ediyor, kullandığı dil son derece diplomatik bir dil kullanıyor. Bir taraftan egemen bir devletin vermesi gereken tepkiyi veriyor. Ama öbür taraftan da Türk-Amerikan ilişkilerindeki o geri dönülemez noktaya gitmemesi için de azami dikkat gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye ile Amerika arasında bundan sonra gelişecek durumu eğer iyimser bir gözlükle bakarsak şöyle bir şey olabilir: Amerika yaptırımını koydu. Türkiye de kendi yaptırımını koyup bu süreci belli bir dönem kontrol altında tutmak, ilişkileri daha da soğutacak daha da gerilim noktalarına taşıyacak adımlardan uzak durmak adımı gelebilir."

    İlgili konular:

    Zarif'ten ABD'nin Türkiye yaptırımlarına yorum: Müttefiklerinin dahi ABD'ye güvenemediği noktadayız
    'Brunson, ABD-Türkiye geriliminden dolayı tedirgin'
    ‘Avrupa, Türkiye ve Rusya'yla ABD'nin etkisi olmadan ilişki kurmak istiyor'
    Rus milletvekili: ABD'nin, Türkiye’nin baskılara karşı boyun eğecek bir ülke olmadığını anlaması gerek
    Etiketler:
    F-35, Yaptırım, AK Parti, Serkan Demirtaş, Ceyda Karan, Süleyman Soylu, Abdülhamit Gül, Andrew Brunson, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın