11:06 15 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'İran ambargosunun asıl hedefi Rusya ve Çin'i sınırlamak'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Mühdan Sağlam’a göre ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilerek ve uluslararası hukuku ihlal ederek İran üzerinde uyguladığı ambargonun asıl hedefi Rusya ve Çin’in güçlenmesini sınırlamak. Sağlam’a göre Türkiye’nin geçmiş dönemlerdeki gibi muafiyet elde etmesi imkânsız ve ABD bu sefer ambargoya uyulmasını masaya şart olarak koyacak.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın Mayıs ayında İran ile yapılan nükleer anlaşmadan vazgeçtiğini açıklamasının ardından, Tahran'a yönelik beklenen ambargonun uygulanması başladı. AB ülkelerinin İran üzerindeki ABD ambargosuna tepkileri transatlantik hattında çatlak mı var sorusunu gündeme getirirken, ABD'nin İran ile çalışacak firmaların da cezalandırılacağını vurgulaması sonrası, Avrupa firmaları da çekilmeye başladı. İran'dan ABD'ye sert eleştiriler yöneltilirken, Trump'ın İran ile yeni bir anlaşma için tekrar masaya oturabileceğini söylemesi ise kafalarda soru işaretleri yarattı.

    Önümüzdeki süreçte uygulanmaya başlanan İran ambargosunun ve Türkiye-AB ülkelerinin vereceği tepkileri Mühdan Sağlam ile konuştuk.

    ‘AMBARGO ARTAN İRAN ETKİSİNE ABD'NİN CEVABIDIR'

    Mühdan Sağlam, ABD'nin İran'a karşı uyguladığı yaptırımların, Ortadoğu'da güttüğü genel siyasetle ilgili olduğunu söylerken, İran'ın bölgede artan etkisine karşı ABD'nin müttefikleriyle ‘rahatsızlık politikası' çerçevesinde harekete geçtiği yorumunu yaptı:

    ''ABD'nin nükleer anlaşmadan çekildiği sürece mercek tutmamızda fayda var. İran'a yönelik bu yaptırım politikasının ABD'nin Ortadoğu siyasetine yönelik genel politikasıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bölgesel hesaplar çerçevesinde belirli ülkelere yaptırımlar uygulanıyor. Bunu Kuzey Kore örneğinden de hatırlıyoruz. Dolayısıyla İran'ın bölgede etkin bir güç haline gelmesi ki özellikle 2015 sonrasında BM yaptırımlarının kalkmış olmasıyla birlikte ekonomisinde yavaş yavaş meydana gelen toparlamayla birlikte İran'ın Suriye, Lübnan ve Yemen gibi bölgelerde aktif bir siyaset yürütmeye başlaması, bazen de bunu yöneten bir güç haline gelmesi, ABD'nin bölge müttefikleriyle aslında birlikte hareket ettiği bir rahatsızlık politikasının ürünü. Bunların adlarını zaten biliyoruz, genellikle Sünni ekseni dediğimiz Suudi Arabistan'ın başını çektiği buna Ürdün'ü dâhil ettiğimiz bir grup var. Bunun yanında bir de İran'la aslında bölgede en çok karşı karşıya gelen ülke olan İsrail söz konusu. Bu sebeple, ABD'nin bölgesel politikasıyla birlikte müttefiklerinin de çıkarlarını gözeterek İran'ı köşeye sıkıştırma ve bölgedeki etkisini zayıflatmaya yönelik bir hamlesi olduğunu söylemem mümkün. Çünkü Pompeo'nun nisan sonunda yapmış olduğu Orta Doğu turunda — o zaman yeni Dışişleri Bakanı olmuştu- İran'ın Suriye'de, Lübnan'da, Yemen'de bölge genelinde bir istikrarsızlaştırma unsuru olduğunu, bunun için de nükleer anlaşmadan çekileceklerini söylemişti. Tabii ki burada merceğin sadece tek bir ülkeye tutulduğunu söyleyebiliriz. İran bölgede çok aktif bir aktördür."

    ‘ABD RUSYA VE İRAN'I DURDURMAK İÇİN IŞİD'LE HAREKETİ TERCİH EDEBİLİR'

    ABD'nin İran ve Rusya'nın bölgedeki gücünü sınırlandırmak ve engellemek adına artık IŞİD ile savaşma stratejisini gütmediğine dikkat çeken Sağlam'a göre ABD bölgedeki gücünü konsolide etmek adına terle mücadele politikasını değiştirdi:

    ''ABD'nin IŞİD ile savaşan İran'ı tehdit olarak algılamasından yola çıkarak, IŞİD ile artık savaşmadığı yorumunu yapabiliriz. ABD yönetimi açısından IŞİD'in tehdit noktasına geldiği yerin, kendi kontrolünden çıktığı noktada baş gösterdiğini söylemek mümkün. ABD IŞİD'in saldırılarının en yoğun olduğu dönemde Koalisyon güçleriyle birlikte bir bombardımana girişmişti. Söz konusu dönemde yapılan BM Güvenlik Genel Konseyi'nde Putin şöyle bir ifade kullanmıştı; ‘Gidip dağı taşı bombalıyorsunuz ve IŞİD şu anda yayılıyor'. Rusya bölgeye indikten sonra ABD'nin daha aktif bir role sarıldığını gördük. Burada IŞİD ortak düşman olarak kategorize edilmiş olsa da bazen şuna tercih edilebiliyor; Rusya ya da İran eğer daha fazla ön plana çıkacak ve bölgede daha görülür hale gelecekse, IŞİD'le hareket etmek İran'ı ya da Rusya'yı sınırlandırmak adına tercih edilebilen bir unsur. Bu kulağa çirkin gelebilir ama ABD reel politikası açısından anlaşılabilir bir durum olduğu söylenebilir."

    ‘ABD ULUSLARARASI YASALARI İHLAL EDEREK YALNIZLAŞTI'

    Avrupa ülkelerinin de taraf olduğu çok taraflı ve BMGK onayı da olan bir anlaşma olan nükleer anlaşmadan ABD'nin tek taraflı çekilmesinin çizilen uluslararası yasal çerçeveyi ihlal ettiği anlamına geldiğinin altını çizen Sağlam, ABD'nin bu adımla uluslararası arenada yalnızlaştığını belirtti:

    ''Sadece Avrupa'da anlaşmaya taraf olan ülkeler değil, Güvenlik Konseyi'nin beş daimî üyesinin yanında, AB'yi temsilen Almanya'nın taraf olduğu anlaşmalardan bir tanesiydi. Rusya ve Çin de benzer bir biçimde Fransa, İngiltere ve Almanya üçlüsünün yanında yer alarak benzer bir pozisyon paylaştılar. İran'la birlikte aslında anlaşmanın yedi tane tarafı vardı. Bunlardan bir tanesi çekildi ve BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin şu anda çekilmiş olmasının geçmiş olan bir karara etkisi söz konusu değil. Ayrıca ABD zaten öncelikle anlaşmanın geçersizliğine dönük nükleer iddialarda bulundu ve İran'ın halen nükleer faaliyetlerde bulunduğunu iddia etti. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın yapmış olduğu açıklamalarla bunlar birbirini tutmadı, Ajans bu verileri yalanladı, hatta ABD yönetimi ile Ajans arasında sert tartışmalar geçti. Anlaşmaya göre Ajans denetimden sorumluydu ve İran'ın anlaşmadaki yükümlülüklere uyduğunu söyledi. Bu noktadan sonra ABD bu argümanını uluslararası kamuoyuna kabul ettiremedikten sonra aslında kendi gündeminde olan konvansiyonel ayağı ve İran'ın bölgesel faaliyetlerde ön plana çıkmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Dolayısıyla ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve diğer 6 tarafın hâlâ anlaşmaya sadık kalacaklarını ifade etmeleri hem deklarasyonlarla hem de yaptırımların uygulanmaya başladığı 7 Ağustos'ta Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın yaptırım politikasını kınamasıyla birlikte, açıkça gördük ki küresel politikada ABD ilk defa bu kadar yalnızlaştı. Bir tarafta anlaşmaya taraf olan BM Güvenlik Konseyi'nin 4 üyesi, anlaşmanın diğer tarafı İran ve Avrupa Birliği adına katılan Almanya anlaşmadan yana tutum alırken ve buna bağlı olarak Birleşmiş Milletler'le Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bunu sırtlarken ABD'nin açık bir biçimde tavır almış olması hem uluslararası kuruluşlar nezdinde ve örgütlere olan güven nezdinde hem ABD'nin kendi yaptığı anlaşmalara sadık kalması nezdinde hem de müttefikleriyle olan çatışmasını bu kadar açık göstermesi açısından çok önemli bir kırılma noktası. Art arda katılın çağrılarının gelmesi, bazen bunun tehdide varması yani ya bizden yanasınız ya İran'dan yana tavrının nedeni ABD'nin yalnızlaşıyor olması.''

    ‘YÜKSELEN EKONOMİLER İÇİN ABD ARTIK VAZGEÇİLMEZ DEĞİL'

    Özellikle SSCB'nin yıkılması sonrası dünyaya hâkim olan neoliberal küreselleşme dalgasının şirketler odaklı ve devletleri gerileyen bir sistem yarattığını belirten Sağlam'a göre 2000'lerle birlikte enerji, otomotiv gibi büyük sektörlerden devlet tamamen dışlanmış değil. ABD'nin yeni yükselen ekonomiler için artık vazgeçilmez olmadığının altını çizen Sağlam, şu değerlendirmelerde bulundu:

    "2000'lere geldikten sonra enerji piyasası, büyük otomotiv piyasası gibi yükselen ekonomilerin baş gösterdiği ülkelere mercek tuttuğumuzda bu alanlarda aslında şirketlerin çok da devletlerden kopuk olmadığını, hâlâ devletlerle şirketler arasındaki o ilişkinin kol kola değilse de farklı bir form altında devam ettiğini görüyoruz. Şirketlerin buradaki çıkarları tabii ki çok kritik ancak zaten ABD'nin şirketlere dönük bu yasaklamalarının döneceği merkezlerinden bir tanesi de Dünya Ticaret Örgütü. Yani ABD'nin yapmış olduğu şu anki politika daha önce kendi eliyle kurmuş olduğu düzenin kendi karşısına çıkması anlamına geliyor aynı zamanda. Öte yandan, ABD pazarı çok güçlü bir pazar, hâlâ iştahları kabartan bir pazar küresel şirketler için ancak bunun alternatif piyasaları da gelişmiş durumda. Şirketlerin şu anda yönünü döndükleri yerlerden bir tanesi de Asya-Pasifik bölgesi. Zaten ABD'nin üretimde gerileyen bir gücü olduğunu dikkate aldığımızda yeni yükselen ekonomiler, örneğin Çin gibi, Hindistan gibi, bu ülkelerin ekonomik büyümeleri şirketlerin pastasının çeşitlenmesine olanak veriyor. ABD'nin her şirket için vazgeçilmezlik düzeyi değişkenlik gösteriyor, bu sektör bazında da değişkenlik gösteriyor. Üstelik ABD böyle yaparak kendi şirketlerinin diğer uluslararası şirketler karşısındaki gücünü törpülemiş oluyor. Bunun ABD'de uluslararası sermaye grupları ve şirketler tarafından da çeşitli lobi faaliyetleriyle yeniden masaya getirileceğini düşünüyorum, şu anki ters söylemlerden bağımsız olarak."

    ‘ABD ÇİN'İ ENGELLEMEK İÇİN İRAN'A YÜKLENİYOR'

    İran'ın Asya-Pasifik için çok önemli bir aktör olarak görüldüğünü belirten Sağlam, ABD'nin İran üzerindeki baskısının sebeplerinden birinin de Çin'i engellemek isteği olduğunu belirtti. İran'ın Çin için hem jeopolitik hem de ekonomik değeri olduğuna dikkat çeken Sağlam, Çin'in İran ambargosunda ABD lehine geri adım atmayacağı değerlendirmesinde bulundu:

    "Çin ve Rusya'yı Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerden ayıran faktör, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olmaları sebebiyle nükleer anlaşmaya doğrudan taraf olmalarıydı. Bu söz konusu dönemde de her iki üye müzakereler tıkandığında İran'ın çağrısıyla en çok kolaylaştırıcı rolü üstlenen daimî üyelerdi. Şimdi Rusya açısından İran sadece ekonomik değeri olarak değil, Orta Doğu siyasetindeki jeopolitik değeri açısından da önemli bir kale olarak yorumlanabilir. ABD'nin özellikle Orta Doğu siyasetinde Çin'i bölgeden tamamen çıkartma ihtiyacını gidermek için en zayıf halka olarak aslında İran'ı gördüğünü söylemek mümkün çünkü Çin yatırımlarıyla birlikte İran'a geldi. İran aynı zamanda Kuşak ve Yol Projesi'ne dâhil edilmiş bir ülke ve doğalgaz projelerinin aktif üyesi. Bununla birlikte Çin İran petrolünün %24'ünü tek başına alan ve bu anlamda birinci sırada yer alan en büyük pazar İran açısından. Dolayısıyla Çin İran'ı aynı zamanda var olan ekonomik gücünü siyasi güçle perçinleştirebileceği bir kale olarak görürken, Rusya açısından da İran aynı zamanda ABD'nin bölge siyasetinde kendince yeniden bir inşa sürecine girmesinin bariyerlerinden birisi olarak görülüyor, çünkü İran bu ülkelerin savunma pazarı olması açısından da kıymetli bir aktör onların gözünde. Nitekim bu savunma alanının Şanghay İşbirliği Örgütü'ne taşınması gibi bir durum da söz konusu. İran daha önceden gözlemci statüsündeydi, BM yaptırımları olduğu için ŞİÖ'ye katılamıyordu. Yaptırımlar kalktıktan sonra bu tekrar gündeme geldi ve bu sürecin yakında başlayacağını söyleyebiliriz. Çin açısından hem ekonomik hem de jeopolitik açıdan İran değerli. Bir de şunu atlamayalım; özellikle İran, Pakistan ve Hindistan doğalgaz hattının en büyük finansörü Çin. Yaptırım kararı geldiğinde Çin finansal sistemini İran'a açacağını söyledi, kredi vereceğini söyledi. Çünkü Çin şunu da istiyor aslında bir taraftan, ABD'nin gözünü dikmiş olduğu Asya Pasifik bölgesindeki LNG pazarını İran üzerinden domine ederek ABD'yi dengeleme girişimi olarak da bunu görebiliriz. Bu nedenle Çin açısından İran aslında bir joker kartı gibi ABD'yi hem bölge siyasetinde hem de küresel siyasette dengelemek açısından. Kolaylıkla vazgeçeceğini düşünmüyorum. Küçük pürüzler olabilir ve vaatlerde de bulunulacaktır, bunlardan bazılarında geri adım atılacaktır muhakkak ama Avrupa Birliği'nin de bu kadar sert bir tutum aldığı noktada Çin'in geri adım atmasını beklemek çok iyimser bir yaklaşım olur diye düşünüyorum."

    ‘TÜRKİYE BU SEFER AMBARGOYA KARŞI MUAFİYET ELDE EDEMEZ'

    Türkiye'nin komşusu olan İran'dan resmi olarak tek doğalgaz alan ülke olduğunu fakat ambargoya karşı daha önceki dönemde aldığı gibi bir muafiyet almasının koşulları zor olduğu ifade eden Sağlam, ABD'nin ambargoya uyulmasını Türkiye'ye şart olarak koşacağını belirtti:

    "Türkiye direnme koşullarını sadece İran'daki söz konusu durum olsaydı belki masaya daha güçlü bir şekilde gidebilirdi. Çünkü İran kendisinin komşusu, resmi olarak ondan doğalgaz alan tek ülke ve petrolünün %9'unu İran'dan alıyor. Geçtiğimiz ay İran petrolü rekor kırarak Irak'tan alınan petrol oranlarını da geçmişti. Daha önceki dönemlerde yine ABD ambargosu vardı fakat Türkiye'nin muafiyet aldığı yaptırımlar BM yaptırımlarıydı ve BM çatısı altında görüşülerek Türkiye'ye bu muafiyet verilmişti. Şimdi Türkiye'nin önünde iki tane engel var. Birincisi, ABD yaptırımlarının zamanlamasıyla alakalıdır. Türkiye de aynı zamanda şu anda ABD'den yaptırımlar görüyor. Çünkü Rahip Brunson Davasının bir türlü çözülemiyor olması, bunun iki ülke arasında bir kriz faktörü haline dönüşmesi, Gülen'in iadesi, Halk Bank Davası, Hakan Atilla'nın iadesine dönük taleplerinin iletilmesi ve bu alanda yaşanan uyuşmazlık, bunların doğru zamanda doğru bir biçimde ifade edilememesi iki ülke arasında ilişkileri zaten germiş durumda. Buna bir de daha önce muafiyet verilip, bu muafiyeti kötü kullandığı tespit edilen adli bir dava haline getirilen bir ülke profili olarak da baktığımız zaman Türkiye'ye dönük soru işaretlerinin ve olumsuz koşulların etkisinin daha çok arttığını görüyoruz. Bunun yanında Türkiye'nin aynı zamanda Rusya'yla yakın bir ilişki yürütmesi ve NATO içerisinde bir gerilime de neden olması eklendiğinde Türkiye aslında masaya daha önce olmayan üç koşulun ağırlığı altında gidecek. Ekonomik olarak da Türkiye şu anda bir kriz yaşıyor, bunu toparlayamıyor, borçlanması korkunç düzeylere varmış durumda, ekonomik olarak güçsüz, siyasi olarak kafası karışmış ve daha önceki yaptırımlar konusundaki geçmişinde sabıkası tespit edilmiş bir durumda, en azından ABD'deki adli davayı dikkate aldığımızda. Dolayısıyla Türkiye'nin bu anlamda zor bir müzakere masasında olacağını söylemek mümkün ve ABD'nin artık bir ricadan ziyade Türkiye'ye bunu şart koşacağını öngörüyorum."

    İlgili konular:

    'Rusya ve Çin ABD’nin ‘Aşil Topuğunu' buldu'
    'Rusya ve Çin, ABD’nin ‘Aşil Topuğunu' buldu'
    ‘Trump'la birlikte ABD için en büyük tehdit artık Rusya değil Çin ve Avrupa'
    ‘Vitrinde ABD ve Kuzey Kore görünse de perde arkasında, Rusya ve Çin'in de olduğu altılı formüle uyuluyor’
    ‘ABD, gerileyen gücünü yeniden kazanmak için Rusya ve Çin'i hedef alıyor'
    Etiketler:
    Yaptırım, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS, NATO, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD Başkanı Donald Trump, Recep Tayyip Erdoğan, İran, Çin, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın