13:41 16 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Türkiye, Suriye üzerindeki emperyal iddiasından vazgeçmedi’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 37

    Fatih Yaşlı’ya göre Türkiye, Suriye’deki emperyal iddiasından vazgeçmedi. Hedef, ABD ile gerilimi kullanarak Rusya’nın İdlib operasyonunu engellemek. Erdoğan’ın ABD ile uzlaşı aradığını belirten Yaşlı, İslamcılarin ABD ile varoluşsal ilişkisine dikkat çekti.

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan'ı ağırladı. (24.08.2018)
    © REUTERS / Alexander Zemlianichenko
    Dikkatler Suriye ordusunun Rusya Federasyonu ile İran'ın desteğiyle İdlib'teki cihatçılara yönelik operasyonuna çevrilmişken, gelişmelerin odağındaki ülke olarak Türkiye'nin ABD, Rusya ve AB üçgenindeki pozisyonları tartışılıyor. Türk hükümetinin Moskova'daki üst düzey temaslarını müteakiben, Ankara'da ABD Kongre heyeti ağırlandı. AB ile de sonbaharda diplomasinin hareketlenmesi bekleniyor. Bu koşullarda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun son açıklamasında ‘dengeli dış politika' vurgusu dikkat çekti.

    Gelişmeleri Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.

    ‘İLKESİZLİĞE VARAN PRAGMATİZM'

    Fatih Yaşlı, Türk hükümetinin ‘denge politikası değil, sıkışmışlığın ürünü olan ilkesizliğe varan bir pragmatizm siyaseti' güttüğünü söylerken, iktidarın dış politika hedeflerini beka kaygısıyla belirlediği görüşünü dile getirdi:

    "İzlenen politika bir denge politikası mı yoksa sıkışmışlığın bir ürünü olarak bir tür şark kurnazlığı ile icra edilmeye çalışılan benim ‘Kayserili halı tüccarı mantığı' diye müstehzi bir ifadeyle dalga geçtiğim tutum mu, buna bakmak lazım. Ben denge politikasından ziyade iktidar partisinin çoğu zaman ilkesizliğe varan pragmatizmiyle ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum. Özellikle Suriye meselesine baktığımızda bunu defalarca kez görebiliyoruz. Bir dönem Rus uçağı düşürebiliyorsunuz, ‘Gerekirse tekrar düşürürüz' diyorsunuz. Bir dönem Amerika Birleşik Devletleri ile eğit-donat kapsamında cihatçıları eğitiyorsunuz. Sonra bir dönem tekrar Rusya ile barışıyorsunuz ve İdlib'te Rusya'nın koordinatörlüğü ekseninde bir gözlem noktaları oluşturabiliyorsunuz. İranlı milislerle zaman zaman sahada karşı karşıya geliyorsunuz. Ama tamda Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a uyguladığı yaptırımlar ve Brunson krizi nedeniyle, en azından burada somutlaşan hadiselerle birlikte İran'a yaklaşabiliyorsunuz. Dolayısıyla ben bunun dengeden ziyade bir tür beka kaygısı, Türkiye için olan bir beka kaygısı değil, kendi iktidarları adına bir beka ve ikbal kaygısından kaynaklandığını düşünüyorum. Bir dönem AB ile ipleri koparıp idamı getirmekten söz etmek ama Amerika Birleşik Devletleri ile kriz çıktığında birdenbire Avrupa Birliği'ni hatırlamak, Avrupa Birliği'ni hatırladığınız anda örneğin iki tane Yunan askerini serbest bırakmak, bunun gibi birtakım geçmişten bugüne daha çok ilkesizliğe varan pragmatizm diyebileceğimiz bir siyaset var. Ben bunun dengeli, rasyonel bir siyaset olduğunu düşünmüyorum."

    ‘AKP, YENİ OSMANLICI HEVESLERİNDEN VAZGEÇMİYOR'

    Yaşlı, iktidarın Avrupa Birliği ve ABD arasında devam eden krizden yararlanan bir strateji izlediğini belirtti. Yaşlı'ya göre hükümet, Suriye üzerindeki emperyal iddialarından vazgeçmedi. Yaşlı, Türkiye'nin esas hedefinin Suriye ordusunun olası bir İdlib operasyonunu engellemek olduğunu belirtti:

    "Emperyalist devletler arasındaki mevcut kriz Almanya, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, AKP iktidarının bu boşluklara, kriz durumuna oynamasını kolaylaştırıyor. Emperyalist hiyerarşi içerisindeki bu kavgalar üzerinden nemalanmaya çalışan bir strateji ile karşı karşıdayız. Bu ciddi ölçüde ilkesizliğe varan bir pragmatizm. Suriye meselesinde de benzer bir durum söz konusu. AKP bir yandan Astana'da Rusya ile Suriye meselesine dair bir süreç yürütüyor. Astana'dan çıkan kararlara bakıldığında Suriye'nin bağımsızlığının tanındığından, Suriye'nin egemen bir devlet olarak kabul edildiğinden bahsediliyor. Öte yandan, şu an fiili duruma bakıldığında Türkiye, Suriye topraklarının bir bölümünde hem asker bulunduruyor aynı zamanda Şam'a, merkezi hükümete ve onun ordusuna alternatif bir hükümet yaratmaya, bir ordu yaratmaya çalışıyor. Türkiye'nin şu an askerinin olduğu yerlerde Şam'dan azade ayrı bir rejim var, Şam'dan azade ayrı bir ordu var. O açıdan bakıldığında ortada sahiden garabete varacak bir ölçüde dış politika tutumu olduğunu söyleyebiliriz. AKP bir yandan yeni Osmanlıcı heveslerinden Suriye üzerindeki emperyal iddialarından vazgeçmiyor. Ülkenin belli bir bölümünü kontrol altında tutmaya devam ediyor. Şam rejimine düzenli bir düşmanlık besliyor. Bu husumet hiçbir şekilde değişmiyor. Batılı ülkeler Suriye'ye yönelik kimyasal saldırı mizansenini bahane edip füze saldırısı yaptıklarında Türkiye'den gelen ilk açıklamalar genelde bu füze saldırılarının yetersiz olduğu, bunların sonuna kadar götürülmesi mantıksal sınırlarına uzatılması yani Suriye'ye yönelik bir işgal çağrısına kadar gidebiliyor. İdlib'te de benzer bir durum var. Bir yandan İdlib'teki El Kaide diye adlandırılan ‘cihatçıların ılımlısından' Nusrasına kadar uzanan genişlikte cihatçıların kontrolünde olan aynı zamanda AKP iktidarının himaye ettiği bir bölge söz konusu. Öte yandan bu bölgede Rusya ile koordineli bir şekilde gözlem noktaları kurulmuş durumda. Bu gözlem noktalarının kuruşundaki birtakım görüntüleri hatırlayalım. Nusra yeni adıyla HTŞ ile birlikte aslında ordu o gözlem noktalarını kurabildi. Orada da cihatçılarla bir koordinasyon söz konusu. Şimdi oradan gelen haberlere göre deniliyor ki Türkiye, ılımlı cihatçılarla radikal cihatçıları ayıracak. Astana'da terörist olarak kabul edilen gruplar imha kapsamına alınacağı için bunların bir şekilde ılımlıların arasına katılması söz konusu olacak. Sahayı iyi bilenler diyor ki ‘Hayır. Böyle bir durum söz konusu değil. Ilımlılarla radikallerin ayrılmaları çok kolay söz konusu olmayacak'. Dolayısıyla şu an Türkiye'de iktidarın yapmaya çalıştığı şey özellikle ABD ile arasındaki gerilimi de bir şekilde kullanarak Rusya'yı Suriye'nin biraz daha operasyonu geciktirmesine ikna etmek. Esas amaç; şu an Türkiye'nin İdlib eksenindeki dış politikasının Suriye'nin olası bir İdlib operasyonunu durdurmak, engellemek olduğunu, bunu yapamıyorsa bile geciktirmek olduğunu bize gösteriyor."

    ‘AKP İKTİDARI, ABD İLE BİR UZLAŞI ZEMİNİ BULMAK İSTİYOR'

    Yaşlı'ya göre Erdoğan hükümeti ABD ile bir an önce uzlaşı zemini bulmak istiyor zira İslamcılarla ABD arasında varoluşsal bir ilişki var:

    "Emperyalizmle olan ilişkilerde zaten mutlak bir ast-üst ilişkisi, emir komuta ilişkisi olmaz. Üstteki ile alttaki ülke arasında zaman zaman birtakım krizler, çatlaklar, kopuşlar yaşanabilir. Alttaki ülkenin her zaman üstteki ülke karşısında birtakım göreli özerk pozisyonları olmuştur. Geçmişten bugüne Türkiye için de bu böyledir. Johnson Mektubu'na bakabiliriz, Kıbrıs müdahalesine bakabiliriz, haşhaş ekiminin yasaklanması meselesine, İncirlik'in bir dönem kapatılma meselesine bakabiliriz. Bunlar olmuştur. Bugün bakıldığı zaman AKP'nin 1980 öncesi Türkiye'de merkez sağ ya da merkez sol siyasetçilerin ABD'ye karşı zaman zaman alabildikleri tavrın çok uzağında tavırlar aldığını anti-emperyalizm söyleminin bütünüyle retorikten ibaret olduğunu görüyoruz. ABD'nin yaptırımlarına karşı Türkiye'den tek bir reel yaptırımın gelmemesi bunun dışında İncirlik meselesinin ya da NATO üyeliği meselesinin hiçbir şekilde konuşulmuyor olması, bilakis hem Erdoğan'ın hem de Çavuşoğlu'nun Amerikan medyasına yazmış olduğu makalelerde ‘Türkiye, NATO üyesi bir ülkedir. Geçmişte Sovyetlere karşı ne güzel savaşmıştık. Kore'de, Vietnam'da, şurada burada, Afganistan'da size sürekli destek vermiştik' geçiyor. Sürekli bunu hatırlatıyor olmaları aslında Türkiye İslamcılığını ABD ile ilişkilerini, emperyalizmle olan ilişkilerini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. İslamcılarla ABD arasında varoluşsal bir ilişki var. AKP'nin asıl derdi ABD ile ilişkileri eski rayına oturtmak, bir an önce ABD ile bir uzlaşı zemini bulmak. Ama bu birtakım nesnelliklerle birlikte kolay kolay gerçekleşmiyor."

    ‘İDLİB'DE HANGİ EKSENDE DURULDUĞU SAFLARI GÖSTERİYOR'

    Türkiye hala Batı ekseninin bir parçası olarak hareket ettiğine dikkat çeken Yaşlı, Şam'a yeniden saldırı düzenlenmesi halinde de Erdoğan yönetiminin bu saldırıyı alkışlayacağı öngörüsünde bulundu:

    "İdlib'teki pozisyonda AKP iktidarının kimlerle aynı safta olduğunu bize açık bir şekilde gösteriyor. Bugün İdlib'e operasyon yapılmasını isteyen eksen neresi? Rusya, İran ve Suriye. İdlib'e operasyonu bir şekilde geciktirmeye çalışan, eğer kimyasal kullanılırsa saldırırız diyen, İdlib'te insani durumdan bahseden, göç konusunda uyarı yapan eksen neresi? Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Körfez monarşileri ve Türkiye. Türkiye'nin Astana sürecinde Rusya ve İran ile masada olması ya da S-400 pazarlıklarını devam ettiriyor olması da şu an Suriye'deki nesnel konumunu değiştirmiş ya da dış politikadaki geleneksel tavrını değiştirmiş anlamına gelmiyor. Türkiye hala batı ekseninin bir parçası olarak hareket ediyor. Suriye meselesine o eksenden bakıyor. Ancak iktidarın kendi ikbal ve beka kaygısı sahada zaman zaman pragmatist adımlar atmasını gerektiriyor. İdlib meselesinde de böyle bir sürece tanıklık edeceğiz. Batı, İdlib operasyonunu engellemeye çalışırsa AKP iktidarı bundan büyük bir sevinç duyacaktır. Hele hele ülkenin kuzeyinde bir hava koridorunun kapatılması meselesi ve yeniden Şam'a yönelik bir saldırı olursa AKP iktidarı bunu alkışlayacaktır. Öte yandan ise el altından Halep'te olduğu gibi Rusya ve İran ile kendi kişisel bekasını devam ettirmek adına pazarlıklarını sürdürecektir. Halep'te olduğu gibi bir gece cihatçıları satması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır."

    ‘TÜRKİYE, ALMANYA'NIN TRUMP'LA YAŞADIĞI KRİZİN MERKEZİNDE DEĞİL AMA…'

    Yaşlı, Almanya'nın Trump'ın Türkiye ile yaşadığı krizde gümrük tarifelerini silah olarak kullanmasından rahatsız olduğuna dikkat çekti. Almanya'nın Rusya ve Çin'e yöneldiği izlenimi verdiğini belirten Yaşlı, bunun Trump'ın korumacılığına karşı geliştirilen ekonomik bir tutum olduğunu belirtti:

    "Almanya merkezli Avrupa Birliği'nin Amerika Birleşik Devletleri ile şu konjonktürde yaşadığı krizin gerisinde ya da merkezinde Türkiye yok. Bu krizin gerisinde Trump'ın küreselleşme karşıtı diyebileceğimiz tırnak içerisindeki pozisyonu var. Ulusal ekonomilerin güçlendirilmesi, sınırların gümrük tarifelerinin yeniden yükseltilmesi, global ticaretin bir tür akamete uğraması gibi durum söz konusu. Dolayısıyla bir tarafta kendi ulusal ekonomisini duvarların ardına çekerek korumak isteyen bir Amerika Birleşik Devletleri var. Öte tarafta ise her yıl düzenli olarak cari açık fazlası veren bir Almanya, biraz daha uzakta da bir Çin var. Mesele aslında ulusal sınırlara dayalı bir kapitalizm mi yoksa küresel kapitalizm mi kavgasına dönüşmüş durumda. Bir tarafta serbest ticareti savunanlar var, öbür tarafta ise korumacı politikaları savunan bir Trump var. Bu kavga öylesine devam ederken Trump'ın Türkiye ile olan krizde gümrük tarifelerini bir silah olarak kullanması aslında biraz Almanya'yı da rahatsız etmiş gibi görünüyor. Çünkü benzer uygulamaları bir süre sonra Avrupa için de göreceğiz, Latin Amerika için de göreceğiz, Uzakdoğu için de göreceğiz. Almanya şu an giderek sanki Rusya'ya ve Çin'e yaklaşan bir tutum içerinde görünüyor. Ben bunun siyasi olmaktan ziyade Trump'ın korumacılığına karşı geliştirilen ekonomik bir tutum olduğunu ve konjonktürel olduğunu düşünüyorum. Almanya da eninde sonunda Batı ekseninin bir parçası, oradan radikal bir kopuş görmüyorum. Türkiye'ye bakışları da bununla ilgili. Türkiye'ye ihracat yapmaları lazım. Alman firmaları Türkiye'de ciddi ölçüde etkililer. Yani Alman emperyalizmi Türkiye üzerinde etkili. Bunun dışında göç meselesi var. Türkiye'nin yaşayacağı büyük krizler göçmen meselesini tetikleyebilir. Almanya göçmen meselesinden son derece endişe ediyor."

    ‘TÜRKİYE'Yİ KAYBETMEYELİM, AVRUPA'NIN PARÇASI OLMAYA DEVAM ETSİN AMA…'

    Yaşlı Avrupalıların Türkiye mali sisteminin yaşayacağı krizden kendilerini de ilgilendirdiği için endişe duyduklarını belirtirken, bunun AB üyeliğine davetiye de içermememesine dikkat çekerek şu değerlendirmeleri yaptı:

    "Bunun dışında Türkiye'nin mali sisteminin Avrupa bankalarıyla olan doğrudan bağlantısı da hem Almanya'yı hem Fransa'yı bu konu üzerinde endişelendiriyor diye görüyorum. Avrupa Birliği'nden ziyade Avrupa demek lazım, Avrupa Birliği öyle ya da böyle birtakım ilkeleri olan bir birlik. Dolayısıyla Türkiye'ye dikkat edin, ‘Avrupa Birliği'ne gelin' denmiyor. Tam da Macron'un dünkü açıklaması buna tekabül ediyor. ‘Türkiye diye bir gerçek var. Ama bu Türkiye bizim 1920'lerde bildiğimiz, yüzünü batıya dönmüş, laik, aydınlanmacı Türkiye değil, burası Erdoğan'ın otoriter İslami rejimi artık. Tamam, ilişkileri sürdürelim fakat başka bir statü tarif edelim' diyorlar. Bunu zaten Almanya'da, Fransa'da yıllardır söylüyor. Hem Almanya hem Fransa, ‘Evet Türkiye'yi kaybetmeyelim. Türkiye Avrupa'nın bir parçası olmaya devam etsin. Ama bu nüfusu ile bu ekonomisi ile bu az gelişmişliğiyle sınırlarıyla Avrupa Birliği'nin doğrudan üyesi olamaz' diyor. Kimi zaman imtiyazlı ortaklık teklif ediliyor, kimi zaman başka bir pazarlık süreci devreye giriyor. Ben Macron'un da ‘Türkiye'yi Avrupa kapısına bağlayalım. Ama bunu adı üyelik ve müzakere süreci olmasın' şeklinde bir bakış açısına sahip olduğunu düşünüyorum."

    ‘ALMANYA, YUNANİSTAN'A YAPTIĞI GİBİ TÜRKİYE'YE DE BİR KURTARMA PROGRAMI HAZIRLAYABİLİR'

    Yaşlı'ya göre, Avrupa ile olan ilişkilere dünya kapitalist sistemi ekseninde bakmak gerekiyor. Yaşlı, Almanya'nın Yunanistan'a yaptığı gibi Türkiye'ye de bir kurtarma programı hazırlayabileceğini, bu şekilde Türkiye'yi kontrolü altına alacağını belirtti:

    Ocak 2016'da Atina'da çiftçilerin Yunan hükümetinin emeklilik reformunu protesto için bedava dağıttığı mandalinalar kapışılırken izdiham yaşanmıştı.
    © REUTERS / Alkis Konstantinidis/File Photo
    "Rusya ile Türkiye arasındaki yakınlaşma özellikle liberal okuma şöyle bakıyor meseleye: Bir tarafta Putin var, bir tarafta Erdoğan var. Bunlar ikisi de otoriter liderler, tek adamlık rejimleri. Fakat liberal bakış meselenin sınıfsal özünü bir şekilde kaçırıyor. Buna hiçbir zaman bakmıyor. Hangi sermaye grupları var? Türkiye'nin düzeni emperyalist sistem içerisinde nerede, bunları görmezden geliyor. Tam da bu nedenle Avrupa Birliği ile olan ilişkileri AB kriterleri üzerinden değil de neo-liberalizm ilkeleri üzerinden kurmaya çalıştıklarını söyleyebiliyoruz. Avrupa Birliği ile bu yakınlaşmanın neticesi muhtemelen Almanya'nın tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi Türkiye'nin krizine karşı bir kurtarma programıyla Türkiye'yi bir şekilde tamamen kontrolü altına alması gibi bir durum söz konusu olabilir, bir finans kapital egemenliği üzerinden. Fakat öte yandan Almanya Avrupası IMF'ye de dair birtakım rezervler koymuş durumda. Orada da birtakım çizgiler çekilmeye çalışılıyor. Her şeye rağmen Türkiye'nin kapitalist sisteminin artık içinden çıkılamaz bir krize girdiğinde eninde sonunda gidip hem Avrupa Birliği ile Almanya ile hem de Amerika Birleşik Devletleri ile uzlaşmaya mecbur kalacağını, emperyalist sistemden bir kopuşun iktidar açısından eğer intihar etmeye karar vermemişlerse, çok ciddi bir kopuşu göze almıyorlarsa orayla oturup tekrar konuşacaklarını ve sistemin bir parçası haline geleceklerini düşünüyorum. Avrupa ile olan ilişkilere dünya kapitalist sistemi ekseninde bakmak gerekiyor."

    Etiketler:
    Avrupa Birliği, NATO, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İdlib, İran, Avrupa, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın