03:05 26 Eylül 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye kaybeden bir pozisyona sürükleniyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 76

    Cahit Dilek’e göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tahran zirvesinde olmayacağını bildiği ‘ateşkesi’ gündeme taşıması manidar. Zirvenin Astana sürecinin bittiğini gösterdiğini belirten Dilek, İdlib’de sona yaklaştıkça Ankara’nın ABD’ye yakın tavır aldığı ve kaybeden bir pozisyona sürüklendiğini söyledi.

    Astana sürecinin ortakları olan Rusya Federasyonu-Türkiye ve İran liderlerinin Tahran’da düzenledikleri İdlib’in ana gündem maddesi olduğu zirve 12 maddelik bir sonuç bildirisiyle sona erdi. Suriye ordusu, Rusya ve İran’ın desteğinde İdlib’de BM terör örgütleri listesindeki El Kaide ve IŞİD’ı temizlemeye hazırlanırken, zirveye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘ateşkes çağrısı’ yapılması talebi damgasını vurdu. Rusya lideri Putin terör örgütlerinin masada bulunmadığını anımsatınca Erdoğan ‘silah bırakma çağrısını’ gündeme taşıdı.

    Tahran zirvesi ve sonuçlarını 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek ile konuştuk.

    'ASTANA SÜRECİNİN DE BİTTİĞİNİ GÖSTERDİ'

    Dilek’e göre Tahran zirvesinden çıkabilecek hiçbir sonuç yok. Dilek, sadece zirvede iyi niyet bildirileri dışında somut bir karar olmadığını vurguladı. Dilek, bugün yapılan zirvenin Astana sürecinin de bittiğini gösterdiğini söyledi: "Bu üçüncü zirve Astana sürecinin de bittiği bir zirve olacaktır diye söylemiştim. Çünkü Astana formu süreci bu çatışmasızlık bölgelerini sonuçlandırmak üzere yapılmıştı. Son nokta İdlib’e geldik. İdlib ile iş biterse o süreçte tamamlanmış olacaktı. Astana sürecinde tespit edilen karar verilen anayasa komitesiyle otomatikman Cenevre sürecine bağlandı çünkü BM Özel Temsilcisi grup başkanlığına atandı. Dolayısıyla bir şekilde Astana süreci rolünü tamamlamış oluyor gibi.

    Zirvedeki polemik bana şunu gösterdi, yanlışlıkla mı oldu bilemiyoruz. Garantörler arasında mutabakat olmadığını bir şekilde deşifre etti oradaki görüntü. Zaten hem karşılıklı yapılan açıklamalara da baktığımızda Rusya ve İran’ın birbirine daha yakın olduğunu gördük. Türkiye de onların karşısında bir pozisyon alıyor. Her ne kadar 3 tane garantör sanki ortak hareket ediyormuş gibi duygusu verdi. Televizyonlar önünde yaşanan bu kısa tartışmada mutabakat olmadığını deşifre etti. Bu 12 maddelik karar ile ilgili ‘dağ fare doğurdu’, hiçbir sonuç yok. İyi temenniler var, iyi niyet bildirileri var, onun dışında somut bir karar görmüyoruz."

    'TÜRKİYE’NİN MENBİÇ VE FIRAT’IN DOĞUSU KONUSUNDA SURİYE VE RUSYA’YI DIŞLAMASI ABD İLE İŞ TUTTUĞUNU GÖSTERİR'

    Türkiye’nin Menbiç ve Fırat’ın doğusunda Suriye ve Rusya’yı dışlaması Dilek’e göre ABD ile iş tuttuğunu gösterir. Dilek, Türkiye’nin attığı adımların batı ile hareket ettiğini açıkça ortaya koyduğunu belirtti: "Bugüne kadar yapılan açıklamalara bakarsanız, operasyonların durdurulma talebimiz var bizim, benzer açıklamaları Amerika ve Batı da yapıyor ama onlarınınkinin biraz daha sözde kaldığını bir şekilde bu üçlü garantör arasındaki çarkları daha da derinleştirmek üzere batının bu işi söylediğini, özellikle Amerika’nın bu söylemi kullandığını ben düşünüyorum. Onun haricinde Türkiye’nin özellikle Menbiç ve Fırat doğusunu, Suriye ve Rusya’yı dışlayarak ABD ile görüşüyor olması Türkiye’nin ABD ile iş tuttuğunu, kendilerine ait olmayan bir toprağı ABD ile kendi aralarında paylaşıp sorunu çözmeye çalışan ülkeler durumu var ki bu tamamen batı ile hareket ettiğini gösteren başka bir konu."

    'ATEŞKESE HİÇBİR ZAMAN TERÖR ÖRGÜTLERİ DAHİL OLMADI'

    Dilek, Erdoğan’ın açıklamalarının anlaşılmaz olduğunu, hiçbir zaman terör örgütlerinin ateşkese dahil olmadığını ifade etti. Dilek, Erdoğan’ın daha önce mutabık kalınmış maddelere karşı bu çıkışının iç kamuoyuna oynamak olabileceğine dikkat çekti: "Putin çok nadir bir şekilde uyarmış oldu. Çünkü Astana sürecinde alınan kararlarda da bu var. Yani hiçbir zaman ateşkese terör örgütleri dahil olmadı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha bir hafta önce terör listesine aldıkları HTŞ’ye karşı ateşkes çağrısında bulunmasını çok anlaşılmaz buldum. Putin de olabildiğinde diplomatik şeyler içerisinde sert tepki gösterdi bence. Açıklamak durumunda kaldı, ruhuna hareket ediyoruz, karara da bunu koyduk dedi. Cumhurbaşkanlığı daha önce mutabık kalınmış 12 madde hilafına orada bütün basının önünde çıkış yapmasına acaba iç kamuoyuna mı oynadı, çünkü olmayacağını bildiği bir şeyi gündeme getirmesini manidar buldum."

    'YPG EŞ ZAMANLI OLARAK AFRİN’DE SALDIRIYA GEÇEBİLİR'

    Dilek, İdlib’de operasyon başlarsa, YPG’nin eş zamanlı olarak Afrin’de saldırıya geçebilme ihtimaline değindi. Dilek, Türkiye’nin İdlib’te sona gelindikçe ABD’ye daha yakın bir tavır aldığına dikkat çekti: "Türkiye, Rusya ile işbirliği yaparak aynı zamanda Amerika ile işbirliği yaparak Suriye’de iki tarafa da mavi boncuk dağıtıyor. Bu mavi boncuk dağıtmasının zararını da bir şekilde ödemeye başlıyoruz. Mavi boncuk dağıtıyoruz ama ne ona ne ona yaranamıyoruz ve Türkiye sanki İdlib’den sonra bu işin biteceğini görmüş olacak ki Amerika’ya daha yakın bir tavır alıyor. Bunun altyapısı hazırlandı aslında. Bu NATO zirvesi kararlarından başlayarak bir şekilde İdlib’de çıkacak olan fırtına yani BM’nin tanımladığı şekilde o kusursuz fırtına ile birlikte Türkiye’nin ABD veya NATO’dan bir yardım isteyecek bir ihtiyacı olacak.

    Bir şekilde sınırlarımıza, güneyimize, Hatay bölgesine NATO veya Amerikan askerlerinin gelmesiyle birlikte Türkiye tamamen eski rolüne dönmüş olacaktır. Rusya ile ilişkilerimiz bir şekilde etkiler mi diye bir soru gelebilir. Bana göre etkilemez. 2015 uçak düşürme deneyimini yaşadı ülke. Ekonomik sıkıntılar yaşadılar. Ondan sonra enerji projelerinde Rusya istediğini aldı. Suriye bağlamında zaten işi de bitti. Türkiye’nin masa dışında olduğunu görüp ona masada bir rol verme adı altında hem Fırat Kalkanı hem de Afrin’de, Rusya bir şekilde Türkiye’yi masanın bir köşesine oturttu. Bunun karşılığında da Fırat’ın batısındaki Suriye egemenliğinin yayılmasında Türkiye’nin desteğini almış oldu. Amerika tarafına geçip Rusya ile ilişkilerin diğer alanlara zarar vermeyecek şekilde Suriye’de biraz daha sıkıntılı bir döneme gireceğini görüyoruz. Afrin’de, Fırat Kalkanı bölgesinde aslında kontrolümüzün bir şekilde zayıfladığına yönelik bilgiler var. Eğer İdlib’te bir operasyona yoğunlaşılır ise bununla eş zamanlı olarak YPG’nin Afrin’de orayı kurtarma adı altında bir saldırıya geçeceğine yönelik duyumlar geliyor bize bölgeden. Dolayısıyla Türkiye bir şekilde orada şu ana kadar Rusya’nın açtığı sahada bir şeyler yaptı ama sanki orayı terk etmek zorunda kalacak gibi bir sıkıntı var. Türkiye, İdlib’den göç edecekleri sınıra yakın bölgede tutmayı planlıyor ama o kadar kişi gelirse sınırda nasıl tutacaklar, çok büyük bir soru işareti."

    'YPG’NİN KUZEY VE DOĞU SURİYE’Yİ ÖZERK BÖLGE İLAN ETTİĞİ HABERLERİ AMERİKAN HAMLESİ'

    Dilek’e göre, YPG’nin Kuzey ve Doğu Suriye’yi özerk bölge ilan ettiği haberlerinin zirve gününde çıkması bir ABD hamlesi olarak değerlendirilmeli. Dilek, bu haberin Rusya, İran ve Türkiye arasındaki işbirliğini bozmak için dolaşıma sokulduğunun altını çizdi: "YPG’nin Kuzey ve Doğu Suriye’yi özerk bölge ilan ettiği haberleri vardı bugün. 2016 yılında ilan edilen Kuzey Suriye Federasyonu uygulamasının devamı niteliğinde aslında ve tam da bu zirve gününde bu haberin girmiş olması da ilginç.

    Bir Amerikan hamlesi olarak görmek lazım bunu. Rusya, İran ve Türkiye arasındaki işbirliğini bozacak şekilde gelen bir haber olarak görmek lazım. Burada benim Suriye’de orta vadede gördüğüm şu: Amerika’nın el altından, ‘Gel, Fırat’ın batısında mezhepçi, cihatçıların kontrolünde olan bir bölge kuralım, Fırat’ın doğusunda da Kürtlerin hakim olduğu bir bölge kuralım. Bunları birleştirelim. Orada bir federasyon haline gelsinler. Senin de orada etkinliğin olsun’ gibi bir havucu Türkiye’ye sunduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin buna sevinerek baktığını düşünüyorum ama burada Afrin ve Menbiç’i de düşünecek olursak bu ilan edilecek Kuzey ve Doğu Suriye Federasyonu bölgesi adı altında Kürtlerin etkin olacağını görüyoruz artık. Orada İdlib’te ağırlıklı olarak orada kalacak. Cihatçılar üzerinden Türkiye orada ne kadar bir etki  edebilir Suriye tarafında, o da tabii soru işareti.”

    'PKK’YA KARŞI ATEŞKES İLAN EDİN DERLERSE NASIL CEVAP VERECEĞİZ?'

    Dilek, Türkiye’nin kaybeden bir pozisyona sürüklendiğini belirtti. Dilek, Erdoğan’ın zirvede dile getirdiği ateşkes isteğini kastederek, “PKK’ya karşı ateşkes ilan edin derlerse, nasıl cevap vereceğiz?” dedi: “Daha önceki iki seferde Amerika operasyonlarını alkışlayan Türkiye, üçüncü seferde de Erdoğan’ın Putin ve Ruhani’nin yüzüne baka baka Esad’a yönelik ağır suçlamalarda bulunması yeni bir kimyasal saldırı iddiası ortaya atıldığında Amerika’nın tarafında yer alacağını, alkışlayacağını gösteriyor. Fakat burada öyle bir durum oluşturuldu ki bu kimyasal saldırı konusu Rusya, Suriye tarafını da bir şekilde harekete geçirebilir. Bu konu kimyasal saldırı olmasa bile sanki olacakmış gibi bir hava yaratılması saldırı olmadan önce Suriye ve Rusya’yı daha hızlı bir şekilde operasyon yapmaya tahrik edebilir. Dolayısıyla burada sıkıntılı bir durum var. Her ikisi de Türkiye’nin işine gelmeyecek bir durum olacak. Kimyasal saldırı olsa da bu HTŞ tarafından yapılsa da Türkiye’ye zarar verecek bir durum, öbür türlü de bir zararı olacak. Her iki durumda da Türkiye kaybeden bir pozisyona sürükleniyor.

    'HTŞ’yi ikna etmeye adayım' demek, 'Ateşkesi uzatalım' demek, yani Türkiye orada bir söylem geliştirirken kendisinin uğraştığı sorunlara yarın aynı reçeteyi Türkiye’ye sunmayacaklarını düşünmemek bana büyük bir hata gibi geliyor. PKK’ya karşı ateşkes ilan edin derlerse, nasıl cevap vereceğiz? Bunun bir karşılığı yok. Suriye politikamızdaki en temel yanlışın Esad’ı dışlamak olduğunu, gömleğin birinci düğmesinin yanlış iliklendiğini düşünüyorum. Bunun yanında söylemler ve kavramlardaki ılımlı muhalif kavramının da yarın bir gün bizim başımıza bela olacağını, bize karşı kullanılacağını düşünüyorum. Bunun örneği PKK’yı herkes terör örgütü kabul ederken PYD-YPG’yi kabul ediyorlar. Yarın bize deseler ki ‘PYD-YPG, Suriye’deki ılımlı muhaliflerdendir. Biz onu öyle görüyoruz. Sen diğer ÖSO’cuları nasıl görüyorsan biz de onları öyle görüyoruz’ deseler biz nasıl bir karşılık vereceğiz? Bizim bu tanımlamalarımızı kullanmaya kalkarlarsa bu işin altından hiç kalkamayız. Suriye’deki iç politika hedefli dış politika söylemleri yarın bizim içerideki durumumuzu riske atan bir görüntü veriyor maalesef."

    Etiketler:
    Heyet Tahrir el Şam, YPG, ÖSO, PYD, PKK, IŞİD, NATO, Cahit Armağan Dilek, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Afrin, İdlib, Astana, Suriye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın