03:04 26 Eylül 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'İdlib operasyonu ertelenebilir ama eninde sonunda yapılacak'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Musa Özuğurlu, Suriye hükümetinin müttefikleriyle birlikte İdlib’i el Kaide ve unsurlarından temizleme kararlılığını aktarırken, operasyonun bir süre ertelenebileceği ancak eninde sonunda yapılacağını vurguladı. Humus’ta bulunan Özuğurlu, cihatçı grupların sivilleri çıkışına engel olduğu ve uzlaşmak isteyenlerin çoğunu hapse attığını söyledi.

    Tahran'da gerçekleştirilen üçlü zirve sonrası Suriye ordusu ülkede muhaliflerle cihatçıların elindeki son bölge olan İdlib'e operasyon düzenlemeye hazırlanırken, dikkatler sivillerin durumuna dair kaygılar eşliğinde operasyonun ertelenip ertelenmeyeceğine çevrildi. Zirvede Ankara'nın ateşkes talebi kabul görmemiş görünürken, ABD, Britanya ve Fransa'nın kimyasal silahlı yeni bir komplo üzerinden Suriye ordusunu vurma ihtimali de tartışılıyor.

    Suriye'deki gelişmeleri Humus'ta bulunan Gazete Duvar internet sitesi yazarı ve Artı Tv yorumcusu, gazeteci Musa Özuğurlu ile konuştuk.

    ‘İDLİB'TEKİ ÖRGÜTLER SİVİL HALKIN ÇIKMAMASI İÇİN BASKI OLUŞTURUYOR'

    Musa Özuğurlu, İdlib'teki birtakım örgütlerin yönetimle veya müttefik Rusya ile görüşmek isteyenleri hapse attıklarını belirtti. Özuğurlu, bu örgütlerin aynı zamanda sivillerin bölgeden çıkmasına engel olduğunu ve sivilleri kalkan olarak kullandığını söyledi:

    "İdlib operasyonu bir süre ertelenebilir ancak bunun eninde sonunda yapılacağını bize düşündüren çok sayıda veri var. Mesela bunlardan en somut olanı Şam'dan Humus'a gelirken yolda hala konvoylar İdlib'e doğru ilerliyordu. Bir taraftan bu görüşmeler yapılırken diğer taraftan askeri hazırlıklar da devam ediyor. Dolayısıyla geri adım atılacağını zannetmiyorum. Konuştuğum insanların söyledikleri de bu şekilde. Yani er veya geç İdlib'e harekât bir şekilde başlayacak ve bu kesinlikle sonuçlandırılacak. Şam'da olsun, geldiğim Humus'ta da olsun insanların konuştukları bu şekilde. Rusya ve birlikte hareket ettiği Suriye yönetimi sivillerin çıkması için bir şekilde ellerinden geleni yapıyorlar. Zaten böyle bir operasyon sonuna gelinmişken yapılacak olan bu operasyon ya da atılacak olan bu son adımda hata yapmak da istemiyorlar. Dolayısıyla uluslararası hassasiyetin yükseldiği sırada siviller ile ilgili herhangi bir olumsuz adım atılmasının da önüne geçmeye çalışıyorlar. Dünya basınının verdiği haberlerin aksine silahlı grupların sivillerin çıkmasına engel olmaya çalıştığını görüyoruz. Bize sahadan gelen haberler bu şekilde. Bunun somut birtakım örnekleri de söz konusu. Şu ana kadar İdlib'teki bir takım örgütler yönetimle görüşmek isteyen, Ruslarla görüşmek isteyen birçok kişiyi hapse attılar. Sivil halkın çıkmaması için baskı oluşturuyorlar. Çıkmaya çalıştıkları yerlere yönelik engeller çıkartıyorlar. Bunun da tek sebebi orada sivillerin bulunması, bu örgütlerin bir şekilde kendilerini gizlemesi için gerekli. Yani sivilleri bir şekilde kalkan olarak kullanmaya çalışıyorlar. Bunun yanında Rusya ve Suriye birtakım koridorlar açmaya çalışıyor mu, evet. Bundan sonra da açılacağı yönünde bilgiler de söz konusu. Bu konuda ellerinden geleni yapıyorlar ama oradaki silahlı gruplar buna izin verir mi, vermez mi, bu siviller ne kadar silahlı grupların etkisi altında. Bu doğrusu şu anda bilinebilecek bir şey değil."

    ‘TÜRKİYE'NİN TOPRAĞI MI, BURASI BİZİM KENTİMİZ'

    Özuğurlu, Suriyelilerin İdlib'in Suriye toprağı olduğunu belirttiklerini aktarırken, topraklarını geri kazanma hedefini dile getirdikleri ve Türkiye hükümetine tepki gösterdiklerine dikkat çekti. İdlib'in Halep'e kıyasla daha farklı bir coğrafya olduğunu, 20 km'den fazla yolların olduğunu anımsatan Özuğurlu, bu yollardan geçecek sivillerin açık hedef olacakları için çıkmalarının Halep'teki kadar kolay olmayacağını ekledi:

    "İdlib haritasını göz önüne aldığımızda 20 km'den fazla yollar var. Sivillerin bunların hepsini güvenli bir şekilde geçebilmeleri mümkün değil. Dolayısıyla bir sokaktan diğerine geçiyor olmayacaklar, bu nedenle siviller açısından kaçabilmek çok zor, hatta neredeyse imkansız. Belki bu örgütlerle siviller konusunda bir anlaşma olursa ve anlaşmaya uyarlarsa daha önce de birtakım anlaşmalar yapılmış ve kaçmaya çalışan insanların üzerlerine ateş açılmıştı, belki böyle bir durumda siviller çıkabilir. Halep bir şehirdir. Bir sokaktan bir sokağa geçerken insanlar kendilerini kurtarabiliyordu ama İdlib'te birkaç km yol almaları gerekiyor. Açık hedef halindeler. Hiçbir şekilde Türkiye'nin herhangi bir istekte bulunabilecek, herhangi bir şart öne sürebilecek bir durumda olmadığını dillendiriyorlar. Zaten aslında bunun daha da ötesi buna hakkının olmadığını öne sürüyorlar. Bu haberleri oradaki insanlarla beraber izliyoruz. Verilen tepki şu: ‘Ya sen kimin toprağından bahsediyorsun? Burası Türkiye'nin toprağı mı, burası İdlib, bizim kentimiz.' Yönetime yakın bazı kaynaklarla da görüştüğümüzde uluslararası hukuka sözü getirerek onlar da aynı şeyi söylüyorlar. ‘Burası bizim toprağımız, buradaki insanların terörist olup olmadığı konusunda tanımlamalar değişebilir ama herhangi bir şekilde yönetim olarak biz buraya hakim olmaya çalışıyoruz bu bizim hâkimiyetimiz dışında bir topraktır. Bütün Suriye topraklarını geri kazanma hedefinde İdlib de bir adımdır. Biz de o adımı öyle ya da böyle bir şekilde atacağız' diyorlar ve Türkiye'deki yönetime yönelik çok sert ifadelerle hakkının olmadığını söylüyorlar."

    ‘SURİYE'DE TÜRKİYE İLE İLGİLİ HERHANGİ OLUMSUZ İMAJ KESİNLİKLE YOK'

    Türkiye'nin ve Türk halkının hükümetten farklı olarak Suriye'de olumsuz bir imaja sahip olmadığına değinen Özuğurlu, birçok Suriyelinin Türkiye'yi merak ettiğini ve gezmek için gitmek istediğini ifade etti:

    "İnsanlar Türkiye'den geldiğimizi söylediğimiz zaman önce şöyle bir bakıyorlar, sonra olumsuz bir tepki göstermiyorlar. Nezaketlerini koruyorlar. Fakat önceden Erdoğan bize neden bunu yaptı gibi bir soruyla karşılaşabiliyorduk. Şimdi farklı bir aşamaya gelmiş durumdalar. Artık sanki eskiyi konuşmak istemiyorlar. Bunu sadece Erdoğan veya Türkiye ile ilişkiler anlamında değil, kendi eskilerini de konuşmamaya özen gösteriyorlar. Bu toplumun rahatladığı anlamında değil. Çok büyük sosyal sorunlar bekliyor Suriye'yi fakat şu anda herkes içine gömmüş durumda tüm yaşananları. Bir yandan da kendi yeni hayatlarını kurmaya çalışılıyorlar, o nedenle çok da üzerinde durmamaya çalışıyorlar. Tahran sonrası yapılan açıklamalarla ilgili olarak da bunu söyleyebilirim. Artık hiçbir şekilde önemsemiyorlar. Hiçbir etkisinin de olmayacağını söylüyorlar. Sokakta Türk olduğumuzu söylediğimizde sadece biraz süzerek bakıp böyle bir tepki gösterdiler ve sustu insanlar. Hiçbir kimseden kötü söz de duymadık ama şunu hep vurguladılar. Hala bana İzmir neresi diye soran var. Çünkü bir dizi izliyorlar. Anladığım kadarıyla orada sahnenin çekildiği şehir olarak İzmir geçince İzmir yazısı çıkıyor ekranda. İnsanlar İzmir diye bir yerden bahsetmeye başladılar burada mesela. Merak ediyorlar Türkiye'yi. Herkesin dört gözle beklediği şu: Sınır açılsın ve biz Türkiye'ye akacağız. Bu iltica anlamında değil, gezip görmek için. Dolayısıyla kamuoyunda Türkiye ve Türk halkı ile ilgili herhangi olumsuz imaj kesinlikle yok."

    ‘AMERİKA'NIN TEHDİTLERİNİ KANIKSAMIŞ DURUMDALAR'

    Özuğurlu, Suriye halkının ‘Bizi rahat bırakmayacaklar' psikolojisine sahip olduğunu ve ABD'nin günaşırı tehditlerini kanıksamış duruma geldiklerini söyledi:

    "‘Bizi rahat bırakmayacaklar' psikolojisi var burada. Bundan bir süre önce Suriye'nin bütün hava savunma sistemlerinin alarma geçirildiğini de anlattılar özellikle Fransa, İngiltere ve Amerika'nın açıklamalarından sonra. Şu an için öyle bir hava görünmüyor ama bir olasılık olarak herkes böyle bir şey olabileceğini düşünüyor. Hatta bütün özel veya resmi kanallarda olsun Amerika Birleşik Devletleri'nin bu yöndeki tehditlerinin sürdüğü yönünde birtakım haberler ve yorumları da görüyoruz. İnsanlar böyle bir şey bekliyorlar ve bunu kanıksamış durumdalar. ‘Zaten böyle bir şey bekliyoruz, zaten bizi rahat bırakmayacaklar' gibi bir düşünce de hakim burada."

    ‘SURİYE VE İRAN'INKİ BİR SİYASİ KADER BİRLİKTELİĞİ'

    Özuğurlu, İran'ın Suriye ile siyasi bir kader birlikteliğine sahip olduğunun altını çizdi. Özuğurlu, Suriye halkının İran'ın kendilerine yardım etmesini ama sosyal açıdan müdahale etmesini istemediğini söyledi, böyle bir durumu Suriye hükümetinin de istemeyeceğini ekledi:

    "İkiye ayırmamız lazım bunu. Bir yönetimin İran ile siyasi bir kader birliği var ve bu anlamda da işbirliği yaptılar şimdiye kadar. Bundan sonra da bu işbirliği sadece İran anlamında değil ‘direniş ekseni' olarak adlandırılan Tahran'dan Beyrut'a uzanan o hat anlamında devam edecek. Bu kesin. Yani Suudi Arabistan'ın Suriye'ye yaptığı bir tekliften bahsedildi, Beşar Esad'ın o teklifi reddettiğinden bahsedildi. Fakat işin sosyal tarafında baktığımızda aslında İran'ın Suriye üzerinde çok da ağırlığını koymaması gerektiği düşünülüyor. Çünkü dışarıda Şii Alevi, Şii Hristiyan, Şii Sünni gibi birtakım karşılaştırmalar ya da tanımlamalar yapılıyor. Ki burada din önemli bir motivasyon. Buradaki insanların eğer Sünni ise Şii İran ile zaten aynı düşüncede olmadığını Alevi ise de aynı düşüncede olamadığını görebiliyoruz. Dünya görüşü bakımından aynı düşüncede olmadığını görebiliyoruz. İnsanların düşüncesi şu: İran bize bir şekilde yardım etsin ama sosyal açıdan herhangi bir şekilde müdahale etmesin. Sokakta hemen herkesin aynı düşüncede olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Dolayısıyla İran'a bakışı iki açıdan görmemiz lazım. Birincisi siyasi kader birlikteliği, diğeri de sosyal açıdan ki ben Suriye devletinin de İran'ın bu şekilde bir müdahalesini onayladığını zannetmiyorum. Şu ana kadar bu yönde bir işaret görmedim."

    Etiketler:
    El Nusra, IŞİD, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İdlib, Tahran, İran, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın