20:51 22 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Dünyada ticaret savaşlarının tırmanmasıyla siyasi sonuçlar ve kaza olasılığı artıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 10

    Ergin Yıldızoğlu'na göre, kapitalizmin yeni bir kriz modeli kuramaması ve ticaret savaşlarıyla beliren yeni sürtüşmeler, 'siyasi sonuçlar ve kaza olasılığı yüksek' tehlikeli bir döneme işaret. Yıldızoğlu, gelinen noktada Batı'nın Türkiye'ye bakışını ise 'al-ver ilişkisi' diye niteledi.

    Batı bloğunun ABD odaklı hegemonya sistemi, Çin'in ekonomi, Rusya'nın askeri alanda yeni jeopolitik manevraları eşliğinde çözülürken, küresel düzenin nereye yöneldiği de tartışılıyor. Başlıkları bir yandan ABD'nin korumacılığa yönelen ekonomisi ve ticaret savaşları, diğer yandan 2008 krizinden çıkamayıp sığınmacı başlığına kilitlenen Avruğpa Birliği'ndeki (AB) gelişmeler belirlerken, Ortadoğu'dan Güney Çin Denizi'ne yeni ve daha büyük çatışma riskleri gündeme taşınıyor.

    Küresel resimde görünenler ve Türkiye'nin Batı odaklı sistemle ilişkilerini Cumhuriyet gazetesi yazarı ve iktisatçı Ergin Yıldızoğlu ile konuştuk.

    'NEOLİBERALİZM TÜKENMİŞ VAZİYETTE'

    Yıldızoğlu'na göre, neoliberal küreselleşmeci düzenin geldiği noktada 'tükenmişlik' içerisinde ve dünyanın 'çok büyük değişikliklerle karşı karşıya gelme olasılığı' bulunuyor:

    "Çok büyük değişikliklerle karşı karşıya olma olasılığımız var. Bunun en önemli nedeni 1970'lerde dünya kapitalizminde bir yapısal kriz başladı. İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren gelen sermaye birikim modelinin tükenmesiyle o zamandan 2007 mali krizine kadar bu kriz çeşitli yöntemlerle genellikle kredi genişlemesi, parasal harcamalar, dış yatırımların hızlandırılması ama özellikle 1980 borç krizinden itibaren bu IMF Dünya Bankası aracılığıyla neoliberal modelin dayatılmasıyla hem merkez ülkelerde hem çevre ülkelerde yönetilmeye başlandı. Bu model, krizin temel problemleri olan talep yetersizliği, yatırım alanları sıkıntısı, ihracat alanları sıkıntısı gibi sorunları dünya ekonomisine açarak, küreselleşme sürecini hızlandırarak, finansallaşmayla öteledi bütün bu problemleri. Ama bu problemlerin ötelenmesi aksamaya başladı 1990'ların sonunda. Asya Krizi bunun ilk kendini çevrede göstermesidir. Hemen arkasından büyük bir finansal genişlemeyle bu aşılmaya çalışıldı. Bu sefer borsalar atlamaya başladı merkez ülkelerde. Tekrar bu sefer çevre ülkelere doğru sermaye genişlemeye başladı. Nihayet bu da tükendi. 2006 — 2008 arasında bu tükendi ve sonuçlarını vermeye başladı. Büyük mali krizle karşı karşıya kaldık. Bütün bu anlattığım, şu anda kriz yönetim modeli diye karşımızda bir süredir var olan ve kullanılan neoliberalizm tükenmiş vaziyette. Bu çok vahim bir sorundur."

    'SÜRTÜŞMELERİN ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLAMASIYLA KAZA OLASILIĞI ARTIYOR'

    Dünya kapitalizminin yeni sermaye birikimi ve kriz modeli ortaya koyamamasının yarattığı sıkıntılara atıf yapan Yıldızoğlu, yeni sürtüşmelerin ortaya çıkmasıyla ‘kaza olasılığı yüksek' tehlikeli bir döneme girildiğini söyledi. Gerilemekte olan hegemonyacı güç olarak ABD'nin, ekonomisini koruma refleksiyle attığı adımlara dikkat çeken Yıldızoğlu, ticaret savaşlarının tırmanmasının olası siyasi sonuçlarına dikkat çekti:

    "Dünya ekonomisinde gerek ülkeler bazında gerekse genel finansal mimari, ekonomik, güvenlik mimarisi açısından uygulanacak araçlar yoktur şu anda. Artı mali krizin arkasında harekete geçirilen araçlar da tükendi diye anlaşılıyor. Çünkü merkez bankalarının bilançoları son derece büyümüş vaziyette. Dolayısıyla birilerini kurtarmaya sıra geldiğinde harcayacak paralar nereden gelecek? Halkın sırtına yıkıldı harcanan paraların yükü, finansal sermayenin borçları. O da artık taşınamayacak bir ağırlıkta. Oradan da ilerlemek mümkün. Faizler çok düşük. Bütün bunlar bizim çok ciddi bir tıkanıklıkta olduğumuzu gösteriyor. Yeni bir sermaye birikimi, kriz yönetim rejimi modeli yok ortada. Bunu çok zorlaştıran daha önceki model Amerikan hegemonyası altında dünyaya dayatıldı ve kabul ettirildi IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla. AB'de Kopenhag kriterleri vardır uymamız gereken, ekonomimizi onlara açmak ve kullanılabilir hale getirebilmek için. Bütün bunların ötesinde başka güçler yükseldi. Bir taraftan Rusya, jeopolitik bir problem Batı için ama bölgede kendi iradesini dayatan bir güç.

     Ama daha da önemlisi Çin, hem ekonomik bir güç hem siyasi bir güç hem de dünya ekonomisini ‘Tek Kuşak Tek Yol' projesiyle değil aynı zamanda Afrika ve Latin Amerika'daki yatırımlarıyla herkes krizin içinde borç ihtiyacıyla kıvranırken onlara çok kolay koşullarda borç, kredi verebilme dolayısıyla bağımlılık ilişkileri yaratma kapasitesiyle ilerliyor. Şimdi yeni bir sermaye, bir iki kriz yönetimi rejimi; bir, hangi merkez tarafından üretilecek ve dünyanın geri kalanında çalıştırılacak? İkincisi iki tane farklı merkezin krizi yönetme konusunda farklı anlayışları var. Tam bunun ortasına yerleştirilebiliriz ticaret savaşlarını. Amerikalıların eski gerilemekte olan hegemonyacı güç olarak ekonomilerini koruma refleksleri var. Çünkü ekonomilerini korumadıkları takdirde halklarından yükselen muhalefeti kontrol edemez hale gelecekler. 1900'lerin başındaki küreselleşme denen olay ve arkasından gelen savaşlar da bu dinamiklerin etkisiyle düştü. Büyük bir gelir dağılımı bozukluğu, bir popülist refleksle itiraz, çığlık, öfke bunu yönetmek için hükümetler hem korumacılığa gidiyorlar hem de başka ülkelerin piyasalarına sarkmaya çalışıyorlar kaynak yaratmak için. Dolayısıyla emperyalist yeniden paylaşım süreçleri de devreye girmeye başlıyor ki Afrika'da şu anda çok ciddi bir güçlü rekabet var. Ticaret savaşlarının en büyük tehlikesi, bu savaşların tırmanmaya devam etmesi halinde siyasi sonuçlara ulaşmaya başlaması. Siyasi gerginliğin artmasıyla birlikte bu sefer sağda solda özellikle yeniden paylaşım alanlarında olası sürtüşmelerin ortaya çıkmaya başlamasıyla kaza olasılığı artıyor. Güney Asya ve Güney Çin Denizi'nde Çin'in kontrolü şu an 4 hatta kurulmuş vaziyette. Amerikalılar bunu kaldırmak istiyorlarsa Çin ile kapışmak zorundalar. New York Times gibi gazetelerin yorumu bu. Bu riski alabilecek durumda mı Amerikalılar? Rusya ile Çin'in beraber yaptıkları büyük askeri manevra büyük yankı yarattı, bunlar '3. Dünya Savaşı'na hazırlanıyorlar'diye. Bütün bu var olan ilişkilerin maddesine baktıklarında buradan çıksa çıksa savaş çıkar diye bakıyor insanlar. Bu anlamda çok tehlikeli bir nokta."

    'YÜKSELEN HEGEMONYACI GÜÇ, TÜM PİYASALARIN AÇIK OLMASINI İSTER'

    İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan uluslararası düzende açılan çatlakları değerlendirirken ‘realist yaklaşımı benimsemek gerektiğini' vurgulayan Yıldızoğlu, ABD ile Çin arasında küresel rekabetin geldiği noktayı da şöyle değerlendirdi:

    "Uluslararası hukuk konusunda realist yaklaşımı benimsiyor. Hukuk uygulayacak güç varsa arkasında hukuktan bahsedebiliyoruz. Bir güvenlik mimarisi varsa bunun tepesinde hegemonyacı bir güç varsa hukuk çalışıyor. Bu dağıldığı an ondan sonra hukuk kim ne anlarsa o oluyor. Herkesin işine gelen hukuk diye geçiyor, işine gelmeyenler de ihlal diye geçiyor. Bu da içinde bulunduğumuz durumun bir semptomu. Çin'in serbest piyasadan yana olduğunu iddia etmesi, piyasanın açık kalmasını istemesi bizi 19. yy'a götürüyor. Yükselen hegemonyacı güç tüm diğer piyasaların açık olmasını ister. Çünkü oralarda rekabet gücü yüksektir, oralara o kolaylıkla gelebilecektir, onun piyasasına insanların girmesi o kadar da kolay değildir. İngiltere o zamanlar küreselleşmeyi inşa ediyordu, herkese piyasaları açtırmaya çalışıyordu. Şimdi Amerika kapatmaya çalışıyor. Çin açık tutmaya çalışıyor, ‘Her yere istediğim gibi gireyim, çıkayım' diyor. Çünkü elinde oralarda değerlendirecek sermayesi, yatırım olanakları, satacağı malları var ve teknolojik üstünlüğünü gösterebileceği alanlar bunlar."

    'AB'NİN NE TARAFA GİDECEĞİ BELİRSİZ'

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron AB
    © REUTERS / Ludovic Marin
    Yıldızoğlu'na göre bu uluslararası iklimde darboğaz içerisinde bulunan Avrupa Birliği'nin ise nereye yöneleceği belirsiz. Avrupa'nın mali olarak yeterince güçlü olduğunu ama kendilerini yönetecek hegemonik bir güce ihtiyaçları olduğunu belirten Yıldızoğlu, AB'deki karışıklığın çözümünün Almanya'nın alacağı tavra bağlı olduğunu ifade etti:

    "Avrupa Birliği ise şu anda çok kritik bir noktada. İngiltere çıkıyor. O çıktığı zaman ekonomik, siyasi ve askeri bir boyuta işaret ediyor. Ekim ayında İtalya, bütçesini Avrupa Birliği'ne sunacak. Bu bütçe Avrupa Birliği'nin ekonomisinin istediği kurallara uymayacak. Şimdi zaten tam bir enkaz halinde İtalya ekonomisi. Oradan çok ciddi bir problemle karşı karşıya kalacak. AB'nin ne tarafa gideceği belirsiz. Bir grup ülkenin bir arada işleyebilmesi için onları düzenleyecek bir hegemonyacı güç gerekiyor. İşleyiş kurallarını benimseyecek, herkesin işine gelecek bu kurallar. İkincisi dışarıdan çıkan sorunlara ve içeriden çıkan sorunlara karşı bunları koruyacak. Bir de kendilerini tüm dünyaya sunmalarına ilişkin bir anlatı sunacak. Amerika Batı blokunu soğuk savaş döneminde yaptı böyle. Avrupa'da bu iş için hem Almanya hem Fransa var. İkisi beraber çalışıyorlar. Ama bunların ikisinin beraber çalışmasının çok ciddi bir sınırı var. Çünkü bu iki ülke tarih boyunca birbiriyle savaşmış, hegemonya savaşı sürdürmüş iki ülke. Avrupa Birliği'nin en önemli sorunu bunu düzenleyecek hegemonik ilişkiler kurulamıyor bir türlü. Ekonomik olarak Almanya ve Fransa çok güçlü, isterse herkesi satın alabilecek durumda ama kendi halkını ikna etmesi lazım bu kazançlara.

     Askeri olarak Fransa, teknolojik olarak çok güçlü. Ama ekonomik olarak Almanya'yı ikna etmek ve yanında götürmek zorunda. İçinden çıkılmaz bir durum. Bu pazarlık halinde sürüyor. Her türlü olanağı kendilerini, birleştirmek için kullanıyorlar. İngiltere'ye bu kadar zorluk çıkarmalarının nedeni de bu. Hep birlikte davranıyorlar ve gruptan ayrılmanın ne kadar tehlikeli ve zor bir şey olduğunu diğer küçük ülkelere göstermeye çalışıyorlar. Üçüncü faktöre olarak popülizm dedikleri kitlelerin öfkesi yükseliyor, 'Biz Avrupa Birliği'ni istemiyoruz. Çünkü bizi kimse korumuyor. Ama kendi hükümetimiz olsa onun gırtlağına basarız ve bizi korur' inancı içinde ayrılmak ve ulusalcı bir yapıya dönmek istiyorlar. Yabancı istemiyorlar. Çünkü yabancıların gelmesinden yararlanamadıklarını düşünüyorlar. Bu da Avrupa Birliği'nin hareket alanını son derece sınırlıyor. Avrupa Birliği oturup Macaristan Başbakanı Viktor Orban'a yaptığı gibi ceza kesmeye devam ederse bu işin sonu nereye gidecek? Bu kargaşanın nereye ulaşacağı Almanya'nın alacağı tavra bağlı. Maalesef hegemonya sadece parayla ve güzel laflar etmekle olmuyor. Mutlaka sopanın da ortaya çıkması gerekiyor ki insanlar güvensinler. Almanya'nın son zamanlarda sürekli askeri yenilenmeden ordusunun ne kadar perişan olduğundan bunu artırması gerektiğinden bahsediyor olmasına ilginç bir tesadüf diyelim."

    'BATI'NIN TÜRKİYE İLE İLİŞKİSİ AL-VER İLİŞKİSİ.. BURADAN İLERİYE GİDEBİLMELERİ İÇİN TÜRKİYE'DE ALTERNATİF ÇIKMASI GEREKİOR'

    Bu küresel gelişmeler ışığında Türkiye'de baş gösteren ekonomik kriz ve Batı ile gergin ilişkileri de değerlendiren Yıldızoğlu, Batı'nın liberal demokrasi açısından eleştirilerine karşılık, al-ver ilişkisi çerçevesinde Türkiye'yi yönetenlerle yürümekte hiç zorlanmayacağına dikkat çekti:

    "Türkiye, Avrupa ve Amerika arasındaki problemler hissedilmeye başlandığında, ki bunu 2010 referandumundan sonra kendini göstermeye, keyfi yönetimin söz konusu olmaya başladığı baskıcı bir hükümetin olduğu, Economist'in kapağına sultan resminin konması gibi, o zaman bu ciddi olarak tartışıldı. Türkiye'nin radikal İslamcılarla ilişkileri konuşuldu. Gelinen nokta al-ver ilişkisi. En iyisi kalmak gerekir. Buradan öteye gitmemek gerekir. Bu bizim ne stratejik ittifakımızdır, ne müttefikimizdir… Bunlarla karşılıklı satıcı-müşteri ilişkisi içinde olmalıyız. Bu alış-veriş devam ettiği müddetçe biz de devam ederiz. Bundan bir ileriye gidebilmeleri için Türkiye'deki duruma karşı Türkiye'nin içinden bir alternatifi olması gerekiyor. 'Dayanabilir bir alternatif çıksa da biz de onu yavaş yavaş desteklesek hiç olmazsa karpuz yere düşmeden tutsun birisi'diyorlar. Çünkü düştükten sonra Türkiye gibi bir ülkede içinden çıkılmaz bir hale gelecek bu."

    ‘MUHALEFETİN ‘BİZ NE YAPACAĞIZ?' DİYE DÜŞÜNMESİ GEREKİYOR'

    Yıldızoğlu, Türkiye'de asıl sorunun ise muhalefet kanadında olduğu görüşünde. Toplumun en az yüzde 50'sini bir araya getirme potansiyeline dikkat çekerek muhalefetin kendine çeki düzen vermesi gerektiğini belirten Yıldızoğlu, Batılıların olası yönelimleriyle bir değişimin söz konusu olamayacağını vurguladı:

    "Darbeler ve ordular ülkedeki sermaye birikim rejimlerine ve sınıf ittifaklarına göre şekillenir ve davranırlar. Az gelişmiş, bağımlı ülkelerde NATO gibi emperyalist irade de bu ittifakın ve bu matrisin içinde bir yerde duruyor her zaman. Dolayısıyla 'Bu adam gidiyor. Düğmeye basalım da bundan kurtulalım'dan ziyade ülke içinde bunu yaratabilecek ortamın ortaya çıkması, onun üzerine Batılıların da ‘Tamam, olur' ya da ‘Olmasın sakın, yoksa şu olur' şeklinde bu darbelerde parça olduklarını ve de müdahil olduklarını, kolaylaştırıcı olduklarını düşünüyorum her zaman. Yani içerideki malzeme ancak ona olanak veriyor. Bu da devletin, ordunun ve de güvenlik güçlerinin hükümet denen parçasından göreli bağımsızlığı ile ilgili bir şey bu. Aslında askeri rejim nedir, devletin aygıtlarından bir tanesi öbürleri çalışmadığı için başat hale gelir, denir. Çalışacak hale getirdikten sonra kendi hiyerarşik konumuna geri döner. Türkiye'de de devletin işleyiş biçimi değişti. Hükümet diye bir kavramımız var mı yok mu bilmiyorum. Burada başka bir şekillenme var. Bu devletin ne olduğu ve nasıl işlediği ile ilişkili bir şey. Geçmiş senaryoların artık geçerli olmadığını düşünüyorum. Nitekim 15 Temmuz'da yaşanan da zaten hatta geçmişte vesayetin kırılması diye anlatılan hikâye de hep bu senaryoların işlemediğini gösteriyor bize. Bundan sonra acaba Batı bilmem ne yaparsa diye düşünmek yerine ‘Biz ne yapacağız?' diye düşünmesi gerekiyor muhalefetin. Nasıl kendine çeki düzen verecek, nasıl kendini ifade edecek, kendini nasıl —toplumun en azından yüzde 50'sini bir araya getirecek şekilde, öbür yüzde 50'si şimdilik kayıp diyelim. Bu yüzde 50'sine hiç olmazsa yapmaya çalışması lazım. Dışarıdaki büyük güçlerin önlerindeki problemler listesi içinde Türkiye sadece bir tanesi. O kadar büyük bir yelpaze var ki ve her gün hızla değişiyor ki  müdahale edebileceğini varsaydığımız güçlerin de güçleri azalıyor sürekli. Bu yüzden bana havanda su dövmektir gibi geliyor bu düşünce."

    ‘NORMAL OLARAK TARİHSEL KOŞULLAR SOL İÇİN ÇOK UYGUN'

    Yıldızoğlu, gerek dünyada gerekse Türkiye'deki koşulların özellikle sol hareket için fırsatlar barındırdığını vurgularken, geçmişte iyi değerlendirilemeyen fırsatlara dikkat çekti. Ancak sol hareketin kendi içinde tartışmaları ve özellikle teoriye olan alakanın giderek kaybolmasına atıf yapan Yıldızoğlu, tarihi deneyimlerin sancılı sonuçlarını anımsattı:

    "Dünyadaki sol hareket çok ciddi bir seri problemle karşı karşıya kaldı. 1980 ve 1990'lardan itibaren bu problemlerin hiçbirine bir cevap üretemedi. Bunlardan bir tanesi Sovyetler Birliği denen şeyin çökmesiyle ilgilidir. Niye çöktü, bunun psikolojik yükü nedir? Bunun karşılığında sağ tarafta ne dendi, 'Tamam, Sovyetler Birliği'nden bahsetmeyin işte. Bir tane yaptık, bitti, o da olmadı' dediler. İkincisi çok kültürlülük diye bir şeyle karşılaştı. İşçi sınıfı yok oluyor. Bunun yerine kültür savaşları geliyor. Çok kültürlülük var, ikisinin de doğru ve yanlış yanları var. Ama çok kültürlülük konusunda ne yapacağını bilemedi. Dolayısıyla kendi çoğu zaman çok kültürlülük peşinden giderken kendi ülkesinin işçi sınıfının bir kısmını yabancılaştırdı, bir kısmını da kazanamadı. Kültür üzerinden yaklaştı, onlarda işçi sınıf bilincini geliştiremedi. Teoriyle alakası da kayboldu aslında gördüğüm kadarıyla. Sol içinde teoriyle ilgilenen, 20-30 yıldır gelişmeler izleyen, Türk sol muhalefinde kullanılabilirliği konusunda kafa yoran insan sayısı ne kadardır bilmiyorum. Genellikle 19. yy ve 20. yy boyunca var olan alet çantasıyla hareket etmeye çalışıyor. Bu da bir problem. Normal olarak tarihsel koşullar sol için çok uygun. Sol ilk defa işi yüzüne gözüne bulaştırmıyor. 1930'larda da yüzüne gözüne bulaştırdı bunu. O zamanlar Almanya'da olağanüstü büyük bir sosyal demokrat parti, olağanüstü büyük sendikalar, kocaman bir komünist partisi vardı. Ufacık bir serseriler grubu hızla büyüyerek 5-6 sene içinde bütün siyasi duruma hakim oldu. Mao Zedong'un bir lafı var, 'Gök kubbenin altında kaos var, koşullar mükemmel' diye. Ama bundan yararlanamadı, bu takdirde bu karanlık senaryonun yanına bir de 1930'lardaki karanlık resimleri eklemeye başlayabiliriz."

    İlgili konular:

    'ABD-Çin ticaret savaşı 20 yıl sürebilir’
    G20 Toplantısı'ndan 'ticaret savaşı' karşıtı mesaj çıkmadı
    Trump'ın ticaret savaşı nasıl sonuçlar doğurur?
    Etiketler:
    Neoliberalizm, Kapitalizm, Ticaret savaşı, Sol, Muhalefet, Kriz, Ergin Yıldızoğlu, AB, Çin, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın