21:01 22 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘ABD, hegemonyasını restore etmek için küreselleşmeden geçici olarak çekilebilir’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Prof. İlhan Uzgel’e göre, Trump’ın BM kürsüsünden “Küreselleşme doktrinini reddediyoruz” mesajı çok önemli. Bunda Çin’in dünya sisteminde öne çıkmasının etkili olduğunu vurgulayan Uzgel, tercihin yapısal mı yoksa konjonktürel mi olduğunun küresel gidişatı etkileyeceğini belirtti.

    ABD Başkanı Donald Trump, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'ndaki konuşmasında ve düzenlediği basın toplantısında İran ve Suriye konularında sertlik yanlısı bir tutum takınırken, Amerika'nın uluslararası kurumlara olan bağlılığını da sorguladı. "Tek istediklerinin ABD'nin egemenliğine saygı duyulması olduğunu" öne süren Trump'ın "Küreselleşme doktrinini reddediyoruz" sözleri de dikkat çekti.

    Dünya politikalarında en etkili ülkelerden birisi olan ABD'nin liderinin BM Genel Kurul toplantısı vesilesiyle verdiği mesajları ve söylemlerini uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. İlhan Uzgel ile konuştuk.

    ‘AMERİKA GÖÇMEN KARŞITLIĞINI BİRAZ KAŞIMAK İSTİYOR'

    Prof. İlhan Uzgel'e göre, Trump'ın Amerika'yı öne çıkartan ve korumacılık yanlısı söylemleri yeni değil, başkan seçilme sürecinden bu yana gündemde tutuyor. Ancak bunu daha ziyade iç politikada ve göçmen karşıtlığını kaşımak için kullanageldiğine vurgu yapan Uzgel, ilk kez BM kürsüsünde dünyaya mesaj verirken küreselleşme doktrininin reddedildiği söyleminin kullanıldığına dikkat çekti:

    "Trump ile ilgili sorunlarımızdan bir tanesi onun kendisini çok öne çıkaran, biraz da çok alışagelmediğimiz bir siyaset yapma arzusunun sürdürmesinden kaynaklanıyor. İçerik bazen çok arka planda kalabiliyor. Özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki küreselleşmeyi reddediyoruz tarzındaki çıkışı aslında bir süredir seçim kampanyasından bu yana taşıdığı bir söylemdi. Ama bu söylem Trump'ın attığı tweetler, ülke içindeki özel hayatından başlayan, seçimlerin Rusya'nın müdahalesine kadar devam eden çok sayıda skandalvari olay vs. bu kısım geride kaldı. Amerika küreselleşmeden kısmi çekiliyor durumu akademik çevrelerce de tartışılıyor bir süredir. Nedense Türkiye, İdlib ile uğraşıyor, içeride ekonomik kriz var. O yüzden bu tartışma hiç dile gelmedi. Oysa seçim kampanyasından beri bir küreselleşme karşıtı söylem tutturmuş durumda Trump ve bunu değişik bir boyuta taşıdı. Çünkü şimdiye kadar küreselleşme karşıtı söylemleri konuşmalara serpiştirilmiş ve bu kadar net değildi. İkincisi de hep iç kamuoyuna yönelikti. Amerika göçmen karşıtlığını biraz kaşımak istiyor. Amerika biraz daha korumacılığa gitmek istiyor. Dolayısıyla kendi seçmenine, iç kamuoyuna, uzun süredir geliri artmayan orta sınıflara yönelik bir çiçek atma, gönlünü atma gibi duruyordu. Bir uluslararası ortamda hatta dünyanın demokratik sayılabilecek bir yerinden dünyaya ilan etti. Yani ‘Ben artık küreselleşme istemiyorum' dedi. Bu çok önemli bir olaydı.

    ‘ABD ÇEKİLİRSE DAHA SIKINTILI BİR DÜNYAYA DOĞRU GİDECEĞİZ'

    Trump'ın söylemlerini irdelerken ABD'nin ‘küreselleşme karşıtı' tutumunun yapısal mı yolsa konjonktürel ve geçici mi olduğunun belirlenmesinin önem taşıdığını belirten Uzgel'e göre, ABD'nin küreselleşmeden çekilmesinin yansımaları tüm dünyayı derinden etkilemeye aday:

    "Bu bir yapısal dönüş mü yoksa Trump yönetimi ile ilgili geçici, konjonktürel bir geri çekilme mi? Bu bir yapısal dönüş mü bunu tam olarak bilmiyoruz. İşaretleri var ama dünya stilinde. Amerika çekilirse küreselleşme çok büyük bir darbe yer. Türkiye'de küreselleşme çok tartışmalı bir konuydu. Türkiye'de küreselleşme çok negatif algılandı. Türkiye'de küreselleşme bölünmüş devletler fikri üzerinden tartışıldı maalesef. Onun karşısında yer alan milliyetçi, jeopolitiği öne çıkaran kapanmacı siyaset daha tehlikeli boyutlar içerir. Şimdi bu anlaşılacak. İkincisi bu eğer yapısal bir dönüşüm ise bunun sonuçlarını biz giderek daha fazla yaşayacağız. Daha tehlikeli, daha içe kapanan, ticaretin azaldığı, her ülkenin kendi ekonomik çıkarının çok daha fazla öncelikli ve dünya ekonomisinde ticaretten kaynaklanan bir daralmaya doğru gidişi de görebiliriz. Son 3-4 yıldır dünyadaki ticaret artmıyor. Dolayısıyla bu da küreselleşmeden çekilmenin işaretlerinden biri olarak görülüyor. Eğer küreselleşmeden çekilme olursa biz daha fazla otokratik rejimlerle yaşayacağız, devlet-toplum ilişkileri daha baskıcı bir şekilde şekil alacak. Biraz daha sıkıntılı Türkiye ve dünyaya doğru gideceğiz. Onu gösteriyor."

    ‘KÜRESELLEŞMEDEN TAM OLARAK ÇEKİLME MÜMKÜN DEĞİL'

    Küreselleşmenin artık ABD'nin tam olarak çıkarına işlememesinin ve bunun Amerikan siyasetinde ‘telaşa yol açmasının' da Trump'ın söylemlerinde etkili olduğunu anlatan Prof. Uzgel'e göre, Amerika, hegemonyasını restore etmek için küreselleşmeden geçici olarak bir miktar çekiliyor olabilir:

    "İkinci ihtimal de bundan sonra Amerika'nın Trump yönetimi altında günlük deyimle bir şekilde küreselleşmeye ayar vermesi, bazı düzenlemeler yapması yani revize etmesi gibi bir durumla da karşı karşıya olabiliriz. Amerikan hegemonyası şöyle bir fikre sahip: Bir süredir küreselleşme sürecinden ticaretin, finansın, bilginin hızlı yayılmasından ‘Biz kaybediyoruz' gibi bir fikre kapıldı. Çok büyük ticaret açıkları verildi. ‘Bu da Bizim hegemonik konumumuzu özellikle Çin ve Almanya'ya karşı zayıflatıyor. Biraz rakiplerimizi ve Çin'i zorlayalım. Geçici bazı kayıpları giderelim. Sonra tekrar küreselleşmeye geri döneriz' gibi bir fikir de olabilir. Bu her ikisinin geçerli olacağını zaman içinde göreceğiz. Amerika, kendi hegemonyasını restore etmek için küreselleşmeden geçici olarak bir miktar çekiliyor olabilir. Ama Trump kesin hatlarla konuşuyor. Mesela Suriye'den çekileceğiz diyor. NASA'yı kapatacağım diyor. Biraz daha yüksek vurgulu, abartılı bir dille dile getiriyor bunları. Dolayısıyla böyle bir şeyle karşı karşıya olabiliriz. Hiçbir zaman küreselleşmeden tam olarak çekilme mümkün değil. Finansal hareketlere hiç dokunulmadı. Trump, hep ticaretten bahsediyor. Sıcak paranın bütün dünyada hızlı dolaşımına ilişkin kapanma işaretlerini hiç görmüyoruz. Küreselleşmeye dair bir revizyon yapıldığı gerçeğiyle karşı karşıya olabiliriz."

    ‘ESAS MESELE ÇİN'İN YÜKSELİŞİ VE ABD'NİN BUNU BİR TÜRLÜ DURDURAMAMIŞ OLMASI'

    Uzgel, ABD'nin asıl probleminin Çin'in yükselişi olduğunu da dile getirdi. Uzgel, Çin yükselirken eğer ABD müdahale etmezse bir on yıl sonra çok geç olabileceği görüşünde:

    "Küreselleşmeden çekilme sonrasında topyekûn bir savaş ihtimali yok gibi. Lokal çatışmaya doğru gidebilir. En önemli risklerden biri bu. Mesela Güney Çin Denizi'nde lokal çatışma olabilir. Böyle bölgesel, küçük çaplı çatışma, bir yoklama çıkar. Burada esas mesele Çin'in yükselişi ve Amerika'nın bunu bir türlü durduramamış olması. Bu Trump'ı aşan bir konu. Çin yükselirken eğer bu noktalarda dizginleyemezse, biraz geriletemezse, bir on yıl sonra çok geç olmuş olacak. Eğer Amerika ile Çin'in dış ticaret yoluyla elde ettiği çok büyük ticaret fazlasını azaltamazsa bu birikimin dünyanın başka yerlerinde jeoekonomik yani ticari araçları kullanarak birikiyor. O kazancı günlük hayata yani siyasete bölgesel kazanımlara çeviriyor. Ama ileride daha stratejik bir Amerika'nın meydan okuma sürecine girebilir. O yüzden de bunu önceden engellemeye çalışıyor aslında. Küreselleşmeden Amerika'nın kaybettiği yönündeki inancın temel noktalarından bir tanesi Çin'in bundan daha fazla faydalanıyor olduğu düşüncesi. Amerika diyor ki ‘Biz küreselleşmeyi başlattık. Biz kaybediyoruz, Çin kazanıyor'. O zaman biz biraz geri çekilelim. Şu anki yaşadığımız süreçte bunu Trump'a söyletiyor."

    ‘AMERİKA MÜTTEFİKLERİNİ HER ON YILDA BİR SIKIŞTIRIR'

    ABD'nin her 10 yılda bir müttefiklerini sıkıştırdığına dikkat çeken Uzgel, ABD'nin Çin'in yükselişine küreselleşmeden çekilerek engel olmaya çalıştığını dile getirdi. Washington yönetiminin bunu yaparken yanlış bir yerden hareket ettiğini, özellikle Avrupa'yla ve Almanya ile birlikte hareket edilmemesinin seçildiğini söyleyen Uzgel'e göre, bu durum Amerikan sisteminin Avrupa'yı bir miktar Rusya'ya kaybetmesine yol açacak:

    "Bu 10-15 yıl önce Avrupa'da olsaydı. Avrupa büyük bir olasılıkla Çin'e karşı Amerika'nın yanında hizaya gelecekti. Fakat böyle bir süreç yaşamıyoruz. Tam tersine Almanya, ‘Ben artık Avrupa'nın en güçlü ülkesiyim' diyor. Almanya 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en aktif dış politika sürecini yaşıyor. Oysa eskiden Almanya şu anki Güney Kore gibiydi. Amerika'nın dümen suyundan giden bir ülkeydi. Amerika bu küreselleşme ile ilgili tartışmayı ortaya attığında Çin'e karşı yeni bir hamle yapmasının en büyük çelişkili noktası Avrupa'yı yanına alamamış olması. Çok yanlış bir yerden hareket ediyor. Bir taraftan Çin'in yükselişini ben küreselleşmeden çekilerek engelleyeyim derken aynı zamanda Avrupa'yı da cezalandırmaya çalışıyor. Avrupa'yı bir miktar Rusya'ya doğru kaybetmeye başlayacak Amerikan sistemi. Çin'in yükselişine karşı bir hamlede bulunacaksa burada en kritik aktörlerden bir tanesi Avrupa'yı önce yanına alması idi. Fakat bunu yapmadı. Tam tersine Trump seçildiği günden itibaren Almanya ve Merkel ile uğraşıyor. Amerika bunu her on yılda bir yapar aslında. Yani yeni bir şey yoktur. Müttefiklerini sıkıştırır. ‘Küreselleşmenin hegemonyası işlevini yerine getirirken çok fazla kayıplarım oluyor, biraz da sizden fedakârlık istiyorum' der. Artık Almanya kabul etmiyor. Bunu Japonya kabul etti, ‘Ben yeni ticaret anlaşması yapacağım' dedi ve diz çöktü. Japonya'nın bir arka bahçesi yok ama Almanya'nın var. Almanya Avrupa sistemini de arkasına alıp buna direniyor. Amerika'nın şu an hem Almanya başta olmak üzere Avrupa ile ilişkileri bozulacak hem de Çin'e karşı bu hamlesinin başarısız olma ihtimali yükseliyor."

    ‘ERDOĞAN, ALMANYA İLE İLİŞKİLERİ DÜZELTMEK İÇİN CAN ATIYOR'

    Uzgel'e göre Trump yönetiminin ABD'nin küresel rollerine dair tutumu Türkiye yönetimini de etkileyecek nitelikte. Ankara'nın sıkıntılı bir dönemin ardından yeniden Batı ile ilişkileri rayına oturtmaya çalıştığına dikkat çeken Uzgel, Batı sisteminden kopmak değil ama Doğu'yu koz olarak kullanmanın hedeflendiği görüşünü dile getirdi. Uzgel, Erdoğan hükümetinin özellikle de ekonomik kriz nedeniyle Almanya'yla ilişkileri düzeltmeye ve ortak hareket etmeye can attığını söyledi:

    "Erdoğan hükümetinin şu andaki ekonomik koşulları altında Batı'ya alternatif bulması mümkün değil. Batı sisteminden uzaklaşmasının imkanı yok. Çünkü zaten çok kırılgan durumda. Almanya ile ilişkileri düzeltmek için can atıyor Erdoğan. O kadar sıkışmış durumda ki… Dolayısıyla da öyle Rusya'ya, İran'a, Çin'e, Avrasyacılık'a girebilecek bir durum yok. Bunu yalnızca bir pazarlık unsuru olarak kullanıyor. Bence fena da kullanmıyor. Amerika'yı burada Rusya ile birlikte dengeli bir şekilde ciddi bir ölçüde götürebildi. Fakat çok ağır bir bedeli oldu. Türkiye açısından iktisadi sonuçları oldu. Önce biraz Rusya idi, Almanya, Hollanda ile ilişkilerimiz, yani daha çok Avrupa ekseni ile ilişkilerimizi düzeltmeye çalışıyor. Burada çok kötü bir pazarlık yaptı: ‘Siz bize insan hakları konusunda fazla yüklenmeyin. Biz de bu mültecileri burada tutalım'. Aslında pazarlığın temel unsurları para değildi, zaten doğru dürüst gelmedi ve kullanılamadı. Amerika'ya karşı elini biraz güçlendirmeye çalışıyor. Rusya ile ilişkilerinde S-400'ü alacağız diyor. Alıp almayacağı hala net değil ve bu konuda da Amerika'ya karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanıyor. Dış politikasındaki sıkışıklığı, küresel sistemdeki bu ayrım üzerinden aşmaya çalışan bir yol izliyor.

    ‘ANKARA'NIN TERCİHLERİ İÇİN İRAN ÖNEMLİ, TÜRKİYE AVRUPA'YA MUHTAÇ'

    ''Almanya ve Avrupa Birliği genel olarak Türkiye'yi tolere etmeli. Bütün bu otoriterleşme, insan hakları ihlalleri konusunda eleştiriler çok cılız kaldı. Normalde bir 10 yıl önce bu konudaki eleştiriler çok daha sert olabilirdi. Çok daha Türkiye'yi hizaya getirici bir nitelik taşıyor olabilirdi ama bundan kaçındılar ve yapmadılar. Kritik nokta İran ile ilgili gelişmelerde bellim olacak. Türkiye orada Avrupa ile ortak hareket etmeye çalışıyor, oradan bir güvence buldu. Amerika, ‘Ya bizimle hareket edeceksin ya da bizim karşımızda olacaksın' diyecek. İngiltere, Fransa, Çin, Rusya, İran ile ayrı bir ödeme sistemi üzerinden ticaret yapma yolunu açıyorlar. Türkiye ona mı dahil olacak yoksa Amerika ile bir ara yol üzerinden mi anlaşacak? Avrupa, Türkiye'yi sıkıştırmıyor. Fakat Türkiye istediğinde de yardımcı olmuyorlar. Erdoğan yönetimi açısından Avrupa ile ilgili en önemli sorun bu. Bugün çok ciddi bir döviz ihtiyacı var. Avrupa bunu ben karşılamayacağım dedi. Dolayısıyla da ekonomik kriz ağırlaştığında gidebileceği başka bir yok. O da küresel finans ve onun başında da Amerika duruyor."

    Etiketler:
    Birlemiş Milletler (BM), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD Başkanı Donald Trump, Almanya, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın