20:50 22 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler tekrar başlayabilir’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 175

    Musa Özuğurlu’ya göre, Rus uçağının düşürülmesi sonrası S-300 sistemlerinin Şam’a teslimi büyük resmi değiştirecek bir manzara yarattı. Esad’ın Körfez’le uzlaşma sinyalleri verdiği bir ortamda ABD’ye rağmen Kürtlerin Şam’la anlaşmayı tercih edeceği görüşündeki Özuğurlu, Ankara-Şam arasında ilişkilerin tekrar başlayabileceğine dikkat çekti.

    Beşar Esad.
    © Fotoğraf : Suriye Devlet Başkanlığı
    Suriye'ye saldıran İsrail F-16'larının Rus İl-20 uçağının düşürülmesine yol açmasının ardından Rusya'nın Suriye'ye S-300 sevkiyatı kararını hayata geçirmesiyle yeni bir sayfa açılmış görünüyor. Suriye'deki varlığında ısrarcı olan ABD yönetiminin bu kararı eleştirirken, Suriyeli Kürtlerin Şam ile müzakerelerinin şimdilik sona ermesi dikkat çekti. 2011'den beri ilk kez Körfez medyasına röportaj veren Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın ise Kuveyt'in eş Şahid gazetesine, yıllar süren gerilimlerin ardından diğer Arap ülkeleriyle uzlaşıya vardıkları mesajı dikkatleri olası yeni gelişmelere çevirdi.

    Son gelişmeleri Gazete Duvar internet sitesi yazarı ve Artı Tv yorumcusu, gazeteci Musa Özuğurlu ile konuştuk.

    ‘RUSYA DİKKATLİ DAVRANIYOR'

    Rusya'nın Suriye'de oldukça dikkatli adımlar attığını belirten Musa Özuğurlu'ya göre Rusya, ABD gibi ülkelerle karşı karşıya gelmemek için Suriye'ye S-300'leri gönderdi:

    "Bütün resmi değiştirebilecek bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Ama bunun hemen yarın İsrail'in herhangi bir saldırısı durumunda bir uçağının derhal düşürülmesi ya da hedef alınması ya da İsrail'in atacağı birtakım füzelerin hepsinin imha edilebileceği anlamına gelmemeli. İsrail'in de buna karşı geliştirmiş olduğu birtakım teknolojiler vardır. İsrail de zaten yapmış olduğu karşı açıklamada bu S-300'lerin Suriye'ye gönderilmiş olmasının operasyonlarını etkilemeyeceğini iddia etti. Aslında Suriye'nin çok çok önemli bir niteliği değiştirebilecek bir silahla artık devam edeceğini söyleyebiliriz. Ama çok çabuk bir sonuç beklememeli. Rusya'nın çok daha önceleri İsrail'in de birtakım hassasiyetlerini göz önüne alarak Suriye'ye göndermeyi ertelediği savunma sistemini şimdi göndermiş olması gerçekten Putin'in bu konuda somut bir adım atmak istediğini gösteriyor. Burada iki şeye dikkat çekmek lazım. Bir tanesi Rusların Suriye'de S-400 sistemleri var ve S-300'lerden daha gelişmiş sistemler bunlar. Aynı zamanda kapsama alanı olarak hâlihazırda İsrail'i de içine alacak bir alanda. Fakat buna rağmen Rusya neden Suriye'ye S-300'leri gönderdi? Eğer Rusya hem İsrail'e karşı hem Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki koalisyon uçaklarına karşı kendi sistemini harekete geçirseydi, doğrudan kendisi bu ülkelerle karşı karşıya gelecekti. Ama kendi sistemi orada olmasına rağmen Suriye'nin muhatap olması için bunları gönderdi. Bu da Rusya'nın ne kadar dikkatli davrandığını gösteriyor.'' 

    'S-300'LER 'DİRENİŞ EKSENİ'NE DE VERİLMİŞ OLDU'

    Özuğurlu, Rusya'nın S-300'leri Suriye'ye vererek, bir anlamda bu hava gücünü 'Direniş Ekseni'ne de vermiş olduğunun altını çizdi:

    ''İkincisi, bu sistemin teslim edilmiş olması dolaylı olarak direniş ekseni olarak adlandırılan Tahran ile Beyrut arasındaki oluşuma teslim edilmesi demek. Bu Suriye'nin sistemleri istediği her an kullanabilecek lüksü yok. Çok dikkatli olunması gerekiyor bu konuda ona rağmen böyle bir şeyin verilmiş olması yarın Suriye'ye mesela İran gerekçesiyle yapılacak bir İsrail saldırısına karşı olarak da kullanılabilecek olması bunun bir anlamda direniş eksenine de verildiği anlamına da geliyor. Demek ki Rusya aslında bu anlamda da direniş eksenine de yani Hizbullah'a da İran'a da Suriye'ye de yine Irak'taki birtakım güçlere de bunu bir yandan vermiş oldu. Bu iki açıdan dikkat etmek gerekiyor. Bir tanesi Suriye'nin kendi başına bundan sonra muhatap olacak olması. Diğeri de direniş ekseni açısından ele almak lazım. Bütün bunları göz nüne aldığımız zaman gerçekten de bir nitelik değişimine sebep olabilecek bir gelişme olabilir."

    ‘İDLİB MESELESİ İLE İLGİLİ OLARAK BİR YUMUŞAMA DÖNEMİNE GİRİLDİ'

    Suriye ile Körfez ülkeleri arasındaki suların durulmaya başlamasına dikkat çeken Özuğurlu, İdlib operasyonu ile ilgili de yumuşama dönemine girildiği görüşünde. ABD'nin bu dönemi Kürtler adına siyasi bir özerklik isteyerek tersine çevirme ihtimali bulunduğunu belirten Özuğurlu, Kürtlerin ise ABD'den gelecek böyle bir adıma gönüllü olmadıklarını söyledi:

    "Amerika Birleşik Devletleri'nin tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını belirtmemiz gerek. Çünkü daha önceki İsrail'i özellikle koruyucu politikaları paralelinde Amerika Birleşik Devletleri herhangi bir şekilde İsrail'in gücünü zayıflatacak olan bir girişimi daima istikrarı bozacak bir girişim olarak değerlendiriyordu. Suriye ile Körfez ülkeleri arasında bir yumuşama söz konusu. Diğer yandan Kürt meselesi ile ilgili olarak herkes şu an bekleme halinde. Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye içerisinde çok önemli bir gerekçe olmadan bundan sonra bir harekât düzenleyebileceğini veya karşı koyabileceğini zannetmiyorum. İdlib meselesi ile ilgili olarak bir yumuşama dönemine girildiğini, Trump'ın Türkiye, Rusya, İran ve Suriye'ye teşekkür ettiğini de görüyoruz. Bu yumuşama halini değiştirebilecek tek gelişme Amerika Birleşik Devletleri'nin Kürt meselesinde belki de hiç kimsenin kabul edemeyeceği bir adımı atmaya çalışması olabilir. Doğrudan siyasi bir özerklik ya da ayrılma veya buna benzer bir oluşum gibi bir adım olabilir. Ama buna Kürtlerin gönüllü olduklarını zannetmiyorum. Dolayısıyla burada Amerika tarafından gelen o tehditvari söylemlerin sadece söylem düzeyinde olduğunu zannediyorum."

    ‘ŞAM İLE KÜRTLER ANLAŞMAZSA İKİ TARAFI DA ŞİDDETLİ BİR SAVAŞ BEKLİYOR'

    Özuğurlu, ABD'nin Suriye'de kendisiyle işbirliği yapabilecek bir grup bırakmak istediğinin altını çizdi. Şam ile Kürtlerin anlaşma yolunu tercih edeceğini savunan Özuğurlu, bu gerçekleşmezse iki tarafı da şiddetli bir savaşın beklediği değerlendirmesinde bulundu:

    "Amerika Birleşik Devletleri'nin niteliği değiştirecek bir girişimi olursa Kürtlerin bunu ne kadar kabul ettikleri yani Haseke'de, Kamışlı'da Kürtlerin yoğunlukta olduğu ya da hakim olduğu bölgelerde bunu ne kadar kabul ettiklerini de bir yandan düşünmemiz gerekiyor. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin o bölgeye kök salabilmesi mümkün değil. Kendisine işbirliği yapabileceği bir oluşum da bırakmak istiyor orada. Bugünlerde aslında Suriye ile yapılan pazarlıklar neticesinde pazarlığı daha yüksek tutmak için Kürtler bu şekilde hareket ediyorlar. Ben bir süre sonra Şam ile Kürtler arasında en nihayetinde bir anlaşma yoluna gidileceğini zannediyorum. Bunun tersi iki taraf için de çok büyük bir felaket olabilir. Bu sefer savaş çok şiddetli olur. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri de bu işin içerisinde. Dolayısıyla Suriye ordusu herhangi bir şekilde hareket etmek zorunda kalırsa YPG ile karşı karşıya gelirse işin içine belki de Rusya'nın da gireceği başka birtakım gelişmeler yaşanır. Bu nedenle iki tarafın da bu konuda dikkatli olduğunu zannediyorum. Bugünlerde görüşmeler kesildi. Ama bu Amerika Birleşik Devletleri'nin bir baskısından dolayı. Fakat ileride yine bir şekilde Amerika ve Rusya arasında ya da Amerika ve Şam arasında bir pazarlıkla değişebilir bu durum. Nihayetinde iki tarafın da kabul edeceği ya da kansız bir şekilde bir çözümün bulunabileceği bir yola girilebileceğini düşünüyorum."

    ‘ESAD'IN KUVEYT'E DEMEÇ VERMİŞ OLMASI MANİDAR'

    Özuğurlu, Beşar Esad'ın daha önce Suriye aleyhine toplantılara ev sahipliği yapmış olan Kuveyt'in bir gazetesine röportaj vermesini İSE manidar bulduğunu söyledi. Özuğurlu, Suriye'nin 2019 yılında eski pozisyonuna yeniden geleceğini ifade etti:

    "Bu olayların en başından bu yana Suudi Arabistan ve Katar'ın çok yüksek sesle hareket ettiğini gördük. İki ülkenin de maddi gücü diğer Arap ülkelerini zorlayabilecek düzeydeydi ve aynı zamanda gönüllü olarak girdiler bu işe. Bu nedenle diğer Arap ülkelerinden aslında Suriye'ye yönelik bu hamleyi onaylamamalarına rağmen ses çıkmadı. Suudi Arabistan ve Katar'a itiraz edemediler. O genel hava içerisinde onların deyim yerindeyse sevk ve idaresinde hareket ettiler. Nitekim Arap Birliği'nden Suriye'nin çıkartılması da böyle bir şeydir. Birçok ülkenin aynı zamanda bu savaş sürecinde Suriye ile gizliden temas halinde olduğunu da biliyoruz. Büyükelçiliklerini, konsolosluklarını kapatmış olmalarına rağmen aslında Suriye ile temas halindeydiler. Zaman içerisinde bazı ülkelerin konsolosluklarını açmaya başlayacağı gibi bir durum söz konusu oldu. Bu geldiğimiz günlerde de Beşar Esad'ın böyle bir açıklaması var. Suudi Arabistan ile Katar arasında yaşanan bir problem söz konusu. Kuveyt daha öncesinde Suriye karşıtı bazı toplantılara ev sahipliği yapmasına rağmen sessiz kalmayı tercih etmişti. İlk olarak Esad'ın bu Kuveyt'e bir demeç vermiş olması manidar. Bahreyn Dışişleri Bakanı el Halife aynı zamanda Birleşmiş Devletler'de Suriye Dışişleri Bakanı el Muallim ile bu pozu verdikten sonra Suudi Arabistan El Arabiya kanalına konuştu. Bu kanala konuşması da çok önemli. Çünkü Suudi Arabistan ile Bahreyn arasında askeri de olmak üzere işbirliği söz konusu. Bahreyn Dışişleri Bakanının bu şekilde bir açıklamada bulunması Suudi Arabistan'ın politikalarının dışında görülemez. Buradan da baktığımız zaman Suudi Arabistan'ın daha önce Suriye ile bir pazarlığı söz konusuydu. İran ile ilişkileri kesmesi karşılığında ülkenin imarının yeniden yapılması ve aynı zamanda Beşar Esad'a ömür boyunca iktidarın garantilenmesi gibi bir pazarlıktı. Beşar Esad bunları kabul etmiş değil. Ama bu Suudi Arabistan'ın da bir arayış içerisinde olduğunu gösteriyor. Bir de Velid Muallim'in kolay kolay boşa böyle bir kozu vermeyeceğini göz önüne almamız lazım. Kurt bir politikacı. Sonuç itibariyle Velid Muallim eğer bu kozu veriyorsa gerçekten de aralarında somut bir fikir birliği oluşmaya başlamış demektir. Zaten Bahreyn Dışişleri Bakanının Suudi Arabistan El Arabiya'ya vermiş olduğu röportajda ‘Suriye de Arap'tır. Suriye'deki insanların durumu her şeyden önce bizi ilgilendirir' demiş olması ve aynı zamanda ‘Suriye'deki iktidar, Suriye'deki iktidardır' demiş olması Beşar Esad'ı kabul ettikleri anlamına geliyor. Bundan sonra hava değişecek. Aslında birçok ülke utangaç bir şekilde Suriye'ye tavır almıştı, Suudi Arabistan ve Katar dolayısıyla. Şimdi yavaş yavaş o dönüş başladı ve herkes artık Suriye'ye dönecek, ikincisi konsolosluklar ve büyükelçilikler açılacak ve ilişkiler normale dönecek. Suriye eski pozisyonuna, Ortadoğu'daki her zaman çıkıntı, Filistin konusunda önde giden ülke pozisyonuna tekrar dönecek gibi geliyor. Bu hemen 3-5 ay içerisinde olacak değil. Zannediyorum 2019 içerisinde böyle bir şey gerçekleşebilir."

    ‘MUALLİM, TÜRKİYE'NİN BÖYLE BİR EĞİLİMİ OLDUĞUNU HİSSETMESE…'

    Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin tekrar başlayabileceğini belirten Özuğurlu'ya göre Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Türkiye'nin böyle bir eğilimi olduğunu hissetmese "Şam, Türkiye'nin İdlib yükümlülüklerini yerine getirebileceğini düşünüyor" açıklamasını yapmazdı:

    "Suriye Dışişleri Bakanı Velid el Muallim'in ‘Türkiye'nin İdlib'te yükümlülüklerini yerine getireceğini zannediyoruz' ifadesi var. Eninde sonunda Türkiye'nin Suriye'den çıkması gerektiğini belirtiyor Muallim. Ama bunu söylemiş olması ve hatta gelecekle ilgili olarak ilişkilerin tekrar kurulabileceğinin gerekli olduğunu ifade ediyor olması Suriye'nin de zaten bu konuda Türkiye'nin eğilimlerini en azından tahmin edebildiği ve ölçebildiği anlamına gelir. Suriye, Türkiye'nin böyle bir eğilimi olduğunu hissetmese Velid Muallim böyle bir ifadeyi kullanmaz. Dolayısıyla ben iki ülke arasında tekrar ilişkilerin başlayabileceğini düşünüyorum."

    Etiketler:
    S-300, YPG, Recep Tayyip Erdoğan, Velid Muallim, Beşar Esad, İsrail, Türkiye, Rusya, ABD, İdlib, Suriye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın