15:24 14 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Türkiye, Kaşıkçı olayıyla Riyad’a değil ABD’ye karşı etik üstünlük elde etti’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 53

    Ceng Sagnic’a göre, Türkiye Kaşıkçı olayıyla Riyad’a değil ABD’ye karşı etik üstünlük elde etti. Ankara’nın Körfez’de denge değiştirebilecek gücü olmadığını belirten Sagnic, bu yüzden eldeki verilerin hızla harcanmayıp ABD ile pazarlığa döküldüğünü söyledi.

    Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu'na girdikten sonra haber alınamayan ve öldürüldüğünden şüphelenilen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın durumu gizemini korurken, olayın etrafında şekillenen uluslararası resim de tartışılıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Kaşıkçı'nın durumuyla ilgili okların yöneldiği Suudi veliahtı Muhammed bin Salman'a bedel ödetmesi baskısı altında. Türkiye'nin pozisyonu ve Suudi Arabistan ve ABD karşısında elde ettiği kozlara dikkat çekenler eksik değil. Körfez'in küçük ülkeleri, Mısır ve İsrail ittifak ettkleri Suudi Arabistan'a yakın duruyor. Riyad'a olası baskılar, Trump yönetiminin İran'a karşı hamleleri, enerji yaptırımları, petrol fiyatlarını yakından ilgilendirirken, Suudi veliaht prensinin cezalandırılması ne kadar mümkün?

    Son gelişmeleri ve tarafların pozisyonlarını Moşe Dayan Merkezi'nden Ortadoğu Araştırmacısı Ceng Sagnic ile konuştuk.

    ‘İSRAİL İLE TRUMP YÖNETİMİNİN BAKIŞI ARASINDA FARK YOK'

    Sagnic, İsrail ile Trump yönetiminin Kaşıkçı olayına aynı yerden baktığını belirtti. Sagnic, Bahreyn, Ürdün ve Mısır gibi ülkelerden konuyla ilgili benzer açıklamalar geldiğini, bunun da bölgesel kutuplaşmanın işareti olduğunu anımsattı. Kaşıkçı olayına muhalif bir gazetecinin infazı olarak bakılmaması gerektiğini söyleyen Sagnic, Kaşıkçı'nın enerji sektöründe olan ailesinin el Suud ailesiyle yaşadığı güç mücadelesine de dikkat çekti:

    "İsrail'in bakışı ile Amerika yönetiminin bakışı arasında çok bir fark yok. O da şuradan geliyor. Suudi Arabistan'a karşı girişilen bu kampanya haklı ya da haksız bu cenah için bir şekilde önümüzdeki ay artık enerji sektörüne de vurması beklenen İran yaptırımlarına karşı ABD siyasetinin giriştiği bir proje olarak da okunabiliyor. Ya da şöyle denebilir. Suudi Arabistan'a karşı girişilen bu kampanyaların, yine haklı ya da haksız vurgulaması yapmadan söylüyorum, sonuçları arasında yine İran'ın yakın zamanda karşılaşacağı yaptırımlarda Suudi Arabistan'ın anahtar rolünü yadsıyacak bir netice alınabilir mi gibi bir endişe sadece İsrail'de değil Trump yönetiminde de mevcut. Aynı şekilde Bahreyn, Ürdün, Mısır hatta Kuveyt Arap Emirlikleri, hepsinden benzer açıklamalar geldi. Bu açıklamalar aynı zamanda bölgesel kutuplaşmanın da bir işareti. Bence çok bariz bir şekilde bölgedeki kutuplaşmayı da işaret ediyorlar. İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Mısır ile beraber Kızıl Deniz'de ortak çıkarları var. Mısır ile beraber böyle bir kamplaşmanın içinde olduğunu bugüne kadarki en bariz işareti yine bu olaydı. Bu işin içerisinde bir komplo var mı yok mu'yu anlamak için çok erken. Kaşıkçı ile ilgili iddiaları dile getiren uluslararası basın kurumlarının çok inandırıcı basın kurumları olmaları ve aynı şekilde Trump yönetiminin de bu işi çok ciddiyetle soruşturmaya başlamış olması İsrail dâhil bölgedeki Suudi Arabistan kampında olan tüm ülkeleri bu konudaki ayrıntılarla ilgili yorum yapmaktan kaçındırtan bir şey. ‘Suudi Arabistan hükümeti böyle bir şeyi yapmamıştır. Bir yabancı devletteki konsolosluğunda kendi muhalif gazetecisini öldürmemiştir' gibi bir iddia ile ortaya çıkmak istemiyorlar. Suudi Arabistan'ın kendi iç siyaseti ile ilgili bir durum var. Cemal Kaşıkçı sadece bir gazeteci olarak görülmüyor. Aynı zamanda Suudi Arabistan veliaht prensi ile ve el Suud ailesiyle de sorunları olan ve gazeteciliğinden gelmeyen, muhalifliğinden gelmeyen sorunları olan bir kişi olarak görüldüğü için de konunun bir gazetecinin öldürülmesi üzerinden tartışılması ve bunun böyle devam ediyor olması diğer tarafları da sessizleştiren bir durum. Kaşıkçı ailesinin enerji sektörüyle ilgili el Suud ailesiyle sorunlarının olduğu malum. Bu sorunlarla beraber devam eden bir güç mücadelesinde öldürülmüş olması ihtimali de çok ortada. Sadece bir muhalif gazeteci olmasıyla ilgili değil bu."

    ‘SUUDİ ARABİSTAN'DA MUHALEFETİN GÜÇLENDİĞİNE DAİR BİR İŞARET YOK'

    Sagnic, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın tahttan indirilmeyeceğini, Kaşıkçı meselesinin Suudi Arabistan'da dengeleri değiştirmeye yetecek bir olay olmadığı görüşünde. Sagnic, Kaşıkçı olayıyla muhalif kesimi güçlenmesinin beklenmiş olabileceğini ancak bunun gerçekleşmiş gibi görünmediğine de işaret etti:

    "Bu ülkede mutlak monarşi var. Bir muhalifin öldürülmüş olması ya da çok ciddi insan ihlallerine dahi bulaşmış olması veliaht prensi yani o ülkenin en yetkin yönetici erkinin görevden alabilecek bir durum oluşturması pek mümkün değil. Muhammed Bin Selman'ın tahttan inmesi için 3 tane senaryonun birlikte ya da üçünden birinin vuku bulması gerekir. Birincisi Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi. Kaşıkçı'nın öldürülmesiyle beraber gelişen uluslararası baskının Suudi Arabistan'daki muhalif cenahı güçlendirmesi gerekir. Ve yeni bir darbeyle Selman'ın indirilmesi gerekir. Ortada böyle bir işaret yok. Aksine gelen haberler Suudi Arabistan'daki muhaliflerin hatta muhalif olma ihtimali olan veya bu tür fikirleri en azından aklından geçiren kişilerin dahi bu olaydan sonra feci bir korkuya kapıldıkları. Kısacası Suudi Arabistan'daki Muhammed Bin Selman'a karşı olan hem hanedan içi hem hanedan dışı muhalefetin güçlendiğine dair bir işaret yok. İkinci ihtimal Kral Selman'ın oğlunu görevden alması olabilir. Bununla ilgili de bir işaret yok. Trump'ın Bin Selman yerine Kral Selman ile görüşmüş olması bir işaret. Aslında burada Muhammed Bin Selman'ın işaret edildiği ve ABD tarafından suçlandığına bir işaret. Kral Selman'ın böylesi bir adımı atacak sağlık durumu var mı varsa kendisini de bu kadar güçsüzleştirecek bir adım atmayı ister mi o da henüz aşikâr değil. Üçüncü ihtimal Suudi Arabistan'ın ABD ile anlaşarak anlaşmalı bir şekilde görevi Muhammed Bin Selman'ın teslim etmesi. Durumla ilgili yerine kimin geleceği ile ilgili ayrıntılar önemli. Muhammed Bin Selman'ın Amerika'daki kardeşi Halid bin Selman var, abisiyle arası iyi olan bir hanedan üyesi değil."

    ‘BASINDA MUHAMMED BİN SELMAN'A KARŞI ÇOK CİDDİ BİR BASKI VAR'

    ABD yönetiminin Ryad'a bir yolunu bulup olaydan sıyrılınmasını salık verdiğini düşünen Sagnic, mutlak monarşiyle yönetilen Suudi Arabistan'da yönetim değişikliğinin kolay olmayacağını da vurguladı:

    "ABD'nin ‘Bu işte bir yolunu bulun, kimi feda edecekseniz edin ve bu işten kendinizi kurtarın. Sakın da benden bir şey beklemeyin' gibi bir açık mesajı verdiği çok aşikar. Pompeo'nun bu mesajı ilettiğine iknayım. Suudi Arabistan bir mutlak monarşi. Mutlak monarşilerdeki yönetim merciinin değişmesi bizim düşündüğümüz gibi muhalefete prim ya da iktidarın güçlenmesiyle ilgili bir durum değil. Çok başka dengeler değişiyor ve Suudi Arabistan'da bu dengeler şu an çok güçlü. Hepsi Muhammed Bin Selman'da. Hal böyle olunca ortaya çıkan tek işaret veya tek resim ancak Selman'ın veya Kral Selman'ın ABD ve müttefikleriyle anlaşarak geçici bir değişime gitmesi olabilir. Ama baskının bu boyuta varıp varmayacağını da bilmiyoruz. Şu an her şey çok sıcak. O yüzden toplantıların iptal edildiği doğru. Basında Muhammed Bin Selman'a karşı çok ciddi bir baskı var. Fakat açıklamalarını yaptıktan sonra iddia edildiği gibi bazı ‘haydut' unsurların görev tanımlarının dışına çıkarak bunu yaptıklarını söyledikten sonra baskı bu şekilde devam erecek mi bu biraz da Beyaz Saray'ın takınacağı tavra bağlı."

    ‘TÜRKİYE, ABD'YE KARŞI ÇOK CİDDİ BİR KOZ ELDE ETTİ'

    Sagnic'a göre Türkiye ise asıl Brunson olayında değil, Kaşıkçı vakası sayesinde ABD'ye karşı koz elde etti. Olayın Türkiye'de olmasının önemine değinen Sagnic, Türkiye'nin elde ettiği kozların Körfez ve Suudi Arabistan'da dengeleri değiştirmeye yetmeyeceğini belirtirken, elindeki kozları yavaş yavaş kullandığına vurgu yaptı. Sagnic'a göre Ankara pazarlıklarını Suudiler değl ABD ile yapacak:

    "Türkiye'nin kesinlikle Suudi Arabistan'a karşı bir koz elde ettiğini düşünmüyorum. Fakat doğru olan şey şu: Türkiye, ABD'ye karşı çok ciddi bir koz elde etti. Etik bir üstünlük elde etti. Bu etik üstünlüğü kullanacak. Bir ‘muhalif gazetecinin' diplomatik bir kurumda çok konvansiyonel yöntemler dışı öldürülmüş olması ortaya çıkaran kilit ülke ve tüm ayrıntılara sahip ülke olarak etik bir üstünlük elde etti. Bu üstünlüğü ABD'ye karşı kullanacak. Fakat Suudi Arabistan'a karşı benzer bir üstünlük elde etmesi başka bir konu. Yine Suudi Arabistan'ın monarşi olmasıyla ilgili bir şey. Suudi Arabistan'ı üzerinde kurulacak baskının iç siyasete etki edebilmesi için başka dengelerin değişmesi gerekiyor. Türkiye'nin şu an elde ettiği kozlar hiçbir suretle ne Körfez'deki ne de Suudi Arabistan'ın kendi içerisindeki hiçbir dengeyi değiştirmeye yetmiyor. Türkiye'nin Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'nu dinlemiş olmasının ortaya çıkacak, çünkü eldeki veriler konsolosluğunun dinlendiğini gösteriyor. Bunun ortaya resmi olarak çıkmasından Türkiye çekindiği için resmi bir açıklamadan kaçındığını düşünüyorum. Bunun dışında elindeki kozları çok hızlı şekilde harcamak istemediğini de düşünüyorum. Böylece konunun yabancı basında tartışılmasının devam etmesini istediği için de elindeki delilleri ortaya çıkarmadığını düşünüyorum. Aynı şekilde Türkiye bu sorunu kullanarak ABD'ye karşı kendi kozlarını güçlendirmeye çalışıyor. O yüzden yapacağı her resmi açıklamayı da ABD ile bir pazarlık sonucunda yapacağını düşünüyorum. Bu pazarlığın hiçbir suretle Riyad ile yapıldığını düşünmüyorum."

    ‘TÜRKİYE'NİN KASIM'DAKİ İRAN YAPTIRIMLARINDA ELİNİN BİRAZ DAHA RAHATLAYACAK'

    Sagnic, Kaşıkçı krizinin Türkiye'nin ABD'nin İran'a karşı kasımda devreye sokacağı yaptırımlar açısından da bir süreliğine işine yarayacak. Ancak devam eden süreçte ABD ile sorun yaşanacağını savunan Sagnic'a göre Ankara bu vakada Avrupa'nın İran yanlısı reflekslerine bakarak ABD'den aynı muameleyi göreceği konusunda yanlış okuma yapıyor:

    "Kasım ayındaki enerji sektörü yaptırımları başladıktan sonra Türkiye'nin bu yaptırımlara uymadığını ve uymayacağını ilan etmesiyle beraber oluşacak algının biraz olsun Suudi Arabistan sorunuyla paylaşılacağı ve Türkiye'nin bu konuda elinin biraz daha rahatlayacağını düşünüyorum. Bu sorun devam ettiği sürece ABD'ye karşı elinin rahatlayacağını düşünüyorum. Bu pazarlıklar da bu kadar el açıcı olmayabilir Türkiye için. Yani Suudi Arabistan üzerinde yarattığı baskı ve Cemal Kaşıkçı olayındaki kilit rolü Türkiye'yi ABD ile çok açık bir şekilde deklare ettiği İran'dan sıfır doğalgaz ve petrol alımı politikasını geri çevirecek ya da bunun içinde delikler açabilecek kadar bütünü olmaması muhtemel. Fakat ABD yönetimi iki hafta önce yeni bir açıklama yaparak İran'dan enerjiyi ithal etmeye mecbur olan bazı devletlere bazı geçici özel durumlar yaratılacağı bir süre daha enerji ithaline izin verileceği gibi bir açılama yaptı John Bolton. Bunun üzerinden Türkiye'nin bir pazarlık yapması mümkün olabilir. Yani İran'a olan enerji bağımlılığını sıfıra indirebilecek döneme kadar İran'dan enerji ithal etmeyi talep edecek bir pozisyonu olabilir. Ama bunu tamamen değiştirebilecek bir pozisyon ortada yok. Aksine Türkiye'nin Brunson olayından dolayı ABD yatırımlarına maruz kalmış olması amiyane tabirle yaptırımların da kapısını açmış oldu. Artık Türkiye'ye yapılacak yeni yaptırımlara kapısı açık. Çok tehlikeli bir biçimde İran ile olan enerji ticareti devam ederse Türkiye'nin Benzer yaptırımlarla karşı karşıya gelmesi muhtemel. Ben bazı ayrıntıların yanlış okunduğunu düşünüyorum. Geçenlerde Avrupa'da bir girişim yapıldı ve yeni bir şirket kurularak Avrupalı ülkeleri İran ile ticaretlerini devam ettirmesi gibi bir amaç olduğu söylendi. Bu aslında Avrupa'nın kendini koruma refleksiydi. Ben Türkiye'nin bu refleksleri yanlış okuduğunu düşünüyorum. Afrika'nın kendini koruma reflekslerini Avrupa'nın İran yanlısı refleksleri gibi gördüğünü ve aynı minvalde hareket ederse Avrupa ile aynı muameleyi göreceğini düşündüğünü hissediyorum. Bu bence çok yanlış bir okuma olur."

    ‘RUSYA, ABD'NİN KAYBETTİĞİ ALANLARI DOLDURUYOR'

    Sagnic, Rusya'nın Kaşıkçı kriziyle ilgili temkinli tutumuna dikkat çekerken, Moskova'nın uzun süredir ABD'nin kaybettiği alanlarda etkinlik sağlamaya odaklandığını anımsattı. Türkiye ile ABD arasında Kasım yaptırımlarından yeni bir krizin doğabileceğini anımsatan Sagnic'a göre Rusya'nın atacağı adımlar, ABD'den doğacak boşlukları doldurmak olacak:

    Tahran'daki Azadi stadyumunda İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i dinleyen kitle
    © REUTERS / Khamenei.ir/ Handout via REUTERS
    "2012'den beri Rusya'nın çok bariz bir politikası var ve çok hızlı işleyen bir politika bu. O da ABD'nin bölgede kaybettiği alanları doldurmak ve bunun dışında kendi geleneksel alanlarını düşünüp çıkmamak. Bu şu demek: Rusya'nın zaten İran ve Esad rejimi ile ilişkileri vardı. Bu alanların dışına çıkmadı. Fakat ABD'nin kendi ilişkilerinin bozulduğu veya etkisinin azaldığı her yerde Rusya etkisini artırdı. Burada fazla yatırım yapmadan bu etkiyi artırmış oldu. Eğer Türkiye'nin İran ile yaptığı enerji ticareti yaptırımlardan sonra durmazsa ve bu Türkiye'yi ABD arasında ciddi bir diplomatik krize tekrar yol açarsa burada Rusya'nın atacağı adımlar ABD'den doğacak boşlukları doldurmak olacaktır. Bu boşluklar da ekseriyetle askeri olacaklar ve Kuzey Suriye'ye fokuslanmış olacak bu politika."

    Etiketler:
    Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cemal Kaşıkçı, ABD Başkanı Donald Trump, Ceng Sağnıç, Mike Pompeo, Suudi Arabistan, İran, İsrail, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın