00:14 22 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Bolsonaro, Brezilya elitinin solun önünü merkez sağ ile kesemeyeceğini anlamasının sonucu'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Erdir Zat’a göre Brezilya eliti solun önünü merkez sağ hükümetlerle kesemeyeceğini anlayınca daha radikal ve popülist birilerini tercih etti, o isim de Jair Bolsonaro oldu.

    Latin Amerika’nın hem en büyük hem en zengin ülkesi Brezilya’da geçen hafta sonu düzenlenen genel seçimlerin ikinci turunda sandıktan aşırı sağcı ve neofaşist Jair Bolsonaro’nun çıkması tartışılıyor. Ülkede 1964-85 yıllarındaki askeri cunta ile hareket etmiş, kampanyasında solcuların ortadan kaldırılması, yerli nüfusun haklarının geri alınması ve Amazon ormanlarının yok oluşuna sebebiyet verecek icraatlar vaad etmiş olan Bolsonaro’nun başkanlığı Brezilya solunun ekarte edildiği yargı süreçlerinin ardından geldi. Bolsonaro’nun seçilmesi, ABD’de olumlu karşılanırken, dünya Latin Amerika’dan yeni bir neofaşizmin yükselişini kaygılı gösterle izliyor.

    Göreve 1 Ocak’ta başlayacak olan neofaşist liderin yükselişi ve politikalarının sonuçlarını gazeteci ve yazar Erdir Zat ile konuştuk.

    'BOLSONARO, İKİ SENE ÖNCEYE KADAR MARJİNAL BİR İSİMDİ'

    Brezilya Devlet Başkanı seçilen Bolsonaro’nun iki sene öncesine kadar oldukça marjinal bir siyasetçi olduğuna değinen Erdir Zat, Bolsonaro’nun Rousseff’in azledilmesi sürecinde çıkışlarıyla adını duyurduğunu hatırlattı: "Jair Bolsonaro, aslında çok enteresan bir şekilde iki sene öncesine kadar çok marjinal bir siyasetçiydi. Hatta birçok yorumcuya göre ne askerliğinde ne politikacı olarak çok da başarılı olamamış bir karakterdi. Fakat iki sene önce Dilma Rousseff’in azledilmesi süreci sırasında birtakım çıkışlarıyla adını duyduk. Brezilya eliti arasında yapılan anketlerde 2018 başkanlık seçimi için açık ara aday olarak öne çıktı. O sırada Rousseff’i azlederken parlamentoda yaptığı bir konuşma özellikle gündeme girdi. Askeri diktatörlük döneminin işkenceciliğiyle ünlü albayının adını anarak bu oyu atıyorum deyip azledilmesi yönünde oy verdi. Böyle bir şey demokratik bir ortamda, şaibeli bir geçmişin anılması ister istemez dünya gündemine girdi. O sırada eş zamanlı olarak Bolsonaro’nun iş çevrelerinin adayı olarak öne çıktığını öğrenmiş olduk. Dolayısıyla iki yıl öncesinde çok da bilinen bir figür değildi. O yüzden enteresan. Bu kadar hızlı yükselişi ve tabii ki turlu seçimde iki seçenek olduğu için karşınızda ister istemez adayların normal yüzdeleri de katlanıyor, iki isimden birini seçmek zorunda kalıyorsunuz. Dolayısıyla Bolsonaro’yu böyle bir pozisyona getirdi."

    'BREZİLYA’NIN ÇOK GENÇ BİR DEMOKRASİSİ VAR'

    Brezilya’nın askeri dikta dönemini anımasatarak aslında ‘genç bir demokrasisi’ bulunmasının gelişmelerde etkili olduğunu anlatan Erdir Zat, 1990’ların ortalarından itibaren uygulanan sosyal demokrat ajandaların da İşçi Partisi dönemine kadar işe yaramamasına dikkat çekti: "Normalde Brezilya’nın demokrasisi çok genç. 1964’te bir askeri darbe oldu. Ondan sonra bir askeri rejim dönemi başladı, tam 21 yıl sürdü. 1985’te yapılan seçimler ancak ve ancak bir geçiş dönemini sağlayabildi ve bunun üzerine bir 10 yıl daha geçti. Brezilya gerçek anlamda modern siyasete 1994 seçimlerinde başladı. O seçimlerde iki aday vardı. Sağın adayı Cardozo ve solun adayı olarak Lula. Bütün güçlerini birleştirip Brezilya eliti merkez sağı Cardozo çevresinde toplayarak üst üste kıl payı iki seçim kazandı. İki dönem arka arkaya Cardozo yönetti ki Brezilya Sosyal Demokratik Partisi adındadır ama merkez sağ ve neo-liberal ajandayı Brezilya’ya ilk defa tam anlamıyla uygulamaya başlayan hükümettir. Neo-liberalizm dediğimiz konsensüsündeki 10 temel maddedir. Özelleştirme ile başlar, malları, serbest dolaşımı bütün bu ekonomileri, küresel ekonomiye entegre olmasını sağlayacak bir dizi yasanın çıkarılmasıdır. Bunları Cardozo başlattı. Cardozo dönemi gerçekten yoksul sınıfı açısından zor bir önemdi, orta sınıf iyice yoksullaştı. Liberal ekonomide zengin daha da zenginleşir, fakir daha da yoksullaşır. Arada birtakım sosyal programlar yoksa bu böyle devam eder."

    'LULA TARİHİN GÖRMÜŞ OLDUĞU EN SEVİLEN BAŞKANLARDAN BİRİYDİ'

    Lula’nın ise iktidara geldiğinde ülkedeki derin yoksulluğa çare teşkil eden programlar uygularken, diğer yandan piyasayı ürkütmemesi ve neoliberal ortodoksiye fazla dokunmamasına atıf yapan Zat, politikalarının onu dünya tarihinin görmüş olduğu en sevilen başkanlarından biri haline getirdiğini kaydetti: "Lula 2002’de geldiğinde bir dizi sosyal programla birlikte geldi. Aslında başlangıçta Cardozo’nun iddiası 3. yoldu. İngiltere’de Tony Blair’ın uyguladığı 3. yol siyasetinin teorisyenidir. Kendisi zaten siyaset bilimcidir. Şunu demek isterler. Biz bir yandan neo liberal politikaları izleriz bir yandan da sosyal dönüşümü ve sosyal kalkınmayı ihmal etmeyiz, bir arada sürdürürüz. Üçüncü yoldan kasıt da buydu. Ama Cardozo döneminde bu işin sosyal tarafı bırakın bir şekilde inşa edilmeyi tamamen unutuldu. Lula bunun üzerine bir dizi sosyal programla geldi ve gerçek anlamda dünya ülkelerinde muhtemelen bunu uygulayan nadir liderlerden biridir. Gerçekten bir yandan piyasaları korkutmadı ve neo liberal ortodoksiye fazla dokunmadı. Bu da Brezilya’nın küresel sistem içindeki pozisyonunun dalgalanmasına engel oldu. Buna karşılık bir dizi sosyal program başlattı. Lula ilk iktidara geldiğinde sıfır açlık kampanyası vardı. İlk iki yılında bu meseleyi ortadan kaldırdı. Lula iktidara geldiğinde açlık sorunu vardı. Yoksulluktan çok daha farklı bir şeyden bahsediyorum. Açlık gerçekten Afrika’da Asya’nın bazı yoksul ülkelerinde karşımıza çıkan bir şey. Brezilya gibi ileri tarım ülkesi olan bir ülkede olmaması gereken bir şey. Lula bu anlamda çok başarılı bir başkandı. İki dönem yaptı ve 8. Yılı bitirdiğinde popülaritesi yüzde 90’larınbulmuştu. Şu ana kadar dünya tarihinin görmüş olduğu en sevilen başkanlardan biriydi. Brezilya yasası gereği iki dönem yapabiliyorsunuz. 3. bir dönem vermiyorlar. Dinleniyorsunuz, başka biri geliyor. Ondan sonra tekrar iki dönem daha yapma hakkı kazanıyorsunuz. Dolayısıyla Lula yerin iki döne yaptıktan sonra zaten kendi hükümetinde olan ve gençliğinden beri bütün bu işçi mücadelesinde birlikte olduğu Dilma’ya bıraktı. Dilma da aslında birinci döneminde Lula’nın izinden devam etti."

    'BREZİLYA EKONOMİSİ LULA DÖNEMİNDE, CARDOZO DÖNEMİNDE OLDUĞUNDAN ÇOK DAHA İYİYDİ'

    Brezilya ekonomisinin Lula döneminde, Cardozo döneminden çok daha iyi olduğuna dikkat çeken Zat, Brezilya’nın Lula döneminde petrol üreticiliğine başladığını hatırlattı. Zat, Lula’nın Brezilya ekonomisini ABD ve Avrupa ile ilişkileri bozmadan rayına oturttuğunu söyledi: "Brezilya’daki trendin üstüne Lula ile birlikte bir serüvene çıktı. O da şu: Kuzeyin hegemonyasına karşı global güney dediğimiz ve BRICS diye söylenen alternatif küresel ticaret yolları başladı. Latin Amerika’yı güçlü bir ekonomisi olduğu için ve aynı zamanda dünya sol hükümetler bir araya geldiği için Latin Amerika’yı da peşine takıp yeni ticaret yolları buldu kendine. Dolayısıyla böyle geleneksel win-win formülünü işlediği çözümlere doğru yöneldi. Avrupa’nın ilaç endüstrisinde Afrika üzerindeki hegemonyasını Brezilya kırdı. Özellikle Güney Afrika ülkelerinde, Mozambik’te o bölgenin ülkelerinde Avrupa Birliği’nden çok daha ucuz ilaç temini sağladı Brezilya. Buna benzer güneyden güneye bir sürü ticaretle gelen bir zenginlik oluşturdu. Brezilya ekonomisi Lula döneminde en azından Cardozo döneminden çok çok daha iyiydi. Dünyayı bir açılma yaşıyordu. Hele hele bu dönemde Brezilya ilk defa kendi tarihinde petrol üreten ülke haline geldi. Artık petrol üreticisi. Lula döneminde gerçekleşti bu. Okyanusta bulduğu çeşitli kuyulardan petrol üretmeye başladı. Bu da ister istemez Brezilya’daki Lula dönemindeki ekonomik zenginliğine yeni katkılarda bulundu. Lula’nın başarısında bu sosyal programları yürütmesi piyasaları korkutmaması yani Amerika ve Avrupa ile ilişkileri zedelemeden bozmadan aynı zamanda üçüncü dünyaya bir şans oluşturacak yollar araması onu uluslararası, küresel bir lider haline getirdi. Dilma mesela hiçbir zaman böyle bir lider olamadı. Cardozo da böyle bir lider olamadı. Aslında Brezilya’da bugüne kadar bu ölçekte böyle bir lider gelmedi dünya tarafından ağzının içine bakılan. Belki bir diktatör dönemindeki Vargas diktatörlüğüdür 1930’lar ile 45’ler arası. Lula’nın müthiş bir halk desteği vardır. Zaten işçi hareketinin göbeğinden gelen bir isim."

    'BOLSONARO’YA BU İMKANLAR BREZİLYA ELİTLERİ TARAFINDAN BAHŞEDİLDİ'

    Zat’a göre Brezilya eliti solun önünü merkez sağ hükümetlerle kesemeyeceğini anlayınca daha radikal ve popülist birilerini tercih etti, o isim de Jair Bolsonaro oldu. Bolsonaro’nun seçimleri kazanmasında Brezilya elitinin mali yardımlarının oldukça etkili olduğunu belirten Zat, Brezilya elitinin bu kez daha radikal kanada oynadığını söyledi: "Aslında geleneksel merkez sağ kampanyanın bütün elementleri medyanın son derece etkin bir şekilde kullanılmasıyla Bolsonaro’ya bu imkanlar elit tarafından bahşedildi. Daha önceki seçimlerde Cardozo’nun kullanmış olduğu zengin imkanları önünde buldu. Aradaki fark şu: Dilma’nın ikinci kez seçilmesinden sonra Brezilya eliti fark etti ki solun önünü merkez sağ hükümetlerle kesemeyecek. Daha radikal daha popülist birileri gerekiyordu. Burada bir zaferden söz edilecekse bu popülizmin zaferi. Bolsonaro, bu adam nasıl bu kadar başarılı oldu denebilecek kadar yetersiz bir politikacı. Retoriği kuvvetli deseniz değil, entelektüel yanları var deseniz, yok, her şeyi danışmanlarıyla yapıyor. Ama cesur bir asker gibi ‘Suçun üzerine giderim’ diyor. Ötelerden beri suç Brezilya’da çok ciddi bir meseledir. Çözümü tamamen toplumsal kalkınma ve ekonomik eşitlikle yapılacak bir şeydir. ‘Hayır, ben suçun üzerine gideceğim, suç oranlarını ortadan kaldıracağım. Polislere vurma yetkisi vereceğim. Herkesin cebine birer silah koyacağım’ gibi son derce popülist. Brezilya Milli Takımı’nın starlarını kullanarak, sosyal medyada güçlü bir dezenformasyon kampanyası yaratarak son derece bel altı yöntemlerle kazanılmış üstelik Lula’yı engellemek sayesinde kazanılmış bir seçimdir bu. 1 Eylül’de Brezilya Yüksek Seçim Kurumu Lula’nın adaylığını engellediği günden bir gün önceki anketlere baktığınızda açık ara yüzde 39 düzeyinde Lula önde görünüyor. Bolsonaro yüzde 20’lerde bile değil."

    Etiketler:
    Erdir Zat, Jair Bolsonaro, Lula da Silva, Dilma Rousseff, Brezilya, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın