00:13 22 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Yaptırımların İran’daki devlet-toplum ilişkilerine kötü yansımaları olacak’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 12

    Gülriz Şen, İran ekonomisinin yaptırımlardan kaynaklı sarsılması durumunda devlet-toplum ilişkilerine kötü yansımaları olacağını, bunun sonucunda devletin daha baskıcı bir hale geleceğini ifade etti. Şen, AB ülkeleri ve diğer ülkelerin de katılabileceği meşru ticaret kanallarını açık tutacak yeni bir mekanizma tasarlandığını belirtti.

    ABD, İran'a yönelik yaptırım paketinin ikincisini 5 Kasım'da uygulamaya başladı. Trump yönetimi geri adım atmayacakları mesajını verirken, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, yaptırımlardan ‘korkmadıklarını' ve yaptırımları deleceklerini belirtti. İran'ın maruz kaldığı ABD yaptırımlarının İran siyasetine olası etkilerini TOBB Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve İran uzmanı Doç. Gülriz Şen ile konuştuk.

    ‘İRAN'IN ÜMİDİ AVRUPA BİRLİĞİ, RUSYA VE ÇİN'DEN GÖRECEĞİ DESTEK'

    Gülriz Şen, İran'ın yaptırımlara rağmen ümitli olmasının Avrupa Birliği (AB), Rusya ve Çin'den göreceği destek ile yakından ilişkili olduğuna değindi. Şen, AB ülkelerinin kendileri ve diğer ülkeler için meşru ticaret kanallarını açık tutacak ‘özel amaçlı araç' adını verdikleri bir sistemi geliştirme aşamasında olduğunu söyledi:

    "Cumhurbaşkanı Ruhani başta olmak üzere pek çok İranlı yetkiliden yaptırımların işe yaramayacağını, İran'ın yaptırımları deleceğini duyduk. Burada İran'ın kullandığı en önemli argüman Amerika Birleşik Devletleri'nin başlattığı hukuk dışı uluslararası hamle konusunda aslında çok izole olduğu, burada tecrit edilenin İran değil, ABD olduğu söyleniyor. Burada haklılık payı var. Zira Amerika Birleşik Devletleri esasen işleyen bir anlaşmadan çekilmiş oldu. Nükleer anlaşma yoğun diplomatik bir mesai sonucunda ve dünya güçlerini bir araya getiren, ortak bir zeminde buluşturan bir anlaşmaydı. Ancak Trump yönetimi anlaşmadan çekilerek aslında sadece İran'ı değil, Avrupa Birliği ülkelerini, Rusya ve Çin'i de karşısına almış oldu. Bu noktada hem Avrupa'dan hem Rusya ve Çin'den gelen açıklamalara bakıldığında Amerikan yönetiminin yaptırımlar siyaseti ve İran üzerindeki baskıyı artırması tasvip edilmiyor. İran'ın yaptırımlara karşı aslında biraz daha ümitvari olmasının nedeninde Avrupa Birliği, Rusya ve Çin'den göreceği destek yatıyor. Ama bu pratiğe nasıl yansıyacak meselesi önümüzdeki günlerin en önemli sorusu. Avrupa Birliği ülkeleri epeydir meşru ticaret kanallarını açık tutacak bir mekanizma üzerinde çalışıyor. Özel amaçlı araç adını verdikleri bir sistem üzerine çalışıyorlar. Önümüzdeki süreç içinde bu sistemin ne ölçüde işleyeceği önemli. Burada karşımıza çıkan temel meseleler şunlar: Öncelikle Avrupalı büyük finansman ve büyük şirketler İran'dan zaten Trump'ın kararı neticesinde kademeli olarak çekildiler. O noktada İran ile iş yapacak kurumlar, büyük şirketler değil orta ve küçük ölçekteki firmalar olacak. Avrupa Birliği'nin bu firmalara garantiler sağlaması gerekecek. Bu mekanizmayı kurmuş olmak demek bu mekanizmanın ABD'nin yeni yaptırımlarından azade olacağı anlamına da gelmiyor. ABD bunları da yaptırım kapsamına sokabilir. Ancak sistemin ne ölçüde işleyeceği çok önemli. Bu mekanizma sadece Avrupa Birliği-İran arasında değil, aynı zamanda diğer ülkelerinde katılabileceği bir mekanizma olarak tasarlanıyor. Rusya ve Çin de bu mekanizma üzerinden İran ile faaliyetlerini ve işlemlerini yürütebilirler."

    ‘YAPTIRIMLAR İRAN'DA DAHA BASKICI BİR DEVLETİ BERABERİNDE GETİRECEK'

    ABD'nin verdiği muafiyetlerle İran'a kolaylık sağlama amacını taşımadığını belirten Şen, ABD'nin nihai amacının petrol piyasasını bir şoktan uzak tutmak olduğunu dile getirdi. Şen, ABD'nin ikinci aşama yaptırımlarının İran'da dengeleri bozacağını ve hükümetin daha baskıcı bir hal alacağını söyledi:

    "Temel meselelerden biri, İran'ın petrol üretimine ne ölçüde devam edip etmeyeceği. Bunu ABD'nin verdiği bazı muafiyetlere de sürdürebilecek. Burada ABD'nin temel amacı İran'a karşı bir kolaylık sağlamak değil, uluslararası petrol piyasasını bir şoktan uzak tutmak. Zaten 6 aylık bir süreçten bahsediyoruz. Bu 6 ayın sonunda işler nasıl gelişir, ABD petrol piyasasını bundan etkilenmeyeceğine hükmederse feragatleri yenilemeyebilir. Bu önemli bir soru. Bunun dışında İran'ın ekonomisi sadece petrol ticaretiyle dönen bir ekonomi değil. Yatırım çekmeye çalışıyor, teknoloji elde etmeye çalışıyor. Bu noktada AB ülkeleri ne kadar bunu sürdürebilirler meselesine karşımıza çıkıyor. O nedenle İran biraz daha ümit var, elbette her daim takındığı biz ABD'ye asla diz çökmeyeceğiz söylemini sürdürecek. Ama realitede yaptırımlar İran ekonomisini ciddi manada etkileyecek. Bu mekanizmalar çalışmazsa çok daha fazla bir külfet binecek. Bu da çok kırılgan bir toplum-devlet ilişkisi dönemine denk geliyor. İran'da zaten nükleer anlaşmanın çok faydalarını göremeyen daha bir alt-orta sınıf var, işsizler. Bunların Ocak ayından itibaren dönem dönem rejime karşı protestolara katıldıklarını gördük. Sadece Ruhani hükümetine yönelik bir protestodan bahsetmiyoruz. Bunun dışında rejime yönelik bir ayaklanma söz konusuydu. Yeni dönemde ekonomik zorluklar arttıkça bunun devlet-toplum ilişkilerine de kötü yansımaları olacak. Bu da daha güvenlikleşen ve baskıcı bir devleti beraberinde getirecektir."

    ‘ÖNCELİKLİ MESELE NÜKLEER ANLAŞMAYI ABD'SİZ DE DEVAM ETTİREBİLMEK'

    Şen, İran için öncelikli olanın nükleer anlaşmayı ABD'siz de devam ettirebilmek olduğunu belirtti. Şen, İran'daki ekonomik kriz döneminde hükümete yönelik sadece muhaliflerin değil, muhafazakâr kesimin de tepki göstereceğini ifade etti:

    "İran özellikle balistik füze konusunu uzak tutmaya çalışıyor. Hiçbir şekilde müzakereler kapsamına almamıştı. Bunun bir milli savunma meselesi olduğunu ifade ediyor. Köşeye sıkıştırıldığı zaman yani yaptırımlar İran ekonomisini büyük ölçüde felce uğratırsa programı toptan kaldırmaktan ziyade belki kısıtlamak üzerine bazı müzakerelere girilebilir. Ancak bunun siyasi bir külfeti var. Çünkü bu dönemde sadece devlet-toplum arasındaki fay hatlarının derinleşeceğinden bahsetmiyoruz aynı zamanda hükümete yönelik muhafazakârların baskısının da artacağını öngörebiliriz. Hem Devrim Muhafızları'nın hem de diğer muhafazakâr cenahın reformcu ve pragmatik kanala karşı baskıları artacaktır. Bu güvenlikleşen bir siyaseti de beraberinde getirecektir. Öncelikli amaç reformcular ve pragmatik yönetim açısından yani Ruhani yönetiminin simgelediği cenahlar açısından öncelikli mesele nükleer anlaşmayı mümkün mertebe koruyabilmek, yani ABD'siz de buna devam etmeye çalışmak. Bu noktada esas mesele Avrupa'nın ve Rusya ve Çin'in İran'a ekonomik kazanımlar konusunda ne ölçüde yardımcı olacağı. İran bu noktada ekonomik olarak kazanımlarını kaybederse, petrolünü ihraç edemezse, özellikle muafiyetler bittikten sonra o noktada nükleer anlaşmada kalma ne stratejik ne ekonomik açıdan kendisine fayda sağlayamayacağını düşünürse başka senaryolar düşünmeye başlayacaktır. Bu yeniden nükleer programı başlatmak ve İran'ın nükleer anlaşmadan çekilmesi anlamına gelir. Cevat Zarif bence biraz o noktada belki yumuşak bir ton elde etmiş olabilir. Bu bana 2003 yılında Irak'a müdahale öncesinde İran, ABD'ye büyük bir pazarlık önermişti. Şu an öyle bir durum yok esasen. Çünkü o askeri bir müdahaleydi. İran yeni hedefin kendisi olacağını düşünüyordu. Bir pazarlık önerilmişti. Ama bunun İran'ın hep vurguladığı unsurlar var: Karşılık saygı, İran'ın onurunda önem gösterilmesi, bir kazan-kazan durumunun tesis edilmesi. İran kendi kazancına olmayan şeyde taviz vermeyecektir ama bunları konuşmak için erken olduğunu düşünüyorum. Çünkü hala yürürlükte olan bir anlaşma var, 6 aylık bir muafiyet süreci var. Bu ciddi manada İran'ın ihracatını azalacağı anlamına geliyor. Ama Trump yönetiminin sıklıkla vurguladığı gibi sıfıra sıfır anlamına gelmiyor. O nedenle bu önümüzdeki 6 ay çok çok kritik diye düşünüyorum İran'ın kararları açısından da."

    ‘RUHANİ'NİN KARŞISINA DAHA SERTLİK YANLISI BİR ADAY ÇIKABİLİR'

    İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin kötü bir dönemde göreve başladığını söyleyen Şen, yeni dönemde Ruhani'nin karşısına çıkacak adayların daha radikal yapıda olabileceği görüşünde:

    "Ruhani aslında çok kötü bir dönemde işbaşına gelmiş oldu. Çok önemli kazanımları oldu. Ama bu kazanımlar Trump yönetimi vesilesiyle sekteye uğradı. 2017'nin sonunca ve 2018'in Ocak ayı boyunca karşımıza çıkan protesto gösterileri neyse ki çok uzun sürmeden bastırıldı. Ara ara karşımıza çıkıyor ama rejimi çok tehdit eder bir boyut almadan yatıştırıldı. Büyük şehirlere sıçramaması ve reformcu kanadın bunlara mesafeli yaklaşması da aslında Ruhani hükümeti açısından önemliydi. Şimdi fırtınalı bir dönem İran için. Bu dönemde gerçekten yetkin ve iyi diplomatik işler kotarabilecek insanlara daha çok fazla rejimin. O nedenle Ruhani yönetiminin bir şekilde sonuna kadar iktidarda kalabileceğini öngörebiliriz. Bir noktada da bu sorumluluğun ona ait olduğu, onun bununla uğraşması gerektiği de karşınıza çıkabilir. O noktada da rejim herhangi bir müdahalede bulunmayacak ve Ruhani beklenen süre içinde iktidarda kalacaktır. Sonrası için nasıl bir yönelim olacak diye düşünecek olursak hakikaten İran'da uluslararası krizlerin devleti güvenlikleştirmesi, devlet-toplum ilişkilerini güvenlikleştirmesi dediğimiz süreç yeniden karşımıza çıkabilir. 2017'deki seçimlerde de Ruhani'nin karşısında muhafazakâr bir rakibi vardı. Zannediyorum önümüzdeki seçimlerde de daha sertlik yanlısı, daha şahin bir aday karşımıza çıkabilir. Muhtemelen askeri bir arka planı, kariyeri olan kişiler de olabilir bunlar. Ama şöyle bir ikilem var. Esasen bu dönemde kesinlikle çok daha pragmatik ve uluslararası siyaseti iyi okuyan yöneticilere ihtiyacı olacak İran'ın. Ama eğer İran rejimi nükleer anlaşmada kalmayıp nükleer programa devam etmek yönünde bir kara verirse o zaman zaten yanında duran diğer devletleri de kaybetmeye başlayacak. O noktada da kaçınılmaz bir şekilde İran'a bu yaptırımın yanlış olmadığını doğru olduğunu popülist bir dille anlatacak yeni bir siyasetçi gündeme gelebilir. Ahmedinejad iktidara gelemese bile onun o simgelediği popülist ve biraz gerçek dışı yönetim anlayışı kendine yer bulabilir ama uymuyoruz ki ne İran açısından ne bölge açısından gerçekleşsin."

    ‘İRAN'DA İDEOLOJİK ZEMİNDE ANTİ-AMERİKANCILIK GÜÇLENEBİLİR'

    Şen, İran'da rejim ile halk arasındaki bağı kuvvetlendirecek olan anti-Amerikancılığın baş gösterebileceği ihtimaline değindi. Şen'e göre Trump yönetiminin yaptırımlarla İran halkını hedef almadığını söylemesi İran halkı için pek bir şey ifade etmiyor:

    Soçi'de düzenlenen 2018 yılının Valday Tartışma Kulübü'nde konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bir dizi küresel meseleye değindi.
    © REUTERS / Sputnik/Alexei Druzhinin/Kremlin via REUTERS
    "Özellikle Trump hükümetinin ifade ettiği ‘Biz bu yaptırımlarla kesinlikle İran halkını hedef almıyoruz' söyleminin İran'da çok da alıcısı yok. Çünkü yaptırımların öncesinde İranlıların ABD'ye giriş yasağı başta olmak üzere Amerikan yönetiminin çeşitli açıklamaları aslında İran halkını ABD'ye karşı gitgide yabancılaştırdı. O noktada İran'ın toprak bütünlüğüne ya da İran'a kasteden düşmanlar söyleminin bu dönemde artacağını öngörüyoruz. Bu da zaten Amerikan karşıtlığının güçlü olduğu bir sistemi o manada besleyecektir. Şöyle bir durum da söz konusu. İran halkı, ABD'ye karşı aslında Ortadoğu'da en olumlu hislere sahip bir halk olarak da karşımıza çıkıyor. Böyle bir dönüşüm de söz konusu oldu. Rejimler bunu her ne kadar inkâr etse de İran halkının zaten ABD'de yaşayan yakınları var. ABD'den uydu yayınları aracılığıyla haberdarlar. Şimdi bu dönemde elbette Amerikan karşıtlığının artacağını çünkü Trump yönetimine karşı olumlu hisler beslenemeyeceğini öngörebiliriz. O noktada rejimin arkasında birleşme de söz konusu. Burada karşımıza iki şey çıkıyor: ideolojik zeminde anti-Amerikancılık güçlenebilir. Bu rejim-halk ilişkisini güçlendirebilir. Ancak elbette ekonomik yansımaları olacağı için bu sürecin o noktada da devlet-toplum ilişkilerinde ekonomi temelli gerilimleri gözlemleyebiliriz. O bağlamda İran özellikle yoksul kesime karşı bazı ekonomik yardımlarını artırmayı deneyecektir. İran ekonomisinin de bu dönemde epey bir daralacağını ve İran'ın aslında normalleşmek adına umduğu pek çok politikayı da hem yaptırımlar hemen tecrit nedeniyle gerçekleştirebileceğini öngörebiliriz."

    ‘İRAN-TÜRKİYE ARASINDAKİ REKABET VE GÜVENSİZLİK HALA DEVAM ETMEKTE'

    Türkiye ile İran'ın pek çok sahada beraber faaliyet gösterdiğini söyleyen Şen, İran'ın Türkiye'ye güvenmeye çalıştığını belirtti. Şen, Türkiye'nin İran'a doğalgaz konusunda olan yapısal bağlılığından dolayı muafiyet listesinde yer aldığının altını çizdi, ABD'nin bu yüzden esnek davrandığını ekledi:

    "Türkiye ile İran ilişkileri pek çok alana yayılmış durumda. Tarihsel olarak bir komşuluk bağı var. Güvenlik konusunda benzer çekinceleri vardı özellikle 2013'te ABD'nin Irak'a müdahalesinin akabinde. Onun dışında geliştirmeye çalıştıkları ekonomik ilişkiler söz konusu. Ancak durumlar Amerikan yaptırımları nedeniyle de tehlikeye uğramıştı. 2016'daki nükleer anlaşmanın devreye girmesinin ardından çok da ivme kazanamadı esasen Türkiye-İran ekonomik ilişkileri. Pek çok çabaya rağmen bu gerçekleşmedi. İran'ın yaklaşımı bölgedeki sınır komşusu ve bir bölgesel güç olan Türkiye'yi mümkün mertebe kendi yanında tutabilmek. Her ne kadar Suriye'de karşıt görüşlere sahip olsalar da Astana sürecini ağır aksak belli bir noktaya getirebildiler. Burada özellikle Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde yaşadığı krizlerin Rusya ve İran'a yönelmesinde etkisi olmuştu. Öte yandan İran ve Rusya, ABD'yi sahadan ve çözümden dışlayan ancak Suriye'deki muhalif tarafla ilişkilerini kurabilecek bir aktöre ihtiyaç duyuyorlardı, o nedenle Türkiye'yi masada gördüler. İran'ın da Türkiye'ye yönelik kaygıları var. Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı İran'da bir rahatsızlık konusu. Öte yandan İran-Türkiye ilişkilerinde her zaman bir kompartmanlaştırma süreci de oldu. Yani askeri, stratejik, güvenlik konularındaki ya da ideolojik konulardaki anlaşmazlık bir yana sınır ticareti, enerji konusundaki işbirliği meselelerinde bütün bu pürüzlü konularda ayırma iradesini gösterdiler. Şimdi girdiğimiz dönemde esasen İran'ın ABD ile ilişkilerinde Türkiye'nin ekonomik sahayı da tehdit edeceğini de görebiliriz. Her ne kadar muafiyet alınsa da Türkiye, İran'dan petrol alımını kısıtlamak zorunda kaldı. Bunu yaptığı için de muafiyet alabildi. Öte yandan doğalgaz konusunda yapısal bir bağımlılığımız var. O nedenle ABD biraz daha esnek davrandı. 12 milyar dolarlık bir ticaret hacmi var. Bunlar yaptırımlardan muaf değil artık. O nedenle önümüzdeki süreçte ekonomik ilişkilerinde sekteye uğrayacağını öngörebiliriz. Bu bir ayak, onun dışında Suriye'deki gelişmeler önemli. İstanbul'da yapılan zirvede İran yer almamıştı. Her ne kadar daha sonra o zirvenin içeriği İran'a aktarılmış olsa da bu noktada İran, Türkiye'ye güvenmeye çalışıyor. Ama iki ülke arasındaki rekabet ve güvensizlik hala devam etmekte. Yeni süreçte Türkiye-ABD ilişkilerinin seyri de İran'ın kaygılarını arttırabilir."

    Etiketler:
    Avrupa Birliği (AB), NATO, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hasan Ruhani, İran, Çin, Avrupa, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın