14:04 17 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Trump ara seçimlerde fazla güç kaybetmedi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Çağlar Tekin, Trump'ın ara seçimlerde çok fazla güç kaybettiğini düşünmenin gerçekçi olmadığı ve Temsilciler Meclisi'nin Demokratlara geçmesiyle ABD iç politikasında tansiyonun artmasına rağmen dış politikada fazla değişiklik beklenmemeli.

    ABD'deki Kongre ara seçimleri, seçilmesinden bu yana hakkındaki tartışmaların bitmediği Başkan Donald Trump'ın ‘yara almasıyla' sonuçlandı. Trump'ın Cumhuriyetçi partisi Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu Demokratlara kaptırırken, Senato'daki çoğunluğunu korudu. Demokratlar bu sonuçla Trump hakkında bir ‘azil arayışına' girerken, ABD iç politikasında tartışmalı icraatların önünü kesmeyi umuyor. Dış politikada ise fazla bir şeyin değişeceği beklentisi bulunmuyor. Tekin ayrıca ABD'nin Türkiye ile girdiği ‘yumuşama' dönemine atıf yaparken, nihayet Ankara'ya büyükelçi atanabileceğini söyledi.

    ABD'deki ara seçimleri, sonuçları ve Türk-Amerikan ilişkilerine etkisini gazeteci ve yazar Çağlar Tekin ile konuştuk.

    ‘TRUMP'IN ÇOK FAZLA GÜÇ KAYBETTİĞİNİ DÜŞÜNMEK GERÇEKÇİ DEĞİL'

    Çağlar Tekin'e göre, Trump'ın ara seçimlerde çok fazla güç kaybettiğini düşünmek gerçekçi değil. Temsilciler Meclisi'nin Demokratların eline geçmesiyle Trump'a yönelik soruşturmaların çoğalacağını söyleyen Tekin, Trump'ın paniklediğini söylemenin gerçekçi olmadığını belirtti. Ancak Amerikan iç politikasında tansiyonun artacağı öngörüsünde de bulunan Tekin'e göre Cumhuriyetçilerin soruşturmaların en son gitti yer Senato'da çoğunluğu yakalamasıyla etkisiz hale gelecek:

    "Öncelikle bu beklenen bir sonuca yakın bir sonuç çıkmış oldu. Sadece belki Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclis'inde kaybedeceği belliydi. Ama Senato'da bu kadar iyi performans sergileyecekleri çok fazla beklenmiyordu. Trump'ın da bir süredir hazırlandığı bir süreçti. Bu işin bir diğer boyutu da 2020 Amerikan seçimlerini düşünüyorsak valiler seçimlerde oldukça etkili bir faktör. Bu konuda iki başlık öne çıkıyor. Valiler seçim bölgelerini belirleyebiliyor, bir diğeri de seçimde eyaletler bazında oy kullanma şartlarını belirleyebiliyorlar. Burada da Cumhuriyetçiler bu anlamda en azından beklenenden iyi bir sonuçla çıktılar. O yüzden Trump'ın çok güç kaybettiğini düşünmek bu anlamıyla çok gerçekçi değil. Zaten Amerikan tarihine baktığımızda buna benzer Trump gibi Temsilciler Meclis'i ve Senato'yu yitirmeden çıkan son 105-106 yıllık seçim tarihine baktığımızda 5. seçimi görüyoruz böyle Trump kadar güçlü çıkabilen. O anlamda Trump'ın panik olduğunu düşünmek çok da gerçekçi değil. Trump'ın cinsel taciz başlığındaki soruşturmalar… Bunlar Temsilciler Meclis'inde başlatılabilen işler. Rusya ile seçim sürecinde kimi ilişkilere girdiği iddialarına dair soruşturmalar açılabilecek. Ama Temsilciler Meclis'inde bu soruşturmalar açılsa da soruşturmaların devamı nihayetinde Senato'da devam ediyor. Orada da ise Cumhuriyetçiler güçlerini kaybetmediler. Zaten Trump'ın bu seçimlerden sonra Adalet Bakanlığı üzerinden yaptığı değişim, ki bu soruşturmaların yürütülmesinde Adalet Bakanlığı önemli bir pozisyona sahip, o anlamda Trump'ın elini güçlendiren, elini rahatlatan faktörler olarak ortaya çıkabilir. Amerikan politikasında ne gibi değişimlere yol açar, sorusu önemli. Bunlardan bir tanesi bizim için çok önemli gözükmeyen Amerikan iç politikası meselesi. Orada bir gerilim yaratacak. Temsilciler Meclisi ve Senato'yu biz Türkiye'de anlaşılır hale getirmek istersek, şu an Trump'ın kaybettiği Temsilciler Meclisi'ne daha çok yasama organı diyebiliriz, Senato'ya ise yürütme organı diyebiliriz. O anlamda yürütme yine Trump'ın elinde kalmış oldu, yasamada ise bir güç kaybı yaşadı. Demokratlar burada kimi yasalar çıkaracaklar, bunlar Senato'dan geçmeyeceği için uygulamaya girmese de 2020 seçimleri için bir avantaja dönüşmüş gibi. Ama bir de ters tarafı var. Amerikan ekonomisi şu ana kadar Trump seçildiğinden beri iyi gidiyor. Ama bundan sonra bir kötüye gitme olasılığından bahsediliyor. Böyle bir kötüye gidiş olursa ‘Temsilciler Meclisi'ni Demokratlar aldı, bu yüzden işler sarpa sardı' demek gibi bir şansı olacak. çift taraflı bir durumu var."

    ‘HEM DEMOKRATLAR HEM CUMHURİYETÇİLER İSRAİL'E KARŞI DOSTLUK BAŞLIĞINDA NET'

    Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin dış politika konusunda ortak düşüncelere sahip oldukları vurgusu yapan Tekin, iki tarafın da İsrail ile kurulan dostluk ilişkisinde aynı yerde durduklarını dile getirdi:

    "Dış politida pek fazla bir anlaşmazlık yok Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında. Usulsel kimi belki farklılıklar var. Biz bunu yakın tarihte de gördük. Clinton dış politikada daha yumuşak ifadeler kullanıyordu. Ama Irak'ı bombalarken bu yumuşak ifadelerin Iraklılara karşı bir yansıması yoktu. O anlamda birçok farklı bir durum yok. Özellikle iki başlık öne çıkıyor Amerikan dış politikasında. Bunlardan bir tanesi bu ticaret savaşları ve Ortadoğu başlığı. Her ikisinde de hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler birbirlerine yakın düşüncelere sahipler. Orada da bir farklılık yok. Özellikle İran'a yaptırımlar konusunda Demokratların içinde daha farklı sesler gelebiliyor. Ama İsrail'e karşı dostluk başlığında netler ve Trump bunu zaten İsrail ile dostluk başlığı ve Ortadoğu'nun düzene girmesi üzerinden propaganda ediyor Amerikan siyasetinde. Ayrıca ulusal güvenlik başlığına yaslanarak zaten Temsilciler Meclisi'ne ihtiyaç durmadan da Trump adımlar atabiliyor Ortadoğu ve özellikle dış politikada. Temsilciler Meclisi'nde kimi komiteler kurulabilir, Trump buradan sıkıştırılabilir ki Amerika'dan gelen açıklamalar bunların işaretlerini veriyor. Ciddi önemli bir kırılma yaratabilecek bir tablo yok şu an için."

    ‘AMERİKA, TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİ GERME KONUSUNDA ÇOK DAHA ÖZGÜR'

    Brunson krizinin çözülmesinden sonra ABD ile Türkiye'nin bir yumuşama dönemine girdiğine dikkat çeken Tekin, ABD'nin Türkiye'ye kısa zamanda bir büyükelçi atayabileceğini kaydetti. Tekin, ABD'nin iç politika uğruna Türkiye ile ilişkileri germe konusunda daha özgür olduğunu dile getirdi:

    "Özellikle Brunson'ın bırakılmasından sonra bir yumuşama sürecinin başladığı, bu anlamda kimi olumlu gelişmelerin yaşandığı da her birimizin gözünün önünde. Bunlardan bir tanesi muhtemelen Türkiye'ye bir büyükelçi ataması kısa vadede gerçekleşebilir. Bunun için biraz da Pazar günü gerçekleşecek olan Erdoğan-Trump görüşmesi sonrasında bakmak gerekiyor. Ama YPG başlığı misal Trump öncesinde Pentagon'un çevirdiği bir politikaydı. Trump da bunu 2017'de imzaladığı kararname ile devam ettirdi. Hâlihazırda devam eden bir politika. Burada Türkiye'nin çok yararına ve en azından Ankara'nın istediği başlıklarda bir gelişme olacağını düşünmek çok gerçekçi değil. Fethullah Gülen'in iadesi başlığında önemli adımların atılacağını düşünmek yine çok gerçekçi duran başlıklardan bir tanesi değil. Üstelik Temsilciler Meclisi'nde Demokratların güçlenmesi her ne kadar Amerikan politikasını Demokratlar daha insancıl politikaların temsilcileriymiş gibi ama burada Temsilciler Meclisi'nde Pelosi muhtemelen Demokratların temsilcisi olacak. Pelosi özellikle Türkiye karşıtı kararlardaki keskin tutumlarıyla da bilinen bir karakter. Cumhuriyetçilerle bu anlamda bir uyuşmazlık yaşamayacaklar. S-400 başlığında olsun, Gülen'in iadesi başlığında olsun, YPG ile ilişkiler olsun, Türkiye'de hala tutuklu bulunan kimi Amerikalı görevlilerinin durumlarına dair olsun gibi durumlar için yumuşama beklemek gerçekçi değil. Türkiye ve Amerika'da da ne yapacağı çok fazla öngörülemeyen liderlerin varlığının olması bir başka sorun. Bu gerilim her iki ülkede de iç politikada kimi başlıklarda kullanıyor. Seçimlerden önce ABD'nin Brunson'ı alıp gitmesi Trump'ın seçimlere bir yatırım olarak olduğu aşikârdı. Diğer yandan da Erdoğan da Türkiye'deki gerilimleri iç politika malzemesi yapma noktasında önemli adımlar attı her daim. Türkiye'de de böyle başlıklar atılabilirdi. Ama şurada bilinmesi gereken bir şey var. Amerika, Türkiye ile ilişkileri germe konusunda çok daha özgür."

    ‘ERDOĞAN VE TRUMP BAZI YÖNLERDEN BENZER KARAKTERLER'

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın bazı yönlerden benzer karakterlere sahip olduğunu savunan Tekin, "İkisi de devlet geleneklerine uymak yerine daha fevri çıkışları olan karakterler" ifadelerini kullandı. Tekin'e göre Trump'ın Brunson'ı seçim malzemesi olarak kullanıp Türkiye'ye yüklenmesi içeride Erdoğan'ı sıkıntıya soktu:

    "Amerikan seçimlerini konuşuyoruz. Eskiden Amerikan seçimleri bizim için çok acayip konuşulan gündem olan bir başlık değildi. ABD başkanları ara seçimlerde güç kaybederler. Burada bir yandan Trump'ın karakter özelliği var bir diğer yandan Türkiye ile Amerika'nın ilişki boyutundaki bağımlılık noktasının değişmesi var. Türkiye, Amerika'ya her ne kadar iç politikada biz daha bağımsız bir ülkeymişiz gibi lanse edilse de daha bağımlı bir ülke haline geldik. AKP hükümetinin 16 yıldır Türk ekonomisini, dış siyasetini baltalaması bu anlamıyla Amerika'ya bağımlı hale getirmesi var, bir diğer gelişmede Amerika'nın bölgeye daha fazla girmesi. Yani hem Irak savaşıyla beraber ve ardından Suriye'ye yönelik saldırıyla beraber başlayan süreçte Amerika bölgeye daha gazla müdahil olmuş durumda. Aynı anda zaten bu süreçte Rusya'nın tekrar dünya siyasetine dönmesi bir iki gerilimi bu anlamda yükseltti. Bunların her biri Türk politikalarının Amerikan politikalarına daha bağlı hale gelmesinin bir sonucu olduğundan biz Amerikan seçimlerini daha fazla konuşmaya başladık. Zaten medyaya baktığımızda Amerikan iç politikasındaki işleyiş dış politikacılar tarafından bile çok fazla bilinmeyen bir başlık. Erdoğan ve Trump şu anlamda benzer karakterler. İkisi de devlet geleneklerine uymak yerine daha fevri çıkışları olan karakterler. Türkiye bakışında masaya oturularak kimi işlerin çok da topluma yansıtılmadan gizli kapılar arkasında çözülebilir hale getirmesi gibi anlayış vardı. Kimi başlıklarda bu böyle değil. YPG ile olan ABD ilişkilerinde işler böyle yürümüyor. Orada bir Amerikan devlet yatırımı var. Amerika'daki ekonomi şu an iyi olabilir ama daha kötüye gidebilir demiştik, bunun anlamı şu: Bu ikili ilişkilerde yürütülen denge, bireysel fevri çıkışlar toplamı devlet geleneklerinin tasfiyesi anlamına geliyor. Dünyanın da böyle bir ekseni var. Hem Amerika'da hem Avrupa'da görüyoruz bu yükselen popülizmi, sağcılık, ırkçılık vs. Bu tarz liderlerin birbirleriyle daha iyi anlaşacaklarını umuyorlar. Türkiye'nin de beklentisinin bu yönde olması anlaşılabilir. Amerika'nın kimi konularda geri adım atmayacağını düşünmek daha doğru. Brunson elbette bırakılacaktı, AKP hükümetinin de onu uzun süre içeride tutma şansı yoktu. Ama Trump'ın bunu seçim malzemesi yaparak bastırması içeride Erdoğan'ı da sıkıntıya soktu. Bu tür fevri çıkışlar bir yandan işleri rahatlatırken diğer yandan da zayıf ülkelerdeki liderleri zora sokan hale gelebiliyorlar. ABD'nin bir dünya hegemonyası yitimi sürecinde olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Trump belki bu süreci uzatmaya yönelik bir hamleydi Amerikan sermayesinin tercihleri bağlamında. Çünkü Amerika'yı başkanlar önetir lafı gerçekçi değil. Bir geciktirme çalışması gibi gözüküyor. Ortadoğu'ya uzun vadede bunun çok faydası olacağını düşünmüyorum."

    Etiketler:
    analiz, politika, seçim, ABD ara seçimleri, Cumhuriyetçi Parti, Temsilciler Meclisi, Demokrat Parti, ABD Başkanı Donald Trump, Çağlar Tekin, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın