14:04 17 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘İran ile Suudi Arabistan beklenmedik bir anda uzlaşabilirler’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Bilgehan Alagöz’e göre, ABD’nin yaptırımları devreye sokması İran halkında ‘yılgınlık’ yarattı, yönetim ise AB’nin tutumunu bekliyor. Alagöz, Tahran’ın Kaşıkçı vakası yüzünden zor durumda olan Suudilerle beklenmedik bir anda uzlaşabileceğini kaydetti.

    ABD yönetiminin nükleer anlaşmayla vazgeçilmiş yaptırımları tek taraflı olarak yeniden devreye sokmasının ardından İran yönetimi ‘kararlı' duruş sergiliyor. Ancak petrol fiyatları nedeniyle konulan geçici muafiyetlere rağmen İran'ı ekonomik güçlükler beklerken, gözler Rusya ve AB'nin yanı sıra İran'ın bölgede iyi ilişki içinde olduğu ülkelerde.

    Gelişmeleri yaptırımların devreye girişi ve etkilerini geçen hafta İran'da gözlemleyen Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü'nden Bilgehan Alagöz ile konuştuk.

    ‘İRAN'DA TÜRKİYE'DEKİ KOŞULLARIN NE OLDUĞUNA DAİR SORULARLA KARŞILAŞTIM'

    Bilgehan Alagöz, ABD'nin yaptırımları yeniden tamamıyla devreye soktuğu geçtiğimiz hafta İran'da bulunduğunu anlatırken, İran halkında gözlemlediği sıkıntılara dikkat çekti. Özellikle İranlıların Türkiye'deki yaşam koşullarıyla ilgili sorularıyla karşılaştığını anlatan Alagöz, İran halkının ABD politikaları karşısında ‘öfkeli değil yılgınlık içinde olduğu' izlenimini aktardı:

    "İran'a her gittiğimde ekonomisi oldukça daralan ve genç nüfusun büyük bir işsizlik yaşadığı bir ülkeye şahit oluyorum. Bu sefer de oldukça önemli bir zaman diliminde oradaydım. Tebriz'deydim beş gün. Tebriz, İran'ın aslında ticari hayatı açısından oldukça önemlidir ve ekonomi açısından önemli şehirlerinden birisi. Halk nezdinde olan gözlemlerim var, bir de yetkililerle yaptığım görüşmelerde edindiğim izlenimler var. İran kapalı bir toplum olduğu için çok siyasi konuları konuşamıyorsunuz insanlarla, sadece genel gözlemlerde bulunabiliyorsunuz. Şu çok net, çok ciddi bir enflasyon var şu an İran'da. Sonuçta Türkiye'de de ekonominin çok parlak olduğunu söyleyemeyiz. Ama ben ilk defa bir Türk parasının bir ülkede değerli olduğunu şahit oldum. Bir Türk olarak İran'da bir ayınızı bolluk içerisinde geçirebilirsiniz. Eğer İran'a seyahat etmek isteyenler varsa bu dönemde rahatlıkla gidebilirler. Orada değerli olan sadece Türk Lirası değil, tüm paralar. 5 Kasım günü dolar kuru oldukça yükselmiş. İnsanlarda da burada olduğu gibi paralarını ne yapmaları konusunda ciddi bir tedirginlik vardı. İnsanlar beklemeye çekinmişler; yatırım yapmıyorlar, ev satın almıyorlar, araba almıyorlar, büyük hiçbir para harcamamam çabasındalar. Orada yaşayan birçok insanla tanıştım. İnsanlar çok eğitimli, çok birikimli ama bir yılgınlık var. Bana sürekli sorulan soru Türkiye'deki koşulların ne olduğuna dair. O yüzden bir çıkış kapısı olarak Türkiye'ye gelip yerleşmek seçeneğine odaklanmış insanlar. Şu an en rahat seyahat edebilecekleri yer olarak Türkiye'yi görüyorlar. Biz de Türkiye'de ekonominin çok da parlak olmadığını dile getirmeye çalıştık ama İran'dan baktığınızda Türkiye ekonomisi çok parlak gözüküyor. Dolayısıyla halkta bir kızgınlıktan ziyade bir yılgınlık tespit ettim."

    ‘İRAN'DA KİLİDİ ÇÖZECEK OLAN AVRUPA BİRLİĞİ'NİN TAVRI OLACAK'

    İran'da İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin yönetiminden kaynaklı bir hayal kırıklığı bulunduğunu belirten Alagöz, nükleer anlaşmanın İranlıları ilk kez umutlandırmasına rağmen sonuçsuz kalmasının yarattığı hayalkırıklığının da altını çizdi. Ülke çapında bu sene gerçekleşen protesto gösteri ve kötüye giden ekonomi için bir çözümün ufukta görünmediği değerlendirmesini yapan Alagöz, yetkililerle temaslarında da Tahran yönetiminin daha ziyade ‘bekle-gör' politikası içinde olduğu ve AB'nin tutumunu beklediğine dikkat çekti:

    "Çok ilginç bir sessizlik evresine şahit oldum. Önceki seyahatlerimde insanlar iyi kötü bir şeyler söylerlerdi, yaparlardı. Bir yandan zaten Trump'ın seçilmesiyle beraber İran halkı kendilerine dönük bir sert bir söylemin geleceğini son 2 yıl içerisinde idrak etti. Onlar için sürpriz olmadı izlenimini elde ettim. Yöneticilere dönük de zaten Ruhani'ye dönük bir hayal kırıklığı var insanlarda. Çünkü büyük bir beklenti oluşmuştu. Nükleer anlaşmayla beraber ilk kez İran halkı gerçekten umutlanmıştı uluslararası toplumla tekrardan bir temas gelişeceğine dair. Şu anda İran halkında ben ciddi bir umutsuzluk tespit ettim. Fakat yöneticileri doğrudan hedef alan bir söyleme şahit olmadım. Ruhani'nin ikinci dönemi de olduğu için bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olamayacak. O sebeple başka siyasi denklemlerin gelişeceğini de İran halkı bekliyor. Tek düşünce daha muhafazakâr bir eğilim mi ortaya çıkacak, yoksa tekrardan daha liberal ve ılımlı bir politik söylem mi gelişecek? Bu trendlerle de durum gösteriyor ki; çok da aslında liberal ya da daha ılımlı bir söylemden ziyade daha sert bir söylem İran'da ister istemez gelişecek. Ben o olasılığı yakın zamanda görmüyorum. Çünkü şu an o tarz bir protesto eyleminin bir sonuç getireceğini düşünmüyor insanlar. Kendilerinin bekasına sadece odaklanmışlar. Toplu bir söylemle gelişecek hareketlerin pek sonuç doğurmayacağı kanaati hakim. Biraz da aslında ‘bekle gör politikası' hakim. Ülkenin hem halk nezdinde böyle bir politikası var hem de yöneticileri tarafında da böyle bir düşünce var. Aslında burada kilidi çözecek olan Avrupa Birliği'nin tavrı olacak."

    ‘YPG'YE KARŞI ANKARA İLE ORTAK TUTUM'

    Alagöz'e göre İran ile ABD arasında yaşanan gelişmeler 1990'lardaki durum ile benzerlik taşıyor. İran'ın Suriye krizi sayesinde öne çıktığını, Rusya ve Türkiye ile birlikte Astana sürecinde yer almasının bölgede denklemleri etkilediğini vurgulayan Alagöz, Tahran yönetiminin elindeki diğer ‘kartlara' dikkat çekti. Alagöz, bu bağlamda Ankara ile YPG'ye yönelik ortak tutumun bulunduğunu anımsattı:

    "Şu anki konjonktür 90'lı yıllara çok benziyor. 90'larda aslında ABD'nin İran'a yönelik yaptırım kararları netlik kazanmıştı. Diplomasiden dolayı bir tavır sergiliyordu. Belli bir sürede bu politikasını uygulamıştı. Ta ki Almanya'da Berlin'de bir cinayet işlenene kadar ki biz bunu Mikonos cinayeti olarak adlandırıyoruz. Öylelikle de Avrupa ile olan ilişkiler sekteye uğramıştı. Şu anki dönem çok benziyor. Bir taraftan ABD bastırırken Avrupa Birliği, İran ile diyalog ve ekonomik ilişkileri canlı tutma eğiliminde ve İran'da bunu olabildiğince canlı kılmaya çalışıyor. Aslında Türkiye'yi de biraz bu kontekste değerlendirmeye çalışıyor. İran'ın buradaki avantajlarından bir tanesi şu an Suriye bağlamında Rusya, Türkiye ve İran hattının da işlevsel bir şekilde devam ediyor olması, bu İran için bir kazanç. Şu an o yönde bir diplomatik mekanizmanın aktif bir şekilde olması kazanç. Çünkü Suriye krizinde hala Türkiye ve ABD orta yolu bulabilmiş değil. YPG'ye dönük tavrı devam ettiği müddetçe bulunması oldukça zor. YPG konusunda görünen o ki İran tarafı da Türkiye kadar eşit oranda bir hassasiyete sahip. Çünkü buradaki silahlandırmanın sadece Türkiye'ye dönük bir tehdit oluşturmasından ziyade İran'a da dönük bir tehlike teşkil ettiğinin de farkında İranlı yetkililer. İran dönemsel olarak PKK ile yakın ilişkiler gütmüştür. Bu İran'ın kullandığı taktiklerden bir tanesidir. Şu anki konjonktür İran'ın Türkiye'yi doğrudan karşısına alacak bir pozisyona geçeceği sinyalini vermiyor.

    ‘TAHRAN TÜRKİYE İLE SINIRA ÖRÜLEN DUVARDAN RAHATSIZ'

    Bilgehan Alagöz, Türkiye'ye yansıtılan aksi haberlere karşılık İran yönetiminin son bir senedir Türkiye-İran sınırına örülen duvardan da rahatsız olduğunu aktardı. Alagöz, bu perspektifin arkasında ‘göçmen kartının' yattığını savundu:

    "Benim dikkatimi çeken şu oldu: Türkiye'de son 1 yıldır Türkiye-İran sınırına örülen duvarları konuşuyoruz. Türk yetkililer bunun İran tarafından da desteklenen ve olumlu bakılan bir konu olduğunu dile getiriyor. İran tarafında bunu doğrudan eleştiren ve bir sorun teşkil ettiğini ifade eden açıklamalar oldu. Hatta bunu ekolojik dengeyi bozan bir mesele olarak adlandırmayı tercih etmişler. Yani duvarın oradaki ekolojik dengeyi bozduğunu iddia ediyorlar. Yine başka bir konu da Türkiye'nin sınırı aşan surlar üzerinde inşa ettiği barajlar konusuydu. İranlı hemen hemen bütün yetkililer bunu açıktan eleştiriyorlar. Bu da yine Türkiye, İran arasında önümüzdeki dönemde oluşabilecek kriz konularından bir tanesi. Duvar konusu önemli. Çünkü Türkiye'nin duvarı inşa etmesindeki temel sebep sınır güvenliğini sağlamak. Benim kanaatim şu: İran olası bir Türkiye-ABD yakınlaşmasında kendisine pozisyon elde etmek için bu göçmen kartını kullanabilmek istiyor. Ama duvar inşası bunu oldukça engelleyen bir unsura dönüştüğü için de duvarın şu anki inşasından bu anlamda biraz rahatsızlık duymaya başladı. Biz Türk kamuoyuna bunun tam tersi olarak yansıtıldığını görüyoruz. Ben ilk defa İran nezdinde bu şekilde net bir duyum gördüm. Suriye konusunda Rusya-Türkiye-İran işbirliğinin devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü Fırat'ın doğusu konusu hala Türkiye ve ABD arasındaki en belirsiz konu. Burada ABD ile bir uzlaşmaya varılabilecek gibi gözükmüyor. O sebeple ben İran ile Türkiye ilişkilerinin o güvenlik ekseninde Rusya'yı da dahil ederek devam edeceğini düşünüyorum."

    ‘İRAN VE SUUDİ ARABİSTAN İLİŞKİLERİ ÇOK DİKKAT ÇEKİCİ İLİŞKİLERDİR'

    ABD yönetiminin İran yaptırımlarından sekiz ülkeyi muaf tutarken petrol fiyatlarıyla ilgili kaygıları dikkat çekerken, Alagöz'e göre bunda Suudi Arabistan'ın bu konudaki vaadlerini yerine getirememesi kaygısı da rol oynuyor. İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinin dikkat çekici uzlaşmalar barındırdığını da belirten Alagöz, Riyad'ı hedef alan Kaşıkçı krizine de dikkat çekerek iki ülkenin beklenmedik bir anda uzlaşabileceğini dile getirdi:

    "Kaşıkçı konusunda İran belli bir süre sessiz kalmayı tercih etmişti. Çünkü burada spotları kendi üzerine çekmek istemedi. Konunun başlı başına bir Suudi Arabistan merkezli küresel düzlemde ilerlemesini tercih etti. Ne zaman olayın rengi daha netleşti, İran o noktadan itibaren devreye girdi. Son olarak Suudi Arabistan'ın aslında İran'ın önde gelen askerlerine yönelik suikast planları olduğu açıklamaları geldi. Geçen hafta da, kimin söylediğini hatırlamıyorum, bir açıklamada bulunuldu. Bu aslında suikast planının asıl hedefinin İran olduğunu söylediler. Kaşıkçı cinayeti sanki İran işbirliğinde yapılmış gibi göstermek istediler ancak bu plan çöktü. Bu yüzden bu şekilde gerçekleşti gibi bir açıklama oldu. Bu bana şunu hatırlattı. 2-3 yıl kadar önce ABD'de Washington'da Suudi büyükelçiliğine dönük İran'ın saldırı planı olduğu dile getirilmişti Meksikalı karteller üzerinden. O konu o zaman çok köpürtülmüştü. Sanki rövanşı gibi böyle bir açıklama yapıldı. Aslında suikast planlarına İran değil Suudi Arabistan yapıyor söylemini şu an üst perdeye çekti İran yönetimi. Burada çok hassas konular var İran ve Suudi Arabistan arasında. En başta da Opet nezdinde olan konular var. Çünkü petrol arzıyla ilgili Suudi Arabistan vaatlerini yerine getiremiyor. Bu konuda sıkışmışlık var. İran da buradan kendine pay katmak istiyor. Ancak İran ve Suudi Arabistan ilişkileri çok dikkat çekici ilişkilerdir. Hiç beklemediğiniz bir anda uzlaşmaya girebildiklerini de görebilirsiniz. O sebeple de bu tarz söylemler üzerinden bir pazarlık payı elde etmeye çalışıp bir bakmışsınız ki orta bir noktada buluşabilmişler. Ben bunun daha çok önümüzdeki ay Opet toplantısında İran tarafının kendi elini kuvvetlendirmek için kullandığı bir söylem olduğu kanaatindeyim."

    ‘İRAN, RUSYA'NIN ARTAN GÜCÜNDEN RAHATSIZ, ANCAK DİLE GETİRMİYOR'

    Rusya'nın Trump yönetimine karşı nükleer anlaşmaya sahip çıkmasına karşılık son dönemde İran ile Rusya arasında adı konulmamış bir ‘mesafenin geliştiği' görüşündeki Alagöz'e göre, Tahran ‘küresel bir aktör' olan Rusya'ya karşı ilişkileri zedeleyemez. Türkiye ile ilişkilerde ise Tahran daha ne bir ‘profil çekmek' istiyor:

    "Son zamanlarda İran ve Rusya arasında adı konmamış bir mesafenin de geliştiğini söyleyebiliriz. Özellikle yapılan Hazar anlaşmasından sonra İran'da biraz Rusya'nın giderek artan gücünden olayı bir rahatsızlık hissediliyor. Şu an İran'ın Rusya ile ilişkileri zedeleyebilecek bir söyleme yönelmesi mümkün değil. O sebeple de bunlar çok üst düzeyde dile getirilmiyor. Fakat burada İran'ın daha çok çıkış noktası aslında Türkiye ile olan ilişkileri daha net bir profil çekmek. Rusya'yı nihayetinde daha global bir aktör gördüklerinden bölgesel dengede netleştirmek çabasındalar. O sebeple de oldukça hassas bir diplomasisinin iki ülke arasında devam ettiğini söyleyebiliriz. Ama son birkaç aydır İran'da Rusya'ya dönük rahatsızlık olduğu hissisini de gözlemliyorum."

    Etiketler:
    DSG, YPG, Cemal Kaşıkçı, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan, İran, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın