13:58 17 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye-AB siyasi diyalog toplantısı 'top çevirmece', herkesin işine geliyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Can Baydarol’a göre Mogherini ve Hahn başkanlığındaki AB heyetinin Ankara’daki siyasi diyalog toplantısı ‘top çevirmece’ . AB’nin Brexit ve İtalya ile kriz varken Türkiye ile uğraşmak istemediğini belirten Baydarol, şu anki durumun hem Ankara hem Brüksel’in işine geldiğini vurguladı.

    Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde karşılıklı mesajlarla yaşanan gerginliklere rağmen siyasi diyalog toplantısı 1.5 yıl aradan sonra Ankara'da yapıldı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AB dış politika şefi Federica Mogherini ve Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu yetkilisi Johannes Hahn'ı ağırladı, taraflar ortak basın toplantısı düzenledi. Mogherini, AİHM kararı uyarınca eski HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş'ın en kısa zamanda serbest bırakılmasını isterken, Çavuşoğlu, Ankara'nın ‘terör meselesine' dair hassasiyetlerine dikkat çekti. Taraflar ilişkilerdeki stratejik öneme atıf yaparak, sığınmacılar başta olmak üzere ekonomi ile vize serbestisi alanlarında ortak çalışmaya vurgu yaptı.

    Türkiye-AB ilişkilerini ve AB heyetinin temaslarını AB Uzmanı Can Baydarol ile konuştuk.

    ‘HAHN U DÖNÜŞÜ YAPMA İHTİYACI HİSSETTİ'

    Can Baydarol'a göre Türkiye ile AB arasında 1.5 sene sonra düzenlenen siyasi diyalog toplantısı ‘top çevirme' amaçlı oldu. Genişlemeden sorumlu yetkili Hahn'ın kısa süre önce Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin durdurulması yönünde çağrı yaptığını anımsatan Baydarol, Ankara temaslarında ise ‘u dönüşü' yaparak Türkiye'nin ‘stratejik önemine' dikkat çekmesini vurguladı. Ancak bu mesajlara karşılık AİHM'nin en son Demirtaş kararı, bu kararların Türkiye açısından bağlayıcılığının bilinmesine karşılık Ankara'nın tepkilerini anımsatan Baydarol, şu değerlendirmelerde bulundu:

    "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru 1987 yılında kabul edildi Türkiye tarafından. Avrupa Konseyi üyesi olarak tek şerh koyan ülke Türkiye kalmıştı, ondan sonra o şerh kalktı. Dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları hem Avrupa Birliği hem de Türkiye açısından bağlayıcıdır. Bizi bağlamaz, uygulamıyoruz dediğiniz zaman da bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vergi olarak geri döner. Bir ceza ödersiniz bu da Türkiye'nin borcu olarak karşınız çıkar. Daha büyük bir tehlikeye işaret etmek lazım. Biraz daha böyle devam edersek kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi'nden bile düşürülme ihtimaliyle karşı karşıya geliyoruz. Çıkarılma olmasa bile üyeliğin askıya alınmasına kadar gidebilir. Bu Türkiye açısından ciddi bir kaybediş olur. Biz niye Avrupa Birliği'ne bu kadar katılmaya çalışıyoruz? Bir tarafta işin özgürlükler kısmı, demokrasi var. Ama öteki tarafta da karar alma masasında oturma meselesi var. Şu anda Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi bu kadar dışlamasının arka planında Türkiye büyüklüğünde oyunbozan bir ülkenin karar alma masasına oturmaması meselesi var. Dolayısıyla top çevirme amaçlı toplantılar izliyoruz. Ben bugünkü toplantıyı biraz öyle gördüm. Çok açık bir mesaj var her şeyin başında. Türkiye'de şu anda herhangi bir müzakere başlığının açılması söz konusu değildir. Zaten açılanlar malum, hiç kapatılan yok. Bir tane kapatıldı ama onda da müktesebat olmadığı için kapatıldı. Esas olan başlık açmak değil, başlıkları açtıktan sonra ciddi müzakereler yoluyla bunları kapatmak. Şu anda baktığımız zaman bırakın yeni kapatmayı açılan başka bir şey de olmayacak. Bu mesaj çok net bir şekilde verildi Hahn tarafından. İkinci olarak Hahn birkaç hafta önce Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin artık durdurulması, kesilmesi gerektiği doğrultusunda mesajlar vermişti. Keza Avrupa Parlamentosu hazırladığı raporda aynı şeyleri söylemişti. Türkiye ile biz artık müzakereleri keselim, başka yoldan ilişkileri götürelim diye. Bugün Hahn tam tersi bir mesaj verdi, ‘Türkiye çok önemli stratejik bir aday ülkedir. Müzakerenin kesilmesi gibi bir şey söz konusu değildir' dedi. Avrupa içerisinde Hahn'ın daha önceki çıkışına çok sert eleştiriler geldi anlaşıldığı kadarıyla ki böyle bir U dönüşü yapma ihtiyacı hissetti."

    ‘AB, BREXIT VE İTALYA VARKEN BİR DE TÜRKİYE İLE UĞRAŞMAK İSTEMİYOR'

    Brexit süreci ve İtalya'nın AB ile yaşamakta olduğu bütçe krizine atıf yapan Baydarol, AB'nin bu çok ciddi meselelerle uğraşırken bir de Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgilenmek istemediğini dile getirdi. Baydarol, Türkiye ve Avrupa Birliği'nin müzakere yapıyormuş gibi yapıp hiçbir şey yapmadığını, bunun iki tarafın da işine geldiğini belirtti. Baydarol'a göre Türkiye'nin AB ile atabileceği tek somut adım Gümrük Birliği'nin güncellenmesi olur ancak bu meselenin de Ankara'nın ne kadar çıkarına olduğu şüpheli:

    "Şu andaki durum hem Türkiye'nin hem Avrupa Birliği'nin işine geliyor. Yani müzakere yapıyormuş gibi yapıp hiçbir şey yapmamak. Şu andaki durumumuzu böyle özetlersek çok yanlış bir şey olmayacaktır. Neden iki tarafın da işine geliyor? Çünkü biraz müzakereler derinleşmeye kalkarsa bu sefer Türkiye'nin iç işlerine müdahale gibi algılanacak meseleler yaşanacak. Çavuşoğlu'nun açıklamalarında da gördük bir parça. Demokratik bir ülkede sivil toplum görüntüsü altında darbeciler çıktı hep karşımıza diye her şeye bu mantıkla yaklaşan bir Türkiye meselesi var. Karşı tarafın da kendi içinde yaşadığı çok ciddi sorunları var. Brexit müzakeresi var bir taraftan, öteki tarafta İtalya'nın durumu var. Bunlarla uğraşırken bir de Türkiye ile uğraşmak istemiyorlar. Zaten orada Mogherini'nin övgü dolu sözleriyle karşılaştık, ‘Suriyeli mültecileri aman tutun, göndermeyin, gerekli parasal desteği biz veririz' şeklinde bir mesaj algıladım. İki tane somut noktada yürünebileceği ifade edildi. Ama bunlardan bir tanesi enteresan, vize meselesi. ‘Çok ilerleme görüyoruz Türkiye tarafında. Bazı ülkeleri ikna etmek gerekir' diyorlar. Bazı ülkeler bahanesini ortaya koyduğunuz zaman hangi ülkeler sorusu çıkar. Kıbrıs Rum yönetimi hayır derse demek ki ilerleme sağlanmaz gibi bir durum ortaya çıkıyor. Vize meselesi çok büyütüldü taraflar arasında. Bu bir serbest dolaşım hakkı değil. Vizesiz turistik dolaşım hakkıdır. Tek somut olarak atılabilecek adım var. O da Gümrük Birliği'nin güncellenmesi meselesi. Orada da bu kadar istekli görünüyoruz. Acaba mesele gerçekleşmeye geldiği zaman o kadar istekli davranacak mıyız Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusunda. Gümrük Birliği 1973 yılındaki bir protokolün uzantısı olarak Türkiye'nin bir yükümlülüğü meselesiydi. Biz 73'ten 85'e kadar gümrüksüz mal sattık. 85'te hadi siz de kaldırın dediler. Orada bir maalesef dönemin başbakanı Tansu Çiller Gümrük Birliği hakkımızdır, hakkımızı alacağız gibi abuk sabuk bir laf edince hak ve yükümlülük birbirine girdi. Güncelleme dediğimiz zaman olay sadece sanayi mallarıyla sınırlı kalmayacak. Tarım ürünlerinde bahsediyoruz. Acaba Türkiye yılda ek 20-25 milyar Euro cinsinden sürmasyon yapabilecek mi kendi tarımına, tarım reformunu gerçekleştirebilecek mi, çok büyük sorularla karşı karşıya geliyoruz. Dünya Ticaret Örgütü'nde yapılan müzakerelerde tarım ürünleri üzerindeki gümrük vergisini bir puan aşağı çektiğinizde binlerce çiftçi batıyor. Türkiye acaba bunun ne kadar ciddiyetine vakfetmiş vaziyette, pek kavrayabilmiş değilim."

    ‘AVRUPA İLE MAKULLEŞME ADIMLARI BEKLİYORUM'

    Baydarol, Türkiye uzun süredir AB ile kavgalı olmasının dezavantajları ile karşı karşıya kaldığını belirtirken, bazı alanlarda makulleşme adımları beklentisini de dile getirdi:

    AB (Avrupa Birliği) - Türkiye
    © REUTERS / Murad Sezer/File Photo
    "Hizmet lafı geçtiği zaman Türkiye'deki herkes sektörleri algılıyor. Fakat Avrupa hukukunda hizmet tanımı farklıdır. Hizmet dendiği zaman bireylerin bir diploma karşılığı veya mesleki yeterlilik belgesi karşılığında sunduğu hizmetler anlaşılır. Burada acaba bizim 200'e yakın üniversitemizin verdiği diplomaların tanımı ne olacak sorusuyla karşı karşıya geleceğiz ki bırakın Türkiye'den hizmetli olarak insanların yurt dışına gitmesini, ‘Yaşasın, kapı açıldı' demelerini, acaba Avrupa'dan Türkiye'ye iş yapmaya gelecek oradaki diplomalı işsizleri biz mi karşılayacağız, bu da başka bir merak konusu. Kamu ihalelerinin açılması. Türkiye ekonomisinin yüzde 8'ini oluşturuyor, siyasetin finansmanın da yüzde 100'ünü oluşturuyor. Acaba bu noktada bütün bunlar karşımıza çıktığı zaman Gümrük Birliği'nin güncellenmesine bu kadar sıcak bakacak mıyız, merak ediyorum. Tek somut olarak atılacak adım diye Hahn'ın belirttiği adım buydu. Türkiye açısından da Avrupa ile bu kadar kavgalı olmanın hiçbir getirisi olmadı, bilakis götürüleriyle karşı karşıya geldik. Şimdi bu alanlarda biraz makulleşme adımlarının atılmasını bekliyorum."

    ‘TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ ‘ÇIKARLAR DEĞERLERİ DÖVER' NOKTASINA GELDİ'

    Türkiye'de AB fonları tartışmalarını anımsatırken, iktidarın da muhalefetin de bu fonlarla öteden beri ilgilendiği görüşüne katılan Baydarol, Türkiye-AB ilişkilerinin artık ‘çıkarlar değerleri döver' noktasına geldiği, bu noktada Avrupa'nın görünümünün de pek pozitif olmadığı saptamasında bulundu. Baydarol, Avrupa'nın Türkiye'ye çifte standartlı bakışını da bir fıkra ile aktardı:

    "Türkiye'de 150 bin adet sivil toplum örgütü var. Çünkü bazı insanlar sayın başkanı denilmesinden çok hoşlanıyorlar. Kur bir dernek, kur bir vakıf, başkanım diye gezinen insanlar dolaşsın. Böyle garip şekilci bir yapımız var. Ekonomik görüntülü sivil toplum kuruluşları var. Türkiye Odalar Borsalar Birliği, Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, hepsi resmi plakayla dolaşıyor bunların. Resmi plakayla dolaşan sivil toplum örgütü nasıl olur, o da ayrı bir ironik görüntü çiziyor. Liberal düşünce dediğimiz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünü savunan gariban dernekler var. Bunlar çok iyi niyetli fakat siyasi iradenin altına girmedikleri zaman da kötü çocuklar. Ama Avrupa cephesiyle Türkiye-AB ilişkilerinin bugün geldiği noktaya bakarsak çıkarlar değerleri döver hale geldi. Avrupa'nın değerler noktasında pozitif bir görüntü çizdiğini söyleyemeyeceğiz. Şu anda Birinci Dünya Savaşı öncesindeki çıkar oyunlarını tezgâhlandığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Sonuçta Avrupa Birliği'ne katılmak o kulübün kurallarını kabullenmek demektir. Siz kalkıp da golf kulübüne tenis kıyafeti üstü, altınızda şalvar ile giremezsiniz, en azından kılık kıyafet kuralları vardır. Karşı tarafta acaba ne kadar samimi Türkiye'yi almak konusunda, bilemiyoruz. Bulgaristan, Romanya, Türkiye artık müzakereler bitmiş. Son sorular, Bulgaristan'a soruyorlar. İkinci Dünya Savaşı'nı bitiren bombanın atıldığı ülke hangisiydi? Bulgarlar hemen Japonya demiş, hemen ‘Bravo geçtiniz soruyu buyurun içeridesiniz' demiş. Romanya'ya ya hangi kentti o Japonya'da demişler, Hiroşima demişler, onlara da ‘Bravo, yaşa' denmiş. Sıra Türkiye'ye gelince, atom bombasında hayatını kaybedenlerin isimleri, soyadları, sosyal güvenlik numaraları ve son olarak aldıkları maaşlar neydi diye sorulmuş. Yani dışarıda bırakmak istedikten sonra her türlü bahane bulabilirsiniz. İçeri almak istedikten sonra her yolu açabilirsiniz.

    ‘AB HAVUCU TÜRKİYE AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ'

    Baydarol, Brexit sürecinin tamamlanıp İngiltere'nin AB'den resmi olarak çıkması halinde diğer üye ülkelerin de AB'den çıkma girişimleri olabileceğine dikkat çekti. Baydarol, sadece İtalya değil, Fransa ve İspanya'da da ekonominin gidişatının iyi yönde olmadığını anlatırken, Türkiye açısından da meselenin ‘AB havucuna' geldiği, bu olmaması halinde ülkenin hızla bir Ortadoğu ülkesine dönüşme tehlikesi bulunduğu görüşünü dile getirdi:

    "Müzakereye başladığımızda yıl 2004'tü. O sıralar Türk halkının AB'ye karşı verdiği güven desteği yüzde 75'e yakındı: bugün geldiğimiz noktada girsek yine verecekleri destek yüzde 75 olur ama AB'ye ne kadar güveniyorsun sorusunun cevabına yüzde 25'ten fazla güveniyorum cevabı gelir. Bir güvensizlik ortamı var. Bu güvensizlik ortamı ne Türkiye'nin işine yarıyor ne AB'nin işine yarıyor. İki tarafın çıkarları açısından stratejik değerlendirme yaptığımızda da ne AB'nin Türkiyesiz ne de Türkiye'nin AB'siz gidemeyeceğini anlıyoruz. AB havucu Türkiye açısından son derece önemli. O havuç olmadığı zaman Türkiye içinde bulunduğu bu coğrafyada hızla kötü bir Ortadoğu ülkesi haline dönüşmesi tehlikesi var. Şimdi o tehlikeyi hissetmeye başladık Türkiye'de. AB'nin ne yapıp ne edip Türkiye'yi bu kadar iten kakan bir görüntü vermekten de kaçınması işin olmazsa olmazlardan bir tanesi. En azından kısa vadede bakarsak Brexit İngiltere'de de ciddi bir hükümet krizine neden olmaya başladı, tekrar bir referanduma sunsak mı lafları ediliyor. Fakat Avrupa cephesi çok net. Tekrar girmek istiyorsanız önce çıkın, sonra almanın koşullarını tartışırız diyor. Çünkü İngiltere'nin çıkışı başarılı olursa çorap söküğü gibi gerisi gelir. Almanya şu anda İngiltere'nin en kötü şekliyle cezalandırılmasına oynuyor, İtalya'ya karşı da aynı oyunu oynamaya hazırlar. Çünkü bunu kabul etmediğiniz zaman bütün Avrupa'nın ve benim dengemi bozuyorsun havasına getiriyorlar işi. Ama bir başka gerçeklik daha var. Bütün bu oyun kurucuların başında olan Almanya Şansölyesi Merkel de giderek siyasi zeminin ayağının altından kaydığını görüyor. Bu kadar fazla kemer sıktırırsanız insanlara sonuçlar o kadar rahat olmaz. Yani aşırı sağın yükselmesi dertlerden bir tanesi. Öteki tarafta bir tülü krizden çıkamayan Avrupa ekonomileri meselesi var. İtalya diyoruz ama Fransa ve İspanya ekonomilerinin o kadar yüksek performans verdiğini söyleyemeyeceğiz. Bu oyunda tek karlı çıkan Almanya oldu. Şimdi Almanya'ya karşı da içeride bu sefer gizli bir savaş var. Bütün bu kafa karışıklığı altında Avrupa'nın 10 yıl sonra ne olacağını söylemek için kahin olmak gerekiyor. Ama tek söyleyebileceğimiz şey Avrupa Birliği'nin bugünkü haliyle gidemeyeceğidir."

    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın