14:05 17 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD, Türkiye'ye 'Biz bildiğimizi yapmaya devam edeceğiz' mesajı veriyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Faruk Loğoğlu’na göre, G20 zirvesinden ‘dişe dokunur’ bir sonuç çıkmadı. Türkiye’nin ‘Kaşıkçı olayını gündem yapma’ çabalarının başarılı görünmediğini belirten Loğoğlu, Ankara’nın artık realiteyi anlaması gerektiği yorumu yaptı. Loğoğlu'na göre ABD özellikle Suriye konusunda Türkiye’ye ‘biz bildiğimizi yapmaya devam edeceğiz’ mesajı veriyor.

    Arjantin'in ev sahipliği yaptığı G20 liderler zirvesi haftasonuna damgasını vururken, liderler arasında kimi önemli ikili temaslara sahne olan zirve ile ilgili tartışmalar sürüyor. G20 zirvesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın temasları, Türk hükümetinin beklentileri ve zirveden çıkan sonuçları, emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu ile konuştuk.

    ‘G20'DEN DİŞE DOKUNUR BİR SONUÇ ORTAYA ÇIKMADI'

    Faruk Loğoğlu'na göre, G20 zirvesinden ‘dişe dokunur' bir sonuç çıkmadı. G20'nin giderek etkili olma şansını yitiren bir grup halini almaya başladığını belirten Loğoğlu, tek somut gelişmenin Trump ile Şi arasındaki görüşme olduğunu ancak alınan kararın ticaret savaşını engelleyip engellemeyeceğinin de meçhul olduğunu vurguladı. Loğoğlu, G20'nin genel olarak uluslararası ticarete dair ‘yol haritası' çizmesine atıf yaparak yayınlanan ortak bildiride dünya ticaretine dair geleneksel olarak ileriye dönük temennilerin bile yer almamasına dikkat çekti:

    "Genel olarak baktığımızda G20 zirvesi çok somut, dişe dokunur bir sonuç maalesef ortaya çıkarmadı. Bu grup daha çok iktisadi konular, uluslararası ticaret, istihdam gibi meselelere yönelik değerlendirmeler yapan yol haritaları çizmesi beklenen bir grup. Fakat bunlar olmadı. Sonunda bir ortak bildiri ortaya çıktı ama içinde bir şey yok. İçinde uluslararası ticaretin koruyucu önlemlerin karşı çıkacak şekilde Dünya Ticaret Örgütü'ne sahip çıkacak, serbest ticarete sahip çıkacak ifadeler konuşulmadı. Neden, Trump bunların hepsine itiraz etti. Dünya Ticaret Örgütü'nün yeniden yapılandırılması konusunda bir ifade var, bu zaten gerekiyor. Korumacılık kötüdür, serbest ticaret iyidir şeklinde G20'nin ilk toplantısından bu yanan hep korunan ifadeler. Bu sefer bu ifadeler korunmadı. İkinci şey iklim değişikliği anlaşmasına yer verildi. Fakat Amerika buna imza atmadığını söyledi. O bakımdan genel olarak G20 etkinliğini ve etkili olma şansını giderek yitiren bir grup haline gelmeye başladı. İlla somut bir şey çıkarmak istiyorsak Trump ile Çin lideri arasında yapılan görüşmede geçici olarak tarife savaşlarının durdurulması kararı alındı. Bu süre sona erdikten sonra devam edip etmeyeceği belli değil. Zirve Putin'i, Muhammed Bin Selman'ı kınamadı, dünya ticareti hakkında geleneksel olarak ileriye dönük temenniler bu sefer bildiride dahi yer almadı. O nedenle biraz bir hayal kırıklığı yarattı diyelim G20. Ortak bildiride elle tutulur bir şey yoktu."

    ‘BİRÇOK ÜLKE KAŞIKÇI MESELESİNİ GERİDE BIRAKMAYA NİYETLİ'

    Zirvede Kaşıkçı cinayetinden sorumlu tutulan Suudi Arabistan'ın veliaht prensi Muhammed bin Salman'ın katılımı dikkat çekerken, Loğoğlu ABD başta olmak üzere birçok ülkenin Kaşıkçı olayını geride bırakma arzusunun altını çizdi. Prensin Britanya ve Fransa liderleriyle görüşmelerine atıf yapan Loğoğlu'na göre, 2020'de zirvenin Riyad'da düzenlenmesi kararı da Suudi yönetimine ‘uzatılmış bir çiçek':

    "Sadece Türkiye'nin beklentileri bakımından değil. Aynı zamanda Suudi Arabistan Veliaht Prens'inin toplantıda tamamen dışlanacağı sanılıyordu. Evet fotoğraflarda yanından geçerken yüzüne bakmamak gibi şeyler gördük. Ama sonuç olarak Arjantin'de İngiltere Başbakanı, Fransa Devlet Başkanı Veliaht Prens ile görüşmeler yaptı. Ne söylerlerse söylesinler. G20'nin 2020 yılında yapılacak zirvenin Suudi Arabistan'da yapılmasına karar verildi. Bu bir noktada Veliaht Prens'e olmasa dahi Suudi Arabistan'a uzatılmış bir çiçektir, kredidir."

    ‘ANKARA KAŞIKÇI VAKASINDA TERAZİNİN KEFELERİNİN NEREDE OLDUĞUNU ARTIK GÖRMELİ'

    Zirvede Ankara'nın beklentisinin uzun süredir gündemi meşgul eden Kaşıkçı meselesinin daha çok konuşulması olduğunu ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da daha sonra anlattığı üzere bunun gerçekleşmediğine vurgu yapan Loğoğlu, Türkiye'nin artık terazinin kefelerinin nerede olduğunu görmesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Türkiye'nin davayı uluslararası adalete mal etme çabasının anlaşılır olduğunu ancak BMGK'nın bir özel görevlendirmesi olmadan bunun mümkün görünmediğini vurguladı:

    ''Sayın Cumhurbaşkanı haklı olarak haftalardır dünya gündemini meşgul eden bu konunun Arjantin'de de gündeme geleceğini, yuvarlak masada konuşulacağını bekliyordu, olmadı. Bir tek kendisi bir de Kanada Başbakanı Trudeau temas etmiş konuya. Dolayısıyla terazinin kefelerinin nerede olduğunu artık Türkiye'nin görmeye başlaması lazım. Başta Trump olmak üzere bana göre birçok ülke Kaşıkçı meselesini geride bırakmaya niyetli ve buna çalışıyor. Bunun sebep ve nedenlerini çok çıkarcı bulursunuz, beğenmeyebilirsiniz, adaletten yoksun olarak görürsünüz vs. ama dünya o şekilde gelişiyor. Bu konunun Birleşmiş Milletler'e götürülmesi her zaman açık ama illa Birleşmiş Milletler bu konuya el koyacak anlamına da gelmiyor. Bunun için Birleşmiş Milletler'in Güvenlik Konseyi tarafından görevlendirilmesi lazım. Oradan böyle bir karar çıkmayacağını da peşin olarak görmemiz lazım. Eğer bu kastedildiyse Türkiye'nin bunu tek başına mesela Uluslararası Adalet Divanı'na götürmesi mümkün değil. Suudi Arabistan hayır derse bu iş orada bitiyor. Uluslararası Ceza Divanı, Türkiye orada taraf değil, hiç şansı yok. Özellikle Güvenlik Konseyi üyesi olan daimi veya geçici üyesi olan ülkeler vasıtasıyla böyle bir hareketlenme yapılabilir. Bence yapılması da gerekiyor. Ama bunu yaptık, bu işin önderliğini yapıyoruz şeklinde bir noktaya götürmek bu meseleyi uluslararasılaştırma eksenine Türkiye'nin bir başarısı olarak göstermek mümkün değil."

    ‘KAŞIKÇI OLAYI BUMERANG OLUP TÜRKİYE'YE DÖNMESİN'

    Ankara'nın Kaşıkçı vakasını uluslararasılaştırmakta zorlandığına da dikkat çeken Loğoğlu, olayın bumerang etkisiyle Türkiye'ye dönme riskinin de altını şu sözlerle çizdi:

    "Başarısızlık Türkiye'nin aleyhine dönmemesi lazım. Üzerimize olumsuzluk getirmeyen bir süreç. Bu işte devam edersek Türkiye'ye dönüp bumerang etkisi yapar. Türkiye'nin üzerine yıkılacak, tutumunu ve duruşunu sorgulayacak koşullar ortaya çıkabilir. Cumhurbaşkanı ilginç ve önemli bir şey söyledi. ‘Bütün bu şeylerden bizim amacımız kraliyet ailesine zarar vermek değildir' dedi. Orada da hafif bir bu işin nereye gittiğini anladığı şeklinde bir anlam çıkarmak mümkün. Cinayet önemlidir, sorumlusu önemlidir, kimin talimat verdiği önemlidir. Ama bu son sorunun, bunu kim tasarladı, talimatını kim verdi? CIA bile bu konuda kesin bir şey söylemiyor, olabilir diyor. Kimin talimat verdiğini, kimin tasarladığını ortaya çıkarmak Türkiye'nin görevi değil, Suudi Arabistan'ın işidir. Suudi Arabistan'a yüklenmek lazım. Kraliyet ailesi Veliaht Prens yapmadı diyor. Türkiye'nin rotayı Riyad'dan ve Veliaht Prens'ten tamamen kendi içinde yürüttüğü polis ve savcılık soruşturmasıyla sınırlı tutması, Birleşmiş Milletler'i hareket geçirecek kararları mümkün olduğu kadar sakince kullanmaya çalışması lazım."

    ‘AMERİKA BİLDİĞİNİ OKUMADA KARARLI'

    Zirvede Erdoğan-Trump görüşmesi üzerinden Türk-Amerikan ilişkilerindeki sıkıntılı başlıklar da ele alınırken, Loğoğlu'na göre çizilen tablo ABD'nin kendi bildiği yolda ilerleyeceğine işaret ediyor. Son dönemde iki ülkenin gündemlerinin hiç değişmemesine vurgu yapan Loğoğlu, James Jeffrey'nin Suriye'de ‘bildiklerini okuyacaklarına işaret eden' son yaptığı açıklamaların da kendisini ‘hayal kırıklığına uğrattığını' belirtti. Loğoğlu, diğer andan İdlib üzerinde Rusya'nın rahatsızlıklarını beyan etmesine yol açan gelişmelere de dikkat çekti:

    "Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasında yapılan ne kadar görüşme var ise hepsinde aynı noktalar var. Değişmeyen bir gündem var. Bu bir tıkanıklığa işaret ediyor. Hep aynı konuları aynı sorunları gündeme getiriyorsanız demek ki bu sorunların hiçbirinde bir ilerleme kaydedemiyorsunuz demektir. Ayaküstü dışında bir görüşme daha oldu. Buna Türkiye'nin ihtiyacı kadar Amerika'nın da ihtiyacı var. Bir ilerleme yok ama. Bunun üstüne bir de Suriye Özel Temsilcisi olduktan sonra James Jeffrey'nin yaptığı açıklamalar beni çok hayal kırıklığına uğratıyor. Yani Amerika Birleşik Devletleri bildiğini okumaya devam edecek, Suriye bağlamında ve özellikle YPG, PYD ilişkisi bakımından. Türkiye ne derse desin bu konuda biz bildiklerimizi okumaya devam edeceğiz. İkincisi Türkiye-Rusya-İran arasında Rusya'dan çok İran nedeniyle yapılan bu işbirliğinden de rahatsızlar. Ben Astana sürecinin son bir iki toplantıdan önceki yapılan açıklamalardan sonra sona erdiğini düşünmüştüm. O kanaatimi değiştirmedim. Toplantılar yapılıyor. Ama süreç İdlib konusunda düğümlendiği için bu konuda Rusya da giderek rahatsızlık beyan etti. Öte yandan Suriye hükümeti, Suriye ordusunun İdlib'e yönelik sınırlı çapta da olsa saldırılara İdlib sürecinin Soçi, anlaşmasının da iyi gitmediğini gösteriyor. Buna biraz benzin döktüğü şeklinde anlıyorum Jeffrey'nin yaptığı açıklamayı. Jeffrey, Suriye'de dar Amerikan çıkarları açısından hareket eden ve dolayısıyla Suriye'deki barışa çok fazla ilgili olmadığı izlenimi veren bir eksende yürümeye devam ediyor. Cenevre'ye dönülsün fena bir fikir değil. Ama bunun için Amerika hiçbir şey yapmıyor. Onun için Amerikan'ın bu konudaki ister Suriye genelindeki ister Cenevre süreci bakımından samimiyetine ben pek orada göremiyorum. Türkiye'ye karşı da ne haliniz varsa görün, biz bildiğimizi yapmaya devam edeceğiz demeye getiriyor. Ben bu duruşu doğru bulmuyorum. Amerika Birleşik Devletleri'nin bir alışkanlığı vardır. Sürekli Orta ve Latin Amerika ülkeleriyle uğraşmak. Elbette Chavez, Maduro bunlar sütten çıkmış ak kaşık liderler değil. Elbette yanlışları oldu, kimin yanlışları olmadı ki? Trump'ın kendisine bakın. O nedenle Amerika Birleşik Devletleri'ne Venezüella altının alınmaması bunu yanlış buluyorum. O nedenle bu Türkiye'nin Venezüella'ya sahip çıkmasını doğru buluyorum. Bunu da ölçülü bir şekilde yapmak lazım. Bunu yaparken Amerika'ya meydan okumak, Amerika'yı eleştirmek gerekmiyor. Her işin bir orantısı var. Altın orantı var, bunu dış politikada tutturamıyoruz. Venezüella'ya sahip çıkalım ama bunu ölçülü bir şekilde yapalım."

    Etiketler:
    Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Avrupa Birliği (AB), NATO, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cemal Kaşıkçı, Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın