22:13 20 Nisan 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    Brexit, AB için 'Allah'ın lütfu': Çıkmak isteyene Britanya gibi olursun denilecek

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 21

    Sertaç Aktan’a göre, AB’nin Brexit’te Londra’ya taviz vermemesinin ardında diğer üyelerine olumsuz örnek olarak gösterme tavrı yatıyor. Brexit’ten iki tarafın da zararlı çıkacağını söyleyen Aktan, Britanyalı yetkililerin pişman olduklarını ve ayrılıktan nasıl vazgeçecekleri derdine düştüklerini belirtti.

    Britanya'nın 2016 Haziran'ında referandumla AB'den ayrılma kararını hayata geçirecek olan ‘Brexit anlaşması' Londra'daki siyaseti alt üst etmiş durumda. Başbakan Thresa May'in Brüksel'le yaptığı anlaşma parlamentodan dönerken, alternatif senaryolar ve Britanya'nın birlikten çıkışının ertelenmesi konuşuluyor. AB kanadı anlaşmanın yeniden müzakeresi konusunda tavizsiz tutumunu sürdürürken, May'in ‘B Planı' Londra'da tartışmaya açılıyor.

    Gelişmeleri AB uzmanı gazeteci-yazar Sertaç Aktan ile konuştuk.

    ‘BREXIT MESELESİ AB İÇİN ALLAH'IN BİR LÜTFU'

    Sertaç Aktan'a göre, Brexit yükselen sağ ve AB'nin çözülmesinin tartışıldığı bir ortamda AB için ‘Allah'ın lütfu'. Brüksel'in Britanya'yı ayrılma kararına yol açan politikalarından ötürü pişman etmek niyetiyle hareket ettiğini belirten Aktan'a göre, Londra ne kadar zor duruma düşerse, Avrupa Birliği'nin önemi de o kadar ortaya çıkmış olacak:

    "Brüksel sıkı duruyor tespiti doğru bir tespit. Bunun altında yatan çok önemli bir neden var. Brexit meselesi AB için Allah'ın bir lütfu. Uzun süredir AB dağılıyor, sonu geldi, bu iş devam edemez, Fransa çıkmak istiyor, yükselen aşırı sağ, milliyetçilik… Brexit süreci, Avrupa Birliği'nin arayıp da bulamadığı bir fırsat oldu. Avrupa içinde yaşayan insanlar zamanla alıştılar. İnsanlar çabuk alışıyorlar, rahata, kolaylığa, haklara, birçok şeye… Bunların ne kadar zor elde edildiğini, bunların ne şişe yaradığını unutuyor insanlar. Almanya'dan Fransa'ya geçerken insanların günlük parçası oluyor, ticaret yaparken çabuk unutuyorlar. Sanki çıksalar bile hayat devam edecekmiş gibi geliyor. Böyle bir algı, yanılsama oluştu inşalarda. Ve bu ‘post-truth' dediğimiz sendrom oluşuyor sonrasında. Dolayısıyla Avrupa Birliği bu Brexit'ten daha iyi bir şekilde göstermezdi gerekçesini, nedenini, varlık sebebini, cazibesini… Brüksel, İngiltere'yi pişman etmek niyetinde bu konuda. Bir gösterge haline getirecekler. ‘Bakın çıkmak isterseniz, İngiltere gibi olur sonunuz' diyecekler. İngiltere ne kadar sıkıntıya girerse, AB'nin ileride bu tip meselelerle uğraşma şansını o kadar azaltacak bir durum söz konusu olacak. ikinci olarak şu anda b planı dediğimiz şey, ben İngiltere kraliçesinin bile bundan tam olarak bilgi sahibi olduğunu ya da anladığını sanmıyorum. Çünkü alternatiflere baktığımız zaman çok fazla bir senaryo yok. Brüksel'in, Berlin'in, Paris'in bu konuda neden bu kadar sağlam ve sabit durduğunu anladığımız zaman yaptığı anlaşmanın neden değişmeyecek olduğunu neden yeni bir anlaşma yapılmayacak olduğunu da anlıyoruz. Nedeni, Avrupa Birliği'nin İngiltere'yi mümkün mertebe pişman etmesi. ‘Anlaşma budur, bundan başka anlaşama yapmayacağız, işinize geliyorsa' şeklinde bir ültimatom koyulması ortaya ve bu şekilde İngiltere'nin zor duruma sokulması. Çünkü İngiltere ne kadar zor duruma düşürse, Avrupa Birliği'nin önemini o kadar göstermiş olacak Brüksel, Berlin, Paris… ‘İşte biz bu yüzden vazgeçilmeziz' mesajını bundan sonra ayrılma fikri olan diğer aşırı sağcılar, ulusalcılar onların gözlerini korkutmak için bu pozisyondan geri adım atmayacak ne Brüksel ne Berlin ne Paris."

    ‘İNGİLTERE, AB ÜYESİ 19 ÜLKENİN TOPLAM EKONOMİSİNE EŞİT BİR EKONOMİYE SAHİP'

    Diğer yandan Britanya'nın Almanya'dan sonra AB bütçesine en fazla katkıyı yapan ikinci ülke olduğunu söyleyen Aktan, anlaşmasız bir çekilmenin hem Londra hem de AB'yi zarara uğratacağı görüşünde. AB'nin özellikle Brüksel'de ‘teknokratlardan' oluşan bürokrasi nedeniyle yoğun eleştirilen alması ve demokratik tercihlere yönelik tartışmalar anımsatıldığında Aktan, aslında birlik içinde doğrudan veya dolaylı yoldan seçilmemiş pek az insan bulunduğu görüşünü dile getirdi:

    "Bu sıkıntıların farkına varmak zorundalar. İngiltere de bunu bastıracak zaten. İngiltere anlaşmasız bir çıkış senaryosuna gitmeyecektir. İngiltere, ‘Biz hazırlık yapıyoruz, 4 milyar pound kenara ayırdık anlaşmasız bir Brexit olursa diye', aynı şekilde Brüksel ‘Biz anlaşmasız çıkışa hazırlanıyoruz' diyorlar ama her iki taraf da aslında bunu istemiyor. Bu iki tarafa da zarar verir. Bugün İngiltere dediğiniz ekonomi Avrupa Birliği üyesi 19 ülkenin toplam ekonomisine eşit bir ekonomi. Almanya'dan sonra AB bütçesine en fazla katkıyı yapan ikinci ülke. İngiltere boş bir ülke değil. Dünyanın en büyük beşinci ekonomisinden bahsediyoruz. Avrupa Birliği'ne de ciddi zarar verecek bir çıkış olur bu. Dolayısıyla anlaşmasız çıkışı kimse istemiyor. Seçilmemişlerin getirdiği etkilerden bahsedince böyle bir izlenim doğması çok doğal. Burada Avrupa Birliği inanılmaz hantal bir yapı görünümü veriyor, kurumlar, çalışma usulleri… Fakat aslında Avrupa Birliği içerisindeki ana kurumlara baktığınızda seçilmemişlerin sayısı çok az. Herkes Avrupa halkları tarafından seçilerek parlamentoya geliyor. Konseyde keza bütün çalışanlar devlet liderleri ve devlet liderlerinin seçtiği Avrupa Konseyi Başkanı ve yine onların seçtiği bakanların oluşturduğu konsey. Liderler doğrudan ama bakanlar konseyi düzeyinde ve genel sekreterlik anlamında baktığınızda dolaylı olarak hepsi seçilmiş kişiler. Keza komisyon başkanı da yine liderler tarafından verilen adaylar arasından parlamento tarafından seçiliyor. Komisyon başkanına yardımcı olan 27 komiser de yine parlamento tarafından onaylanıyor. Onaylanmadığı sürece de görev yapamıyor. Doğrudan veya dolaylı şekilde seçilmemiş aslında kimse yok Avrupa Birliği'nde. Fakat öyle yavaş işleyen süreçler, öyle bürokratik birtakım standartlar olduğu zaman, yerelden bakıldığı zaman birçok insanda Brüksel'deki insanlar da kim, neden benim kötümdeki meseleleri belirliyorlar, soruları oluşuyor. Halbuki Avrupa Birliği fikrinde genel olarak kıtada bir standart, bir değişim sürecin, her tarafta aynı olacak hijyen, yemek, birçok teknik ve siyasi konuda bir standart oluşturma gayreti var. Bu birçok kişide alerji yaratıyor tabii ki. ‘Bu insanları ben seçmedim, kendi ülkemden değil, Çek Cumhuriyeti'nden bir siyasetçi gelip, Polonya'da ülkemdeki bir konuyla ilgili yasanın değişmesini sağlıyor' gibi bu tip bir alerji oluşturması da çok doğal."

    ‘EN SONDA BREXIT'İN OLAMAYACAĞININ ANLAŞILMASIYLA SONUÇLANDI'

    AB'deki göçmen krizi olgusunun sosyal devletin altı oymasının asıl sorunu teşkil ettiğini, bunun da ortaya ‘ırkçı görünümler' çıkarttığını anlatan Aktan'a göre, aslında yaşanan kültürlerin çatışması. Aktan ortada AB adıyla bir birlik bulunmasa ve Avrupa'da ulus devletler olsa dahi aynı sorunların yaşanacağını kaydetti:

    "Aslında dünyanın en ciddi sosyal refah devletlerinin Avrupa'da olduğunu görüyoruz. Kanada var, Avustralya'da da ciddi sosyal ekonomik yardımlar, birtakım tabana yaymalar bunlar var. Fakat Avrupa bu işin daha çıkış yeri. Neoliberal politikalar dediğimizde klasik liberalizmin bugün uygulamaları anlamına geliyor. Bu daha ziyade Amerika'da şu anda mevcut. Göçmenlerin Almanya'yı İsveç'i tercih etmesinin esas altındaki yatan temel neden, Alman edebiyatına ya da oradaki kültüre çok ilgi duydukları için değil oradaki işsizlik maaşları, yeni gelenlere sağlanan birtakım imkanlar, verilen konutlar, güvenceler ile ilgili. Burada bir tabana yayılma var. Almanya'da gelen göçe çok ciddi bir alerji var. Buna karşı bir itiraz var. Ama Almanya'nın ekonomik surumu kötü değil. Aşırı sağın yükselmesi ya da Avrupa Birliği'nden ayrılalım seslerinin çıkması esas olarak ekonomiden ziyade kültürel çatışmalarla ilgili. Aslında Avrupa'da hep ırkçılık yapılıyor deniliyor. Aslında günümüzde olan şey ırkçılıktan ziyade kültürelcilik. Yani kültürlerin çatışması sonucu oluşan bir sıkıntı var. İngiltere'de de bu mevcut. İnsanlar bunu ‘Avrupa Birliği'nden dolayı bu oluyor' ile karıştırıyorlar. Halbuki Avrupa Birliği'ni kaldıralım ortadan, yine ulus devletler ayrı ayrı yaşamlarını sürdürsünler, bu göçün yönü değişmeyecek. Onlar yine İtalya'dan Yunanistan'dan girip Türkiye'den girip Bulgaristan üzerinden yine aynı yollarla gitmeye çalışacaklar. Daha zor olacak onlar için sınırlar olduğu için. Ama sınırdan geçmeyecekler de dağdan, dereden geçecekler yine Almanya'ya varmak isteyecekler. Ülkelerin kendi kişisel sistemleri değişmediği sürece. Brexit'i insanlar niye istediler? ‘Biz sınırlarımızı kontrol etmek istiyoruz, bütçemizi kontrol etmek istiyoruz' işin esas düzeninde bu vardı. Fakat bu temelden paradoks içeren bir şeydi. İngilizler bunu görmek istemediler. Referandum öncesi müzakerelerde dile dahi getirmediler. Çünkü hem sınırlarını kontrol edip hem de İrlanda'da ki barışı sağlayamazsın. AB üyesi olan İrlanda Cumhuriyeti ile Birleşik Krallığın parçası olan Kuzey İrlanda arasındaki İyi Cuma Anlaşması, o insanların İrlanda sınırından serbestçe geçmesi temeline kurulu bir şey. Bu anlaşmanın yapılabilmesi de İngiltere'nin AB üyesi olması sayesinde. Yoksa normalde İngiltere bir başka ülkeye sınırlarını neden açsın? Hem İrlanda'da IRA terörünü çözeyim, bu anlaşmayı yapayım, İrlanda'da huzur, barış sağlansın, Kuzey İrlanda ile ilgili bir sorun yaşamıyım hem de sınırlarımı kontrol edeyim diyemezsin, ikisi aynı anda var olamaz. Zaten Brexit anlaşmasının temelindeki mesele bu tedbir maddesi, İrlanda sınır meselesiydi. Bu sınır kontrol edersek, Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki Gümrük Birliğinden kaynaklanan ekonomik rekabette yaşanacak sıkıntıyı nasıl engelleyeceğiz? Bütün bunlar yığıldı, üst üste geldi en sonda Brexit'in olamayacağının anlaşılmasıyla sonuçlandı."

    ‘İNGİLİZLER BİR HATA YAPTIKLARININ FARKINDA'

    Anlaşmasız bir Brexit olasılığı öngörmeyen Aktan, Britanyalı yöneticilerin Brexit'in bir hata olduğunun farkında olduğunu ve bu yoldan en az zararla dönme yolunu bulmaya çalıştıkları görüşünü dile getirdi:

    "Anlaşmasız bir Brexit olasılığını ben görmüyorum. Bana kimsenin müsaade edeceğini zannetmiyorum. İngilizler bir hata yaptıklarının farkındalar. İngilizler demokrasiye önem verirler fakat çıkarlarına her şeyden daha çok önem verirler. Çıkarlarını birçok şeyin üzerinde tutan bir millet. Dolayısıyla hata yaptıklarının farkındalar ve ‘Bu hatadan en az zararla, ‘en az rezil olarak' nasıl döneriz'i nasıl tartıştıklarını, onun yolunu bulmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Genel seçime mi gidilecek, genel seçimde ikinci referandum kampanyası mı yapılacak, bunun yapılması için zaman lazım. Öncesinde 50. madde Brexit tarihinin uzatılması ki Brüksel buna sıcak bakıyor. Ama kaç hafta, kaç ay, bir yıl mı, 6 ay mı, ne kadar uzatılabilir, ne sözler verilirse uzatılır? Çünkü bunun örneği yok. İngiltere'nin yapmaya kalktığı işin bir örneği olmadığı için takip edilecek herhangi bir plan, bununla ilgili herhangi bir tecrübe yok. Her şey Brüksel için de ilk defa, İngiltere için de ilk defa. Biz de gelişmeleri takip ediyoruz ve ne olacağını göreceğiz. Benim öngörüm anlaşmasız bir Brexit'in kimsenin işine gelmediği için ne Berlin'in ne Paris'in ne Brüksel'in ne Londra'nın bunun bir şekilde kulpuna uydurulup bunun gerçekleşmeyeceği. Ama diyelim ki oldu ve bir şekilde ikinci referandum olmadı, genel seçim olmadı. May de benim b planım bu şekilde sert bir ayrılıktır dedi. Bunu yapmaya kalktı. O zaman çok ciddi ekonomik sıkıntılar olur. Kimsenin öngörmeyeceği şeyler olur. Bu böyle 4 milyar poundla çözülebilecek bir sorun değil. Burada organizmaların artık simbiyotik yaşamından bahsediyoruz. Günümüzde o kadar bağlılık ilişkilerine dayalı kurulmuş ilişkiler ki Avrupa Birliği gibi bir organizma adeta bir moleküler seviyede sıvıların birbirine karışması gibi bir şey. Yani etle tırnağı bile ayırırsınız sadece çok acır canınız, sonra yerine yeni tırnak çıkar. Bu kanınızdan bir maddesinin ayrılması gibi bir şey. Kurumlar, o yerleşmiş bütün ticaret bütün ilişkiler, insanlar oraya gitmiş, öğrenciler, evlenenler, öbür tarafta çalışanlar, yaşayanlar, birçok özel şirketin gidip İngiltere'de merkezini kurması sırf Avrupa Birliği ülkesi diye ve birtakım orada vergiler daha düşük diye. Ama neticede Avrupa Birliği ülkesi olduğu için Japon firmalardan koca Nissan firması gidiyor orada fabrikasını kuruyor, Avrupa pazarına açılmak için."

    ‘İNGİLTERE TOPRAK KAYBEDEBİLİR'

    Britanya'nın Brexit'te ısrarının ise toprak kaybetme ile bile sonuçlanabileceğini anımsatan Aktan'a göre İskoçya ve Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık'tan ayrılabilir. Aktan, Britanya'nın AB'nin adeta ‘altın paket' gibi bir üyeliği olduğunu ve Brexit durumunda birliğin sağladığı serbest ticaret anlaşmalarını yapabilecek gücü bulunmayacağına dikkat çekti:

    "Avrupa pazarı 500 milyonluk bir pazar. İngiltere tek başına o pazara sahip olmadan Avrupa Birliği'nin yaptığı serbest ticaret anlaşmalarını yapamaz, o güce sahip değil. Kendisini şu anda biz bunun daha iyisini yaparız diye görüyor ama kimse daha iyi koşulları İngiltere'ye sağlamak zorunda hissetmez kendini. İlaç sıkıntısından gıda sıkıntısına, ticarette yaşanacak maliyet binmesi, çünkü zaman artacak daha çok kontrol olacak, standartlara uygun mu değil mi bunlar bütün maliyetlere yansıyacak. İngiliz mallarının Avrupa'daki maliyeti artacak, rekabetini kaybedecek. Aynı şekilde İngiltere'ye ticaret yapmak isteyen firmalar bir sürü lisans almak zorunda kalacak İngiltere'de ticaret yapabilmek için. Daha önce gerekmeyen şeyler bunlar. İnsanların evcil hayvanlarını bile getirip götürürken İngiltere'den Avrupa'ya ekstra ehliyetler, izinler alması gerekeceği konuşuluyor. Bir İngiliz, Paris'e giderken vize almak zorunda kalacak. Bütün bunlar bir birikim yaratacak. İlk seferde sert bir Brexit ile ayrılsalar dahi birkaç sene içerisinde hatta o kadar bile sürmeyebilir öyle ciddi tepkiler gelebilir ki o sırda hükümette kim varsa o kadar ciddi sıkıntılar oluşabilir ki derhal bununla ilgili çok ciddi sokak protestoları, yaşanabilir ve iş dünyası çok ciddi bir baskı kurabilir, ‘derhal bunu çözün' gibisinden. İngiltere toprak kaybedebilir. İskoçlar derhal ikinci bir referanduma gidebilir. İngilizler ikinci bir referandumun demokratik olmadığını söyleyebilirler ama İskoçlar öyle düşünmüyorlar. İskoçlar ayrılmama kararı verdiler referandumda. Ama diyecekler ki ‘kusura bakmayın şartlar değişti. Biz AB üyesi olmayan Birleşik Krallık'ta kalmak üzerine oy kullanmadık, bunu bilmiyorduk'. Şimdi tekrar oy kullanacaklar ve İskoçya, Birleşik Krallık'tan ayrılabilir. Onun üzerine Kuzey İrlanda ayrılabilir. Kuzey İrlanda ile İrlanda arasında müthiş bir haksız rekabet oluşacak. Eğer tedbir maddesi uygulanır, diyelim ki bir anlaşma yapıldı ve Kuzey İrlanda o tedbir maddesi kapsamında gümrük birliği içerisinde kaldı diyelim bu sefer İskoçya ile Kuzey İrlanda arasında ciddi bir haksız rekabet yaşanmış olur. İskoçya, Kuzey İrlanda'nın yararlandığı şeylerden yararlanamamış olur. Dolayısıyla bu şeylerin güzel bir çıkışı yok. Bu işin herkes açısından tek bir olumlu sonucu var. İngiltere'nin paşa paşa AB üyesi olarak kalması. Ama bunu nasıl yapacak, nasıl kitabına uyduracak, demokrasiyi zedelemeden bunu nasıl gerçekleştirecek, bunu insanlara nasıl anlatacak? Biz bir referandum yaptık ama aslında o pek doğru bir referandum değildi. Ortaya iki seçenek konması aslında yanlıştı. Çünkü son derece komplike meselelere iki seçenek koyup, insanların önüne koymak sanıldığı gibi demokratik bir şey değil. Çıkalım ama çıkmanın elli tane tonu var, kalalım ama kalmanın elli tane tonu var. İngiltere zaten Avrupa Birliği üyesi olarak enteresan bir noktadaydı. Euro kullanmıyordu, Schengen içerisinde değildi, dış politikasına katılmıyordu. Zaten özel ‘gold paket' gibi bir durumu vardı. Bunun üzerine bunu da beğenmeyerek, yani ‘Yok biz daha da az bir katılım istiyoruz, daha da özel bir muamele görmek istiyoruz' deyince Brüksel'in de Avrupalıların da kafası attı. Şimdi onlar da geri adım atmıyorlar."

    Etiketler:
    Aşırı sağ, Brexit, Avrupa Birliği (AB), Jeremy Corbyn, Theresa May, Britanya, İngiltere, Avrupa
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın