22:16 20 Nisan 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Putin, 'ABD'nin çekilmeyeceğini biliyorduk, çekilirse de oraya Esad'ın ordusu gelsin' diyecek'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 35

    Aydın Sezer’e göre Trump’ın çekilme kararı ve tampon bölge ‘pratik değeri olmayan boş bir tartışma’. Putin’in Erdoğan’a “Biz ABD’nin çekilmeyeceğini biliyorduk. Çekiliyorsa da oraya Esad’ın ordusu gelsin” diyeceğini öngören Sezer’e göre Moskova zirvesinin meselesi İdlib.

    Türkiye hükümeti, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararının ardından Amerikan askerlerinin yerini TSK ve desteklediği grupların alması için Washington'la görüşmelerini sürdürürken, dikkatler Moskova'da yapılacak zirveye çevrildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan günü birlik çalışma ziyareti çerçevesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya gelecek. Görüşme, Ankara'nın ABD'nin çekilmesiyle bölgeye vekalet etme arzusunu en üst düzeyde dile getirmesine karşılık Trump'ın ortaya attığı ‘tampon bölgeyi' henüz somutlaştıramadığı bir dönemde gerçekleşiyor.

    ABD ile müzakereler devam ederken, Washington yönetimi içinden Suriye'nin kuzeyindeki ortaklar PYD/YPG'nin ‘korunması' talepleri de eksik olmuyor. Ankara, Suriye'de atılacak adımlar için Rusya'nın da onayını arar görünürken, İdlib'de el Kaide'nin son hali Heyet Tahrir Şam'ın (HTŞ) Türkiye destekli cihatçı grupları tasfiye etmekte olması da Moskova ile en önemli başlıklardan birisini teşkil ediyor.

    Putin ile Erdoğan'ın 2019'unun ilk görüşmesini yapması öncesinde son durumu Medya Günlüğü sitesinin yazarı ve analist Aydın Sezer ile konuştuk.

    ‘TÜRKİYE'NİN AMERİKA'DA ETKİLİ VE YETKİLİ BİR MUHATABI YOK'

    Aydın Sezer'e göre, Trump'ın çekilme açıklamasına karşılık Suriye meselesinde Ankara-Washington hattında herhangi bir somut gelişmeye imza atılabilmiş değil. Her gün yeni bir konu ve başlığın gündeme taşındığını, sonuncusunun da ‘tampon bölge' olduğunu belirten Sezer, senatör Graham'ın son ziyaretini de anımsatarak telefon görüşmeleri ve aracılar aracılığıyla karşılıklı teyitleşme süreçlerine rağmen ortada somut bir adım bulunmamasına dikkat çekti. Sezer'i göre Türk-Amerikan ilişkilerinde Türkiye'nin ABD'de etkili ve yetkili bir muhatabı bulunmuyor:

    "Trump'ın çekilme kararının hemen ertesinde Putin'in yıllık basın toplantısı vardı Moskova'da. Bu soru (çekilme kararı) Putin'e sorulduğunda şüpheyle yaklaştığını, Amerika'nın daha önce de Afganistan'dan, Irak'tan çekilme yolunda kararlar aldığını ama pratikte bunun yaşanmadığını söylemişti. Aradan tam bir ay geçmesine rağmen Türkiye-Amerika ilişkileri cephesinde özellikle Suriye özelinde somut bir gelişme olmadığı gibi hemen her geçen gün yeni bir kavram, yeni bir konu, yeni bir başlık gündeme geliyor. Örneğin bir ay önce bir tampon bölge esprisi yoktu. Trump'ın çekilme kararının hemen ertesinde yine Trump'ın meşhur bir tweeti ile Türkiye'ye yönelik çok ağır ekonomik anlamlı bir tehdit vardı. Onun şokunu yaşarken birden tampon bölge gündeme geldi. Türk-Amerikan ilişkilerinde Türkiye'nin Amerika'da bir etkili ve yetkili muhatap bulamadığı kanaatindeyim. Zira dış politikaya artık kişiler arasındaki karşılıklı telefon ya da yüz yüze görüşmelerle yürütme sürecine girdik. Bolton geldi, şu şekilde kabul edildi. Graham geldi, farklı düzeyde kabul edildi. Bir senatörün Türkiye'de bu kadar geniş kapsamlı temaslar yapıp arkasından da Cumhurbaşkanı ile Trump'ın bu temasları değerlendiriyor olması dahi bana hem komik hem saçma geliyor. Biz Graham'a ne söylediğimizi onun da Trump'a ne söylediğini karşılıklı görüşmelerle teyit etme sürecindeyiz.

    ‘SURİYE MESELESİ YEREL SEÇİM KAMPANYASININ EN ÖNÜNE KONULAN BİR GÜNDEM'

    Sezer Ankara'nın ‘tampon bölge' kurmaktan, Washington'ın ise sürekli ‘Kürtlerin korunmasından' bahsettiği bir süreçte Suriye başlığının Erdoğan yönetimi için yaklaşan yerel seçimler açısından kullanışlı bir başlığa dönüştüğü saptaması yaptı:

    "Bugün geldiğimiz noktada Suriye üzerindeki manzara şu: Seçime giden yolda bu konu harika bir seçim malzemesi ya da seçim kampanyasının en önüne konulan bir gündem oldu. Bu sayede hem seçim çalışmaları yürütülüyor hem de ekonomi ile ilgili sporunlar veya konular bir anlamda ötelenmiş oluyor. Çünkü Türk-Amerikan ilişkilerinde kaydedilen her başlık Türkiye'de çok geniş bir yelpazede kamuoyunda tartışılan bir gündem maddesi oluyor. Trump, Kürtleri size vermeyeceğiz, yok ettirmeyeceğiz diye tampon bölge öneriyor. Biz bu tampon bölgeyi Türkiye lehine kurulacakmış gibi algılayıp bu yönde resmi açıklamalar yapıyoruz.

    ‘TÜRKİYE'NİN TUTUMU PUTİN'İN DİKKATİNDEN KAÇMIYOR'

    Türkiye'nin dış politikasını, sonuncusu ABD'de etkili Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham'ın Ankara ziyaretinde görülen türden şifai temaslar üzerinden yürütülür hale geldiğini belirten Sezer, Ankara'nın hala iki yıl önce olduğu gibi ‘Biz mi, teröristler mi, seçiminizi yapın' diyen ülke konumunda olduğunu anımsattı. Sezer'e göre Ankara, Trump'ın çekilme kararı kendi başarısı gibi lanse ediyor, müdahale arefesinde izlenimi veriyor ve ‘ABD ile pazarlık yapıyoruz' havası yaratıyor ancak sonuç elde edemiyor. Sezer, Türk hükümetinin Trump'ı ‘ciddiye alarak' Fırat'ın doğusunda oyun kurucu olmaya çalışan bir görünüm arz ettiğini belirtirken, bunun kağıt üzerinde ortak imzalar atılarak sürecin yürütüldüğü Astana ortağı Rusya lideri Putin'in dikkatinden kaçmayacağının altını çizdi:

    "Graham iyi polis rolünü oynuyor. Zira Türkiye'ye gelmeden önce, çekilme kararından hemen sonra Trump ile yaptığı görüşmede aynı Graham, ‘Hiç kimse yokken Kürtler Suriye'de bizim yanımızdaydı, başkan da onların içinde olduğu durumun farkında' şeklinde açıklama yaptı. Burada kamuoyunda ABD'nin çekilmesi veya tampon bölge kurulmasıyla ilgili sürecin sanki Suriye özelinde Türk dış politikasının bir başarısı ya da nihai olarak ulaşmaya çalıştığı hedefi olarak bir alışkanlık var. Öncelikle bu rüyadan uyanmamız gerekiyor. Çünkü biz ABD ile Suriye üzerinde pazarlık yapıyoruz, hedef belirliyoruz, neler yapacağımızı söylüyoruz. Trump'ın çekilme kararından önce müdahale arifesindeydik, sınırdan canlı yayınlar yapıyorlardı Türk ordusu girdi, girecek şeklinde. Şu anda geldiğimiz noktada bizim bu harekâtın en zaman başlayacağına yönelik yorum yapan özellikle güvenlik analistlerine baktığımızda Türkiye ile ABD arasındaki görüşmelerin seyrine göre durumun netleşeceğini ifade ediyorlar. Ama bu süreçte net bir ay kadar zaman geçti. Bir ay kadar daha geçtiği zaman zaten seçim gündemi ile bu süreç tamamlanmış olacak. Buradaki konumumuzu Türkiye'nin hayati önem arz eden güvenlik sorununu Sayın Bahçeli'nin sürekli ifade ettiği baka sorununu biz son birkaç ay içinde yaşamaya başlamadık. Yeni bir olgu değil. Biz iki yıl önce de ABD'ye ‘Biz mi, teröristler mi, seçiminizi yapın' sorusunu soran bir ülkeyiz. Ne yazık ki Türk dış politikası şifahi görüşmeler üzerinden yürütülen hale geldiği için ve karşımızdaki aktörlerin hemen hepsi farklı şeyler söyledikleri için, örneğin McGurk istifa etti, yerine Jeffrey geldi, daha ılımlıydı. Aynı Jeffrey, 3 ay önce Astana sürecinin fişini çekmeliyiz diye resmi açıklama yapan biri. Dolayısıyla bizim maalesef Trump'ı ciddiye alarak Suriye'de özellikle Fırat'ın doğusunda oyun kurucu olmaya çalışmamız Rusya ve Putin'in dikkatinden kaçmıyor. Çünkü bizim Suriye özelinde şifahi olarak değil attığımız imzalarla, örneğin 2016 21 Aralık Moskova deklarasyonu ile, tüm Astana toplantılarının sonuç bildirgeleriyle, Soçi mutabakatıyla, dış politika açısından bir anlamda daha kurumsal boyutta Fırat'ın batısına yönelik verdiğimiz sorular var."

    ‘RUSYA TRUMP GİBİ TEHDİTLE DEĞİL ANKARA'NIN İMZA ATTIĞI BELGELERE DAYANARAK BEKLENTİ İÇİNE GİRİYOR'

    Sezer, Türk hükümetinin ‘terörist' olarak değerlendirdiği PYD'nin Rusya ve ABD tarafından böyle görülmediğini belirtirken, aksine İdlib'deki el Nusra uzantılarının hem Rusya hem ABD hem de Ankara tarafından ‘terörist' olarak anıldığını vurguladı. Rusya'nın Trump gibi ‘tehdit mesajlarıyla' değil, Ankara'nın altına imza koyduğu belgelere dayanarak Ankara'dan taleplerde bulunduğunu anımsatan Sezer'e göre Erdoğan-Putin görüşmesinin ana gündem maddesi İdlib olacak:

    "Bizim için PYD-PKK terörist, bunda hiçbir tereddüt yok. PYD, PKK'nın bir kolu. Ama bu terörist dediğimiz gruplar, Rusya'nın terörist görmediği gruplar ve Amerika'nın korumaya çalıştığı gruplar. Ama aynı Suriye'de Rusya'nın da ABD'nin de bizim de terörist olarak ilan ettiğimiz el Nusra uzantılarının İdlib'teki faaliyetleri var. Bizim İdlib ile ilgili ne kadar hukuki olduğu tartışılabilir ama uluslararası ilişkilerde imza ya da bir anlaşma çok önemli bir metindir. Bizim burada verdiğimiz taahhütler var. Türkiye olarak Irak'ta bize yönelik teröristlerle Rusya, ABD ya da Esad'a yönelik teröristler arasında neden fark görüyorsunuz şeklinde bir serzenişte bulunmamız konusunda karşı taraftan biz anlayış beklerken, aynı karşı taraf da bu defa bizim de terörist saydığımız gruplarla ilgili bizden harekatı ya da müdahaleyi önceliklendirmemizi bekleyen tavır içerisine giriyorlar. Bunu söylerken de Türkiye'yi tehdit ile ya da Trump'ın yaptığı gibi tehdit yoluyla değil tam tersine atılan imzaları önümüze koyuyorlar. Yarınki görüşmelerin birinci maddesi İdlib olacak. Bunu net olarak söyleyebiliriz."

    ‘FIRAT'IN DOĞUSUNDAN MI, BATISINDAN MI TEHDİT DAHA FAZLA?'

    Sezer, Türkiye'nin ulusal güvenliğine asıl tehdidin Fırat'ın doğusundan mı, yoksa batısından mı geldiğinin tartışılması gerektiğini belirtirken, Türkiye İdlib'de taahhütlerini yerine getirmediği için Rusya ve Suriye'nin düzenleyebileceği bir operasyonun sonuçlarına vurgu yaptı. Suriye sahasına Arap Birliği'nin de müdahil olma çabalarını da anan Sezer, Suriye ile sorunların Şam'ı muhatap alarak sınırların güvence altına alınmasının gerekliliğinin altını çizdi. Ancak Sezer, yerel seçimlere kadar böylesi bir gelişme beklemiyor:

    "Şu anda Türkiye'ye yönelik Suriye'den kaynaklanan tehdidin Fırat'ın doğusundan mı batısından mı daha fazla olduğu konusunda çok ciddi bir tartışmayı herkes yapabilir. İdlib'ten 3 milyona yakın mültecinin Türkiye'ye göç etmesi de söz konusu bu arada. Orada askerlerimiz bir anlamda Esad'ın da onayı ile Astana süreciyle görevlendirilen şekilde gözetleme kulelerinde bulunan sivil ve askeri görevlilerimiz, vatandaşlarımız var. Bunların konumu ne olacak, biz bunları çekecek miyiz? Yarın Esad oldubittiyle Rusya'nın desteği ile İdlib'te bir operasyona girildiği zaman Münbiç bizim için ne kadar öncelikli konu haline gelecek ya da gelmeli mi, gelmemeli mi konularını çok dikkatlice analiz etmemiz gerekiyor. Kaldı ki Kaşıkçı cinayeti ve Türkiye'nin burada izlediği stratejiyle, biz başta Suudi Arabistan olmak üzere arkasındaki ülkelerle İsrail de dahil buna Suriye'de karşımızda başka bir muhatap almak durumunda da kaldık. Onların da hem İdlib'te hem Fırat'ın doğusunda askeri hareketlilik ya da maddi anlamda desteklerinin söz konusu olduğunu biliyoruz. Türk medyası yazdı, Suudi Arabistan'ın, PKK-PYD'ye 100 milyon dolar yardım yaptığını. Bütün bunları bir çerçevede değerlendirdiğimiz zaman bir yerel seçim mülahazasıyla ve Bahçeli dün de ondan önceki gün de Fırat'ın doğusu ile ilgili yapılan harcanan çabalar boşa gitmesin, şehitlerimizin kanı yerde kalmasın gibisinden söylemlerle hükümetin bir anlamda dış politikasına tesir etmeye çalışıyor. Çünkü bir cumhur ittifakı söz konusu. Hükümetin de açıkça hem bir taraftan ABD ile informal müzakereler yürüterek hem diğer taraftan Rusya ve İran ile formal müzakereler ve işbirliği yürüterek öte yandan Arap Ligi'nin Esad'ı yeniden almaya yönelik hareketlerini izleyerek enteresan bir noktaya doğru sürüklendiğimizi görüyorum. Buradan çıkış sanırım seçimlerin sona ermesi ile birlikte başlayacak. Önceliğin yerel seçimler olacağı kanaatindeyim. Ama her zamankinden çok daha fazla Esad ile ve Suriye'nin meşhur rejimi ile bizim masaya oturup Suriye'den Türkiye'ye kaynaklı sorunların bir bölümünü Esad yönetimine ihale etmemizin, bunu takipçisi olacağımızı belirtmemizin ve buna göre sınırlarımızı güvence altına almamızın zamanının geldiğini düşünüyorum."

    ‘ILIMLI MUHALEFET DEDİĞİMİZ ZATEN GÖRÜŞME MASASINDA TEMSİL EDİLİYOR'

    En son Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ‘kaleminden' NYT gazetesinde yayınlanan makalede Türkiye'nin Suriye'deki yerel idarelerin şekillendirme arzusu dile getirilmişken, Sezer, buna karşılık Astana ortaklarının beklentisinin Türkiye'nin Suriye'den çıkması olduğunu anımsattı. Sürecin doğasında zaten teröristlerin ÖSO ile ayrıştırılmasının bulunduğunu ve ‘ılımlı' diye anılan unsurların Astana sürecinde temsil edildiğine atıf yapan Sezer'e göre, ‘tampon bölge' tartışmalarına konu edilen bölgelerdeki nüfusun karmaşıklığı da Ankara'nın yerel konseyleri biçimlendirme misyonu açısından sorun teşkil ediyor:

    "Astana süreci başlamadan önce de Rusya'da ılımlı muhalefet dediğimiz gruplar zaten görüşme masasında bir şekilde temsil edildiler. Ya Türkiye aracılığıyla ya da doğrudan temsil edildiler. Dolayısıyla Suriye'de eğer yerellikler konusunu gündeme getireceksek, özellikle ÖSO ve ılımlı muhalefet anlamında söylüyorum bu zaten masada olan bir şey. Ama burada söz konusu olan maalesef teröristlerle ki bizim nasıl PYD ile YPG'yi terörist olarak nitelendirmemiz söz konusuysa karşı tarafta da doğal olarak el Nusra uzantılarının İdlib'teki teröristlerin ÖSO ile ayrıştırılması anlamında bir beklentisi var. Burada bizim teröristlerimiz ya da sizin teröristleriniz anlamında bir tartışmadan bahsedilmiyor. ÖSO ya da ılımlı muhalefet zaten Cenevre'ye giden yolda temsilcileriyle, anayasa komisyonunda hatta Soçi'de bile zaten mevcuttular. Bu yerellikle ilgili konuda Cumhurbaşkanı'nın NYT'daki son yazısında zaten seçimle iş başına gelmiş konseyler tarafından yönetilecek gibi tırnak içinde bir ifade de var. Bunun Suriye özelinde, tampon tartışmasının yapıldığı yerlerde ki nüfus yoğunluğuna bakıldığı zaman Arap, Kürt, Türkmen, Hıristiyan bölgelere bakıldığı zaman bunun bölgesel anlamda ayrıştırılmasının teknik olarak söz konusu olmasının zor olduğunu görüyoruz. Ancak burada netice itibariyle yerel anlamda ideal anlamında bir koalisyon söz konusu olabilir."

    ‘İDLİB TERÖRİSTLERDEN ÖZGÜRLEŞTİRİLEBİLİRSE ANKARA'NIN YAPMAYA ÇALIŞTIĞI ANLAŞILABİLİR HAL ALIR'

    Ankara'nın bölgedeki yerel meclislerdeki YPG/PKK unsurlarıyla ilgili konumunun ne olacağı sorusunun yerinde durduğunu, daha güneye sürülmeleri yahut yok edilmelerinin mi kast edildiğinin de belli olmadığını belirten Sezer, ‘yerel konseyler' konusunun ileride ‘kötü emsal' teşkil edebileceğinin de vurguladı. Şimdiden Rusya basınında Türkiye'nin sahada oldu bittilerle alan mevcudiyetini genişletme çabasına giriştiği yorumlarına rastladığını da aktaran Sezer, Ankara'nın müzakere masası için tutumun netleştirilmesi için İdlib'deki terörist unsurların bertaraf edilmesi konusunda performasının ıspat edilmesi gereğinin altını çizdi:

    "Bizim güvenlikli bölge dediğimiz bölgedeki yerel meclislerdeki YPG-PKK unsurlarıyla ilgili konumumuz ne olacak? Onların terörist olarak oralardan ayrılıp güneye doğru sürülmesi, güvenlikli bölgenin ötesine sürülmesi söz konusu olacak. Peki ne kadar güneye gidecekler ve varlıklarını sürdürecekler mi, yok mu edilecekler, yoksa bizim sınırlarımıza uzak noktalarda mevcudiyetlerini sürdürmelerini izleyecek miyiz? Bu yerel işbaşına gelmiş konseyler esprisi, bunu Cumhurbaşkanı mektubunda kullandığı için söylüyorum, bizim açımızdan ileride farklı bölgelerde kötü emsal teşkil edebilecek bir boyuta girebiliyor. Rusya ile ilgili boyutta da şunu söyleyebilirim. Rusya basınında, Astana süreci başladığından beri Türkiye'nin sahada oldubittilerle alandaki mevcudiyetini genişletme ve tahkimatını yürütme gibi bir süreç içerisinde olduğuna yönelik birtakım şeyler okuyorum. Afrin konusu var örneğin. Afrin'in bir paket mutabakat içerisinde yer aldığına yönelik yorumlar var. Türkiye'nin Afrin'den de çıkmasını beklendiğini biliyoruz. Bizim İdlib ile Afrin arasında veya Fırat Kalkanı ile İdlib arasındaki bölgelerle ilgili tavrımız netleşebilmesi için bunun müzakere masasında netleştirebilmemiz için İdlib'teki terörist unsurların bertaraf edilmesindeki performansımızla bizim bunu ispat etmemiz gerekiyor. Bunu daha önce El bab'ta yaptık, 80'nin üzerinde şehit verdik IŞİD ile mücadelede. El bab örneğindeki bir mücadeleyle İdlib teröristlerden özgürleştirilirse o zaman bugün belki Türkiye'nin Afrin ile ya da Fırat Kalkanı ile ilgili yapmaya çalıştığı orta ve uzun vadeli politika karşı taraflardan biraz daha anlaşılabilir bir hal alacak."

    ‘ALLAHTAN RUSYA BAŞARISIZ OLUNDUĞUNU AÇIKÇA DİLE GETİRMİYOR, ÇABALARI TAKDİR EDİYOR'

    Türkiye'nin Tahran'daki üçlü zirvede ve Soçi'deki mutabakatla İdlib'de radikal unsurların temizlenmesi taahhüdünde bulunmasına karşın bölgenin yüzde 80'inin HTŞ'nin eline geçtiğini anımsatan Sezer, "Allahtan Rusya burada başarısız olunduğunu açıkça dile getirmiyor, çabaları takdir ediyor" dedi:

    "Burada ifade etmeye çalıştığım İdlib'te girdiğimiz mutabakatla izlediğimiz süreç. Allah'tan Rusya burada başarısız olduğunu açıkça dile getirmiyor, çabaları takdir ediliyor, yerel bilgilerle bunun Türkiye'nin samimi bir mücadele verdiğini teslim ediyor. Ama netice itibariyle diyor ki ‘Bunlar dünyanın en azılı teröristleri. Biz bunu Tahran'daki üçlü zirvede, Soçi'de mutabakat öncesinde de açık ve seçik söyledik. Böyle olacağını da tahmin ediyorduk. Ama aradan 4 ay geçti. Gelenen nokta İdlib'in yüzde 80'ninin bu grupların kontrolüne geçmiş olması. Suriye konusunda herkesin farklı önceliği var. Burada elbette Türkiye'nin de sınır komşusu olduğu için kendi öncelikleri gündeme taşıması son derece normal. Ama bunu yaparken hem Rusya hem Amerika hem İran hem Esad hem Suudi Arabistan'ı bütün faktörlerle sürtüşmeden bunu nasıl yapabilir, bu konu yeni bir konu değil, başından beri böyleydi. Geldiği noktada tıkanıyor olarak görüyorum.

    ‘PUTİN, ‘ABD'NİN ÇEKİLMEYECEĞİNİ BİLİYORDUK, ÇEKİLİYORSA DA ORAYA ESAD'IN ORDUSU GELSİN' DİYECEK'

    Sezer, ABD'nin çekilme kararından sonra ortaya atılan ‘tampon bölge' konusunda ise "Benim açımdan pratik hiçbir değeri olmayan boş bir tartışma" saptaması yaptı. ABD'nin de çerçevesi, sınırları belli olmayan bu bölge ile ilgili bir planı olmadığı görüşünü taşıyan Sezer'e göre çekilme meselesine en başından temkinli yaklaşan Putin, Erdoğan'la görüşmesinde "Biz ABD'nin çekilmeyeceğini biliyorduk. Çekiliyorsa da oraya Esad'ın ordusu gelsin" diyecek ve Menbiç kırsalındaki adımları gösterecek:

    "Tampon bölge ile kastedilenin ne olduğunu tam olarak kimse, ABD'de de bilmediği için bizim bu konudaki resmi açıklamalarımız birer ikişer gün arayla çeliştiği için önce Türkiye'nin kontrolünde olacak dendi, sonra ABD ile tanımlarımız aynı mı değil mi dendi, sonra biz destekliyoruz dendi. Yani benim tampon bölge konusunda yorum yapabilmem için tampon bölgenin statüsü ile ilgili sınırlarıyla ilgili veya hava sahasını kimin güvence altına alacağı ile ilgili ya da içinde Türk askeri ile birlikte başka unsurlar olup olmayacağı ile ilgili konuları bilmemiz gerekiyor. Bugün itibariyle benim açımdan pratik hiçbir değeri olmayan boş bir tartışma. ABD'nin Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna yapacağı müdahaleyi önce çekiliyoruz kararıyla ötelediği sonra da işi daha da çıkılmaz boyuta getirerek tartışmaları alevlendirdiği bir noktaya geldik. O güvenli bölgenin içinde kontrol altında tuttuğu bölgeler de var. Kürtlerin dışında başka unsurlar da var. Bu güvenlik uzmanları için harika bir tartışma konusu olmasının ötesinde kanımca bir yere gitmeyecek. Muhtemelen yarın da Putin, ‘Biz Amerika'nın çekilmeyeceğini biliyorduk. Çekiliyorsa da oraya Esad'ın ordusu gelsin' diyecek ve bununla ilgili olarak Menbiç kırsalında atılan adımları da gösterecek."

    Etiketler:
    Tampon bölge, HTŞ, YPG, IŞİD, ABD Başkanı Donald Trump, Menbiç, İdlib, Suriye, Türkiye, ABD, Moskova, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın