11:49 21 Şubat 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye'nin Maduro'nun arkasında ne kadar duracağı ABD ile ilişkisine bağlı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Mühdan Sağlam’a göre, ABD rafinerilerinin varlığını sürdürebilmesi için Venezüella ‘çok cazip bir petrol kategorisine’ sahip. Sağlam, Çin’in tavrının önemine atıf yaparken, Ankara’nın ise Maduro’nun arkasında ne kadar duracağının ABD’ye bağlı olacağı görüşünde.

    Trump yönetimi Venezüella'da kendi kendini başkan ilan eden Juan Guaido'yı açıkça destekleyerek rejim değişikliği ajandasını devreye sokarken, Venezüella'nın devlete ait petrol şirketi PDVSA'ya yaptırım uygulamaya başladı, ABD'deki yaklaşık 7 milyar dolarlık mal varlığı da donduruldu. Washington, petrol gelirlerini de seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu ‘gayrı meşru' ilan ederek devirmeye çalışan muhalefetin kontrolüne verdiğini duyurdu. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, askeri seçenekleri de masada tuttuklarının altını çizerken Maduro'nun gitmesinin ABD petrol şirketlerinin çıkarına olacağı anımsatmasını ihmal etmedi.

    ABD'nin PDVSA'ya yönelik bu adımlarının hem ABD hem de petrolünün büyük kısmını ABD'ye satan Venezüella için ne anlama geldiğini akademisyen ve Gazete Duvar yazarı Mühdan Sağlam ile konuştuk.

    ‘VENEZÜELLA PETROLÜ ÇOK CAZİP BİR PETROL KATEGORİSİ'

    Mühdan Sağlam, Venezüella'nın dünyada en fazla petrol rezervine sahip ülke olduğunu belirtirken, ABD'li şirketlerin de fiyat açısından uygun olduğu için Venezüella güzergahını tercih ettiklerini söyledi. Venezüella'nın sahip olduğu ‘ağır petrol' türünün özellikle ulaşım sektöründe kullanılması gereken orta düzeyde petrolü elde etmek için gerektiğini anımsatan Sağlam, bu yüzden Venezüella petrolünün çok cazip bir petrol kategorisi teşkil ettiğinin altını çizdi:

    "Venezüella dünyadaki en fazla rezerve sahip ülke. Ancak onu diğer petrol ülkelerinden ve Suudi Arabistan'dan ayıran petrolün türü. Ağır petrol diye kategorize ettiğimiz bir petrol türüne sahip. Ağır petrol dediğimizde aklımıza aslında tekerlek yapımı, ziftli asfalt, yani yoğunluğu çok yüksek petrol grubu dediğimiz. Bu petrollerin de ihraç edilmesi için ya inceltilmesi gerekiyor ya da rafinerilerde hafif petrol ile karıştırılarak ‘medium' dediğimiz orta düzeyde petrole çekilmesi gerekiyor. Çünkü hem kamyonlarda hem de ulaşımın büyük bir kısmında orta düzeyde petrol kullanılıyor. Petrolün en büyük karşılık bulduğu saha da ulaştırma alanı aslında. Dolayısıyla Venezüella petrolü çok cazip bir petrol kategorisi. ABD'nin son dönemlerde başlayan bu kaya gazı petrolü yani ‘shale oil' devrimindeki en dikkat çeken unsur bu petrolün yüzde 90'ınına yakınının hafif petrol olması. Bunu brent dediğimiz bir markaya çeviriyorlar. Bu da ağır petrol ile hafif petrolün rafineride karıştırılmasına dayanıyor. Tarihsel olarak da bu dinamik bu şekilde işliyordu. ABD'de var olan rezervler yine benzer bir biçimde bu kayaç petrolünden önce de Venezüella'dan petrol alınarak inceltilmesi ve orta düzeyde petrole getirilmesine dayanıyordu. Özellikle ABD rafinerileri de gerek mesafeden gerekse fiyatlarının uygunluğu açısından Venezüella güzergahını tercih ediyorlardı. Bu yeni bir gelişme değil. Venezüella petrolünün yüzde 41'i ABD'ye ihraç ediliyor. Dolayısıyla ABD için Venezüella'nın en büyük müşterisi diyebiliriz."

    ‘PETROL ŞİRKETİ DOĞRUDAN HEDEF ALINIYOR AMA ABD İHRACATA YÖNELİK YAPTIRIM UYGULAMADI'

    Chavez döneminde Venezüella'daki millileştirme ile birlikte ihracatın ABD'ye bağımlılığının azaltıldığını ve Çin ve Rusya gibi alternatiflere bakıldığını belirten Sağlam, ABD açısından bu durumun sıkıntı yarattığını ve Meksika Körfezi'nde yeni petrol aramaları yapıldığını da anımsattı. Sağlam, yeni devreye sokulan yaptırım paketinin petrol şirketi PDVSA'yı hedef almasının boşuna olmadığını belirtirken, diğer yandan ihracata yönelik bir yaptırım öngörülmemesine ise dikkat çekti:

    ''Ancak Chavez döneminde gelen millileştirme ile birlikte Chavez bu güzergâhları da çeşitlendirmeye de çalıştı. Çin ve Rusya gibi alternatif güzergahlar, özellikle Çin buna eklendi. Gerek aldığı borçlar sebebiyle de var olan petrolün yüzde 28'i Çin'e akmaya başladı. Bu ABD açısından arz ayağında sıkıntıya sebep oldu. Meksika Körfezi'nde petrol aramaları başladı. ABD rafinerilerinin varlığını sürdürebilmesi için Venezüella petrolü kritik. Ancak Venezüella'nın ihracat gelirlerinin petrole dayanıyor olması ABD açısından petrolü hedefe koyan gelişme dinamiği oldu. Dün açıklanan yaptırım paketinde de petrol şirketinin doğrudan hedef alınması aslında bunu gösteriyor. Maduro yönetimini muhalefetin almış olduğu karara uymaya ve iktidardan çekilmeye yönelik projeksiyonun ürünü. Çünkü petrolün büyük bir kısmını üreten, petrole yaslanan bir ekonomiyi darboğaza sokmanın en kolay yolu Venezüella'daki en büyük şirkete maddi olarak sıkıştıracak şekilde yaptırımlar uygulamaktı. İhracatına dönük bir yaptırım uygulanmadı. Ancak şirket zaten ekonomik zorluklar yaşıyor yatırım yapma konusunda. Bazı sahalarda çıkarma yapabilmesi için ciddi bir sermayeye ihtiyaç duyuyor. Bu varlıklarının dondurulmuş olması da aslında bir nevi şirketin belini kırmaya dönük bir politika diyebiliriz."

    ‘RUSYA VE ÇİN, ABD GİBİ MADURO YÖNETİMİNİN İÇ POLİTİKALARINA KARIŞMIYOR'

    Mühdan Sağlam'a göre Venezüella özelinde Rusya ve Çin'i ABD'den ayıran nokta bu ülkelerin içişlerine karışmama prensibi. Rusya'nın Gazprom aracılığıyla Venezüella petrol sektörüne özellikle teknik destek sunduğunu, Çin'in ise önemli ölçüde alım yaparak ve kredi musluğu açarak Venezüella'ya destek olmaya çalıştıklarını anlatan Sağlam, iki ülkenin kendi çıkarlarını korumak çabalarını da ihmal etmemek gerektiğinin altını çizdi. Sağlam'a göre, bu krizde ABD'nin Venezüella petrol sektörünü hedef alması karşısında kritik tepki Çin'in tutumu olacak:

    "Bu bir alternatif, artık orta vadede uygulanabilecek olan bir projeksiyon. Herhangi bir politikayı harekete geçirmek istiyorsanız, önce 'ekonomiyi bağırtın' dediği, ekonomiden ses gelsin dediği, ABD şu anda bu politikayı uyguluyor. Aslında zaten ekonomik anlamda sıkışmış olan bir ülkeyi, neredeyse kıtlık ile yüz yüze gelen bir ülkeyi daha fazla köşeye sıkıştırarak kitlelerin aslında sokağa daha aktif bir biçimde inmesi ve Maduro'yu iktidardan indirmesini sağlamaya çalışıyor. ABD rafinerileri açısından Venezüella orta vadede ancak bir güzergah ve rafineri kapasitesi oluşturulabilir. Acil bir bicimde şu anda bir yatırım talebi içerisinde ve bunun karşılanması gerekiyor. Çin bu noktada kritik bir istikamet olarak görülüyor. Buraya tekrar muslukları açarak, yatırımda bulunacak mı, bulunmayacak mı? Sadece şu anda tepki göstermekle yetindiler. Ancak söylenen stratejinin uygulanabilmesi için en az 5 yıllık bir zaman dilimine ihtiyaç olduğunu göz önüne almamız gerekiyor. Hem Çin hem de Rusya aslında Maduro döneminde değil Chavez döneminde var olan davetler üzerine Venezüella'ya yatırım yapan ülkeler. Çünkü ABD'nin Venezüella'nın ekonomik olarak geri kalmışlığında payı olduğunu söylüyordu Chavez. Bu çerçevede özellikle petrol ayağında bir çeşitlendirmeye gideceklerini, alternatif güzergahlara yöneleceklerini söylemişlerdi. Bu noktada en çok enerjiye ihtiyacı olan ülke Çin olduğu için Çin ile özel bir ilişki kurdular. Rusya ile ise var olan ABD'ye karşı dayanışma pratiğini harekete geçirdiler. Örneğin 2009 itibariyle Rusya'nın en büyük enerji şirketlerinden Gazprom henüz bu tartışmalar gündemde değilken, Venezüella'ya ihracatta bulunmuştu. Doğalgaz nasıl çıkarılır, petrol boru hatları nasıl döşenir, doğalgaz boru hatları nasıl işlevsel hale getirilir gibi eğitimler de veriyordu şirket burada. Bir üniversitede bölümü var yine Gazprom'un finanse ettiği. Burada biraz üretici ülkeler arasındaki dayanışma pratiğini görmüştük. Venezüella aynı zamanda ABD'nin başına buyruk politikalarına dönük bir set mekanizması olarak da görülüyor ve buna dur denilen yer. Her aktörün küresel politikasını kendi çıkarlarını önceleyecek şekilde kurduğunu da göz ardı etmememiz gerekiyor. Her iki ülke de Venezüella'ya borçlar veriyorlar. Genellikle bunu kendi enerji şirketlerinin Venezüella'da bulunarak, referanslar alarak çalışma yapmasını sağlamaya çalışıyorlar. Hem ABD'ye bir mesaj vererek hem de buradaki maddi varlıklarını artırarak ilerlemeye çalışıyorlar, projeksiyonları bu yönde. Zaten Rusya ve Çin, ülkelerin içişlerine müdahale politikasını benimseyen ülkeler değiller. Bunu dış politika düzleminde ilerletmeye çalışırken, borca karşı bazı imtiyazlar alırlar. Ama Maduro yönetiminin iç politikalarına karışmaları gibi bir durum söz konusu değil. Bu da onları aslında ABD'den ayıran bir pratik. Dolayısıyla bu iki ülkenin burada maddi olarak da çıkar sağlamaya çalıştıklarını stratejik olarak da mevzilendiklerini dikkate alalım. Ama buradaki varlıklarının ABD'den farklı bir nitelik taşıdığını akılda tutmakta fayda var."

    ‘KUZEYDEN KANADA, GÜNEYDEN VENEZÜELLA'

    Bu krizde Kanada da kıta çapında ABD politikalarına en fazla destek olan ülke haline gelirken, Sağlam, Kanada'nın Venezüella'dan sonra ABD'ye ağır petrol sağlayan ikinci güzergah olduğunu ancak tek başına talebi karşılayamayacağını anımsattı. Sağlam'a göre doğrudan mesele kendisini ilgilendirmese bile Kanada için Venezüella'daki petrolü işletebilmek ve pastadan pay almak önemli:

    "Normalde Venezüella'nın Chavez döneminde kurulmuş olan Chavez'in başarısız darbe girişimi sonrasında ABD, Latin Amerika'ya dönük projeksiyonda Amerika kıtası devletleri ile bir araya gelerek politikalar üretmeye çalışır ve yönlendirir. Önce Venezüella'nın arkadaşları grubunda ABD'nin kendisi de vardı. Ancak bu kıta içerisinde bu grubun politikalarına dönük soru işaretlerine neden oluyordu. Chavez yönetiminin doğrudan ABD'yi hedef alarak bu grubu etkisizleştirmesine neden oluyordu. Bu noktada ABD'nin bir strateji değişikliğine gittiğini gördük. Örneğin Lima grubunda ABD yok ancak Kanada var. Kanada ile ABD arasındaki siyasi ayrışmalar, çekişmeler bir yana bu iki ülkenin çok yakın ilişkisi var. Genel olarak dünyaya çok yakın bir projeksiyonda baktıklarını biliyoruz. Aynı zamanda Kanada, ABD'ye ağır petrol sağlayan bir diğer güzergah. Kuzeyden Kanada sağlar, güneyden Venezüella bu açığı kapatmaya çalışır. Ancak Kanada'nın arzı ABD'nin talebini giderebilecek boyutta değil, boru hatlarının altyapısı buna uygun değil. Dolayısıyla bu iki ülke arasında ABD'nin Kanada ve Venezüella'nın petrol akışının sağladığı zeminde Kanada için Venezüella'nın bir an önce bu sahaya girmesi gerekiyor. Çünkü Kanada için de oradaki petrolü işletebilmek ve o pastadan pay almak önemli. Onların deneyimi de var ağır petrolle muhatap oldukları için. Dolayısıyla kendilerine yakın bir yönetimin varlığı Kanada'nın da ekonomik olarak önünün açılması anlamına gelecek."

    ‘TÜRKİYE, ELİ GÜÇLÜ OLANIN ABD OLDUĞUNU UNUTMAMALI'

    Sağlam'a göre, son dönemde Venezüela-Türkiye ilişkilerinin sıkılaşması ve Ankara'nın bu krizde şahsi dostluğu nedeniyle Maduro'nun arkasında durmasının altı çok da dolu değil. Türkiye'nin Çin ve Rusya gibi etki ve siyasi becerilere sahip bir aktör olmadığını anımsatan Sağlam, Trump'ın kısa süre önce ‘Türkiye ekonomisini perişan etme' temalı mesajını anımsatarak, Ankara'nın Venezüella'nın arkasında ne kadar duracağının da ABD'ye bağlı olduğu görüşünde:

    "Türkiye'nin ABD müttefiki bir ülke olduğunu, NATO üyesi bir ülke olduğunu Suriye politikası özelinde gördük. Türkiye'nin bu süreçte tarafsız ülke konumunda yer alması kendi açısından daha anlaşılır olabilirdi. Çünkü kendi müttefikiyle konjonktürel olarak iyi ilişkilere sahip olduğu bir ülkenin karşı karşıya gelmesi söz konusu. Çin ile Rusya'nın etki ve siyasal becerilerine sahip olmayan bir aktörden bahsediyoruz Türkiye açısından. Dolayısıyla Türkiye'nin bu tutumu aslında geleceğe dönük politika açısından elini bir miktar zayıflatmış durumda doğrudan taraf olması. Ama Türkiye'nin Venezüella'nın arkasında ne kadar duracağı, ona ne kadar destek olabileceği tamamen ABD ile olan ilişkilerine yaslanmış durumda. Türkiye'nin Venezüella'nın arkasında durmaya devam etmesi zor gözüküyor. Çünkü Türkiye'nin bir kendi bölgesine çok uzak bir ülkeden bahsediyoruz. Türkiye oradaki ulusal dinamikleri, muhalefetin tutumunu, kıtanın tarihsel yapısına yabancı bir ülke. Bir Suriye'den bahsetmiyoruz. Ki komşusuyla olan gerilimde bile Türkiye'nin sürekli hap değişikliklerine tanıklık ettik. Dolayısıyla ABD'den gelecek bir baskı aynı zamanda Suriye için güvenli bölge tartışmaları yürütülürken, Türkiye'nin sonuna kadar arkasında durabileceği bir politikaya zemin yaratamayacak bence. Doğrudan değilse de yavaş yavaş ses çıkartmayarak bu pozisyonundan uzaklaşacağını düşünüyorum. Burada ABD'nin nasıl bir politikayla Türkiye'ye dönük hareket edeceği önemli. Yaptırım ya da ekonomik olarak Türkiye'yi zora sokacak önlemlere hız verecek mi ya da Suriye'de güvenli bölge alternatifini tamamen masadan mı kaldırarak bunu yapacak. İki aktör arasında bir pazarlık olacağını göreceğiz. Ama eli güçlü olanın da ABD olduğunu akılda tutmak da fayda var."

    Etiketler:
    Petrol, PDVSA, ABD Başkanı Donald Trump, Juan Guaido, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Hugo Chavez, Kolombiya, Venezüella, Kanada, Çin, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın