09:53 21 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Chavez ve Maduro'nun politikaları Venezüella'da 1990'ların IMF programlarının yarattığı yıkıma tepkiydi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 31
    Abone ol

    Doç. Ümit Akçay'a göre Bolivarcı hareketin 'kötü ekonomi yönetimine' atıf yapanlar küresel ekonomik gidişatı gözardı ederek kolaycı davranıyor. Venezüella'da 1990'larda IMF programlarının yarattığı yıkımın unutulduğunu anımsatan Akçay, Bolivarcıların bu tahribatı tersine çevirmeye çalıştığını vurguladı.

    Venezüella'da ABD destekli muhalefetin rejim değişikliği ajandasıyla yarattığı iktidar krizi sürerken, Washington yönetimi AB ile birlikte Nicolas Maduro hükümeti etrafındaki ekonomik kıskacı artırıyor.

    ABD hükümeti, Venezüella'nın yurtdışındaki varlıklarını dondurup Maduro'yu devirmek isteyen muhalefet lideri Juan Guaido'nun emrine verirken, Avrupa Parlamentosu da Maduro karşıtı tavır alarak hükümetlere çağrı yaptı. Dünyada ise Venezüella'daki Bolivarcı hareketin ekonomi politikaları ise ‘kötü yönetim' başlığı altında tartışılıyor.

    Venezüella'daki durumu ve neoliberal ekonomik modelin Latin Amerika'da yarattığı ve solcu alternatif hükümetlerin çöküşüyle sonuçlanan krizi Berlin Ekonomi ve Hukuk Okulu'ndan Doç. Dr. Ümit Akçay ile konuştuk.

    'KÖTÜ YÖNETİM KOLAYCI BİR AÇIKLAMA'

    Doç. Dr. Ümit Akçay'a göre, Venezüella örneğinin sadece ‘kötü hükümet' başlığı altında tartışılması yaşananları izah etmiyor. Bu bakış açısının krizin ne zaman, neden ve nasıl çıktığını anlatmadığına dikkat çeken Akçay, asıl yapılması gerekenin dünya ekonomisinin son 20 senedeki gelişimi ve tek tek ülkelerdeki etkilerine bakmak olması gerektiğini vurguladı. Akçay bu açıdan Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinin Latin Amerika gibi uzak coğrafyalarla yaşadığı benzer deneyimlere dikkat çekti:

    "Kötü yönetim argümanını ileri sürenler belki şeyi açıklarlarsa tartışma geliştirici olabilir. Mesela bu kötü yönetim ne zaman başladı. Örneğin son birkaç yılda Maduro döneminde mi başladı, yoksa 1990'lardan beri mi kötü yönetiliyordu? Neyi tartıştığımız açık hale gelirse, belki tartışma daha da geliştirici olabilir. Ama bu biraz kolaycı bir açıklama tarzı. Dünyanın herhangi bir yerinde işler kötü gittiğinde bu kötü yönetim argümanı iler sürülebilir, sürülüyor da. Neden Amerika'da kriz çıktı, kötü yönetim yüzünden, neden Türkiye'de 2001 krizi oldu, kötü yönetim yüzünden, Çin neden yavaşlıyor, kötü yönetim yüzünden gibi. Bunu biraz daha detaylandırmak gerekiyor. Öyle yapmayınca da biz dünya ekonomisinin ve geçtiğimiz 20 yılda yaşanan gelişimlere ve bunun bölgesel düzeyde ya da tek tek ülkelere yaptığı etkilere bakmak lazım. Bunun ne kadarı kötüydü, ne kadarı daha yapısal ya da konjonktürel etkilerle ilgili olduğunu ayrıştırmak için. Böyle bakınca Türkiye, Ortadoğu Latin Amerika gibi uzak coğrafyaların benzer deneyimler yaşadığını görüyoruz. Nasıl Türkiye'de 1960-80 arasında bir çeşit sanayileşmeye dayanan iç talebin yeniden dağıtımına dayanan bir ekonomik modeli varsa, benzeri Latin Amerika ülkelerinde Venezüella'da da vardı."

    'DÖNÜŞÜM SADECE TÜRKİYE'YE AİT DEĞİLDİ'

    Dünyada kapitalizmin 1970'li yıllarda girdiği krizden neoliberal politikalarla çıkıldığını anımsatan Akçay, bu modelin dünyanın farklı coğrafyalarında aşağı yukarı 5-10 sene arayla uygulanmaya başlandığını kaydetti. Venezüella'yı 1990'ların sonu ve Chavez ile Maduro dönemine taşıyan gelişmelere atıf yapan Akçay, asıl toplumsal yıkım yaratan olgunun 1990'larda uygulanan IMF programları olduğunun dikkatlerden kaçırıldığının altını çizdi.

    Akçay, Venezüella ve Brezilya gibi ülkelerde Chavez ile Lula'nın yapmaya çalıştıklarının IMF programlarıyla ekonomide yaratılmış tahribatı tersine çevirmek olduğuna dikkat çekti:

    "1980'de 12 Eylül darbesi ve 24 Ocak programının getirilmesiyle beraber yaşanan dönüşüm sadece Türkiye'ye ait değildi. Amerika'da Ronald Regan, İngiltere'de Thatcher'ın yaptığı dönüşüm neoliberal ekonomik politika ve bütün bunların arka planında 1970'li yıllarda kapitalizmin girdiği kriz vardı. Bu krizden çıkış için ileri sürülen politikalara da neoliberal politikalar diyoruz. Bu neoliberal politikalar farklı ülkelerde farklı coğrafyalarda 5-10 yıl arayla aşağı yukarı bütün dünyada uygulanmaya başlandı. Örneğin Şili gibi ülkelere darbelerle 1970'li yılların ortalarında vardı. Daha erken örnekler olarak. Mısır'a daha erken bir örnek olarak vardı. Türkiye'ye 1980'de geldi. Venezüella'ya da 1990'ların başında geldi. 1989 ve 1996'da iki tane kritik IMF programı uygulandı Venezüella'da. Aslında 2000'li yıllarda Chavez iktidarını daha sonra Maduro iktidarını getiren sürecin bu 90'lı yılarda IMF politikalarının yarattığı yıkıma bir tepki olarak doğduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Venezüella dünyanın zengin ülkelerinden biriydi, Chavez geldi, kötü yönetim oldu ve işler kötüye gitti. O yüzden de insanlar göç yollarına düştü gibi genel anlatım var. Orada bir 90'lar parantezi var, unutmamak lazım. Türkiye'deki kayıp yıllar gibi Latin Amerika, Meksika için de kayıp yıllar vardı. Bunun nedeni dünya ekonomisinin dönüşümü, IMF programları ülkelerin küresel ekonomiye entegrasyonunun biraz da zorlanarak gerçekleşmesi bunlar kolay gerçekleşen süreçler değil. Buna karşı çıkan muhalefetin güçlü olduğu yerlerde süreç tersine çevrilebildi. En azından bu yönde adım atılabildi. Büyük ülkelerde Brezilya gibi 2000'lerin başında Lula iktidarı ya da Chavez'in iktidarı gibi 80'lerin ve 90'ların ekonomi politikalarında yarattığı sosyal ve ekonomik tahribat oradaki hükümetler tarafından tersine çevrilmeye çalışıldı."

    ‘VENEZÜELLA'DA BOLİVARCI YÖNELİM AVRUPA'DAKİ SOL, SOSYAL DEMOKRAT YAKLAŞIM GİBİ'

    Akçay, Chavez ve Maduro yönetimlerinin ekonomi politikalarında bir kötü yönetim mevzu bahis ise bunun oligarşinin darbe girişimlerine sert biçimde destek vermesi karşısında ‘plansız hareket edilmesi' olduğu görüşünde. Akçay, aslında Bolivarcı hareketin kadılımcı demokrasi ve Avrupa tarzı sol sosyal demokrat bir yaklaşıma sahip olduğununun altını çizdi:

    "Venezüella'da Chavez, 98'de seçimi kazanıp 99'da iktidara geldiğinde aslında böyle Marksist bir dönüşüm programına sahip değildi. Dışarıdan bakıldığı zaman homojen net bir dönem gibi 1999-2013 arası gibi görünüyor. Ama onun içinde kendi dönemleri de var. Örneğin 99 sonrasında 2002'de Chavez'i düşürmeye yönelik darbe girişimine kadar aslında çok ılımlı, muhtelif sosyal yardımları içeren sosyal devlet uygulamalarını önceleyen bu arada da demokratik katılımı da gündeme getiren bir çeşit Avrupa tarzı sol sosyal demokrat yaklaşıma sahip genel olarak Chavez hükümeti. 2002'deki darbeden sonra işin biraz daha sertleştiğini görüyoruz. Çünkü Chavez bir yandan da karşıt güçleri hafife aldığını fark ediyor. Özellikle Venezüella'daki oligarşi sert şekilde bu darbe girişimine destek verdiği anda. O andan sonra biz 2006'ya kadar Chavez döneminin en ilerici uygulamalarının hayata geçtiğini görüyoruz. 2000-2006 arası belki de altın çağ denebilir. 2006'dan sonra biraz daha belki Chavez döneminin üçüncü aşamasına geçiliyor. Orada daha ekonomiye devlet müdahalesinin daha da arttığını görüyoruz. Orada kritik olan bunlar hiç planlama mantığıyla gerçekleşmiyor. Çok daha sorunlar önlerine geldiği zaman çözmeye çalışıyorlar. Örneğin bir sektörde kamulaştırma yapıldığı zaman o sektörün yeni bağlantılarını ya da o sektörün dağıtım kanallarında da kamulaştırma yapılması gerekiyor. Mesela bunların gözetilmediğini görüyoruz. Örneğin bir yerde işçiler fabrikayı işgal ediyorlar, kamulaştırma talep ediyorlar. Kamulaştırma yapılıyor. Ama oranın nasıl yönetileceği, onun diğer yönetim tesisleriyle nasıl bağlantı kurulacağının planlama tekniği açısından çok gözetilmediğini görüyoruz. Bir kötü yönetim tartışması vardıysa belki buradan yapılabilir. Oradaki sorun neoliberalizmden ayrıldı, o yüzden kötü yönetim değil. Aslında ana akımdan yeteri kadar ayrılamadı. Belki bu onu sürekli geri çeken bir hamle haline geldi. Daha küresel bir bağlam yaratılabilir miydi diye düşündüğümde aslında bunun benzeri Brezilya'da da yaşandı. Sonuçta Lula efsanevi bir liderdi. Güçlü bir sendikacıydı ve iktidara geldiğinde çok büyük umutlar gerçekleşmişti ki Brezilya gibi kıtanın çok büyük bir ülkesinde sol iktidar vardı. Ama orada da mesela yoksullarla yapılan program aynı Türkiye'de AKP'nin yaptığı Dünya Bankası ile gerçekleştirilen yoksullara yardım çerçevesinde Brezilya'da da yoksullara yardım programı gerçekleştirildi."

    'LATİN SOLUNDAKİ ÇÖKÜŞÜN ARKASINDA KÜRESEL EKONOMİK KRİZ VAR'

    Venezüella'daki Bolivarcı hareket ülke sınırlarını aşarak Güney Amerika çapında sol eğilimli hükümetlerle birlikte hareket etmeye soyunmasına karşın başarı kaydedilememesi ise Akçay'a göre her bir ülkede iktidara gelen solun kendi burjuvazisiyle ve kendi oligarşisiyle yüzleşememesinden kaynaklandı. Venezüella'da ekonominin petrolü dayalı olarması ve çeşitlendirilememesine paralel olarak petrol ve emtia fiyatlarındaki hızlı düşüşün etkili olduğunu belirten Akçay, Venezüella'da özel olarak ABD'ye çok yakın bulunup sürekli darbe tehditleri altında var olmanın da önemli bir etken olduğuna dikkat çekti:

    "Sistemi karşısına alan bir ittifak tek bir ülkede olmasa bile farklı ülkeleri içeren ittifak olması için önce her bir ülkede iktidara gelen solun kendi burjuvazisiyle kendi oligarşisiyle yüzleşmesi ya da onu yenmesi gerekir. 2006'dan sonra Chavez'in zaten 3. döneminde ekonomide çeşitlendirmeyi ihracatın petrol dışında ürünlere de petrol ihracatından elde edilen gelire bağımlılığını azaltmaya yönelik tedbirlerin tamamen ortadan kaldırıldığını, tamamen sektörün petrol gelirine dayandığını görüyoruz. Bunun da bir mantığı vardı. Türkiye'de ekonominin en canlı olduğu, AKP'nin altın yılları olan 2002-2008 arası dönemde orada da hem Amerikan merkezli ekonomik büyümenin, kredi genişlemesinin en canlı olduğu yıllardı hem de Venezüella özelinde diğer ülkelerde de önemli olan bir şey MTA fiyatlarının seyri. 2000'li yıllarda özellikle biz 1999-2008 ve 2010-2014 arasında iki dönem olarak hem petrol fiyatının hem MTA fiyatlarının çok hızlı arttığını ve yüksek kaldığını görüyoruz. Dünya Bankası'nın o konjonktürü bütün alternatif deneyimler için muazzam bir kredi vermiş oldu. Ama o kredi yeteri kadar değerlendirilemedi. Ona bağımlılığın azaltılmasına yönelik girişimler eksik kaldı. Amerika'nın çok yakınında olup sürekli darbe tehdidiyle yaşamak, sonrasında da sürekli tehdit var gündemde. Latin Amerika'nın tarihi bunlardan ibaret. Kötü yönetim tartışmasını o nedenle içeriklendirmek lazım. Böyle bir arka plan var. 2014'te petrol ve MTA fiyatları çöktükten sonra zaten 2000'lerin başında kurulan rejimlerin hepsi çöktü. Brezilya, Arjantin düştü, diğer ülkelerde büyük sorunlar yaşanıyor. Türkiye'de de 2013 sonrasında benzer bir süreç var. AKP otoriterleşiyor mu acaba diye soru işareti konulan süreç de 2013 sonrası. Benzer süreçler. Küresel krizin bizim gibi ülkelere yansımasının 2013 sonrasında gerçekleşmesi o aradaki iktidarlar için böyle bir eğik düzlem yarattı. Bunun sonrasında her bir ülkede farklı gelişmeler yaşandı. Ancak bu Brezilya'da da gördüğümüz sağa dönüş provası şu anda bütün Latin Amerika ülkeleri için Amerika'nın birinci önceliği belli ki. Herhalde Trump iktidardayken bunu başarmak istiyor."

    İlgili konular:

    Venezüella Hava Kuvvetleri generali Guaido’ya biat etti
    Venezüella'da Bolivarcı devrimin 20. yıldönümü: Hem Guaido hem Maduro destekçileri sokağa döküldü
    Avrupa Parlamentosu: Guaido'yu Venezüella Devlet Başkanı olarak tanıdık
    Rusya'dan Venezüella muhalefetine Maduro ile görüşme çağrısı
    Trump'tan ABD vatandaşlarına Venezüella uyarısı
    Etiketler:
    IMF, Ümit Akçay, Donald Trump, Hugo Chavez, Nicolas Maduro, Latin Amerika, Venezüella, Brezilya, İngiltere, Avrupa, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın