13:58 22 Kasım 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Çin, Uygur meselesini cihatçıların gasp ettiği bir dava olarak görüyor, sorunu çözecek güç Türkiye'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 52
    Abone ol

    Gökhun Göçmen’e göre, Türk kamuoyunda Uygur Özerk Bölgesi'ne dair iddiaların ‘ifrat ile tefrit’ arasında. Bölgenin ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ için önemine dikkat çeken ve Çin’in toprak bütünlüğünü değiştirmenin artık yolu olmadığını belirten Göçmen, Uygur meselesinin de ‘Türklük’ davasından çıkarak cihatçılar tarafından gasp edildiği görüşünü aktardı.

    Çin'e bağlı Uygur Özerk Yönetimi'nde Uygur Türklerinin ünlü halk ozanı Abdurrehim Heyit'in öldürüldüğü iddiaları Ankara ile Pekin ilişkilerini gerdi. Türk Dışişleri Bakanlığı, ABD'deki sürgün toplumundan ortaya atılan Heyit'in tutulduğu hapishane koşullarında öldürüldüğü iddiasını gündeme taşıyarak Pekin'i kınarken, Uygur Özerk Bölgesi'nde ‘toplama kampları' kurularak zulüm yapıldığı ithamlarında bulundu. Çin yönetimi ise bu iddialara önce Uygur Özerk Bölgesi'ndeki etnik ve dinsel kökenli terörizme karşı uygulamalara başvurulduğu yanıtını verirken, hemen ardından Heyit'in öldürüldüğü iddialarının yalan olduğunu kendisinin bizzat videolu açıklamasıyla ortaya koydu.

    Türkiye kamuoyuna yansıyan iddiaları, daha önce iki kez Uygur Özerk Bölgesi'nde bulunmuş gazeteci yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

    ‘TÜRKİYE'DEKİ UYGUR BÖLGESİNE DAİR İDDİALAR ‘İFRAT İLE TEFRİT' ARASINDA'

    Gökhun Göçmen'e göre, Türk kamuoyuna Uygur Özerk Bölgesi'yle ilgili yansıyan bilgiler çoğunlukla iddialardan ibaret. Daha önce de ramazan ayında oruç tutmanın yasaklandığı ve camilerin kapatıldığı yolunda iddiaların gündeme taşındığını anlatan Göçmen bölgeye yaptığı ziyaretlerine atıfla bunların doğru olmadığını dile getirdi. Türkiye'den durumun ‘soydaşların çektiği zulüm' üzerinden değerlendirildiğini aktaran Göçmen, Pekin'in ise Uygur meselesinin radikal selefi İslamcılık tarafından esir alınmış olunmasına odaklandığını aktardı.

    "2015 ve 2016 yıllarında Uygur Özerk bölgesinde bulundum. 1 ay bölgeyi gözlemleme şansım oldu. Bu bölgede Urumçi ve Kaşgar merkezi olarak incelemelerde bulundum. Yine ondan önceki sene yaygın biçimde iddialar vardı ramazan aylarında gündeme gelen. Oruç tutmanın yasak olduğu, camilerin kapatıldığı şeklinde ifadeler vardı. Biz de yerinde incelemek için aslında gittik. Çok da hoş olmayan Türkiye içerisinde Uzakdoğululara karşı şiddete varan eylemlere dönüşemeye başlamıştı. Dolayısıyla yine bugünkünden belki de daha fazla gerilimli bir dönemde bölgeyi ziyaret ettik. Şunu söylemek mümkün. Türkiye'de Uygur bölgesine dair iddialar ifrat ile tefrit arasında yer alıyor. O dönemde camilerin kapatıldığı, hiçbir caminin olmadığı söyleniyordu. Oruç tutmanın yasak olduğu söyleniyordu. Ancak gittiğimiz zaman bölgede çok sayıda caminin olduğunu gözlemledik. Oradaki yetkililerden aldığımız bilgiye göre, Uygur Özerk Bölgesinde 24 bin cami bulunuyor, 29 bin de din görevlisi var. Burada camilerin açık olduğunu söylemek mümkün. Biz kendi deneyimlerimizle de bunu gördük. Bizden sonra Anadolu Ajansı da bölgeye gitti ve bölgede camilerin açık olduğu, insanların dini ibadetlerini yerine getirebildiğine dair çeşitli yayınlar yaptılar. Peki, bu söylem nereden geldi Türkiye'ye? Aslında iki farklı bağlamda değerlendiriliyor. Pekin'in Uygur meselesini değerlendirme bağlamıyla Türk kamuoyunun değerlendirme bağlamı birbirinden çok farklı. Pekin bu meseleyi 2011 yılından itibaren daha çok cihatçı, selefi, dini boyutuyla değerlendiriyor. Türk kamuoyu ise soydaşlarının çektiği acı ya da soydaşlarının çektiği ‘zulüm' üzerinden değerlendirme taraftarı. Dolayısıyla bir bağlam farklılığının olduğunu oraya gittiğinizde de gözlemlemek mümkün. Çinli yöneticiler bir tanımlama yapıyor kendilerinin deyimiyle. ‘Biz üç şeytan ile savaşıyoruz, bunlar aşırıcılık, bölücülük ve dini etnik ayrılıkçılık'. Dediğim gibi 2011 yılından itibaren bu meselenin selefi örgütlerle mücadeleye dönüştüğünü de kendileri söylüyor."

    ‘ÇİN'DE ULUSAL HALK KONGRESİ'NDE UYGUR DİLİNDE SİMULTANE TERCÜME YAPILIYOR, OKULLARDA UYGUR DİLİ ÖĞRENİLİYOR'

    Gökhun Göçmen'e göre Çin hükümetinin Uygurlara yönelik ‘kör politikalar' izlediği söylenemez. Uygurların okullarında kendi dillerinde eğitim görebildiklerini, Ulusal Halk Kongresi ve Siyasi Danışma Toplantılarında Uygur dilinde simultane tercüme yapıldığını aktaran Göçmen, 20'inci yüzyılın ortalarında kısa süreli girişilen Doğu Türkistan devletinin başarısızlıkla sonuçlanmasından bu yana çok şeyin değiştiğini ve etnik meseleye aslında çözüm bulunduğu görüşünü dile getirdi. Uygur mücadelesinde ise mavi-beyaz hilalli bayrağın yerini cihatçıların siyah üzerine Arapça yazılı bayraklarının aldığının görülmesine dikkat çeken Göçmen, bu süreçte pek çok terör saldırısının düzenlendiğini kaydetti:

    "Çin etnik meseleye çok daha öncede çözüm getirmiş. Ne kadarı hayata geçiriliyor orası tartışılır. Ama uygulama, politikaya baktığınız zaman şunu söyleyebilirim. Çin'in en yüksek siyasi merci Ulusal Halk Kongresi ve Siyasi Danışma Toplantısında Uygurca simultane çeviri yapılıyor. Üniversiteye giriş sınavında Uygurca ve Kazakça'tan seçmeniz mümkün. Okullarınızda Uygurca da görebiliyorsunuz, Mandarince'yi de öğrenmek kaydıyla. Etnik meselelere karşı düzenlemeler yapılmadığını ya da Çin devletinin bu noktalarda kör politikalar izlediğini söylemek tam anlamıyla gerçeği yansıtmayacak. 1949-50 yıllarındaki perspektife baktığımızda köprünün altından çok su aktığını söylemekte fayda var. 2009 yılında 200 kişi toplandı, öldü. Çok büyük badireler atlatıldı. Ne yazık ki bunların çoğu dini motivasyon taşıyordu. Ama çok enteresan biçimde 2011 yılında bir saldırı oldu, Kaşgar bombalanması. O zamana değin bütün saldırılarda Türkistan bayrağını görmek mümkünken, mavi üzerine beyaz hilal şeklinde. 2011 yılındaki 30 kişinin öldüğü saldırıda siyah üzerine Arapça yazılar yazılmış bir bayrak gördük. Türkistan İslam Partisi üstlendi bu saldırıyı. Suriye krizi ile çok bağlantılı. 2014 yılında yine 33 kişinin öldüğü bir tren saldırısı gerçekleştirildi. 2016'da Kırgızistan'a taşındı. Çin elçiliği bombalandı. Çin buralarda bedeller ödedi ve bu çok önemli bir tarihsel ana da denk geldi."

    ‘ÇİN İÇİN UYGUR BÖLGESİ KUŞAK VE YOK GİRİŞİMİ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ'

    Göçmen'e göre. Çin Halk Cumhuriyeti için Uygur Özerk Bölgesi'ndeki durum salt duygusal ve ulusal boyutlar taşımıyor. Çin'in ‘Kuşak ve Yol Girişimi'ne atıf yapan Göçmen, Uygur bölgesinin de önemine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Çin'i ziyaretinde Türkistan İslam Partisi gündeme geldiğinde "Biz Çin'i bölecek herhangi bir ayrılıkçı faaliyete tümüyle karşıyız" dediğini anımsatan Göçmen, "Burada şunu görmekte fayda var. Çin toprak bütünlüğü olan egemen bir devlet ve dolayısıyla bölgenin kendine has özel bir tarihi olabilir. Oraya ayrı uygulamalar geliştirilecek olabilir ya da bunlar tartışılabilir" ifadelerini kullandı:

    "Çin'in Bir Kuşak Bir Yol Projesi. Çin bu meseleyi sadece Türkiye ile olduğu gibi duygusal ya da ulusal boyutlarda bakmıyor. Dünya ticaret yolunu ve dünya piyasasını değiştirebilecek Bir Kuşak Bir Yol Projesi içinde. Sincan Uygur Özerk Bölgesi orada çok önemli. Bu Bir Kuşak Bir Yol Projesi'nin batıya açılan yüzü anlamına geliyor ve bu bölge olmazsa olmazı. Yani Bir Kuşak Bir Yol Projesi, Uygur Özerk Bölgesi ile anlam kazanıyor. Ama bu bölge 6 ülkeye daha komşu. Bunların için de Afganistan da var, Pakistan da var. Dünyada burayı tanımayan ya da böyle tanımlamayan hiçbir ülke yok, buna Türkiye de dahil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin'i ziyaret ettiği zaman, ‘Biz Çin'i bölecek herhangi bir ayrılıkçı faaliyete tümüyle karşıyız' dedi. Türkistan İslam Partisi gündeme geldiğinde de ‘Biz zaten uzun zamandır terör örgütü olarak kabul ediyoruz' dedi. Burada şunu görmekte fayda var. Çin toprak bütünlüğü olan egemen bir devlet ve dolayısıyla bölgenin kendine has özel bir tarihi olabilir. Oraya ayrı uygulamalar geliştirilecek olabilir ya da bunlar tartışılabilir. Ancak günün sonunda Çin'in toprak bütünlüğü içerisinde yer alan bölgeden bahsediyoruz. Dolayısıyla Çin'in orada politikasını sorgulamak ya da bağımsızlığı içeren bir düzenleme getirin demek gerçekçi değil. Bu baskıyı dünyada oluşturabilecek herhangi bir kurumun meşruluğu olduğunu da düşünmüyorum. Ulusal perspektif, ulusal haktan ziyade Çin bu meseleyi cihatçıların gasp ettiği bir dava olarak görüyor. Bir Kuşak Bir Yol Projesi, Suriye savaşı ile birlikte bölgedeki dinamikler giderek selefi ve cihatçı dinamik haline dönüştü. Buralardan tehdit geldiğini düşünüyor."

    ‘BATI BASINI HABER YAPIYOR AMA O BÖLGEDE ÇALIŞMA YÜRÜTMEDEN'

    Göçmen, Çin yönetiminin Suriye krizinde Türkistan İslam Partisi'nin oynadığı rolle geçen yılların ardından 2014'te cihatçı tehdidine karşı ‘eğitim kamplarını' devreye soktuğunu anlattı. Ülkede 2015'te de bir ‘terör yasasının' geçirildiğini belirten Göçmen, Pekin'in burada amaçlananın ‘İslamcı teröre eğilimli bireylerin yeniden sunduğunu söyledi. Ancak Göçmen'e göre Batı basını Çin'in bakış açısına hiç yer vermezken, kendi kaynakları da sorunlu. "Son örneği kendimiz gördük" diyen Göçmen, halk ozanı Abdurrehim'in öldüğü iddialarının Batı medyasının sıkça kullandığı diasporadan çıktığını anlattı:

    "Halkın nasıl algıladığı boyutuna gelecek olursak çok fazla şey söylemeyebilirim. Hanlar ve Uygurlar arasında farklılık ve görünmeyen bir duvar olduğunu söylemek mümkün. Kültürel anlamda da böyle bir kafeye gittiğinizde bunu sezebiliyorsunuz. Örneğin 10 şarkı çalıyorsa, bunun 8'i Uygurca'dır, 2'si Serdar Ortaç'tır. Arada bir duvar olduğunu görebiliyorsunuz. Bu Uygur tarafından böyle, özellikle Han Çinlilerin işlettiği yerlerde böyle bir sorun olduğunu gözlemlemedik. Uygurların işlettiği restoranlara gidiyorlar, yemeklerini yiyorlar. Ama konuştuğum Uygurların birçoğunda Han Çinlilerine karşı kültürel anlamda bir mesafe olduğunu söylemek mümkün ama bunun dışında devletin politikası ya da hangi uygulamalar eleştiriliyor bunu tecrübe edecek deneyimim olmadı. Çin, toplama kamplarına bu bir yeniden eğitim kampı diyor. Bu daha yeni gündeme gelmesine rağmen 2014'ün sonlarında aslında uygulamaya konulmuştu. Çin 2015 yılında bir terör yasasını geçirdi. Bu yeni terör yasası ile birlikte de yeni bir mücadele takvimi belirledi. Türkiye'de gündeme gelen kamplar da bu biçimde yer alıyor. Batı basını dışında öğrenebileceğimiz bir kaynak yok. Aslına bakarsanız Batı basını da o bölgede çalışma yürütmüyor. İsmi ve kimliği olmayan kişiler üzerinden birtakım tevatürler üretiliyor. Son örneğini biz kendimizde de gördük. Abdurrehim'in ilk başta öldüğünü bildiren hesap Amerika'da yaşayan bir Uygur'du. Burada çok büyük bir problem de ortaya çıkıyor aslında. İşin Dışişleri Bakanlığı açıklamasına varacak derecede üzücü bir noktaya getirilmesi durumu var. Çinli yetkililer bu meseleyle ilgili ne diyor? Biraz da Pekin yönetimini dinlemek lazım. Çünkü ne yazık ki dünyada Pekin yönetiminin söyledikleri çok fazla haber değeri taşımıyor Batı basınında."

    ‘ÇİN PERSPEKTİFİNDEN KAYNAK BULMAK ZOR, SHOHRAT ZAKİR'İN RÖPORTAJI DİKKAT ÇEKİCİYDİ'

    Göçmen'e göre bölgedeki duruma dair ‘tarafsız' kaynak bulmak da zor olurken, Çin de Batılıların kendileri hakkında söyledikleriyle fazla ilgilenmiyor. Hükümetin açıklamalarında meselelerin geçiştirildiğini belirten Göçmen, bu konuda Eylül 2018'de yayınlanan Uygur Özerk Bölgesi Başkanı olan yine Uygur Türkü Shohrat Zakir'in söyleşisinin İngilizce versiyonunda farklı bir perspektif bulunduğunu aktardı:

    ''Ancak Eylül 2018'de Uygurların birçoğunda Han Çinlilerine karşı kültürel anlamda bir mesafe Uygur Özerk Bölgesi'nin Başkanı Shohrat Zakir'in bir röportajı var. İnternette de İngilizce versiyonuna ulaşmak mümkün. Aslında bu zamana kadar en kapsamlı ve doyurucu açıklama onun diyebiliriz. Çünkü Çin Dışişleri'nin açıklamaları sadece iki üç cümle ile ve derinlemesine inmeden anlatılıyor. Eylül 2018 röportajı gayet önemli. Bu bir yeniden eğitim kampıdır, topluma kazandırma kampıdır. Ama hangi süreçten sonra bu kampa insanlar alınıyor? Türk kamuoyunda bir muamma var. İnsanlar nasıl buraya gidiyor, buraya niye alınıyor? Zaten bir gazeteci olarak ben ilk bu soruları sordum. Neye dayanarak, neye binaen bu insanlar alınır diye. Shohrat Zakir'in söylediği şey şu: ‘Teröre tam anlamıyla bulaşmayan ancak sempati duyan ya da bir şekilde oraya yardım eden ya da aşırılıkçı düşüncelere sahip olan insanlara cezalandırabilecekleri halde biz topluma yeniden kazandırmaya çalışıyoruz ve bir şans daha veriyoruz' diyor. Bu şu anlama geliyor. Bizdeki ertelemeli ceza şeklinde belki söylenebilir. Bir suç iştiraki var ya da bir şekilde oraya meyil etme var. Ancak bir şekilde topluma yeniden kazandırılabileceğini düşündüğü için bu kişiler buraya çağrılıyor. Burada temel basit kimi eğitimlerden geçiyorlar. En önemlisi Çin Anayasası'nın öğretilmesi, Mandarin öğretilmesi. Uygur Bölgesinde Mandarin Çincesi'nin bilinme oranı diğer etnik azınlıkların yaşadığı bölgelere göre oldukça az. Dolayısıyla Çin'in burada kapsamlı bir kampanya örgütlediğini düşünüyorum. Ama içeride bulunanlar haftada bir gün olmak kaydıyla dışarı çıkabiliyorlar. Aileleri istedikleri zaman ziyaret ediyor. Televizyon, radyo ve iletişim olanaklarına da sahip olduklarını Çin makamları tarafından söyleniyor. Bir yeniden topluma kazandırma ve anayasayı öğretme kampları şeklinde tanımlandığını söylemek mümkün."

    ‘BİR KUŞAK BİR YOL'UN İSTİKRARSIZLAŞTIRILMASI DEMEK DOĞRUDAN ÇİN'İN İSTİKRARSIZLAŞTIRILMASI DEMEK'

    Göçmen, Batılı ülkeler ve özellikle ABD'nin Çin'in içerisindeki kimlik farklılıkları ile alakadar olduğunu da belirtirken, cihatçıların kullanılmasına vurgu yaptı. ABD'nin sadece Uygur Özerk Bölgesi değil son dönemde Afganistan'a da IŞİD militanlarını taşıdığı yolundaki iddiaları anımsatan Göçmen, özellikle Suriye'ye taşınan Türkistan İslam Partisi'nin Çin için önemli bir terör sorunu teşkil ettiğini vurguladı. Ancak Pekin'in Batı'nın eleştirileriyle fazla ilgilenmese de Türkiye gibi ülkelerin tutumunu önemsediğini belirten Göçmen'e göre ‘ayrılıkçı terörü' bilen Türkiye, Uygur Türkleri'nin hakları konusunda öncülük üstlenebilir:

    "Hal böyle olunca Türk kamuoyunda Çin ne söylese ‘Ya evet, zaten böyle olduğu için söylüyorsunuz. Delil karartıyorsunuz ya da manipüle diyorsunuz' tarzında bakılıyor. Bir hafta önce İran açıklama yaptı. Hamaney, ‘IŞİD, Suriye'den Afganistan'a taşınıyor' dedi. Bu çok önemli bir vurguydu. Çünkü Bir Kuşak Bir Yol'un geçtiği ve yine Uygur Özerk Bölgesi'nde Hotan ile komşu olan yer Afganistan. Buraya IŞİD'li militanların taşındığını İran ilan etti. 29 Ocak tarihinde Rusya İçişleri Bakanlığı yine söyledi, ‘Helikopterlerle IŞİD militanları, Afganistan'a taşınıyor' diye. Orayı sadece Afganistan olarak anlamamak lazım. Afganistan eski İpek Yolu'nun geçtiği bölgedir. Buranın istikrarsızlaştırılması demek doğrudan Çin'in istikrarsızlaştırılması demek. Ki Çin de bunu bildiği için Taliban ile görüşmeler ve müzakerelerde bulundu. Dolayısıyla İran ve Rusya'dan gelen açıklamalar aslında Suriye'den çekilme iddiasındaki ABD'nin savaşı kışkırtmayı nereye taşıyacağını da çok rahat gösteriyor. Suriye ve İdlib meselesi var, uzun zamandır sorunlar donduruldu, çözüme ulaşmadı. 2017 verilerine göre en az 5 bin Uygur militanı var Türkistan İslam Partisi bünyesinde. Heyet Tahrir Şam'ın saldırılarıyla birlikte Türkistan İslam Partisi, Heyet Tahrir Şam ile birleşti Cisr el Şuğur bölgesinde. Dolayısıyla çok büyük bir güce eriştiler. Burada bulunan militanların ve ailelerin geleceği muamma. Buradaki insanların Türklük davası içinde olduklarını söylemek çok zor. Yani cihatçı ve selefi eğitimden geçiriliyorlar, videolarını bulmak mümkün. Dolayısıyla Çin şunu biliyor. Amerika ile doğrudan hesaplaşmaya bu noktada girmek istemiyor. Devlet politikası hiçbir zaman doğrudan ülkeleri karşısına almaz. Türkiye meselesinde dahi öyle. Bugün Dışişleri Bakanlığı açıklama yaptı. İşbirliği yapabiliriz, siz de teröre karşı mücadele ediyorsunuz şeklinde bir açıklama vardı. Ama sahada gerçekleşen olaylara bakacak olursak bu meselenin etnik sorundan ziyade güvenlik meselesi olduğuna kanaat getirmek mümkün diye düşünüyorum. Daha önce Almanya başta olmak üzere ABD, Çin'i bu meselede kınadı. Çin cevap dahi vermedi. Ama Türkiye bu konuya dahil olduğu andan itibaren Abdurrehim Heyit'in videosunu paylaştı. Dışişleri Bakanlığı hemen bugün açıklama yaptı. Çok etnikli yapıya sahip olan Türkiye'nin de terörle mücadele ettiğini biliyoruz ve burada işbirliğimizi derinleştirebiliriz dedi. Bu Uygur meselesini dünyada çözecek güç Türkiye. Ancak bunu Çin'in ulusal egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı duyularak yapılabilir. Oradaki sorunlara ancak Uygurların Çin ve Türkiye arasında bir köprü olmasıyla çözebilir diye düşünüyorum. Bizim tarihsel olarak bir bağımız var, aynı dili konuşuyoruz, aynı dine mensubuz. Fakat Çin içerisinde yaşayan ve Çin anayasalarına bağlı insanlar. Dolayısıyla bu meselenin çözümü karşılıklı meydan okumalardan ziyade Uygurları iki ülke arasında bir köprü olarak nasıl kurgulayabiliriz ve haklarını nasıl tesis ederiz diye düşünmekten geçiyor."

    Etiketler:
    Uygur Türkleri, Abdurrehim Heyit, Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Çin, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın