10:19 26 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Merkel, Münih'te Rusya ile ilişkilerin sürdürüleceği mesajı verdi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Yücel Özdemir’e göre Münih Konferansı’na, Pence’in ilettiği Trump’ın 'selamının alınmaması’ ile Rusya, İran ve ticari sorunlar damga vurdu. Konferansta Merkel’in Rusya ile diyalog kararlılığına atıf yapan Özdemir, ABD’nin Doğu Avrupa’yı yanına çekip Avrupa’da ayrılık yaratma çabasına dikkat çekti.

    Dünyanın en önemli siyasi platformlarından Münih Güvenlik Konferansı'nın 55.'si 15-17 Şubat tarihleri arasında Almanya'nın Bavyera eyaletinin başkenti Münih'te gerçekleştirildi. Uluslararası güvenliği ilgilendiren her meselenin ele alındığı konferansa 40 kadarı devlet başkanı ve 100'ün üzerinde bakan olmak üzere 600'ün üzerinde konuk katıldı. Türkiye'den de Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar yerini aldı. Konferans'a damgasını vuranlar arasında ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile AB'nin önde gelen gücü Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel arasındaki ‘anlaşmazlık' görüntüsü oldu.

    Münih Konferansı'nda öne çıkan ABD'nin INF'den (Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması) çıkması, Kuzey Akım2 tartışmaları, Rusya karşıtlığı, İran gibi başlıkları Evrensel Gazetesi Almanya temsilcisi, gazeteci ve yazar Yücel Özdemir ile konuştuk

    ‘MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI BİR SİYASET SAHNESİ, BU YÜZDEN GERİLİMLİ OLUYOR'

    Yücel Özdemir'e göre, Münih Güvenlik Konferansı dünyada önemli bir siyaset sahnesi ve bu nedenle zaman zaman gerilimli görüntüler yansıyor. 2007'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ‘Batı'ya sınırlarını çizdiği' ünlü konuşmasını, geçen sene ise İsrail Başbakanı Netanyahu'nun İran'a yüklendiği mesajlarını anımsatan Özdemir, bu seneki konferansa ise Mike Pence'in aktardığı Trump'ın mesajının olumsuz karşılanmasının damgasını vurduğunu belirtti:

    "Aslında Münih Güvenlik Konferansı'nın şöyle bir özelliği var. Bir yıl içerisinde ülkelerin liderlerinin birbirlerine karşı söylemiş oldukları toplanıyor ve birikiyor. Şubat ayında Münih'te karşılıklı yüz yüze söyleniyor. Bu açıdan bir siyaset sahnesi olma özelliği taşıyor. Bu bakımdan gerilimli oluyor. Benim birçok kez yakından izlediğim, Münih'te de izlediğim konferanslar içerisinde en gergin olanı tabii Putin'in bizzat gelip katıldığı 2017'deki zirve. Aslında yeniden bir soğuk savaş başlangıcı olarak ilan edilmişti. O toplantıda Putin, çok açık bir şekilde Rusya'nın dünya siyasetinde nasıl bir yol izleyeceğini ifade etmişti. O açıdan akılda kalkan en önemli şeylerden bir tanesi. Bu yıl Alman basınında da dikkat çeken Mike Pence'in konuşmasında Trump'tan selam getirdim derken, bu selamın normalde alkışlanmasını bekliyordu ve beş saniye boyunca bekledi ve salondan hiç kimse alkışlamadı. Bu tabii ki bir şok oldu. Aslında aynı zamanda salonda katılanların özellikle Avrupa'daki siyasetçilerin Trump konusundaki tutumunu çok iyi ifade ediyor. Geçen sene de Benjamin Netanyahu, elinde İran'a ait olduğu ifade edilen insansız savaş uçağının parçasıyla sahneye çıkıp şov yapmıştı. Bu bakımdan bu konferans önemli, herkes bunu kendi açısından kullanmaya çalışıyor. Kendi siyasetini yeniden ifade etmenin yolu."

    ‘MERKEL ÇİN'İ DE İÇEREN INF ANLAŞMASI İSTİYOR AMA ÇİN YANAŞMADI'

    Konferansta, Almanya Şansölyesi Merkel'in, özellikle Rusya ile ilişkiler, İran'la nükleer anlaşmanın tek taraflı çöpe atılması ve otomotiv sektörüne konulan gümrük duvarları konularında adeta ABD'ye meydan okuma taşıyan konuşmasına dikkat çeken Özdemir, Berlin'in Washington'ın ‘tek taraflı' politikalarından duyduğu rahatsızlığın apaçık ortaya serildiğini kaydetti. Özdemir, Merkel'in ABD'nin INF anlaşmasından çekilmesini de eleştirdiğini ve yeniden müzakere yolları aranmasını istediğini belirtirken, Rusya'nın bu konuda sunduklarına karşı ‘ihlalci' olduğu iddialarının altını dolduracak bir kanıt bulunmadığını da Almanya medyasının yazdığını aktardı. Özdemir, Merkel'in Çin'i de anlaşmaya katma arzusunun ise Pekin'de karşılığı olmadığının altını çizdi:

    "Münih her ülkenin kendi pozisyonundan geri adım atmadığı bir konferans. Ama Merkel'in rahatlığı bu sefer daha dikkat çekiciydi. Hatta Alman basınında elinde konuşma metni olmadan konuştu. Çünkü bu sefer bir başbakandı. O konuşma mesajlarında da açık olarak Amerika'ya mesajlar verdi. Bunlardan bir tanesi ‘Rusya ile normal ilişkileri sürdürmemiz gerekiyor. Bizim Rusya'dan doğalgaz almamız gayet normal' dedi. Bu bakımdan Amerika'nın Kuzey Akım 2'ye sürekli yapmış olduğu dirence karşı itiraz etti ve aynen şu cümleyi kullandı: ‘Rus gaz molekülü gaz molekülüdür. İsterse Kuzey Akım'dan geldin isterse Ukrayna ve Polonya üzerinden gelsin'. Amerika'nın itirazı Ukrayna ve Polonya üzerinden gelmesine karşı değildi. Ama Almanya ile Rusya arasında doğrudan Baltık Denizi altında bir gaz akışına Amerika muazzam bir şekilde karşı. Almanya bu konuda geri adım atmadı, ‘Biz bu konuda politikamızı sürdüreceğiz, ama eğer Amerika kendi kaya gazını satmak istiyorsa, biz bunun için de istasyon yaparız. Uygun fiyata teklif verdiğiniz takdirde Amerikan gazını da alabiliriz' dedi. Bu konuda açık Rusya ile ilişkilerini sürdüreceklerini ve burada sadece Çin ile Rusya arasında bir yakınlaşma değil aynı zamanda Almanya'nın da bu ticari yakınlaşmada olmasını söyledi. Çünkü Rusya ile Almanya arasında ticari hacim oldukça yüksek. Almanya içinde de nasıl bir Rusya politikası izlenmesi gerektiği konusunda tartışma var. Diğer bir konu otomobil konusu. Amerika'nın Alman ürünlerine getirmek istediği gümrük vergileri konusunda Merkel açık bir tavır aldı ve ‘Güney Carolina'da üretilen bir Alman otomobili nasıl olur da Amerika'nın güvenliğini tehdit edebiliyor? Bunu açıklayın' dedi. Pence tabibi ki buna cevap vermedi. Rusya'nın INF anlaşması konusunda çekilmesine itiraz etti. Burada ihlallerin olduğunu söyledi. Ama iki hafta önce Der Spiegel dergisi, bu konuyla ilgili uzun bir analiz ve haber yayınlamıştı. Bu haberde aslında Rusya'nın elinden gelen bütün belgeleri ortaya koyduğunu ve Avrupa devletlerini de Amerika'yı da ileri sürülen uzun menzilli 2600 km uzunluğundaki füzelerin görmesi için teklifte bulunduğunu ama bunların hiçbirinin kabul edilmediğini söyledi. Aslında Avrupa'nın elinde de Rusya'nın elinde uzun menzilli nükleer başlıklı füzelerin olduğu konusunda çok somut bir veri yok. Ama bu konuda Amerika'nın tezlerini de hala sürdürmeye çalışıyor. Merkel'in şu söylediği dikkat çekici aslında. Dönemin Sovyetler Birliği ile Amerika arasında Avrupa'nın güvenliği için bu anlaşma imzalandı denildi 1987'de Regan ile Gorbaçov arasında. Avrupa'nın güvenliğini ilgilendiren bir anlaşma eğer feshedilecekse neden Avrupa'ya sorulmadı diye sordu. Eğer bizim güvenliğimiz açısındansa bu bakımdan da bir itiraz yöneltti Amerika'ya yönelik. Çin'in de bu anlaşmaya dahil olmasını istedi. Çin hafif bir şekilde biz bu işte yokuz dedi."

    ‘AVRUPA, İRAN İLE İLİŞKİLERİNİ SÜRDÜRMEK İSTİYOR AMA…'

    Özdemir, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin İran ile ticari ilişkileri sürdürme niyetinde olduğunu ancak ABD'nin yaptırım tehdidinin de ciddiye alındığını vurguladı. "Avrupa artık eski Avrupa değil" diyen Özdemir, İran konusunda Almanya-Fransa ekseninin ticari ilişkileri sürdürme kararlılığına atıf yaptı. Ancak Özdemir'e göre Avrupalı şirketler ABD yaptırımlarından korktukları için bu politika tam olarak işe yaramıyor:

    "Nükleer anlaşma konusunda özellikle INF konusunda Almanya'nın daha önce de Amerika'ya bekle teklifi yaptığını ama Trump'ın aslında Ekim ayında bu anlaşmayı feshedeceği ifade ediliyor. Ama Merkel'in özel girişimiyle en azından diplomatik olarak Rusya'ya haksız görünmemek için bir süre tanınmasını teklif ettiğini söylüyor. Aslında Trump, Avrupa'yı hiç dikkate almıyor izlemiş olduğu politikalarla. ‘Sizin bir öneminiz yok, Amerika, eski Batı'nın lideri olarak biz istediğimiz politikaları yaparız ve siz bunlara uymalısınız' deniliyor. Ama Avrupa da eski Avrupa değil. İran konusunda Amerika'nın bütün itirazlarına rağmen Almanya-Fransa ekseni İran ile ticari ilişkileri sürdürmeye kararlı. Amerika'nın çizdiği çerçeveye uymama konusunda niyetlerini ifade ediyorlar. Para transferi için ayrı bir mekanizma oluşturulmasını, ticaretin sürdürülmesi konusunda yoğun bir çaba sabrediyorlar. Ama bir sürü Alman şirketi bu süre içerisinde endişe içerisinde. Amerika'nın yaptırım politikalarının kendilerini, Amerika ile olan ticari ilişkilerini zayıflatacağını ifade ederek, çekilmeye başladılar. O açıdan bir şekliyle politik anlamda İran ile normal ilişkilerini sürdürülmesini istiyorlar. Ama diğer taraftan ekonomik olarak korkuyorlar.

    ‘ABD, RUSYA FOBİSİ YAŞAYAN ÜLKELERİ KENDİSİNE DAHA YAKINLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR'

    Diğer yandan Özdemir konferanstan bir gün önce AB dışişleri bakanlarının Rusya'ya yönelik yeni yaptırım politikalarını belirlediğini de anımsattı. AB'nin siyasi resimde ABD ile aynı çizgide durduğunu belirten Özdemir ancak iş ticari ilişkilere geldiğinde AB'nin Rusya ile ilişkileri koparmamaya özen gösterdiğini kaydetti. Özdemir, ABD'nin Avrupa'da şekillenen ayrılıkları ayıd ettiğini dile getirirken, özellikle Doğu Avrupa hattını kendine yakınlaştırma çabasına dikkat çekti. Bu durumun ise Avrupa içinde bölünmeyi derinleştireceğinin altını çizen Özdemir, buna karşılık Almanya ile Fransa'nın ‘Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde durmasını' sağlayacak yönelimlere giriştiği görüşünü dile getirdi:

    "Konferanstan bir gün sonra Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, Pazartesi günü Rusya'ya karşı yeni yaptırım politikaları belirlediler. Bazı alanlarda Avrupa ile Amerika ortak bir tutum alıyor. Bu alanların çoğunda Rusya'ya karşı siyaset yer alıyor. Ukrayna bunun en başında geliyor. Aynı cephede hareket ediliyor. Ama iş ticarete geldiğinde ise Avrupa Birliği, Rusya ile olan ticari ilişkilerini zedelememek için büyük bir gayret gösteriyor. Bunu dengeli götürüyor. Bu denge içerisinde Rusya ile ilişkileri koparmamaya da özen gösteriyor. Kopardığı takdirde ticareten zayıf düşeceklerini biliyor. Onun için Almanya ve Fransa arasındaki stratejik işbirliği de aslında bir şekliyle Avrupa üzerinde bir egemenliği Rusya ile dengeleme, Amerika'yı zamanla çekme, ileride eğer Avrupa'da söz konusu olacaksa Avrupa'daki siyasi askeri kararları biz verelim diyorlar. Bunu aslında Amerika da fark ediyor. Onun için de Avrupa'yı kendi içerisinde bir bölme hareketi, Doğu Avrupa ülkelerini, Rusya fobisi yaşayan ülkeleri kendisine daha yakınlaştırmayı istiyor. En sonunda İran konusunda konferansı Polonya'da yaptılar ki Varşova'da bu konuda tepki yoğundu. Ama bu aralarındaki bölünmeyi, Avrupa içinde bölünmeyi daha da derinleştirecek. Almanya ve Fransa'nın tek başına Rusya'ya karşı nasıl bir siyaset izleyeceğini belirlemesini engellemeye çalışıyor bence.

    ‘ALMANYA İLE FRANSA DENGE POLİTİKASINA YÖNELİYOR'

    Özdemir bu gelişmeler ışığında özellikle Alman kamuoyunda ve medyasında yürütülen tartışmalara da atıf yaptı. Konferans öncesinde açıklanan bir rapora atfen, Avrupa'nın ABD, Rusya ve Çin'in yanı sıra ‘büyük güçler' arasında yer alamayacağından hareket eden Berlin ile Paris'in denge politikasına yöneldiği görüşünü dile getiren Özdemir, bu kapışmaların ülkelerin iç siyasetlerindeki durumu da değiştirdiğini vurguladı:

    "Pek çok makalede tartışılıyor Avrupa'nın duruşu. Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde durması gerektiği… örneğin bu konferansa Macron da karılacaktı. Aslında Achen anlaşmasında ifade edilen ortak bir dış politikanın, Avrupa'nın siyaseten ortaya çıkması konusu planlanıyordu. Ama sonra Macron ziyaretini iptal etti, Sarı Yelekler neden olarak gösterildi. Ama bu ittifakın biraz dinmesini, biraz olgunlaşmasını beklemek lazım. Aksi takdirde Avrupa içerisinde yeni gerilimlere yol açabilir. Âmâ şu Avrupa'nın Amerika'dan bağımsız bir politikaya sahip olmasının Merkel'in kendisi de Münih'te seçimlerden önce söylemişti, ‘Artık bu eski dönemler bitti'. Ama siyaseten bu istendiği halde bunu askeri ve ekonomik olarak yapamayacaklarının farkındalar. Bu açıdan Münih Güvenlik Konferansı öncesinde rapor açıklandı. Raporda yapbozun parçaları kim toplayacak diye soruluyor. Bu raporda aslında dünyanın paylaşım sürecinde Almanya-Fransa-İngiltere gibilerin emperyalizm kategorisinde daha ikinci ligde olduğu, asıl birinci ligin bugün Amerika, Rusya ve Çin olduğu ifade ediliyor. Onun için ikinci ligde olanların birinci ligdekileri devre dışı bırakıp yeni bir strateji yeni bir plan yapmasının pek mümkün olmadığı görülüyor. Ona göre ittifaklara dikkat ediyorlar. Onun için Avrupa'nın bu dönemde ayrı bir büyük aktör olarak dünya siyasetinde yer almayacağını Almanya da Fransa da açık olarak biliyor. Onun için de Rusya ile ilişkileri bozmamaya, dengeli bir ilişki sürdürmeye, eski müttefik Amerika ile de yakın ilişki. Bu aslında bu ülkelerin iç kamuoyunda ya da partiler arasında da bir bölünmeye yol açıyor. Örneğin Almanya'da büyük koalisyonu oluşturan Sosyal Demokrat ve Hristiyan Demokratlar arasında Hristiyan Demokratlar biraz daha Amerikan çizgisinden bakalım dış politikaya derken, Sosyal Demokratlar ekonomik ve siyasi çıkarlarımız önemli, biz hep Amerika'nın dediğini yapmak zorunda değiliz diyor. Bir Sosyal Demokrat olan Schröder, Kuzey Akım'ının en önemli aktörü ve bu ilişkileri de sürekli kişi olarak değil aynı zamanda Almanya'nın bölgesel çıkarları adına yapıyor. Bu dengeyi korumaya çalışıyor, çıkarların birleştiği yerlerde ortak gidiyor. Diğer taraftan da karşılıklı gerilimler devam ediyor."

    Etiketler:
    INF Anlaşması, Avrupa Birliği, NATO, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Almanya Başbakanı Angela Merkel, İsrail Başbakanı Benyamin (Bibi) Netanyahu, İran, Çin, Almanya, Fransa, Avrupa, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın