12:52 16 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD kuşak ve yol coğrafyasını kendi içinde çatışmaya sevk etmeye çalışıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 40

    Prof. Mehmet Seyfettin Erol'a göre, Asya'da kenar kuşakta bütün kriz alanlarının harekete geçmesi, Rusya ve daha çok Çin'i çevrelemeye yönelik yeni sürece işaret. Hindistan-Pakistan kapışmasını 'ŞİÖ açısından büyük zaafiyet' gören Erol, Rusya ve Çin'in Asya'da en son isteyeceği şeyin istikrarsızlık olduğunu belirtti.

    Asya'da dikkatler Kore Yarımadası'ndaki yeni barış süreci ve ABD ile Kuzey Kore liderlerinin zirvesine odaklanmışken, kıtanın diğer ‘düşman kardeşleri' Hindistan ile Pakistan arasında 50 sene sonra ilk kez büyük bir sıcak kapışma yaşandı.

    14 Şubat'ta Cammu Keşmir eyaletinde 44 askerinin ölümüyle sonuçlanan terör saldırısından Pakistan'a sorumlu tutan Hindistan, komşusunun topraklarında hava harekatı gerçekleştirdi. Nükleer silahlı iki güç savaşın eşiğine kadar geldi. Gerilim henüz dinmemişken aniden patlayan kapışmanın perde arkasını ve Asya'daki jeostratejik dengeleri Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Mehmet Seyfettin Erol ile konuştuk.

    ‘BÜYÜK OYUN HIZLI BİR ŞEKİLDE ÇİN'İ ÇEVRELEMEYE YÖNELİK YENİ SÜRECE İŞARET EDİYOR'

    Prof. Mehmet Seyfettin Erol, uluslararası ilişkilerde ‘tesadüfe' yer bulunmadığı görüşünü dile getirirken, Asya çapında Myanmar'dan İra ve Afganistan ile Hindistan ve Pakistan'a uzanan coğrafyadaki son gelişmelere dikkat çekti. Güney Çin Denizi'nden itibaren başlayan Kuzey Kore, Myanmar, Keşmir, Doğu Türkistan, Afganistan ve İran hattına kadar uzanan burada kenar kuşakta bütün kriz alanlarının neredeyse bir anda harekete geçirildiğini söyleyen Erol'a göre, bütün gelişmeler Orta Asya ve Güney Asya'yı merkez olarak alan, Rusya ve daha çok Çin'i çevrelemeye yönelik yeni bir sürece işaret ediyor:

    "Uluslararası ilişkilerde tesadüfe yer yok. Son dönemde bölgeye doğru bir genel bakış açısıyla son gelişmeleri değerlendirdiğimizde Myanmar'ı görüyoruz. Hindistan-Pakistan arasındaki Keşmir'de yaşanan gelişmeyi görüyoruz. Onun ertesinde Afganistan'ı görüyoruz. Daha ötesinde de hemen yine Pakistan merkezli olarak İran, Belucistan ve Sistan bölgesindeki saldırıları görüyoruz. Yine Pakistan sınırından İran'a geçen birtakım terörist unsurların burada gerçekleştirdiği eylemler var. Bu bize şunu gösteriyor. Büyük oyun artık hızlı bir şekilde Orta Asya ve Güney Asya'yı merkez alan, daha çok da Çin'i çevrelemeye yönelik yeni bir sürece işaret ediyor. Burada Doğu Türkistan'da yaşanan son gelişmeleri de göz ardı etmemek lazım. Bugün Güney Çin Denizi'nden itibaren başlayan Kuzey Kore, Myanmar, Keşmir, Doğu Türkistan, Afganistan ve İran hattına kadar uzanan burada kenar kuşakta bütün kriz alanlarının neredeyse bir anda harekete geçirildiğini görüyoruz. Dolayısıyla Keşmir merkezli Hindistan ve Pakistan arasında başlayan bu çatışmalar tesadüf değil. Ortadoğu merkezli en son Suriye'de yaşanan gelişmeleri biliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri oradan çekileceğine dair birtakım mesajlar veriyor. DAEŞ'in orada etkisini kaybettiği söyleniyor. Ama DAEŞ, Afganistan'da da ortaya çıkıyor, Myanmar'da da ortaya çıkıyor. Yine DAEŞ uzantılı olarak bakıldığında Doğu Türkistan'ın adı zikrediliyor ve Keşmir'de de birtakım radikal unsurlara işaret ediliyor. Buradaki hadise çok net şekilde Amerika Birleşik Devletleri'nin ulusal güvenlik belgelerine ya da Trump'ın açıklamalarına bakıldığında Çin ve Rusya'yı hedef alan yakın çevrelerde yeni istikrarsızlıklara işaret ediyor."

    ‘ŞİÖ AÇISINDAN BÜYÜK ZAAFİYET'

    Pakistan'ın son dönemde hem İran'a yönelen saldırılar hem de Keşmir ile gündemde olduğunu belirten Erol, Pakistan ile Hindistan arasındaki Keşmir meselesinin aslında yeni olmadığını anımsattı. İki ülkenin de nükleer silahlı birer güç olduğunu dolayısıyla krizin büyük önem taşıdığını vurgulayan Erol, özellikle Pakistan'ın Çin ile yakınlaşması ve ABD'den uzaklaşmasının dikkat çektiğini söyledi.

    Erol, Pakistan ile Hindistan'ın yakın zamanda ŞİÖ üyeliğine kabul edildiklerini de anımsatırken, örgütün bölge dışı tehditlere karşı caydırıcı bir unsur olmayı hedeflerken iki üyesini çatışma halinde bularak büyük zafiyet görüntüsü sunduğunun altını çizdi:

    "Son dönemde Pakistan oldukça gündemde. Hem İran'a yönelik saldırılar hem de Keşmir bölgesindeki saldırılarla ilgili. Bu sorun yeni değil, 47'den itibaren yani Pakistan ve Hindistan'ın bağımsızlığı ile gündeme gelen ve Birleşmiş Milletler'in iki temel sorundan birini oluşturan bir hadiseden bahsediyoruz. Biri Filistin-İsrail, diğeri Keşmir'dir. İki devlet toplamda beş defa savaştı. 99'da nükleer savaşın eşiğine geldiler. Savaşı bütün dünya endişeyle izledi. Bugün Hindistan-Pakistan gerilimi klasik konvansiyonel çatışmadan öte nükleer bir çatışmayı ihtiva eden bir boyuta sahip ve her iki taraf da bu nükleer silahı kullanabileceğini net şekilde ifade ediyor. Dolayısıyla bu basit bir saldırı değil. Pakistan neden hedef? Pakistan'ın son yıllarda dış politikalarına baktığımızda Çin'in ağırlıklı olarak ön plana çıktığını, Pakistan'ın Amerika Birleşik Devletleri'nden uzaklaştığını ve Pakistan'ın aynen Hindistan ile birlikte Şanghay İşbirliği Örgütü'nün üyesi olduğunu görüyoruz. Bugün iki savaş durumu iki Şanghay üyesi arasında oluyor. Şanghay İşbirliği Örgütü, bölge dışı tehditlere ya da saldırılara karşı orada caydırıcı bir unsur olmayı hedeflerken, bugün Şanghay'ın iki üyesi çatışma halinde ve bu Şanghay İşbirliği Örgütü açısından da aslında büyük bir zafiyet."

    'ÇİN'İN DENİZLERE İNMEYE YÖNELİK BÜTÜN HAMLELERİ AKAMETE UĞRATILMAYA ÇALIŞILIYOR'

    Büyük Ortadoğu Projesinde etnik ve mezhepsel damara oynandığını ve ülkeler ve bölgelerin istikrarsız kılındığını anımsatan Erol, aslandı tamamıyla jeopolitik eksenli bir mücadele yaşandığı görüşünde. Pakistan, Hindistan ve Afganistan'ın kenar kuşağı kritik üyeleri olduğunu belirten Erol'a göre ABD bu kuşağı yitirme tehlikesine karşı ‘burayı kolay kolay bırakmayacağım' mesajı veriyor ve Çin'in denizlere inmeye yönelik hamlelerini akamete uğratmaya çalışıyor:

    "7. ve 8. üyeler birbiriyle çatışma halinde ve yine gözlemci bir üye ki burada İran'ı kastediyorum yine üye bir ülke ile kriz içerisinde. İran-Pakistan bağlamında söylüyorum. Büyük Ortadoğu Projesinde esas olan etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden ülkeleri ve bölgeleri istikrarsızlaştırmak ve burada da terörü vekaleten savaşın bir etkin bir aracı olarak kullanmak suretiyle bunu gerçekleştirmek söz konusu. Dolayısıyla oyun aynı, etnik ve mezhepsel çatışmalar üzerinden mevcut ya da gerçekleştirilebilecek birtakım kriz alanlarıyla birlikte buralar ciddi anlamda istikrarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Keşmir 47'den itibaren bölgede bir istikrarsızlık alanı. Ve bu alanlar Myanmar, Kore, Doğu Türkistan, Afganistan bütün bunlara bakıldığında birer birer harekete geçiriliyor. Burada asıl mevzu tamamen jeopolitik eksenli bir mücadele. Bugün Hindistan, Pakistan ve Afganistan'ın sahip olduğu jeopolitik konuma bakıldığında burası kenar kuşağın çok etkili birer ülkesi konumunda. Dolayısıyla bu son kriz alanları ve orada yaşanan birtakım gelişmelere baktığımızda Çin'in denizlere inmeye ya da Malakka Boğazı'na bağımlılığını azaltmaya yönelik bütün hamleleri akamete uğratılmaya çalışılıyor. Myanmar bu açıdan önemli, Hint Okyanusu'na çıkıyor çünkü. Malakka Boğazı'na varmadan Çin, Myanmar üzerinden Hint Okyanusu'na limanlar ve boru hatları ile birlikte oradan bir nefes almaya çalışıyor. Bir bakıyorsunuz Myanmar karışmış vaziyette. Gvadar Limanı projesini hayata geçirdiler, yaklaşık 43 milyar dolarlık bir yatırım. Çin ve Pakistan bu anlamda etkin bir işbirliği içinde. Bu Gvadar sadece İpek Yolu anlamında bakmıyoruz mevzuya. Çin'in Malakka Boğazı'na olan bağımlılığını giderme ve Amerika Birleşik Devletleri'nin kendisini kuşatmaya yönelik hamlesini boşa çıkartmak için bir girişim söz konusu. Aynı zamanda da daha kısa yollardan bu ticareti gerçekleştirmeye yönelik bir hamle var. Dolayısıyla birincisi bu bölgede kenar kuşak bağlamında ciddi bir çatışma söz konusu. Amerika Birleşik Devletleri, kenar kuşağı kaybediyor. Kaybetme riski ile karşı karşıya. Buna karşılık Çin büyük avantaj sağlamış vaziyette ve Amerika ‘Ben burayı kolay kolay bırakmayacağım' diyor. Oradaki bütün mevcut kriz alanlarını kullanmak suretiyle burayı istikrarsızlaştırmaya çalışıyor."

    ‘AMERİKA, KENDİSİNE KARŞI OLUŞMUŞ İTTİFAKI KENDİ İÇİNDE ÇATIŞMAYA SEVK ETMEYE ÇALIŞIYOR'

    ABD'nin Çin'in Kuşak ve Yol girişimiyle inisiyatif aldığı coğrafyada giderek kendisine karşı bir ittifakın oluştuğunu tespit ettiğini belirten Erol, Washington'ın bu oluşumu kendi içinde çatışmaya sevk etme çalışmalarına hız verdiği görüşünde. Bu yüzden Erol'a göre, Çin ve diğer bölge ülkelerinin yürüttüğü projeler hedef alınıyor:

    "Çin'in çıkış arayışları ya da kenar kuşağın akamete uğratmaya yönelik girişimleri burada bir hedef. İki, Çin'in ve diğer bölge ülkelerinin bölgede yürütmüş olduğu projeler aynı şekilde hedef alınmış vaziyette, bunun başında Kuşak Yol geliyor. Doğu Türkistan'dan başlamak üzere Kuşak Yol coğrafyası yeniden istikrarsızlaştırılıyor. Üçüncüsü, Amerika Birleşik Devletleri çok net şekilde kendisine karşı orada ciddi bir direnç cephesinin, ittifakın oluştuğunu görüyor ve bu ittifakı kendi içerisinde bir çatışmaya sevk etmeye çalışıyor. Esası itibariyle bakıldığında bölge buna müsait ve Amerika da bunu çok iyi bildiği için bölgedeki sorunları, etnik, mezhepsel faktörler krizden üzerinden tekrar alevlendirmek ve bunları derinleştirmek suretiyle bölgede kendisine alan açmaya çalışıyor. Dolayısıyla mevzu bölgede klasik anlamda Keşmir değil. Klasik anlamda sadece Hindistan-Pakistan arasında devam eden çatışmalar değil. Zira öncesi itibariyle bakıldığında 99'da her iki ülke nükleer krizin eşiğine gelince Küba krizi gibi nasıl Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler detant sürecine girdiyse, çünkü bu devam ettirildiği takdirde kıyamet savaşı gerçekleşecek, nükleer savaş olacak. Aynı şeyi Hindistan ve Pakistan da gördü ve kendi arasında detant sürecini başlattı. 1999 sonrası Taç Mahal süreci bu açıdan oldukça önemlidir. Ama Taç Mahal süreci 11 Eylül sonrası akamete uğratılan, bölgeni kendi sorunlarını kendi içerisinde çözmeye yönelik girişimlerinin boşa çıkartıldığı örneklerden bir tanesi olarak kayda geçti. Bugün bölge kendi içinde sorunlarını çözmeye kalktıkça, bir bakıyorsunuz birtakım sorunlu alanlar gündeme getirilmek suretiyle bunlar bir şekilde akamete uğratılmaya çalışıyor. Ondan dolayı mevzuya her ne kadar Pakistan ve Hindistan arasındaki Keşmir olarak odaklanılsa da aslında daha bölgesel daha küresel bazda bir oyunun parçası. Keşmir sporunun genelde iki tarafından bahsedilir: Pakistan ve Hindistan, ama bu doğru değil. Çin de bunun içinde. Keşmir üçe bölünmüş durumda. Aksa-i Çin'de, Azad-i Keşmir, Pakistan'ın kontrolünde, Cammu Keşmir de Hindistan'ın kontrolünde. Mevzu burada çok daha büyük oyuna, jeopolitik kırılmalara işaret ediyor."

    ‘ABD, ŞANGHAY OLUŞUMUNU KENDİSİNE ÇOK BÜYÜK TEHDİT OLARAK GÖRÜYOR'

    Erol'a göre ABD ve Britanya uzun süredir kendilerine meydan okuyacak herkesi Avrasya merkezli görüyor. Dünyanın güç merkezinin batıdan doğuya kaydığı görüşünün hakim olduğunu anlatan Erol, bunun engellenmesine yönelik endişelerin de zirve yaptığını belirtti. Diğer yandan Pakistan'a Çin'in, Hindistan'a ise Rusya'nın daha fazla destek verdiğini anımsatan Erol, bu manzaranın da ŞİÖ'deki potansiyal yarılmanın işareti olduğu görüşünü dile getirdi ve ABD'nin bu hassas yapıyı göz ardı etmeyeceğini vurguladı.

    "10 yıllardır sorunun farkındalar ama bu sorunu çözme noktasında gerçek manada bir irade sergilenemiyor. Gerek İngiltere gerek Amerika Birleşik Devletleri, kendilerine meydan okuyacak herkesi hep Avrasya merkezli görmüştür. Avrasya merkezli güçlerin kendi aralarındaki ittifakın da Atlantik ya da Batı merkezli güçleri tahtından indireceği noktasında ciddi anlamda bu endişeyi taşımışlardır. Burada Avrasya ülkelerinin seçilmesi bundan dolayı, tesadüf değil. Dinamik güçler, tarihsel deneyimleri var ve güç merkezlerinin ilk çıktığı yerlerdir. Dolayısıyla tarihsel kodlara dönüldüğü bir noktada tekrar dünyadaki güç merkezinin batıdan doğuya doğru kaydığı ve bu bağlamda da bunun engellenmesine yönelik endişelerin Amerika'da zirve yaptığını görüyoruz. Çünkü şu an batının ya da küresel anlamda dünyanın liderliğine oynayan ülkenin Amerika Birleşik Devletleri'nin olduğunu görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nin bunu kendisine yönelik bir tehdit olarak algılaması kadar da tabii bir şey olamaz. Dolayısıyla buradaki mevzularda Amerika'nın gücünü abartmamak lazım. Ama Amerika Birleşik Devletleri'nin buradaki tehdit algısını da kendisine meydan okuyacak oluşumları da göz ardı ettiğini düşünmemek lazım. Böylesine bir noktada Amerika Birleşik Devletleri elbette elinden geleni sonuna kadar yapamaya çalışacak. Buradaki krizleri de kendi menfaatine kullanmaya çalışacak. Pakistan-Hindistan arasındaki savaş derinleşme eğilimi gösterdiğinde bölgede Pakistan'ın arkasında Çin var, Hindistan ise Rusya etkin bir işbirliğine sahip. Dolayısıyla Şanghay İşbirliği, karpuz gibi bir anda ikiye bölünebiliyor. Böylesi bir hassas bir yapıyı Amerika Birleşik Devletleri göz ardı edebilir mi? Bu bir. İki, 11 Eylül sonrası oyun terör üzerine kurulu. Suudi Arabistan, Pakistan'daki terör yapıları, bunu biraz daha açalım. Afganistan var. Bugün 11 Eylül ve sonrası oynanan oyunun laboratuvarı görevini aslında Afganistan oynamıştır. Orada da bir dönem Sovyet işgaline karşı Amerika, Suudi Arabistan ve Pakistan istihbaratı birlikte hareket etmiştir. Şu an geldiğimiz noktada birtakım farklı gelişmeler söz konusu olsa da burada Sovyetlere karşı vekaleten savaşı yürüten Amerika Birleşik Devletleri'nin kendisi olmuştur. Afganistan ve Pakistan'daki bugün terör oluşumlarının en temelinde de Amerika'nın yürüttüğü yeşil kuşak projesi ve bugün onların birtakım ortaya çıkan örgütleridir. El Kaide hızlı bir şekilde DAEŞ'e dönüşmüştür. Bugün DAEŞ'e baktığımızda sadece Afganistan ile sınırlı değil, Orta Asya ülkelerini de hedef alan saldırılar ki Özbekistan-Türkmenistan sınırında gerçekleştirilen sınır saldırılarını biliyoruz. Keşmir'de faaliyetleri var. Doğu Türkistan noktasında Çin endişeli. Myanmar'a kadar da bunlar gidiyor."

    ‘RUSYA VE ÇİN'İN ORTA ASYA'DA GÖRMEK İSTEYECEKLERİ SON ŞEY İSTİKRARSIZLIK'

    ABD'nin günümüzde ne Çin'e ne de Rusya'ya doğrudan doğruya savaş açamayacağını ancak bunun yerine değişik araçlarla güç projeksiyonu yapmaya çalışabileceğini anımsatan Erol, bu bağlamda ŞİÖ'nün de tehdit olarak algılandığını kaydetti. Erol, Hindistan ile Pakistan arasındaki son kapışmaya Rusya ve Çin'in hızlı reaksiyon göstermelerinin de bu süreçten en zararlı çıkacak iki ülke olmalarına bağladı:

    "Bugün Amerika Birleşik Devletleri ne Çin'e ne Rusya'ya doğrudan doğruya savaş açamaz, doğrudan doğruya silahlı müdahalede bulunamaz. Bunun yerine Afganistan merkezli olarak bölgede değişik araçlarla güç projeksiyonu yapmaya çalışır ki 11 Eylül sonrası Amerika Birleşik Devletleri'nin neden Afganistan'ı tercih ettiği ve orayı işgal ettiği bugün yaşananlarla çok daha net anlaşılır. Bugün Amerika'nın Afganistan'a müdahalesi bölgede kendisine karşı oluşabilecek meydan okumaları ve ittifakları engellemeye yönelik bir ön alıcı operasyon ve bu alanda bölgedeki pozisyonunu kuvvetlendirici bir adım olarak karşımıza çıkıyor. Amerika Birleşik Devletleri, Şanghay oluşumunu kendisine çok büyük bir tehdit olarak görüyor ve burada en temelde de Rusya ve Çin arasındaki işbirliğini önemsiyor. Bugün Rusya-Çin bölgede bu anlamda bir öncü süreci başlatmış vaziyetteler. Bunları doğrudan karşı karşıya getiremezler. Ama bunların destek verdiği arkasında olduğu ülkeler arasındaki bir çatışma ile de bu biraz şu an için uzak gibi görünse de aslında böylesi bir olasılığı fiiliyata geçirebilirler. Bundan dolayı Rusya ve Çin çok hızlı şekilde reaksiyon gösterdi. Hindistan ve Pakistan'ı daha duyarlı, daha temkinli olmaya çağırdı. Burada Hindistan-Pakistan kadar bu süreçten en zararlı çıkacak iki ülke orada Çin ve Rusya ama en başta Çin. Rusya da Orta Asya üzerinden burada ciddi anlamda bir istikrarsızlık sürecine sürüklenebilir ki bugün bu bölge devletlerinin yakın çevrelerinde görmek isteyeceği en son hadise budur. Bölgenin rasyonel aklını kullanması gerekiyor. Ben tahmin ediyorum ki bölge kendi içinde bu sorunu hızlı bir şekilde çözecektir."

    Etiketler:
    istikrarsızlık, bölge, jeopolitik, Çatışma, kriz, Nükleer silah, ANKASAM, Şangay İşbirliği Örgütü, Mehmet Seyfettin Erol, Kore, Keşmir, Pakistan, Hindistan, Çin, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın