01:21 22 Temmuz 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Şam ile Tahran güvenli bölge planlarını ABD’nin yeni komplosu olarak görüyor’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 60

    Alptekin Dursunoğlu’na göre, Esad’ın İran ziyaretinde Şam ile Tahran, ‘güvenli bölge’ planlarını ABD’nin yeni komplosu olarak gördükleri mesajını verirken, Rusya’yı da İdlib-Fırat’ın doğusu olarak oluşturulan ‘geçici dengenin’ fiili durum üzerinden ‘kalıcılaşma’ riskine dair uyardı.

    Suriye denklemi, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘bütün askerleri geri çekme' açıklamasından çark etmesinin ardından iyiden iyiye karışırken, Cumhurbaşkanı Beşar Esad, geçen hafta savaşın başından bu yana ilk kez İran'ı ziyaret etti. Ancak basına önceden haber verilmeyen bu ziyaret İran siyasetini sarsacak şekilde İran Dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif'in istifa girişimi ile gölgelendi. Peki Esad'ın İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşmelerinde neler konuşuldu? Tahran-Şam hattında son gelişmelerin değerlendirilmesi ne?

    Suriye-İran ve Rusya ittifakı açısından bu görüşmeyi ve sonuçlarını Yakın Doğu Haber sitesinin kurucusu ve yazarı olan Suriye üzerine kitaplarıyla tanınan Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk

    ‘ŞAM-TAHRAN GÜVENLİ BÖLGEYİ ABD'NİN YENİ KOMPLOSU GÖRÜYOR'

    Alptekin Dursunoğlu'na göre, Suriye liderinin Tahran'a yaptığı ziyaret Şam-Tahran dayanışmasını sergilerken, verilenen önemli mesaj da Türkiye'nin ABD ile müzakeresini yürüttüğü ‘güvenli bölge' meselesinde ortaya konuldu. Suriye ve İran liderliklerinin ‘güvenli bölge' meselesinin savaşı kazanamayan cephenin lideri olarak ABD'nin yeni komplo girişimine bağladıklarını belirten Dursunoğlu, bu yolla ülkenin toprak bütünlüğüne kavuşmasının engellenmeye ve ülkeyi bölme veyahut bölünme tehdidi üzerinden tavizler koparmaya yönelik bir girişim olarak görüldüğünü belirtti:

    "Muhammed Cevad Zarif, İran Cumhurbaşkanlığı ofisinin kendisini bypass edip Esad'la görüşmelere çağırmamasına tepki gösterip istifa edince bu ziyaret gölgelendi. Halbuki Suriye'deki mevcut şartlar dikkate alındığında bu, çok önemli bir ziyaretti. Bu ziyaret, Arap basınında Tahran-Şam dayanışması olarak okundu. Suudi Ekseni yanlısı basın, Katar basını ve Direniş Ekseni yanlısı basın farklı sonuçlar çıkarsa da bu ziyareti Şam ile Tahran'ın dayanışması çerçevesinde okudu. Ancak bu ziyarete sahadaki gelişmeler çerçevesinde değinen olmadı. Halbuki Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın Tahran'ı ziyaretinde yapılan açıklamalar, özellikle de İran Devrim Lideri Ayetullah Hamanei'nin açıklamaları ve Suriye Cumhurbaşkanı Esad'ın da teyidi, bu ziyarette çok daha önemli bir mesajın verildiğini gösteriyor. İran Devrimi Lideri Ayetullah Hamenei'nin görüşme sırasında güvenli bölge meselesini Amerika'nın bir komplosu olarak nitelemesi ve bunun kurulmasına izin verilmemesi gerektiğini vurgulaması oldukça dikkat çekiciydi. Ona göre Direniş Ekseni, Suriye'ye dayatılan 8 yıllık savaşı kazandı; fakat Amerika savaşı kaybetmenin verdiği öfkeyle yeni komplolar tezgahlıyor. Güvenli bölge Amerikan komplolarından biridir ve bunun engellenmesi gerekir. Tahran ve Şam açısından güvenli bölge, ülkenin toprak bütünlüğüne kavuşmasını engellemeye veya ülkeyi bölmeye ya da bu bölünme tehdidi üzerinden başka tavizler koparmaya yönelik bir tuzaktır.

    ‘DÜZEN KURABİLECEK GÜCE SAHİP DEĞİLLER AMA SABOTE EDEBİLECEK İMKANLARI VAR'

    Suriye savaşında aynı saflarda yer alan güçlerin başarısızlık sürecinde ‘ABD-İsrail', ‘Suudi ekseni' ve ‘Türkiye-Katar ekseni' olarak üçe bölündüklerini anlatan Dursunoğlu, üç eksenin de sahada düzen kurabilecek bir güce sahip olmadıklarını ancak istemedikleri gelişmeleri sabote etme imkanlarının baki olduğunu vurguladı:

    "Sahadaki durum da bu tuzağı kuranlar açısından elverişli bir ortam sunuyor. Geçmişte "Dostlar Grubu" adını kullanan Amerika liderliğindeki koalisyon, 8 yıllık Suriye savaşında başarısız oldu. Bu koalisyon şu an ‘Amerika-İsrail ekseni', ‘Suudi Ekseni' ve ‘Türkiye-Katar ekseni' şeklinde üçe bölündü. Bunlar şu an eskisi gibi Suriye'de düzen kurabilecek bir güce sahip değiller. Ama Suriye'de kurulabilecek bir düzeni ya da istemedikleri yeni bir gelişmeyi sabote edebilecek imkanlara ve güce sahipler. Bu sabotaj gücünün en somut örneğini İdlib konusunda görmüştük. Suriye ordusu ve müttefikleri geçtiğimiz eylül ayında İdlib'in askeri operasyonla ülke topraklarına yeniden kazandırılması ve İdlib'teki terörist çöplüğü statüsünün ortadan kaldırılması için hazırlık yapıyordu. Tam bu hazırlıklar sürerken Amerika liderliğindeki ‘Batı Ekseni' Suriye'nin kimyasal silah kullanacağı gerekçesiyle tehditler savurdu. Öte yandan Türkiye de İdlib'de ateşkes yapılması için Astana platformunu kullanmaya çalıştı. Erdoğan, Putin ve Ruhani'nin katıldığı Tahran Zirvesi'nde Türkiye ateşkes teklifini iletir iletmez Putin, ‘Teröristlerin burada temsilcisi yok, dolayısıyla biz onlar adına karar veremeyiz' diyerek Türkiye'nin ateşkes teklifini reddetti. Ancak ondan 10 gün sonra Soçi'de Erdoğan ile Putin arasında bir mutabakat sağlandı. İdlib operasyonu engellendi ve İdlib'in terörist çöplüğü statüsü korunmuş oldu."

    ‘İDLİB'DE VE FIRAT'IN DOĞUSUNDA GEÇİCİ DURUMLARIN FİİLİ DURUMA DÖNÜŞÜP KALICI OLMA RİSKİNE KARŞI UYARI'

    Dursunoğlu'na göre asıl sorun İdlib'de tesis edilen fiili durum. ABD ile Türkiye arasında Fırat'ın doğusuna ve sözü edilen ‘güvenli bölgeye' bakış farklılığının İdlib'deki gelişmelere de yansıdığını belirten Dursunoğlu, oluşturulan ‘geçici durumun pazarlıklar yahut karşı tarafın oyununu bozma kaygılarıyla zamana yayılıp kalıcı hale gelme' riskine dikkat çekti. Dursunoğlu, aynı riskin Rusya'nın ‘Adana mutabakatını' adres olarak gösterdiği Fırat'ın doğusu için de geçerli hale gelebileceğine dikkat çekerken, Rusya'nın mevcut statükoyu sürdürecek tarzda bir pazarlığa zorlandığını belirtti. Dursunoğlu'na göre Esad'ın Tahran ziyaretinde bu konuda ABD'ye olduğu kadar Rusya tarafına da uyarı niteliğinde mesajlar verildi:

    "Benzer bir müdahale ile yeni bir fiili durum yaratma oyunu bu kez Fırat'ın doğusunda oynanmaya çalışılıyor. Bu fiili durum yaratma oyunu, Amerika'nın çekilme kararı sonrasında gündeme geldi. Gerçi Türkiye'nin tasvir ettiği güvenli bölge ile Amerika'nın tasvir ettiği güvenli bölge birbirinden farklı. Ama burada güvenli bölge fikri üzerinden tıpkı İdlib'de olduğu gibi yeni bir fiili durum yaratılmak isteniyor. Rusya'ya sorarsanız, İdlib'deki geçici bir durum. Ancak bu geçicilik ya pazarlıklar yoluyla ya da karşı tarafın oyununu bozma kaygısıyla zamana yayılıp adeta kalıcı hale dönüşebiliyor. Mesela Rusya, Fırat'ın doğusunda Amerika'ya karşı Türkiye'yi yanında tutabilmek için Türkiye'ye İdlib konusunda taviz veriyor. İdlib'e yapılacak askeri operasyon Türkiye'nin hatırı için engelleniyor böylece de İdlib'deki fiili durum kalıcı hale geliyor. Şimdi benzer durum Fırat'ın doğusundaki güvenli bölge için de geçerli. Güvenli bölge meselesi ile ilgili olarak Rusya'nın ilk adımı gayet netti ve Suriye devletinin toprak bütünlüğünün korunması çerçevesindeydi. Bunun için de Türkiye'ye Adana mutabakatını, PYD'ye ise Şam ile müzakereleri adres gösterdi. Böylece Türkiye'nin güvenlik kaygılarını, Suriye'nin toprak bütünlüğünü, PYD'nin de varlığını korumasını garanti edecek bir yol önerdi. Yani üç tarafın da ihtiyacını karşılayacak formüldü bu. Ancak Amerikan rejiminin Trump'ın çekilme kararına direnmesi ve ardından da bir miktar asker bırakacağını söyleyip tam çekilmekten vazgeçmesi, durumu farklılaştırdı.

    Öte yandan Amerikan Genelkurmay Başkanı Dunford, Avrupalı müttefikleri ile müzakereler yaparak kurulacak güvenli bölgeye Avrupalılardan destek istiyor. Şimdi şöyle bir senaryo tasavvur edelim. Amerika, öngördüğü plan için Avrupalılardan ve kolaylıkla manipüle edebileceği Suudi ekseninden sembolik düzeyde dahi olsa askeri güç temin eder ve bir güvenli bölge oluşturursa, hatta Türkiye'ye de Suriye Demokratik Güçleri'ne ilişmemesi kaydıyla orada bir ‘liderlik' rolü verilirse, Rusya'nın buna karşı geliştireceği alternatif tedbir ne olabilir? Rus yetkililerin geleneksel tavrı düşünüldüğünde bence Ruslar bu konuda pazarlık yapmaktan başka hiçbir seçenek üretemeyecek. Rusya, İdlib konusunda nasıl Türkiye ile pazarlık yaparak, İdlib'teki mevcut statükoyu sürdürüyorsa, Amerika da güvenli bölge teklifiyle ve bu bahsettiğim çok taraflı senaryo çerçevesinde Rusya'yı pazarlığa zorlayabilir.
    Tahran ziyaretinde Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile İranlı yetkililerin verdikleri ortak mesaj işte bu açıdan çok önemli. Yani "biz güvenli bölgeyi bir Amerikan komplosu olarak değerlendiriyoruz. Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği bizim için kırmızı çizgidir, bundan taviz veremeyiz" şeklindeki bir tavır, Amerikan tarafına net mesaj verdiği gibi Rusya tarafına da net mesaj veriyor. Tahran ve Şam, Ruslara da "Biz sizin İdlib'de yaptığınızı burada da yapmanıza, burayı da bir pazarlık konusu yapıp güvenli bölgeyi bir oldubitti haline getirmenize, yani bu fiili durumun kalıcı hale getirilmesine izin veremeyiz" mesajı verdi. Dolayısıyla bu ziyaretle sadece Amerika'ya değil, Rusya'ya bir mesaj gidiyor."

    ‘RUSYA ÇATIŞMAYA GİRMEDEN SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAMA STRATEJİK ÖNCELİĞİNİ HAKİM KILMAYA ÇALIŞIYOR'

    Dursunoğlu, Rusya'nın bu denklemde Suriye'nin toprak bütünlüğüne kavuşması stratejik önceliğini korurken, diğer yandan mevcut şartlar ve zorunluluklardan ötürü tüm zıt tarafları memnun etmek ve onlarla çatışmaya girmeden sorunu çözmeyi öngören bir tavır içerisinde:

    "Peki İran ve Suriye, Rusya'yı bu şekilde tavır değiştirmeye mecbur edebilir mi? Bunu zaman içerisinde pratikte göreceğiz. Ancak Rusya hem Türkiye ile hem Amerika ile müzakere eden veya pazarlık yapan uzlaşmacı oyununu gönüllü olarak oynamıyor. Rusya'nın da asıl stratejik önceliği Suriye'nin toprak bütünlüğüne kavuşması. Ancak kendince bunu çatışmaya girmeden, uluslararası ortaklarıyla arasında sorunlara sebep olmadan yapmak istiyor. Hem Türkiye ile bir ortaklığı var hem onlara zarar gelmemesini istiyor hem Amerika ile çatışmaya girmek istemiyor. Daha da ileri düzeyini söyleyeyim, mesela İsrail Rus uçağını düşürmesine rağmen, Esad'ın Tahran ziyaretinden iki gün sonra Putin, Netanyahu'yu kabul etti. Basında yer alan haberler ve Netanyahu'nun açıklamaları doğruysa eğer Rusya ve İsrail'in Suriye'de yabancı güçlerin çıkarılması konusunda anlaşmaya vardığı söyleniyor. Yani Rusya, tüm tarafları, hatta zıt tarafları memnun etmeyi ya da onlarla çatışmaya girmeden sorunu çözmeyi öngören bir tavır içerisinde. Fakat bu tavrı isteyerek oynamıyor, zorunluluklardan ve mevcut şartlardan dolayı oynuyor."

    ‘İDLİB VE DOĞU FIRAT'IN ŞAM'IN KONTROLÜNE GİRMESİNİ, TÜRKİYE VE ABD ENGELLİYOR'

    Dursunoğlu, İdlib ve Fırat'ın doğusunun Şam hükümetinin kontrolüne girmesini Türkiye ve ABD'nin engellediğine dikkat çekerken, bu durum karşısıda Rusya'nın pazarlıklarının da ortaya İdlib-Doğu Fırat dengesini çıkarttığını belirtti. Rusya'nın koruduğu bu denge halinin ise giderek Suriye'nin toprak bütünlüğüne kavuşmasını engellemenin yolu haline geldiğini kaydeden Dursunoğlu, bu durum karşısında Şam ile Tahran'ın Rusya'yı kendi saflarında daha kararlı durmaya zorlamak istedikleri görüşünü dile getirdi. Dursunoğlu'na göre Suriye'nin toprak bütünlüğüne yeniden kavuşmasının yolu da bu denge halinin bozulmasından geçiyor:

    "Eğer Tahran ile Şam bu konuda Rusya'yı kendi saflarında daha kararlı durmaya mecbur edecek adımlar atarsa, Rusya rakip taraflarla oynadığı pazarlık ve uzlaşma oyununu biraz da zoraki oynadığı için asli müttefikleri ile ilişkilerinin bozulmaması açısından daha keskin ve kararlı bir duruş sergileyebilir. Mesela güvenli bölgenin hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılamayacağını vurgulayıp, başta çok uluslu güç olmak üzere tüm senaryolara baştan kapıyı kapatabilir.
    En son yapılan Ruhani, Putin, Erdoğan zirvesinden bir iki gün önce Rus Dışişleri Bakanı Lavrov'un bir açıklaması vardı. Bu, İdlib'e askeri operasyon konusunda beklenti yükselten bir açıklamaydı. Ama Putin, zirve sırasında, Lavrov'un o tavrını adeta sildi. Lavrov'un açıklamasında şunlar vurgulanıyordu: Türkiye, Soçi anlaşmasından kaynaklanan sorumluluklarını yerine getiremedi. Dolayısıyla İdlib'teki durum daha sıkıntı verici bir hal almaya başladı. Çünkü Soçi anlaşmasından önce terörist gruplar İdlib'in yüzde 20'sini elinde bulundururken, şu an yüzde 90'ınını elinde bulunduruyor demişti Lavrov. Bununla da İdlib'in temizlenmesi yönünde bir irade beyanı ortaya konmuştu. Ama Putin, Soçi'deki zirvede, Lavrov'un bu tavrını desteklemedi. Türkiye ile işbirliğinin devamından yana bir tavır koydu.

    Elbette bunun anlaşılabilir tarafı var. Çünkü İdlib ile Fırat'ın doğusu birbirini dengede tutan ve Suriye'nin toprak bütünlüğüne kavuşmasını önleyen iki ağırlık dengesi. Yani bu dengeden biri bozulduğu zaman bütün şartlar Suriye'nin toprak bütünlüğüne yeniden kavuşması yönünde bozulur. Yani Suriye toprak bütünlüğüne kavuşur. İdlib ile Fırat'ın doğusundan başka şu an Suriye'nin egemenliğinde olmayan toprak parçası yok. Bunun da İdlib tarafını doğrudan Türkiye ve dolaylı olarak Amerika; Fırat'ın doğusunu ise doğrudan Amerika engelliyor. Bu iki bölgenin Suriye'nin kontrolüne girmesini, bu iki ülke engelliyor. Rusya, İdlib'de, Türkiye ile birlikte çalışıyor.
    Fırat'ın doğusunda ise Türkiye'yi kullanarak, Amerika'nın işlerini bozmaya çalışıyor veya Amerika ile Türkiye'yi aynı safa getirmemeye çalışıyor. O yüzden İdlib konusunda Türkiye'ye taviz veriliyor. Bu tavizler ve karşılıklı olarak bu dengeleri birbiri aleyhine kullanmaya çalışmalar, adeta koruyuculuğunu Rusya'nın yaptığı bir ‘İdlib ve Doğru Fırat dengesi' yaratıyor. Bu ‘İdlib ve Doğu Fırat dengesi' de Suriye'nin toprak bütünlüğüne kavuşmasını engelliyor. Suriye'nin toprak bütünlüğüne kavuşabilmesi için bu dengelerden birisinin bozulması lazım.

    Bu denge önce İdlib'le mi bozulur veya önce Fırat'ın doğusuyla mı bozulur bilemiyoruz; ancak bu dengenin biriyle bozulması, diğerinde çözümü kolaylaştırır. Örneğin dengenin İdlib'le bozulması sonrasında Fırat'ın doğusu ve Amerika'nın oradaki varlığı tartışmaya açılır ve doğal olarak Amerika oradan çekilmeye PYD'de de Şam ile müzakere yapmaya mecbur olur. Veya tersi olabilir. Önce Amerika Fırat'ın doğusundan çıkar. Ondan sonra İdlib konusu gündeme gelebilir.
    Amerika'nın çekilme kararından sonra sanki böyle bir senaryo işleyecek gibiydi. Ancak bunun olmayacağı gözükünce ibre tekrar İdlib'e kayabilir, askeri operasyon yeniden gündeme gelebilir. Yani Amerika orada kalıcı olacaksa, bundan sonra İdlib konusunda Lavrov'un açıklamalarının hayata geçmesini bekleyebiliriz. Tahran ile Şam'ın ittifakı bu açıdan çok belirleyici olur. Tahran ve Şam eğer Rusya'ya İdlib konusunda baskı yaparsa ve Putin, Türkiye'nin İdlib'deki taleplerini karşılamaktan vazgeçerse, Türkiye'ye rağmen İdlib, Suriye devletinin kontrolüne alınırsa, o zaman Doğu Fırat ve güvenli bölge meselesinde Şam ve müttefikleri daha ağırlıklı bir rol oynayabilirler."

    ‘ABD SURİYE'DEN ASLA ÇEKİLMEZ, SADECE ÇEKİLMEYE MECBUR EDİLEBİLİR'

    ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesine ihtimal vermeyen Dursunoğlu'na göre ABD yalnızca Suriye'den çekilmeye mecbur bırakılabilir. Arap Birliği'nin ise ABD baskısıyla Suriye ile normalleşmeye yönelemediklerine dikkat çeken Dursunoğlu, Türkiye'nin eğer ABD'nin bölgedeki varlığından gerçekten rahatsız ise Şam'la ilişkileri yeniden başlatıp ve Adana Mutabakatı'nı yürürlüğe sokarak sürece katkıda bulunabilir:

    "Suudi Ekseni, Trump'ın çekilme kararından sonra sahanın Türkiye'ye açılacağını düşündü. Suudi ekseni derken Körfez'de Katar dışındaki ülkeleri ve Mısır'ı kastediyoruz. Hemen birdenbire Şam ile yumuşama ve Şam ile ilişkileri normalleştirme çabası başladı. Önce ‘Suudi eksenin tetikçilerinden' Sudan'ın Cumhurbaşkanı Ömer el Beşir, Şam'a gitti, ardından Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn elçiliklerini açtı. Suudi Ekseni, Şam'ı Türkiye-Katar eksenine tercih eden bir pozisyon aldı; fakat bu durum kısa sürdü. Çünkü Amerika'nın Şam ile ilişkilerini normalleştirenleri cezalandırırız türü açıklaması sebebiyle bu hızlı süreç durdu. Zaten Amerika'nın çekilmesi de Trump'ın ilk açıkladığı düzeyde değil ve şu an artık çekilmeyeceği yönündeki emareler de çok daha güçlü. Dolayısıyla Lavrov'un Körfez ziyaretinde Suriye konusunun değil daha ziyade silah satışının ve ticaretin gündemde olduğunu düşünüyorum. Nitekim Katar, S-400 almak için Rusya'ya başvurdu. Öte yandan Lavrov, Suudilerle nükleer santral yapma konusunu görüştüklerini söyledi.

    Ayrıca Körfez ülkeleri, Suriye'deki ‘muhalif' denilen silahlı grupları artık çöpe attı. Bu tabir muhaliflerin kendi ifadesidir. Suriye Ulusal Koalisyonundan yetkililer, Emirlikler'in Şam'daki elçiliğini açması üzerine Suudilerle temas kuruyorlar. Hem Suudilerden hem de Emirliklerden aldıkları cevap bu oluyor, ‘Bu sizi ilgilendirmez' diyorlar. Onlar da bunun üzerine ‘Bizi kağıt mendil gibi kullandınız ve attınız' diyorlar.
    Bu bir gerçeklik. Suudi ekseni açısından artık silahlı grupların, Suriye Ulusal Koalisyonu'nun hiçbir değeri yok. Bunlar çöpe atılmış durumda ve sahadakilere de öyle eskisi gibi büyük bir mali desteğin veya silah akışının olduğunu sanmıyorum. Şu an İdlib'teki lojistikleri nereden temin ediyorlar, onu bilemeyeceğim. Ama eskiden olduğu gibi onlara tırlar dolusu silah gitmiyor. Trump, çekilme kararı aldığında kişisel olarak benim düşüncem şuydu: Amerika asla çekilmeyecek. Amerika bir yerden çekilmez, ancak çekilmeye mecbur edilebilir. Bu mecburiyeti de ancak Şam ve müttefikleri yaratabilir, Amerika'nın orada bulunmasından gerçekten rahatsız ise Türkiye de Şam'la ilişkilerini yeniden başlatarak ve Adana mutabakatını yürürlüğe sokarak buna katkı sunabilir. Eğer bunlar Amerika'yı çekilmeye zorlayacak şartları yaratırsa çekilme gerçekleşir. Yoksa Amerika, sonsuza kadar orada tuzaklarını kurmayı ve oyununu oynamayı sürdürür."

    İlgili konular:

    DSG ile birlikte IŞİD’den aldığı yerlere askeri üsler kuran ABD, Suriye'deki varlığını artırıyor
    DSG: ABD, Suriye'nin kuzeyinde on yıllarca kalacak
    'DSG'nin El Ömer petrol sahasını alması, Rusya ve Suriye'yi ABD'yle çatışmaya itebilir'
    Etiketler:
    Donald Trump, Muhammed Cevad Zarif, Beşar Esad, İdlib, Tahran, Şam, Suudi Arabistan, İran, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın