00:31 23 Ağustos 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Trump'ın Golan kararında, Suriye’de sekiz yıllık savaşta payı olan tüm güçler sorumluluk taşıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 10

    Selim Sezer’e göre Trump’ın coğrafi konumu ve su kaynakları açısından önemli olan Golan Tepeleri’ndeki İsrail egemenliğini tanıması şaşırtıcı değil. Kararın 9 Nisan seçiminde Netanyahu’ya yarayacağını belirten Sezer, İsrail’in Suriye ve müttefikleriyle sıcak çatışma olasılığının da artacağı görüşünde.

    ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Arap ordularının 1967 savaşında mağlup etmesinden bu yana kontrolünde bulunan Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini 52 yıl sonra tanıma kararı aldı. İsrail'in 1981'de ilhak ettiği Golan'daki varlığını tanımayan BM kararları bulunurken, AB'den Arap Birliği'ne, Suriye ve Irak'tan Rusya'ya uzanan pek çok ülke Trump'a tepki gösterdi. Trump'ın İsrail'de 9 Nisan'dake erken seçimlerin hemen öncesine denk gelen açıklaması, Başbakan Benyamin Netanyahu'ya önemli bir ‘hediye' olarak yorumlanıyor. Diğer yandan Suriye'nin aralarında Körfez ülkeleri ve Türkiye'nin de müdahil olduğu sekiz yıllık savaşla yıpratılmasının doğrudan sonuçlarından birisi olan bu karar, İsrail'in Körfez'in Arap monarşileriyle ilişkilerini görünür düzeyde düzelttiği bir döneme rast geldi.

    Trump'ın kararını ve uluslararası yankılarını İstanbul Gedik Üniversitesi'nden Dr. Selim Sezer ile konuştuk.

    ‘NETANYAHU YÖNETİMİ TRUMP'TAN BUNU TALEP EDİYORDU'

    Selim Sezer'e göre, Trump'ın Kudüs'ü resmen İsrail'in başkenti olarak tanıyarak ABD elçiliğini taşıma kararının ardından böylesi bir adımın gelmesi şaşırtıcı olmadı. Trump'ın kararında iç siyasetteki sıkışmışlığı ve tavizler verdiği gerekçesini gösterenlerin de eksik olmadığını belirten Sezer, ABD başkanının kararını son üç ayda İsrail'le yürütülen görüşme trafiğinin ardından verdiğini söyledi:

    "1967'deki meşhur 6 gün savaşı sırasında İsrail, Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ün doğusunu aynı zamanda Mısır toprağı olan Sina Yarımadası'nı ve Suriye toprağı olan Golan Tepeleri'ni işgal etti. Daha sonra anlaşmalar kapsamında Sina Yarımadası tekrar Mısır'a geri bırakıldı. 1981 yılında Golan da dahil olmak üzere tüm bu işgal edilen bölgeler tek taraflı olarak ilhak edildi. Dünyanın kabul etmediği bir karardı. Birleşmiş Milletler'in zaten 1967 savaşının hemen sonrasında İsrail'e yapmış olduğu işgal ettiğin bölgelerden çık çağrısı vardı. Sonra BMGK tarafında doğrudan bağlayıcı kararlar alan ve yaptırım gücü olan merci tarafından da bu ilhak kararları açıkça uluslararası hukukun ihlali olarak tanımlanmıştı. O günden bugüne de dünya tarafından da kabul görmeyen bir şey. Golan Tepeleri üzerindeki İsrail'in iddiaları. Birkaç aydan beri konuşulan bir konuydu bu. Netanyahu yönetiminin Trump'tan bunu talep edeceği yönünde değerlendirme yapılıyordu. Morton Klein, Amerikan Siyonist Örgütü'nün Başkanı ya da İsrail'in İstihbarat Bakanı Yisrael Katz gibi isimler uzun zamandan beri birtakım lobicilik faaliyetleri doğrultusunda Washington yönetimine ve Trump yönetimine bunu kabul ettirme yönünde girişimlerde bulunuyordu, bu beklenen bir şeydi. Aslında normalde akıl alır gibi bir şey değil. Uluslararası toplumun konsensüs içinde olduğu BMGK kararlarının bulunduğu bir şeyin aleyhinde bu tür beyanatların yapılması ancak 6 Aralık 2017'deki Kudüs kararından sonra bunun devamı olarak böyle bir adımın da atılması beklenen bir şey gibi de değerlendirilebilir. Trump'ın ne yapmaya çalıştığı yakın çevresi tarafından öngörülebilir değil. Ama akla gelen birkaç şey var. Birincisi, uzun zamandır lobi çevreleriyle olan yakın ilişkileri ve onların yakın desteğini koruma çabasıyla alakalı bir durum gibi görünüyor. Trump'ın kendi iç siyasetteki sıkışmışlık durumu var. Azil ile sonuçlanan sonuçlanabilecek soruşturma süreçleri akamete uğramış olsa da, yani bu soruşturmalar en azından şimdilik sonuç üretecek gibi görünmese de yine de bu iç sıkışmışlık halinde bu çevrelerin desteğini almak gibi bir yönelim olabilir. Trump'ın ‘ideolojik yönelimleri' ile de alakalı olarak tanımlanabilir gibi görünüyor. Ancak her durumda son 3-4 aydan beri yapılan yoğun görüşmelerin sonucunda alınmış bir karar olduğunun da altını çizmek gerekiyor."

    ‘GOLAN TEPELERİ HEM STRATEJİK HEM KAYNAK AÇISINDAN ÖNEMLİ'

    Golan Tepeleri'nin coğrafi açıdan ve doğal kaynaklar bakımından oldukça önemli olduğunu anımsatan Sezer, İsrail'in sahip olduğu su kaynaklarının üçte birinin Golan'dan tedarik edildiğini anımsattı. İsrail'in Suriye'de 8 yıldır süren savaşı bahane ederek Golan'ı tampon bölge olarak kullanmak istediği görüşünü de dile getiren Sezer'e göre, Suriye'deki savaşta payı bulunan tüm güçler, devletler, müttefikler bu gelişmeden sorumlu:

    "Bu Trump yönetiminden ziyade Donald Trump'ın kişiliği ile de aslında alakalı olarak tanımlayabileceğimiz bir çelişkiler halinin bir parçası olarak görülebilir. Örneğin Suriye'nin kuzeyinden ABD güçlerinin çekilmesi ile ilgili yapılan açıklamalara bakacak olursak, mesela son 2-3 ay içerisinde söylenen ya da yapılan şeylerin ne kadar ciddi tutarsızlıklar barındırdığı görülüyor. Buradan bakacak olursak, ortada çelişkili bir durum var. Her ne kadar bu anlaşma çerçeve metin özellikle Filistinliler tarafından ya da daha geleneksel Ortodoks bakış açısı içerisinde olan hareket ve devletler tarafından olumlu karşılanmasa da öngördüğü şey ‘barış', normalleşme, karşılıklı ekonomik ticari işbirliğinin bölgesel düzeyde genişletilmesine yönelik de bir şey olacaktı. Şimdi sınır değişikliği anlamına gelen ya da daha doğrusu bir ilhak kararının resmen tanınması olarak ifade edilebilecek bir durum var. Bu aynı zamanda Arap Birliği'nden de İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan da tepki gördü. Normal koşullarda Trump yönetiminin Ortadoğu bölgesinde partner olarak birlikte çalışma eğiliminde olduğu çevrelerden ve devletlerden de tepki gördü. Dolayısıyla bu ciddi bir açmaz, yani bir güvenilmezlik durumunu ortaya koyacaktır diye düşünüyorum. Golan'ın bir ‘karambole' gitme durumunun olduğu aşikar. Hatta aslında icat edilmiş bir karambol durumu var burada. Sekiz yıldan beri devam eden savaş hali olmasaydı böyle bir adımın, girişimin gerçekleşmesi tabii k mümkün olmayacaktı. Neden İsrail bu konuda bu kadar ısrarlı meselesinden bahsetmek gerekiyor. Birden fazla önemi var Golan Tepeleri'nin İsrail için. Genel bir yayılmacılık meselesinin ötesinde bir stratejik konum itibariyle, yani Şam'a 30-35 mil uzaklıkta olan Lübnan'ın ve Suriye'nin güney kısımlarını tepeden gören bir yer. Aynı zamanda çok ciddi kaynakları var. 2014'ten beri petrol ve doğalgaz kaynakları keşfediliyor, aynı zamanda muazzam bir su kaynağı. Birtakım kaynakların sunduğu verilere göre şu anda İsrail'in sahip olduğu su kaynakların 3'te 1 kadar kısmı Golan'dan geliyor. İki tane ciddi ayağında sus sistemi var. Biri Ürdün Nehri ve onun batıdaki kolları, bir de Tabariye Gölü ve Yermuk Nehri'nin su toplama havzaları diye geçiyor. Hem stratejik hem kaynak açısından önem atfedilen bir yer. Savaş koşulları İsrail'in bunu yapabilmesine imkan verdi. Çünkü buradaki çatışma haline kendisi için aynı zamanda bir bahane olarak kullanır hale geldi. Son birkaç aydır konuşuluyor derken, söyledikleri şeylerden bir tanesi kendi güvenliği için Golan bölgesini tampon bölge olarak kullanacağı, yani oradaki güçlerin kendisine varoluşsal tehdit teşkil ettiği için bu yüzden kendi ulusal güvenliğini korumak için Golan'ı bir tür tampon bölge haline getireceği bu yüzden de ilhak kararının uluslararası toplum tarafından resmen tanınması için de girişimlerde bulunacağı söyleniyordu. Tabii ki hal böyle olunca sekiz yıldan beri Suriye'nin içinde bulunduğu savaşın müsebbibi olan, gerek Suriye içindeki çeşitli çevreler gerekse onların destekçisi konumunda olan devletler hiç kuşkusuz bu tablonun doğrudan sorumluluğunu taşıyor demek yanlış olmaz. Eğer bu savaş koşulları böyle gelişmeseydi, İsrail muhtemelen hiçbir zaman uluslararası toplum tarafından kabul edilen statükoyu bu şekilde bozma, değiştirme yönünde bir girişimde bulunamayacaktı. Dolayısıyla Körfez devletleri bakımından tartıştığımız zaman meselenin bu boyutuna da bakmak gerekiyor."

    ‘İSRAİL İLE SURİYE ORDUSU YA DA MÜTTEFİKLERİ KARŞI KARŞIYA GELEBİLİR'

    Sezer'e göre ABD, İsrail'in ilhakını tanırsa, İsrail ile Suriye ordusu veya müttefikleri karşı karşıya gelecek. Golan bölgesine yakın yerde son dönemde İran'a yakın oluşumların yani Hizbullah güçleri ve Şii milisler olarak adlandırılan grupların varlıklarına dair haberlere de atıf yapan Sezer, muhtemel bir çatışma ikliminin de bu kararla yaratıldığının altını çizdi:

    "Filistin ile ilgili hala en azından resmi düzeyde de olsa İsrail bir düzelme süreci içine girmediklerini, büyükelçi atama olaylarının gerçekleşmediği düşünülürse, şu anda öyle ya da böyle bir egemen devlet olarak kabul etmeleri gereken bir devletin toprak bütünlüğünü zedeleyen ve bir parça toprağın kendisine alınması anlamına gelecek bir şeyi kabul etmemeleri gerekecektir. En azından ilk açıklamada söylenen şey de bu oldu. Ne kadar bunun ısrarcısı olunur, bilmiyoruz. Golan bölgesinde yakın zamanlarda özelikle İran'a yakın çeşitli oluşumların, yani Hizbullah güçlerinin ve Şii milis olarak adlandırılan grupların da yeni bir örgütlenme biçimleri meydan getirdiği ve zaten yakın vadede İsrail ile karşı karşıya gelecek diye de bir değerlendirmeleri yapılıyordu. Orada zaten muhtemel bir çatışma durumu bir ihtimal olarak önümüzde duruyordu. Şimdi bir de böyle resmi bir tanıma hali gelirse çatışma durumunun olması, belki Suriye devletinin de doğrudan dahil olacağı, burada her ne kadar 8 yılın getirmiş olduğu bir yıpranmışlık olsa da bu da ihtimaller arasında duruyor. Resmi Suriye ordu güçleri olmasa bile müttefiki konumundaki diğer oluşumların İsrail ile bu karar sonrası doğrudan karşı karşıya geliş içerisine girmeleri kuvvetle muhtemel duruyor."

    ‘TRUMP'IN KARARI SEÇİMLERDE NETANYAHU'YA YARAYACAK'

    Sezer diğer yandan Trump'ın Golan'la ilgili kararının son dönemde İsrail iç siyasetinde yolsuzluk iddiaları ile güç bir duruma düşen Başbakan Netanyahu'ya yarayacağı görüşünde:

    "Son dönemlerde bu çabaların arttırılması özel olarak aynı zamanda bununla da ilgili görünüyor. Çünkü Netanyahu'nun bu seçimden ciddi bir oy kaybıyla çıkacağı öngörülüyordu. Geçtiğimiz aylardaki yaklaşık 3 güne yakın bir süre boyunca devam eden Gazze çatışması boyunca İsrail'in amaçladığı şeylerden hiçbirini başaramamış olması, Liberman'ın da istifasıyla sonuçlanan süreci hatırlayacak olursak, seçimin ne şekilde gittiğini de hatırlarsak, Netanyahu için ciddi bir güç kaybı anlamına gelen süreçlerdi. Bir biçimde Netanyahu'nun seçim öncesinde kendi ülkesine ya da seçmenlerine yönelik bir güç gösterisi anlamına gelecek bir şey yapması gerekiyordu. Bu yeni bir operasyon olabilir gibi görünmüyordu. Her ne kadar dün geceden itibaren başka yeni gelişmeler de var, Tel Aviv'e düşen roket gibi. Esasen bir askeri harekat göze alınabilecek gibi değildi. Ama böyle bir ‘diplomatik başarı' Netanyahu için çok ciddi bir kazanım oldu ve yapılacak olan seçimden de beklenenin üzerinde bir destek alma ihtimali çok kuvvetli gibi görünüyor. Zaten Trump'ın yaptığı bu açıklama sonrası Netanyahu'nun basın toplantısındaki yüz ifadesine dikkat edilirse, bu sadece İsrail'in çok uzun zamandan beri hedeflediği şeyin gerçekleşmesinin yarattığı sevinç değil aynı zamanda Netanyahu'nun kişisel sevinci olduğu da görülüyor."

    ‘GAZZE'DE HAMAS YÖNETİMİNE YÖNELİK TEPKİLER GİDEREK ARTTI'

    Sezer, Trump'ın Golan'la ilgili kararının Filistin iç siyasetinde El Fetih ile Hamas arasında gerilimin arttığı ve Gazze'de Hamas politikalarına karşı büyük protestoların patlak verdiği bir döneme denk gelmesine de dikkat çekti:

    "Filistin'de şu anda siyaset bakımından en ciddi mesele bu iç bölünme olarak adlandırılan meselenin yeninden tırmanışa geçmiş olması. Hatta yeni bir safhaya geçmiş olması. Son 1 yıldır bir ortak hükümetin nefretiyle Hamas tarafından kullanılması sonrasında yeniden ulusal birlik sürecinin gerçekleşeceği beklentileri oluşmuştu. Ama bu da birçok noktada tıkandı ve en sonunda Rami el-Hamdallah hükümetinin istifası etmesi sebebiyle akamete uğramıştı. Sonrasında artık yeni gelişmeler var. Gazze'de hem son vergi artışları hem de yaşam koşullarından kaynaklı olarak gerçekleşen protestolar ki bunlar çok sert şekillerde karşılandı, ev baskınları, gözaltılar, tutuklamalar, havaya ateş açma gibi daha önce Gazze içerisinde Filistinliler arası diyelim, tanık olmadığımız türden Hamas'a bağlı yerel güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen şeyler bunlar. El Fetih-Hamas çatışmasının ötesinde örneğin yine Hizbullah'a yakınlığı ile bilinen el-Sabir hareketinin önünde gelen kişileri yine Hamas'a bağlı güvenlik güçleri tarafından yakın zamanda tutuklanması gibi bir durum var. Bu birçok gözlemciyi şaşırtan bir şey. Çünkü yıllar sonra Hamas ve Hizbullah arasındaki ilişkilerin iyileşmeye başladığı görüldüğü bir esnada olmuştu. Dolayısıyla Gazze içerisinde ciddi bir huzursuzluk ve karşı karşıya geliş hali kendisini gösteriyor. Bu Filistin siyasetinin geneline de yansıyor. Batı Şeria'da da bazı bakımlardan benzer durumlar var aslında. Bu ulusal birlik meselesi her fırsatta konuşulan ama hiçbir zaman gerçekleşmeyen meselelerden biri ve şu andaki tablo içerisinde de çok gerçekleşebilir gibi görünmüyor. Bunun tek istisnası sıcak çatışma dönemlerinde farklı siyasi oluşumların kendi aralarındaki farklılıkları, ayrışmaları bir tarafa bırakması. Geçen sene sonlarındaki kısa çatışmanın kırılgan bir ateşkes ile sonuçlandığını ve her zaman yeniden başlama ihtimalini dikkate aldığımızda bu türden bir yakınlaşma yine olabilir. Ama hayatın olağan akışı içerisinde ciddi bir iç ayrışma, bölünmenin artması ve Gazze'de Hamas yönetimine yönelik tepkilerin giderek artması ve bu tepkilere yönelik de bastırmada kullanılan yöntemlerin giderek sertleşmesi gibi bir tablo ile karşı karşıyayız."

    Etiketler:
    BMGK, Hamas, İsrail Başbakanı Benyamin (Bibi) Netanyahu, Kudüs, Gazze, Golan Tepeleri, Filistin, İsrail, Suriye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın