08:20 27 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD, Golan kararıyla Suriye'nin yüzde 40'ında hakimiyet tesis etti, hedef Ortadoğu'da yeni sınırlar'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Dr. Naim Babüroğlu’na Trump’ın Golan’da İsrail egemenliğini tanıma kararı eşliğinde ABD, Suriye’nin yüzde 40’ında ‘hakimiyet’ tesis etmiş oldu, hedefi ise yeni sınırlar çizmek. Babüroğlu, Kuzey Irak enerjisinin El Tanaf-Golan üzerinden Doğu Akdeniz’e çıkarılabileceği görüşünde.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘Golan Tepeleri üzerinde İsrail'in egemenliğini resmen tanıyan başbaklık kararı tüm dünyada tepkiyle karşılanırken, Ortadoğu'daki ve Doğu Akdeniz'deki jeopolitik dengelere etkileri tartışılıyor.

    Gelişmeleri İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu ile konuştuk.

    ‘GOLAN'DA EGEMENLİĞİNİ İLAN EDEN İSRAİL, İSTEDİĞİ ZAMAN ŞAM'A ASKERİ HAREKAT YAPABİLİR'

    Naim Babüroğlu, Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ardından Suriye krizinde gelinen şu aşamada Golan Tepeleri'yle ilgili kararının da şaşırtıcı olmadığı görüşünde. Golan'ın uzun süredir İsrail kontrolünde bulunduğunu anımsatan Babüroğlu, zamanlamaya dikkat çekerken, bunun sadece İsrail'de 9 Nisan'da Netanyahu için kritik olan genel seçimlerle ilgili olmadığının altını çizdi. Babüroğlu, Golan Tepeleri'nin potansiyel su ve petrol kaynaklarının yanı sıra şarapçılık açısından önemini vurgularken, diğer yandan bölgenin coğrafi konum olarak hem Suriye hem de Lübnan'ın kontrol etmek imkanı tanıyan Doğu Akdeniz'deki özel konumunun altını çizdi:

    "Golan Tepeleri iki gün önce Trump tarafından İssrail egemenliğini resmen tanıdığını ilan etti ama aslında beklenen bir durumdu. Çünkü 2017 Aralık'ta Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak ilan eden Trump'tı. Bununla da kalmayacağı belliydi sert tepkilere rağmen. Çünkü Kudüs'ün statüsü belliydi. Ancak 1967 yılında altı gün savaşlarında Arap-İsrail savaşında, İsrail Suriye'nin toprağı Golan Tepeleri'ni işgal etmiş, daha sonra yapılan ateşkesle orada sınırı çizmiş. Birleşmiş Milletler'in kararlarına rağmen oradan çıkmamıştı. Şimdi Trump'ın 6 Aralık 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan etmesi birinci işaret fişeği dersek, ikinci işaret fişeği de 25 Mart'ta bütün tepkilere rağmen Golan'ı İsrail'in kendi hakimiyeti, egemenliği altında sayması. Bunun iç politikada mutlaka etkisi düşünülmüştür. Ama diyelim ki seçimler 9 Nisan'da değil de 3 yıl sonra olsaydı yine Golan bu şekilde İsrail'in toprağı olarak ilan edilecekti. Birkaç hafta veya birkaç gün önce acele edildi, 9 Nisan'dan önceye getirildi, Netanyahu'nun elini rahatlatmak için. Ama asıl stratejik ve jeopolitik açıdan önemi şu. Golan Tepeleri o bölgede bulunan tek hakim ve yüksek yer. Golan Tepeleri'ni elinde bulunduran taraf hem Suriye'yi hem de Lübnan'ı kontrol etme imkan ve kabiliyetine sahiptir. Şam'a 60 km mesafede. Dolayısıyla Şam'ı gözetler, kontrol eder. İstediği zaman İsrail, Şam'a askeri harekat yapma yeteneğine sahip olur. Askeri açıdan bu. ikinci konu, coğrafi açıdan İsrail'in içme suyunun yaklaşık 3'te biri bu bölgeden sağlanıyor. Burası İsrail'in mevcut gelecekte özellikle enerji üssü haline getirmeye çalıştığı bir bölge. Çünkü ABD'nin keşfettiği petrol ve doğalgaz kaynakları var bu bölgede. İsrail açısından kışın tek kayak merkezi, turistik açıdan. Bir de volkanik olması nedeniyle burada yetişen üzümler ve üretilen şarap dünyada kayda değer bir kaliteye sahip. İki gün önceki törende Netanyahu, Trump'a Golan şarabı ikram etti. Volkanik bir arazide şaraplar daha kaliteli olur. Onun için hem coğrafi hem askeri hem jeopolitik açıdan bir de Suriye'nin Doğu Akdeniz'e İsrail'den önce çıkan bir hakim bölgesi."

    ‘SURİYE COĞRAFYASININ YAKLAŞIK YÜZDE 40'INI AŞAN BİR YÜZÖLÇÜMÜ ABD VE İSRAİL'İN ELİNDE'

    Babüroğlu'na göre Golan Tepeleri meselesi Arapların İsrail'e toprak kayıplarını yaşadıkları 1967'den bu yana konuşuluyor ancak günümüzde jeostratejik önem taşıyan ‘başka Golanlar' da ortaya çıkmış durumda. Babüroğlu, bunları Fırat'ın doğusu, Menbiç ve El Tanaf bölgesi olarak sıralarken, ABD yönetiminin İsrail'in Golan'daki konumunu kalıcılaştırmak eşliğinde tüm bu bölgeler sayesinde Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 40'ı üzerinde hakimiyet tesis ettiği görüşünü dile getirdi. Babüroğlu'na göre ABD'nin topraklarını Suriye hükümetine geri vermeye niyeti yok:

    "Pek dillendirilmeyen diğer bir konu var. 1967'den itibaren yıllardır süregelen efsaneleşmiş bir Golan Tepeleri var. Başka Golan yok mu, var. İkinci Golan, Fırat'ın doğusu, Suriye coğrafyasının yüzde 30'unu içine alan bir bölge. İkinci büyük Golan'dır bu. ABD'nin kontrol ettiği PYD/PKK'nın işgal etiği bir bölge. Peki, ABD'nin burayı Suriye'ye geri verme niyeti var mı, kesinlikle yok. Onu da ‘ikinci Golan' olarak sayalım. ‘Üçüncü Golan' ise Menbiç. ABD'nin Menbiç'i Suriye'ye verme iradesi var mı, yok. Orada PYD/PKK terör örgütünü henüz Türkiye ile yapılan yol haritasında çıkarmayı taahhüt etmişti, onları bile çıkarmadı oradan. Dolayısıyla Menbiç de ‘üçüncü Golan'. Peki, ‘dördüncü Golan' neresi? Ürdün sınırında Suriye'nin güneyinde El Tanaf bölgesi. El Tanaf bölgesi Menbiç'ten büyük ama yine ABD burayı kontrol ediyor, radikal unsurlar var. Burayı teslim etme niyeti var mı, yok. O zaman burası da ‘dördüncü Golan'. Şimdi tarihi Golan ile bu bölgeleri saydığımızda yaklaşık Suriye yüzölçümünün yüzde 40'ını biraz aşıyor. Suriye coğrafyasının yaklaşık yüzde 40'ını aşan bir yüzölçümü ABD ve İsrail'in elinde. O halde 2011 iç savaşından önce olan yüzde 100'lük coğrafya, şu an da 2019'a geldiğimizde Suriye Arap Cumhuriyeti kendi daha önce Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen sınırlarda ortaya çizilen sınırın yüzde 40'ından fazlasını kaybetti. Demek ki 1948'te İsrail kuruluşu ile ilgili Arap ülkeleri bir savaş ilan etti. İsrail sınırlarını daha da çok genişletmişti. Altı Gün savaşında İsrail kendi coğrafyasını 4 kat arttırmıştı. 1973'te Araplar baskın tarzında bir taarruz yaptılar. o zaman İsrail başta geri çekildi sonra 1967 sınırlarına tekrar geldi. Fakat şu anda 2011 iç savaşından sonra ABD'nin liderliğinde küresel güçlerin ortaya çıkardığı Suriye tablosunda ne görüyoruz? Aslında 1948, 1967, 1963 savaşından sonra 2011 olayı İsrail ve ABD'nin Suriye toraklarının yüzde 40'ını ele geçirmesine neden oldu. Bunun tarihsel olarak altını çizelim. Bu aslında 1973 Arap-İsrail Harbi veya 67'den çok daha Suriye'yi olumsuz etkileyen bir sonuçtu."

    ‘ABD, ORTADOĞU'DA YENİ SINIRLAR ÇİZİYOR'

    Babüroğlu, ABD'nin attığı Golan adımı karşısında dünyadan tepkiler gelse bile kararı değiştirmeyeceği görüşünde. Aynı durumun Kudüs kararı sırasında da olduğunu, Türkiye dahil dünyada pek çok ülkenin itirazlar getirdiğini anımsatan Babüroğlu, hiçbirinin sonucu değiştirmediğini belirtti. "Yarın öbür gün ABD'nin herhangi bir ülkede herhangi bir gruba ‘bu toprağı artık sizin kabul ediyoruz' demeyeceğini kim garanti edebilir" diye soran Babüroğlu'na göre uluslararası açıdan kabul edilmeyecek olan bu durum olumsuz bir emsal teşkil etme tehlikesi barındırıyor. Babüroğlu'na göre ABD Ortadoğu'da yeni haritalar ve sınırlar çiziyor, hedefi bu:

    "Kudüs'ün İsrail'in başkenti ilan edilmesinde Türkiye yine çok şiddetli tepki göstermişti. Ama sonuca baktığınızda Türkiye veya diğer ülkeler, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği gibi tepki gösterse de Kudüs'ün başkent ilan edilmesinin önündeki engelleri ne İsrail ne ABD tanıdı. Tersine ABD başta olmak üzere birkaç ülke büyükelçiliğini Kudüs'e taşıdı. Şiddetli tepki göstermeniz ABD'nin ve İsrail'in 25 Mart'ta Golan Tepeleri'ni kendi toprakları hakimiyeti altında tanıması uluslararası hukuk açısından açıklanması pek mümkün olan bir durum değil. Yarın öbür gün ABD'nin herhangi bir ülkede herhangi bir gruba ‘bu toprağı artık bu grubun toprağı kabul ediyoruz, bu sizindir' diye kararname imzalamayacağını kim garanti edebilir? Bu uluslararası hukuk açısından kabul edilecek bir durum değil, tepkiler çok haklı o yüzden. Kudüs'te gösterilen tepkilerin sonucu ne oldu? Başkent oluşunu engelleyemedi. Bu tepkiler de Golan Tepeleri'nin İsrail'in kendi toprağı hakimiyeti altında tanımasına engel olmayacak. Ne ABD ne İsrail bu konuda geri adım atmayacaklar çünkü geçmişte politikalarını gördük. O anda sıcak tepki gösteriliyor. Sonra çeşitli platformlarda organizasyonlarda devletlerarası kuruluşlarda gündeme getiriliyor. Ancak sonucu değiştirmiyor. Geldiğimiz noktada küresel güç olan ABD, Ortadoğu'da yeni coğrafyalar, yeni haritalar yeni sınırlar çiziyor. Hedefi, stratejisi bu."

    ‘ENERJİ KORİDORU TANAF-GOLAN ÜZERİNDEN DOĞU AKDENİZ'E ÇIKABİLİR'

    Babüroğlu'na göre ABD'nin Golan kararının arkasında Doğu Akdeniz jeopolitiği yatıyor. Kuzey Irak'tan Doğu Akdeniz'e enerji ulaştırılmasının yıllardır süregelen bir proje olduğunu belirten Babüroğlu, Türkiye'nin son hamleleriyle bu gidişatı yenilgiye uğratması karşısında Golan'ın da gündeme taşınmış olabileceği görüşünde. Deyr ez Zor bölgesindeki petrol havzasından çıkan enerjiyi Doğu Akdeniz'e indirme arzularını anımsatan Babüroğlu, ABD'nin Suriye'deki el Tanaf bölgesini elde tutma ısrarına dikkat çekti. Babüroğlu'na göre kuzeyden çizilmesi engellenen bu hat Tanaf ve Golan üzerinden İsrail aracılığıyla yürütülebilir hale getirilebilir:

    "Doğu Akdeniz konusuna gelelim. Golan'ın şu önemi var. Terör koridoru, enerji koridoru bunun Kuzey Irak'tan, oradaki petrol enerji kaynaklarının Doğu Akdeniz'e ulaştırılma projesi yıllardır süregelen bir proje. Bu tabii kuzeyden mümkün olmadı, Fırat'ın doğusu tamam ama Fırat'ın batısı Türkiye'nin girişimiyle bir kesintiye uğradı. O halde Deyri Zor bölgesi yani Fırat'ın doğusu aslında Golan gibi zengin bir yer. Yine Suriye'nin su kaynaklarının yüzde 70'inden fazlası Fırat'ın doğusunda. Enerji kaynaklarının da çoğu orada. Deyri Zor'da ve petrol havzasında çıkan enerjiyi, petrolü, Doğu Akdeniz'e nasıl ulaştıracaklar? Kuzeyden ulaştırmaları pahalı olacağı için o halde Tanf'ın hemen güneyinden Deyri Zor, oradan gelir Golan'a, buradan İsrail'e gider ve Doğu Akdeniz'e, işte size enerji koridoru veya oradan Fırat'ın doğusunda olan PYD/PKK terörünün oraya çıkış koridoru diyebilirsiniz. Muhtemelen gelecekte bunları tartışacağız. Suriye'nin yüzde 40'tan fazlası zaten ABD ve İsrail'in elinde. Rusya'nın bulunduğu İdlib'i ve diğer durumları saymıyorum.

    ‘TÜRKİYE DOĞU AKDENİZ VE SURİYE'DEN SIKIŞTIRILIYOR. S-400'LERİ EKLENMESİYLE ABD VE TÜRKİYE GERİLİMİ ARTACAK'

    Babüroğlu, Suriye'de 2011'de savaş çıkartılmamış olunsaydı ABD'nin Golan kararı dahil adımlarını atamayacağı görüşünü vurguladı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun özel konuk olduğu geçen haftaki İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Rum Yönetimi liderlerinin Kudüs zirvesine atıf yapan Babüroğlu'na göre hedefte Türkiye bulunuyor: Babüroğlu, ABD'nin Suriye'de PYD/PKK'yı destekleyerek, bölgede Golan'la ilgili böyle kararlar vererek Türkiye'yi iki cephede Türkiye'ye karşıt konum alıyor. Babüroğlu, bu gelişmelerle birlikte önümüzdeki yaz aylarında S-400 krizinin de eşlik edeceği gerilimin tırmanacağı öngörüsünde bulundu:

    "Eğer 2011'de iç savaş çıkmasaydı, 2011'de çeşitli ülkelerin desteklediği terör örgütleri Suriye'yi iç savaşa sürüklemeseydi, İsrail ve ABD bu adımı atamayacaktı. İşgal edilmiş bir durum olarak sürüncemede devam edecekti. Doğu Akdeniz'de geçen hafta ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, İsrail'in ev sahipliğinde Tel Aviv'de Yunanistan Başbakanı ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri ile bir toplantı yaptı. Gündem Doğu Akdeniz'deki güvenlikti. Türkiye hem Doğu Akdeniz'de ABD'yi karşı cephede gören, yani ABD hem İsrail hem Yunanistan hem Güney Kıbrıs'ın yanında yer alıyor. Çünkü Türkiye'nin yetki alanları var. Bunları dışlıyor bu ülkeler. ABD, Suriye'de de PYD/PKK'yı destekleyerek İsrail'e bu tür hakimiyetleri imza karşılığı vererek yine Türkiye'nin karşısında yer alıyor. Önemli olan Türkiye'nin iki cephede hem Doğu Akdeniz'de hem Suriye'de müttefik olarak adlandırılan hatta zaman zaman stratejik ortak olarak isimlendirilen ABD'nin karşı cephede belirgin olarak yer aldığının ortaya çıkmış olması bu stratejik sonuçtur. Bu daha önce böyle olmadı. Haziran ve temmuzdan itibaren S-400 hava savunma sistemlerinin Türkiye'ye konuşlandırılma aşamasına geldiğimizde NATO ve ABD'nin gerginliği katbekat tırmandırdığını göreceğiz ve bu konuları da tartışacağız."

    Etiketler:
    Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), YPG, IKBY, PKK, NATO, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İsrail Başbakanı Benyamin (Bibi) Netanyahu, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Doğu Akdeniz, Kuzey Irak, Golan Tepeleri, Lübnan, İsrail, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın