20:05 23 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Rusya'dan S-400 alımı, bağımsız iradenin sergileneceği olumlu bir adım olur'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 46
    Abone ol

    Doç. Barış Doster’e göre yerel seçimler Türkiye’de demokratik kültürü sergilerken asıl kazanan ‘demokratik direniş ve muhalefet oldu’. Türkiye’yi siyasi tarihinin en Batıcı iktidar blokunun yönettiğini söyleyen Doster, Rusya’dan S-400 alımı gerçekleşebilirse bağımsız iradenin sergileneceği olumlu bir adım atılacağını belirtti.

    Dünya Türkiye'de gerçekleşen yerel seçimlere dikkat kesildi. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘beka sorunu' olarak koyduğu belediye seçimlerindeki tartışmalar ve başkent Ankara'nın yanı sıra İzmir ve İstanbul'da da seçimi kaybetmiş olmasının ardından, Türkiye siyasetindeki gücünün aşınıp aşınmadığı tartışmaları yaşanıyor. Seçim sonuçlarının Türkiye'deki ekonomik krizle birlikte Erdoğan hükümetinin dış politikasındaki etkileri de dikkatle izleniyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu NATO'nun kuruluşunun 70'inci yıldönümü vesilesiyle ABD'nin yolunu tutmaya hazırlanırken, dikkatler 8 Nisan'da Erdoğan'ın Moskova ziyaretine de çevrilmiş durumda.

    Yerel seçimlerin Erdoğan için anlamı ve Türkiye'nin dış siyasetindeki etkilerini Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

    ‘TÜRKİYE'DE ASIL KAZANAN DEMOKRATİK DİRENİŞ VE MUHALEFET OLDU'

    Doç. Dr. Barış Doster, Ukrayna ile aynı güne denk gelen Türkiye'deki yerel seçimlerde özellikle büyük şehirlerde elde edilen sonuçlarla dünyanın gözlerinin Türkiye'ye çevrildiğini belirtti. Seçimlerin Türkiye'de seçim yoluyla sandıkta önemli illerin el değiştirebileceğini ortaya koyduğunu belirten Doster, bunun Türkiye açısından demokratik kültürü, olgunluğu sergilemek bakımından ‘olumlu' bir sonuç olduğunu vurguladı. Yüksek Seçim Kurulu açıklaması uyarınca CHP'den İstanbul'da belediye başkanlığını kazanmış görünen Ekrem İmamoğlu'nun da dikkatleri üzerinde topladığına işaret eden Doszter, Erdoğan'a dünyadan tebrik telefonları gelmesine karşın Türkiye'de asıl kazananın ‘demokratik direniş' ve ‘muhalefet' olduğu görüşünü dile getirdi:

    "Gerek seçimlere katılım oranının yani yüzde 85'in yüksekliği gerek iktidar bloku Cumhur İttifakı'nın sandık yoluyla demokratik katılımla geriletebileceğinin kanıtlanması gerekse İstanbul başta olmak üzere önemli illerin sandıkta el değiştirebileceğinin gösterilmiş olması anlamında bu önemliydi. Bence hem iç kamuoyu anlamında muhalefet anlamında önemliydi hem de bunun dünyada yansımaları oldu. Ukrayna'da da seçimler vardı, benim kişisel kanaatim şuydu. Saat 5'e kadar Ukrayna seçimleri belki de batılı gözlemcilerde, gazetecilerde, akademisyenlerde daha fazla merak ediliyordu. Ama sandıklar açılınca Ankara'nın muhalefet tarafından kazanılmasının hemen devamında İstanbul'da da işin renginin değişmesi bence hızla dünya basınının dikkatlerini Türkiye'nin üzerine çevirdi. Bu Türkiye için iyi oldu, olumlu oldu. Hem demokratik kültürün, demokratik olgunluğun, demokratik katılımın bu topraklarda gerçekten köklü, güçlü olduğunu kanıtlamak anlamında önemliydi. Hem muhalefetin motivasyonunu artırmak, heyecanını pekiştirmek anlamında önemliydi. Hem de iktidarı geriletmek anlamından önemliydi. Muhtemelen bu son dediklerim batıda da yankılanmış olsa gerek ki bugün batının ilgisinin daha da arttığını, Ekrem İmamoğlu'nun merakla incelendiğini, Trend Topic (TT) olduğunu elbette protokoler olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tebrik telefonları açılsa da asıl burada kazananın demokratik direniş ve muhalefet olduğunun batı tarafından da anlaşıldığının göstergesi oldu bunlar."

    ‘TÜRK SİYASAL TARİHİNİN EN BATICILARINDAN BİRİ MEVCUT İKTİDAR BLOKUDUR'

    Doster, Erdoğan liderliğindeki Türk hükümetinin bu seçimlerin ardından ‘yön değiştirip değiştirmeyeceğine' yönelik tartışmalara Türkiye tarihini göz önünde bulundurarak bakılması gerektiği görüşünde. AKP hükümetinin eski sağcı başbakanlar Turgut Özal ve Tansu Çiller ile kıyaslandığında bile ‘Türk siyasal tarihinin en Batı yanlısı hareketlerinden birisi' olduğunu belirten Doster, ABD başta olmak üzere Batı emperyalizminin de Türkiye'nin ekonomisi, siyaseti, bürokrasisi, ana akım medyası, entelijansiyası, akademisi, toplumsal ve kültürel hayatı üzerinde çok güçlü, köklü ve yapısal bir nüfuzu bulunduğuna dikkat çekti:

    "Türk hükümeti yön değiştiremez. Birincisi, bu hükümetten de bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti 1952 NATO üyeliğinden bu yana Atlantik Paktı'nın batı emperyalizminin son derece sadık ve güvenilir bir müttefikidir ve batı emperyalizminin ABD başta olmak üzere Türkiye'nin ekonomisi, siyaseti, bürokrasisi, ana akım medyası, entelijansiyası, akademisi, toplumsal, kültürel hayatı üzerine çok güçlü, çok köklü, yapısal bir nüfusu vardır. Bu Adalet ve Kalkınma Partisi'nden bağımsız olarak merkez sağ ve merkez sol günümüz ve 17 yıl evveli bütün Türk siyasal hayatı için geçerlidir. İkincisi, mevcut iktidar şundan değiştirilemez: Adnan Menderes ile dahi kıyaslandığında, Turgut Özal ile Tansu Çiller ile dahi kıyaslandığında Türk siyasal tarihinin gelmiş geçmiş en batıcı en Atlantikçi yapılarından, örgütlerinden birisi şimdiki mevcut iktidar blokudur. Bu sebeple de bir yön değiştirilemez."

    ‘TÜRKİYE'DE BATICI İKTİDARLAR YAPISAL BİR OLGU, AKŞAMDAN SABAHA DEĞİŞTİRMEK KOLAY DEĞİL'

    Doster'e göre zaman zaman dönemsel olarak ABD ve AB ile uzlaşılamayan ve Türkiye'nin haklı da olduğu pek çok konu başlığında Türkiye'nin yön değiştireceği tartışmaları çıkıyor olsa da, Ankara'da Batıcı iktidarların ‘yapısal bir olgu' olduğu görüşünde. Rusya ve Çin'in de Türkiye'nin önemli ticaret ortakları olduklarının altını çizen Doster, ancak AB ile büyük bağımlılığın da dikkatten kaçırılmaması gerektiğini belirtti:

    ''Zaman zaman dönemsel olarak Batı ile aramızın açıldığı dönemlerde, ABD ile uzlaşamadığımız, AB ile gerildiğimiz dönemlerde bir Rusya'ya yakınlaşma, bir Avrasya lafları bir Şanghay İşbirliği Örgütü mırıldanmaları olabilir. Keza batıyla aramızın açıldığı dönemlerde, ki burada bizim haklı olduğumuz çok fazla konu başlığı da vardır, 15 Temmuz emperyalizm destekli FETÖ'cü darbe girişiminden tutun S-400'lere kadar, ama sonuç olarak batı ile gerilim Türkiye'yi bir miktar doğuya da itse de, doğuyu bir miktar bizim zihnimizde öne çıkarsa da yapısal olarak batıcı iktidarlardan yapısal bir doğu, Avrasya, ŞİÖ bekleyenlerden değilim. S-400'ler, İdlib meselesi, Suriye, F-35'ler, batının PKK/YPG/PYD terör örgütüne vermekte olduğu destek, FETÖ'ye vermekte olduğu destek, Türkiye'nin bağımsızlığı, egemenliğiyle asla bağdaşmayacak kimi sert söylemler, Türk ekonomisine Trump'ın sosyal medya üzerinden çullanışları, Halkbank davası, Rıza Zarraf davası, Cumhurbaşkanı'nın korumalarına ilişkin ABD'de açılan davalar… Bütün bu konu başlıkları dönemsel olarak Türkiye'nin zihnine Rusya ile yakınlaşmayı getirebilir, bir miktar Avrasyacı söylemleri getirebilir. Ama onlar kalıcı, sürekli olmaz. Siyaseten olmayacağı gibi iktisaden de olması mümkün değildir. Rusya ve Çin her ne kadar Türkiye'nin ikinci ve üçüncü büyük dış ticaret partnerleri olsa da Türkiye'ye yapılan ithalatın, Türkiye'nin yaptığı ihracatın halen en büyük dilimi Avrupa Birliği ile olan ithalat ve ihracat kalemlerinden oluşmaktadır. Bu yapısal bağımlılığı bugünden yarına, akşamdan sabaha değiştirmek de kolay değildir."

    ‘TÜRKİYE S-400 ALARAK BAĞIMSIZ İRADE SERGİLERSE OLUMLU ADIM OLUR, ABD İLE İLİŞKİLER GERİLSE DE TÜRKİYE'Yİ GÖZDEN ÇIKARTAMAZLAR'

    Son dönemde Türkiye'nin Rusya'dan S-400 alımı tartışmalarını da anımsatan Doster, kendisinin NATO ve AB üyeliğine itiraz eden birisi olduğunu anımsatarak, füzelerin alımında bağımsız iradenin sergilenebilmesi durumunda bunun olumlu bir adım olacağını vurguladı. Ancak Çin örneğine de atıf yapan Doster, ABD'nin koymuş olduğu engellere dikkat çekti. Diğer yandan Doster'e göre Türkiye S-400 adımını sonuçlandırabilirse ABD ile ilişkileri biraz daha gerilir ancak ABD'nin Türkiye'yi bir çırpıda gözden çıkartması da mümkün olmaz:

    "Elbette Türkiye'nin daha bağımsız davranması gerekir. Hatta daha bağımsız davranma konusunda Türkiye çok gecikmiş bir ülkedir. Belki bu usulden ve esastan, Türkiye'nin NATO üyeliğinden AB üyeliğine karşı bir arkadaşınızım. Ben S-400 alımını önemsiyorum ve olumlu buluyorum. Türkiye'nin bağımsız irade ortaya koyabilmesi, artık ne kadar koyabilirse o kadar. Eğer o bağımsız iradeyi gösterebilirse, kaparo yatırıldı, teslimat bekleniyor, sonra aktivasyon gündeme gelecek, eğer bu kotarılabilirse, olumlu bir adım olur. Elbette teknoloji, fiyat, ortak üretim anlamında Türkiye ne kadar tatmin edilmişse bu işin ayrı bir faslı. Çin Halk Cumhuriyeti ile de ciddi bir angajman içine girilmişti. Birkaç yıl pazarlıklar devam etmişti. Çin, ABD ve Rusya'dan daha ucuz fiyatı hem de teknoloji transferi vadediyordu. Türkiye son dakikada masadan kalktı. Kalkarken de biz NATO üyesiyiz diyerek kalkmıştı. Adeta bizim ve Çinlilerin zekasıyla alaya ederek kalkmıştı. Ama son kertede eğer Türkiye S-400 adımını atarsa, bu ABD ile ilişkilerin biraz daha gerileceği anlamına gelir. Fakat buradan bir radikal kopuş beklenmemelidir. Ne Türkiye'nin bugünkü koşullarda ABD'den tamamen kopması mümkündür ne de hegemonyası gerilemekte olan, siyasi, iktisadi, teknolojik anlamda hegemonya kabiliyeti ekolojik hakimiyeti aşınmakta olan ABD'nin Türkiye'yi bir çırpıda gözden çıkarması mümkün değildir."

    ‘AB, GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE TÜRKİYE ÜZERİNDE VESAYET ELDE ETMİŞ, GÖZDEN ÇIKARTAMAZ'

    Doster, Avrupa'da ise özellikle Almanya, Hollanda, Fransa ve Avusturya ile ilişkilerin önemine dikkat çekerken, Türk hükümetinin bu ülkelere yönelik çıkışlarının iç kamuoyuna yönelik mesajlardan ibaret olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin AB ile iktisadi bağımlılık ilişkisini anımsatan Doster, Baltalimanı sözleşmesine benzettiği Gümrük Birliği anlaşmasının ise Avrupa'ya vesayet kurma imkanı tanıdığını, dolayısıyla AB'nin de Türkiye'deki imtiyazlarından vazgeçmeyeceğini vurguladı:

    "Bugünlerde birbirlerinin aleyhine atıp tutmaları seçim öncesi iç kamuoyuna yönelik mesajlardan ibaret. Bu Türkiye'de böyle olduğu gibi Almanya'da, Hollanda'da, Fransa'da, Avusturya'da da böyledir. İç kamuoyu biraz tatmin edildi mi milliyetçi, Müslüman karşıtı, mülteci karşıtı Nazi artığı damar bir miktar tatmin edildi mi, ondan sonra herkes hele de Avrupalılar oturur yine iktisadi ilişkilerine bakarlar. Unutmayalım ki Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Türkiye'de çok ciddi yatırımları olan ülkelerden, Türkiye'nin dış ticaret ortakları arasında ilk sıralarda gelen ülkelerden söz ediyoruz. Türkiye ki dünyada en kalabalık diasporaya sahip olan ülkedir, yurt dışında 8.5 milyona yakın Türk yaşıyor. Bu 8.5 milyonluk Türk diasporasının 5.5 milyonu Avrupa'da yaşıyor, 3.5 milyonu Almanya'da yaşıyor. İktisadi bağların yanında çok ciddi toplumsal bağlar da söz konusu. Türkiye'deki siyasi iktidarın durup dururken Almanya'da mitin g yapmak istemesi boşuna değil. Sadece iç kamuoyuna bir söylem mesajı içermiyor bu. Oradan çok ciddi oy beklentisi de var. Dolayısıyla Avrupa'da hele de sağın bu kadar yükseldiği bir dönemde Fransa'da Le Pen'in başarısı, Almanya Parlamentosu'nda Nazi artığı olan AfD'nin ana muhalefet partisi olmasını fonda tutarsak, bunlar biraz iç kamuoyuna mesaj olarak verilir. Ama Türkiye'yi gözden çıkarmazlar iktisadi bağlamda. 1995 yılında imzalanan ve 1996'da yürürlüğe giren anlaşmayla Balta Limanı Sözleşmesi'ni anımsatan bir anlaşmadır bu. 1996'dan beri yürürlükte olan Gümrük Birliği Anlaşması ile Avrupa Birliği, Türkiye'yi içine almadan üye yapmadan, üyelik vaadiyle bekleme odasına alarak her türlü siyasal ödülü koparmaya çalıştığı gibi bu iktisadi anlaşma üzerinde Türkiye'nin gümrük rejimi, iç pazarı, dış ticaret rejimi üzerinde de olağanüstü bir nüfuz, bir vesayet elde etmiştir. AB'nin Türkiye'ye kozları bu kadar güçlüyken, niçin Türkiye ile bağları bir anda koparıp, küstürüp, Türkiye'yi başka başka arayışlara kendi eliyle itip bu imtiyazlarından vazgeçsin? Ben ABD'nin de böyle bir adım atacağına ihtimal vermiyorum.

    ‘TÜRKİYE ASTANA FORMATINDA SAMİMİYSE, ŞAM İLE TEMAS KURMAK ZORUNDA'

    Doster'e göre Türkiye, Suriye'de çözüm için Rusya ve İran ile geliştirdiği Astana formatında samimiyse, en başta Suriye ile temas kurmak durumunda, ancak bu konuda dış politikanın iç siyasette kullanılması bunda zorluklar çıkartıyor:

    "Türkiye eğer Astana formatında samimiyse, ısrarlıysa, arzuluysa, Suriye'nin bütünlüğü, egemenliği ve siyasi birliğinin altına ıslak imza atmış bir devlet olarak er ya da geç Suriye ile temas kurmak zorundadır, Suriye ile doğrudan iletişime geçmek durumundadır. Ama bu bugünden yarına mümkün olmaz. Çünkü maalesef bu dış politika mevzusu iç siyasette çok fazla kullanıldı, iç kamuoyu buna angaje edildi."

    Etiketler:
    İYİ Parti, HDP, CHP, AK Parti, NATO, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Barış Doster, Mevlüt Çavuşoğlu, İran, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın