18:13 22 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Notre Dame yangını, neo-liberal modelin ulusal mirasın korunmasına ne kadar az bütçe ayırdığını gösterdi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 21
    Abone ol

    Alican Tayla’ya göre Notre Dame yangınıyla sarsılan Fransa’da Macron, kontrollü tavır sergiledi. Yangınla, neoliberal modelin ulusal mirasları korumaya az bütçe ayırdığının ortaya çıktığını söyleyen Tayla, Sarı Yelekler’in üzerlerine orduyu bile sürmüş Macron’un ‘kilise yapıcısı’ gibi bir statü kazanmasından endişelendiğini aktardı.

    Fransız başkenti Paris'te, Victor Hugo'nun eseriyle nam salmış 856 yıllık Notr Dame katedralinde çıkan büyük yangın aylardır Sarı Yelekler hareketinin gösterileriyle sarsılmakta olan Fransa'yı şoke etti. 9 saati bulan yangın söndürme faaliyetleri sosyal medyadan soluksuz izlenirken, Sarı Yelekler hareketiyle ilgili açıklamasını erteleyen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron katedrali ziyaret edip bu eserin yeniden inşası için düğmeye basacaklarını duyurdu.

    Notr Dame yangını, Sarı Yelekler hareketinin geldiği yer ve popülaritesi sıkıntılı bir görünüm arz eden Macron etrafındaki tartışmaları, Paris'teki Inalco Enstitüsü'nden akademisyen ve yazar Alican Tayla ile konuştuk.

    ‘AVRUPA'NIN EN ÖNEMLİ KATEDRALİ, PARİS'İN KALBİ NOTRE DAME'

    Alican Tayla, Notr Dame katedralinin Paris'in kalbi olduğunu anımsatırken, sadece dini özelliği değil Fransa'nın sembollerinden olmasından ötürü bütün dünyada yangının ‘samimi bir üzüntüyle' izlendiğini vurguladı. Fransız itfaiyecilerinin sosyal medyaya yansıyan tepkilere rağmen çok büyük titizlikle çalışarak eseri böylesine büyük bir yangın düşünüldüğünde en az zararla kurtarmayı başardıklarını belirten Tayla, turizm sezonunun da başlamasına rağmen hiç kimsenin yaralanmamış olmasının da önemli olduğunun altını çizdi:

    "İlk önce toplu olarak hissedilen şey büyük bir şok etkisiydi. Çünkü bir kere henüz hava kararmamışken şehrin Seine Nehri kıyısında çok da büyük bir bina olduğu çin şehrin birçok yerinden uzaktan da alevlerin dahi görüldüğü bir manzaraydı. Paris sonuçta o açıdan İstanbul'dan çok farklı çok daha küçük bir şehir. Paris'in banliyölerini kattığımız zaman çok büyük bir hacme varıyor fakat esas Paris çok küçük bir şehir. Notre Dame Katedrali bu ufak şehrin kalbinde hem coğrafi olarak hem de kısmen ruhani olarak. Sonuçta 13. yy'dan kalma olduğu için açıkçası bildiğimiz anlamıyla Paris Paris olalı Paris'in kalbi. Avrupa'nın da en önemli katedrallerinden biri. Yangın anını ABD'den Türkiye'ye Japonya'ya kadar dünyanın her yerinden insanlar samimi bir hüzünle izlediler. O heyecan ve üzüntü bana öyle geliyor ki bütün dünyaya samimi şekilde yayıldı. O kalp illa dini olmak zorunda değil. Sonuçta Notre Dame Katedrali, Paris'i seven herkesin bildiği ve sevdiği anıt kelimeler anlamıyla. Bu yangından sonra herkes tekrar fark etti. Sonuçta Notre Dame Katedrali, Fransa'nın en çok ziyaret edilen anıtı. Yılda 20 milyon kişi, Eyfel Kulesi'nden de fazla. Bunun din ile doğrudan alakasının olmadığı hepimizin malumu. Sonuçta hakikaten bir dünya mirası, dünyanın en güzel şeylerinden biri, en ünlü ve en eski anıt. 1100'lerde yapılmaya başlanmış, yapılması 200 yıl sürmüş. İnançlı Katolik insanlar daha başka bir hüzün yaşamış olabilirler, ama hepimiz samimi olarak hissettiğimiz için böyle bir bağlılık şart değil. Dünyanın en fazla turist çeken şehri. Nisan ayı, hava daha kararmamış, en fazla turistik bölge günlük güneşlikken ortalıkta bu kadar büyük bir yangın çıkıyor ve tek bir can kaybı yok. Kimse bunun altını çizmiyor. Aynı şey bir sürü ders vermeyi seve ülkede yaşansaydı kim bilir nasıl hasarlar olacaktı. Sadece anıtın kendisinden değil insanlara dair de bir durum var. Bizim Türkiye'de de alışık olduğumuz bir şey var. Bu tür durumlarda herkes birden itfaiyeciyi, herkes mühendis kesiliyor. Sosyal medyada bunun etkileri çok fazla artıyor. Fakat çok çabuk ortaya çıktı ki özellikle helikopterle su boşaltma fikri eğer yapılmış olsaydı olduğu gibi bütün yapının kendisinin çökmesine yol açma ihtimali yüksekti. Ben de kesinlikle bu işlerden çok daha iyi anlamadığım için Paris itfaiyesi işini iyi yaptı mı, kötü yaptı mı demek bana düşmez. Yangının boyutu düşünüldüğü zaman ister istemez bir yandan kurtarılan unsurlara da odaklanmak lazım."

    ‘BİR SÜRÜ KOMPLO TEORİSİ TÜREDİ'

    Notr Dame yangınının ardından ortalığı derhal binbir türlü komplo teorisinin sardığını belirten Tayla, bunların hiçbirisinin gerçekçi görünmediğini kaydetti. Fransız hükümetinin ise Macron dahil meseleyi serin kanlılıkla ele aldıklarını anımsatan Tayla, sorunun yangın ve sonrası değil aslında öncesi olduğunu aktardı. Macron ve halefi neoliberal hükümetlerin ülkenin ulusal mirası olan yapıları ve eserlerinin korunmasına ayırdıkları bütçenin ne denli düşük olduğunun bu yangın vesilesiyle farkına varıldığını belirten Tayla, bu durumun yeni tartışmaları tetiklemesinin önemine dikkat çekti.

    "Bir sürü komplo teorisi türedi. İslamcı cihat örgütlerini suçlayan aşırı sağcı Fransızlardan tutun, Sarı Yeleklilerden birinin yapmış olabileceğine getirenler, Macron'un dikkati Sarı Yelek hareketinden çekmek için yaşanmış olabileceği gibi her tür komplo teorisi var. Fakat bunların hiçbiri gerçekçi olmadığı gibi hiçbiri de hakikaten gündemi değiştirebilecek türden bir ağırlığa da sahip olmadı. O açıdan da hem Fransız hükümetinin hem Macron'un kendisi de dahil olmak üzere esas olarak İçişleri Bakanı, itfaiye vs. krize gayet etkili ve çabuk şekilde atlattıklarını düşünüyorum. Suçlu bir kundaklama ihtimalinin yüzde 99 ekarte edildiği çok çabuk ortaya çıktı. Bu türe durumlarda bazen bu daha uzun sürebiliyor ve bu daha fazla komplo teorilerine yol açıyor. Onun dışındaki tartışma ve eleştiriler bir kere olayın öncesiyle ilgili. Herkes yangından sonra maalesef farkına varıyor. Çok uzun süredir Fransa'da, Macron'un da öncesinden kalma batılı neoliberal hükümetlerin çoğunda da bir ortak özellik genel olarak ulusal miras yapılarına, sanat eserlerinin korunmasına ayrılan bütçe oranlarında çok ciddi bir düşüş var. Bunun üzerine onlarca makale yazılmakta. Fakat şimdiden biliniyor, hemen ardından zaten Notre Dame Katedrali'nde yangın sırasında yapılmakta olan bakım çalışmalarının da son derece yetersiz olduğu, geç kalınmış olduğuna dair çok fazla eleştiri vardı. Belki de bu çok fazla bir bedel ama en azından Paris'ten hareketle dünyada hiçbir şeyin aslında daimi ebedi olmadığı ve en ufak bir dikkatsizlik önünde bütün bu eserlerin kül olup gidebileceğini hatırlatır. Bu bütçelere ayrılan imkanlar da arttırılmış olur. Yeniden yapılması, bunun için para toplanmasına dair en çok tartışmalar esas olarak orada dolaşıyor."

    ‘YENİDEN İNŞAYA BÜYÜK BAĞIŞLAR YAPAN ŞİRKETLERİN VERGİLERİ ETKİLENECEK Mİ SORUSU TARTIŞILIYOR'

    Macron Notr Dame'ın yeniden inşası için eş yıllık bir süre öngördüğünü belirten Tayla, bu sürenin 2024 Paris Olimpiyat Oyunları'na denk geldiğini anımsattı. Diğer yandan katedrolin onarımı için başlatılan kampanyaya Fransa'nın varlıklı ailelerinin cömert katkılarda bulunduklarını söyleyen Tayla, Sarı Yelekler'in fitilini ateşledikleri yoksulluk tartışmaları sürerken, bu ailelerin şirketlerinin vergilerinden bağışlarının düşürülüp düşürülmeyeceğinin de ele alındığını vurguladı. Macron'un henüz buna yanıt vermemiş olduğunu belirten Tayla, Sarı Yelekler tartışması çerçevesinde Notr Dame yangını ve yeniden inşanın da başka bir boyut kazandığının altını çizdi:

    "Emmanuel Macron tam da olayın akşamında Sarı Yelekliler başta olmak üzere son iki aydır yapılan büyük tartışmalara dair onun sonucu olarak bir televizyonda konuşma yapacaktı, o konuşma ertelendi. Onun yerine ertesi gün bu olayla ilgili çok kısa 6 dakikalık bir söz aldı ve orada iddialı bir şekilde 5 yıl içinde yeniden yapılacağı, tamamen restore edileceği sözünü verdi. Bu 5 yıl yuvarlak bir rakam olmanın ötesinde Macron bunu açıkça söylememiş olsa da 2024 Paris Olimpiyatları'nın yılı. Yani muhtemelen sembolik olarak aynı zamanda da turistik olarak sonuçta olimpiyatların Paris'e çekeceği turistlerin Notre Dame'a da gidebilmesi belki de düşünülerek öyle bir kronoloji öyle bir takvim oluşturulmuş olabilir. Gelelim finansman meselesine, esas tartışma bu konuda yaşanıyor. İlk başta bağışlarla, belli bir ölçüde himayelik sistemi diyebileceğimiz şekilde hemen birtakım kampanyalar başlatıldı. Fransa'nın en zengin milyarder aileleri, grupları hemen adeta yarış halinde bağış sözleri verdiler ve sonuçta az değil iki günde yaklaşık 8 milyon euroluk bağış toplandı. Bu ailelerin bir kısmı Türkiye'den bile ismini bildiğimiz aileler. Arnault ailesi, Louis Vuitton ‘un sahibi olan, L'Oreal'in sahibi olan Bettencourt ailesi, Total petrol şirketi vs. bunlara iki tane büyük eleştiri var. Bağış sistemi demek şu demek; Devletin bir projesine bu tür bağışlarda bulunan büyük şirketler bunu vergilerinden belli bir ölçekte düşürüyorlar. Bu da aslında dolaylı yoldan kısmen halkın da cebinden çıkmış olacak. Çünkü büyük şirketlerin vereceği büyük vergi oranlarındaki düşüş dolayısıyla. Böyle bir eleştiri var, Macron buna cevap verecek mi? Bundan daha iyi bir değişiklik yapılacak mı bilmiyorum. Notre Dame Katedrali'nin yanmasına üzülmek bir alternatif olmasa da madem böyle paralar anında çıkıveriyor neden dünyanın dört bir yanında Fransa dahil olmak üzere yaşanan sefaletlere dair bu tür kampanyalar düzenli olarak yapılmıyor sorusu da haklı olarak soruldu. Olaylar bu kadar basit değil ama birtakım özel kişiler 100-200 milyonluk bağışlar yaptığı takdirde ister istemez uzun zamandır bildiğimiz eşitsizlik, bu rakamların artık ne kadar tuhaf seviyelere çıktığına dair tartışmaları da körüklüyor. Sarı Yelekliler hareketinin tam kalbinde olduğumuz bir süreçte geldiği için bir başka boyut da kazandırmış oldu bu bağışlar meselesi de."

    ‘FRANSA'DA MACRON'UN KİLİSE YAPICISI GİBİ BİR STATÜ KAZANMASI ENDİŞESİ VAR'

    Sarı Yelekler homojen bir hareket olmadığı için Notr Dame yangını ile ilgili ortak bir fikirleri bulunmasa bile meselenin araçsallaştırılması ve manipüle edilmesine olanak bırakmamaya çalıştıkları yorumu yapan Tayla, Macron'un da adeta ‘kilise yapıcısı' gibi bir statü kazanması endişesi bulunduğunu kaydetti. Tayla'ya göre Macron ise yangın krizini ‘kurtarıcı misali' fırsata çevirecek bir çıkış yerine ihtiyatlı bir tutum takındı:

    "Sarı Yelekliler diye bir homojen örgütü hiyerarşik bir yapısı olan dolayısıyla temsilcileri tek bir ağızdan konuşma kapasitesi olan bir organ yok. Sarı Yelekliler zaten diğer bütün siyasi bildiğimiz muhalif hareketlerden kendisini ayrıştıran özelliği bu heterojen ve tamamen farklı kategoriden insanları bünyesinde toplayan bir hareket olması. Öyle olunca da haliyle normalde cevabının daha basit olmasına alıştığımız türden sorular Sarı Yelekliler, Notre Dame yangınına nasıl tepki verdi gibi, cevapları o kadar basit olmuyor. Çünkü neredeyse ne kadar Sarı Yelekli varsa, kadar tepki olabiliyor bu tür olaylara. Fakat benim gördüğüm kadarıyla yine de bu olayın büyük ölçüde enstrümantalize edilmesine, yani bunun üzerinden manipülasyon yapılmasına fazla olanak vermeyecek bir ihtiyatla yaklaşıyorlar. Muhtemelen tabii ki onlarında endişelerinden bir tanesi gündemin oraya kayması, Macron'un Fransa'nın Katolik değil daha genel anlamıyla ruhani lideri olarak kilise yapıcısı gibi bir statüye ve statü üzerinden yeni bir popülariteye ulaşması ve dolayısıyla meşruiyet kazanması endişesi var. Ben o kadar da imkan vermiyorum. Çünkü insanlar iki farklı şey arasındaki ayrımı muhtemelen yapacaklardır. Çok kısa konuştu zaten, kötü karşılanabilecek bir şey söylemedi. Katolikler kelimesini kullanmasını eleştirenler oldu. Fakat onda da o kadar anormal bir şey olduğunu düşünmüyorum. Belli ki çok hazırlanılmış ve bence yeni puan toplamaya çalışmaktan ziyade puan kaybetmemeye yönelik çok kontrollü ve ihtiyatlı bir konuşmaydı. Daha böyle belirli bir kurtarıcı rolüne soyunmaya da girişebilirdi. Bana öyle geliyor ki nispeten daha kontrollü olmayı seçti. Bence de doğru olanı yapmış oldu. Çünkü onun dışında hakikaten nasıl bir sürecin ortasında felaketin yaşandığını unutmamak lazım. 5 ay oldu Sarı Yelekler hareketi."

    ‘MACRON ORDUYU BİLE GÖREVE ÇAĞIRDI'

    Tayla'ya göre Sarı Yelekler hareketi akaryakıt zamlarına karşı sokaklara inmesinin beşinci ayında ısrarlı duruşundan vazgeçmiyor. Tayla, ana akımın Sarı Yelekleri görmediği ve hatta hep olumsuz yönlerini sergilemeye çalışmasına karşın Fransız halkının harekete desteğinin kesilmesinin başarılamadığı görüşünde. 11 insanın hayatını yitirdiği, 25 insanın gözlerini yitirdiği ve binlercesinin yaralandığı bu süreçte Fransa'nın bir demokrasi olarak son derece tartışmalı uygulamalara imza attığını anımsatan Tayla, hükümetin son haftalarda gösteri hakkını kısıtlamakla yetinmeyip alenen orduyu bile göreve çağırdığını vurguladı:

    "Ana akım medya meselesi Türkiye'de çok tartışılan bir konu. Eğer bir sene önce herhangi birini dünyada deseydiniz ki ‘Fransa'da bir silahsız muhalefet hareketi olacak ve ordu çağrılacak, bu hareket 5 ay sürecek. 11 ölü 2 binin üzerinde yaralı olacak'. kimse inanmazdı. Böyle bir şeyin Fransa'da mümkün olmayacağını düşünürdü. Ordu meselesi Türkiye'de çok konuşulmadı. Son 3 haftadır Cumartesi günleri güvenlik güçlerine sanki sayıları yetersizmiş gibi ek olarak bir de Macron orduyu göreve çağırdı. Temel olarak muhalif gösteri yapma hakkını kısıtlayan yasa reformları konuşuluyor. Nicolas Sarkozy'den kalma, bütün hukuk prensiplerine aykırı olan yapılacakmış gibi gözüken bir suç sebebiyle önden tutuklama teknikleri kullanılıyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler komisyonunun bile kınadığı bir polis şiddetiyle karşı karşıyayız. Özellikle Marsilya'da göz yaşartıcılardan etkilendiği için penceresini kapatmaya çalışırken yüzüne yediği bir flash-ball ile hayatını kaybeden yaşlı bir kadın da dahil olmak üzere 11 ölü var. Bu 11 ölü polis şiddetinden demek değil. Diğer 10 kişi daha ziyade Sarı Yeleklilerin bloke ettiği yolda geçmeye çalışırken yaşanan kazalar sonucunda oldu fakat 25 kişi gözünü kaybetti, 1000 ağır yaralı var. Hayat devam ediyor bir yandan da. 1968 Mayıs'ından beri resmi olarak Fransa'da görülmemiş bir şey ve sonuç olarak ne olursa olsun bütün yaşananlara rağmen hareket sayısal olarak azalsa da bastırılamıyor. Dolayısıyla Macron'un bu krizi başarılı yürüttüğünü düşünen hemen hemen kimse yok. Buna Macron'a nispeten yakın medyalar da dahil."

    ‘ANA AKIM MEDYAYA GÜVEN HEMEN HEMEN KALMADI'

    Tayla, Sarı Yelekler krizinin yürütülüş biçiminin Fransız halkının ana akım medyaya güvenini tükettiğini de vurguladı. Ana akım medyanın hareketi anlamak yerine en marjinal şekilde sunmakla uğraştığını anlatan Tayla, buna karşın hareketin ne bastırılabildiğini ne de meşruiyetinin alınmasının başarılamadığının altını çizdi. Tayla, Fransız halkının hala çoğunluğunun Sarı Yelekler hareketine destek verdiğini anımsatıp bunun nereye evrileceğinin ise görüleceğini belirtti:

    Sarı Yelekler
    © REUTERS / Philippe Wojazer
    "Sadece Sarı Yelekliler özelinde değil ama Sarı Yeleklilerin genel olarak gözler önüne serdiği en temel şeylerden biri kamuoyunun genelini artık merkezi medya grubuna güvenin hemen hemen kalmadığı. Bu ana akım medya Fransa'da Sarı Yelekliler özelinde çok ciddi bir sınav veriyor ve o sınavı da başarıyla götürebilmiş değil. Çünkü hele başlangıçtaki çok net ve sert şekilde Sarı Yeleklilere karşı yaptıkları haberler, hareketin en marjinal dolayısıyla kamuoyunun gözünde en olumsuz gözüken taraflarına oldukça fazla ağırlık verip de diğer taraflarına hiç değinmemek gibi sıradan teknikler kullanarak yapılıyor. Bir örnek antisemitizm üzerinden veriyim. Fransa'da en klasik örneklerden biridir. Sarı Yeleklilerin bile yaptığı belli olmayan Yahudi karşıtı bir dükkânın üzerine yazılmış bir cümle bütün medya tarafından haftalarca konuşuldu ve Sarı Yeleklilerin neden anti-semitik bir hareket olduğu herkese anlatılmaya çalışıldı. Fakat hemen ertesi gün de dahil olmak üzere yüzlerce Sarı Yeleklinin bunun üzerine anti-semitizmi kınayan toplantılarına ana akım medya neredeyse hiç yer vermedi. 2019 Fransa'sından bahsediyoruz, o yüzden de iktidar ve etrafındaki düzen bütün alışıldık yöntemleri kullanıyor. O yüzden içinde kaba kuvvet de var. Medya da var. Bütün bunlara rağmen hareket ne bastırılabilmiş ne meşruiyeti tamamen alınabilmiş durumda. Hala Fransa halkının çoğunluğu Sarı Yelekliler hareketine destek veriyor. Bu gerçeği de ana akım medya az söylüyor. Bu bütün anketlere yandığı için gizlenebilir bir şey de değil. Bu nereye varacak, talepler nasıl örgütlenecek, siyasi partilerle ilişki kurulabilecek mi vs. bunlar hala tam olarak belirgin değil."

    Etiketler:
    Sarı Yelekler, Emmanuel Macron, Paris, Fransa
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın