18:07 22 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye'nin beka sorununun yönü artık kuzey değil Batı'dır'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 20
    Abone ol

    Prof. Mehmet Seyfettin Erol’a göre ABD, artık sadece Türkiye değil AB’yi de kontrol edemez oluyor. ABD’nin Türkiye’yi ‘kenara itmeye’ yönelik adımlar attığını söyleyen Erol, “Türkiye’nin beka sorununun yönü artık kuzey değil Batı’dır” dedi. ABD’nin Ankara’yı farklı ittifaklara yönelttiğini belirten Erol, Türk dış politikasında Rusya ile birlikte çok kutupluluk arayışının da başladığı görüşünü aktardı

    Türkiye ile ABD arasında S-400 savunma sistemlerinin odağına oturduğu gerilime Doğu Akdeniz de eklenmişken, geçen hafta NATO’daki komuta devir tesliminde Kıbrıs Rum Yönetimi’nin davet edilmesiyle yaşanan ufak çaplı krizin ardından Ankara ittifakın bir numaralı ismini ağırlardı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından ağırlandı. Stoltenberg Türkiye’nin NATO müttefiki olarak ‘önemine’ dikkat çekerken, S-400’lerle ilgili endişelerini ifade ederek ittifak üyelerinin birbiriyle uyumlu silah sistemleri sahibi olmasını önemsediklerini vurguladı.

    Stoltenberg’in ziyareti, Türkiye’nin NATO ve Batı ile ilişkilerini Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Mehmet Seyfettin Erol ile konuştuk.

    ‘KRİZ TÜRKİYE-NATO KRİZİ DEĞİL, NATO’NUN İÇİNDE’

    Prof. Mehmet Seyfettin Erol’a göre, Türkiye’nin Batı ile ilişkileri yolunda gitmiyor. Ancak Batı ittifakının kendi içindeki sorunlarına atıf yapan Erol, ABD’nin hegemonya düşüşü eşliğinde AB üzerinde de etkisini yitirmeye başladığını vurguladı. Önemli hesaplaşma noktalarından birisinin NATO haline geldiğini belirten Erol’a göre mesele sadece Türkiye ile NATO ilişkileri bağlamında değil, aksine ittifakın kendi içinde derin bir kriz hali bulunuyor:

    “Türk-Amerikan ilişkilerine bakıldığında ABD açısından Türkiye’nin Batı ile yürüttüğü ilişkiler şu üç noktadaki ilişkileriyle bir anlamda test edilirdi. Birincisi Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, ikincisi Türkiye-NATO ilişkileri, üçüncüsü ise Türkiye-İsrail ilişkileri. Bu üç ilişkiye baktığımızda üç aşağı beş yukarı tablo ortada. Amerika Birleşik Devletleri’ni bir tarafa koyduğumuzda Türk-Batı ilişkilerinde süreç hiç de normal gitmiyor. Bir diğer husus aslında Batı’nın kendi içinde işler normal gitmiyor. Bugün Batı’nın kendi içinde yaşamış olduğu sıkıntılar NATO başta olmak üzere birçok örgüte yansımış durumda. Burada kuşkusuz ABD’nin yaşamış olduğu güç zafiyeti oldukça önemli bir yere sahip. Amerika 11 Eylül ile birlikte küresel liderliğe oynarken bugün Batı üzerindeki liderliğine ve dolayısıyla ABD ve Avrupa bağlamındaki NATO olsun, AB olsun, bu örgütler üzerindeki etkisini her geçen gün kaybetmeye başlamış vaziyette. Buradaki önemli hesaplaşma noktalarından biri NATO olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla burada sadece Türkiye-NATO ilişkileri bağlamında değil NATO’nun kendisi içinde derin bir kriz süreci söz konusu. Bu sürecin geleceğinde de Türkiye’nin tutumu oldukça belirleyici olacak. Türkiyesiz bir NATO mu, NATO’suz bir Türkiye mi? NATO’nun kendisi krize girmiş vaziyette.”

    ‘TRUMP SOĞUK SAVAŞ YAPILARINI LAĞVETMEYE ÇALIŞIYOR, AVRUPA DAHA BAĞIMSIZ POLİTİKA İZLEMEK İSTİYOR’

    Erol’a göre, aslında ittifakın krizi Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla yani ‘varlık nedeni’ ile başladı. ‘Terörizm’, ‘radikal İslam’ ve ‘başarısız devletler’ başlıklarının işe yaramadığını belirten Erol, Çin ve Rusya’nın hedefe konulması çabalarının da ittifak ortakları arasında taraftar bulamadığını kaydetti. NATO’nun kendisinin ABD dış politikası açısından yeterince ‘kullanışlı’ olmaktan çıktığını söyleyen Erol, Trump’ın ittifakı ‘modası geçmiş’ diye niteleyerek mali bedelleri ödemek istemediğini sürekli vurgulamasının arkasında da bu nedenlerin yattığını kaydetti. Erol’a göre Trump yönetimi Soğuk Savaş dönemi yapılarını lağvetmeye çalışırken, Avrupa da daha bağımsız politikalar izlemek gayretinde:

    “Peki NATO neden böylesi bir krize girdi. Birincisi, Sovyetler Birliği dağıldı, sonrasında NATO’nun varlık nedeni tartışılmaya başlanıldı. En başta NATO varlık nedenini kaybettiğinden dolayı o günden bugüne aslında tartışmalı bir örgüt. Her ne kadar birtakım Sovyetlerin yerine ötekiler konmaya çalışılsa da örneğin terör, ‘radikal İslam vb. hareketler’ veya başarısız devlet vb. hususlar bu tam anlamıyla tutmuş değil. İkincisi, Çin’i tehdit olarak koymaya çalıştı. Ama Çin ‘topa girmiyor’. Mümkün mertebe yumuşak bir dış politika izlemeye çalışıyor. Üçüncüsü Kırım ve Doğu Ukrayna üzerinden tekrar bir Rus tehdidi ortaya koymaya çalışıyor. En temelde bunu Almanya eksenli olarak Avrupa Birliği’nin kendisi bile kabul etmiyor. Bir diğer husus Amerika, NATO’yu Batı’nın kendi içindeki liderlik sorunundan dolayı istediği gibi kullanamıyor. Amerika ve AB ülkelerinin bir kısmı üzerinden NATO’nun kendisi ABD dış politikası ya da hedeflerine engel konumunda. Bundan dolayı da Trump geldiğinde, NATO’yu doğrudan doğruya modası geçmiş bir örgüt olarak nitelendirdi. Kontrol edemiyor, para ödüyorum diyor, dolayısıyla paramla rezil oluyorum diyor. Amerika’nın bu tür soğuk savaş dönemi yapılarını teker teker lağvetmeye çalışıyor. Çünkü artık soğuk savaş dünyası yerini çok farklı bir dünyaya bırakmış vaziyette. Almanya eksenli olarak Avrupa, Amerika’dan daha bağımsız bir politika izlemek istiyor. Bunun yolu da Amerika’nın Avrupa ülkelerini bir anlamda kontrol altında tuttuğu bütün mekanizmalardan kurtulmak olarak görüyor. Bu bağlamda NATO ve hatta AB’nin içinde yaşanan gelişmeler de bunu işaret ediyor.”

    ‘AVRUPA KENDİ ORDUSUNU KURMAYA ÇALIŞACAK’

    “Şu anda hangi Avrupa diye sormak lazım” diyen Prof. Erol, ABD’nin Batı üzerindeki liderliğini kaybettiğini, ‘yaşlı kıtada’ Almanya etrafında bir ‘kümelenme’ bulunurken, Britanya’nın da Brexit’le AB ve ABD’den daha bağımsız tavır izlemeye çalıştığı değerlendirmesini yaptı. Erol’a göre ABD ise Doğu Avrupa’da ve Balkanlar’da kendine ‘yeni bir Avrupa NATO’su kurma uğraşı içerisinde:

    “Şu anda hangi Avrupa diye sormak lazım. Zira Amerika Birleşik Devletleri, Batı üzerindeki liderliğini kaybetmiş vaziyette. Birkaç yıl önce eski Alman Dışişleri Bakanı Gabriel, ‘ABD artık Batı’nın lideri değildir’ dedi. Onun yerine gelen Maas, ‘ABD mevcut politikalarıyla, en başta himayeci politikalar olmak üzere kapitalist düzenin lideri ya da muhafızı olamaz. Onun yerine Avrupa Birliği kendisi aday olmalıdır’ dedi. Brexit süreci ile başlayan Batı’nın kendi içerisindeki bu dağılmışlık haliyle Amerika Birleşik Devletleri’ni birtakım arayışlara itiyor. Şu an İngiltere’nin tutumu bazı çevreler tarafından Amerika’ya bir adım yakın dese de hayır İngiltere aslında çok kutuplu dünya içinde bir kutup olmak için önce Avrupa Birliği’nden arkasından da Amerika’dan daha bağımsız bir tavır izlemeye çalışıyor. Amerika’nın buradaki politikası kendisine rakip olarak burada Avrasya güçleri olarak Çin ve Rusya vardı. Ama artık bugün Almanya etrafında kümelenmiş birtakım devletlerin de kendisine tehdit olabileceğini hissettiğinden dolayı AB’yi, Batı’yı kendi içerisinde bölmeye dönük politikalar izliyor. Bu bağlamda da Batı’yı bir arada tutan bütün örgütleri lağvetme yoluna gitmiş vaziyette. NATO, Avrupa Birliği bunun bir örneği. Doğu Avrupa’ya verdiği destek bu açıdan önemli, Balkanlar oldukça önemli. Amerika’nın buradaki projesi bölgesel NATO’cuklar şeklinde kendini gösteriyor. Buna Arap NATO’sunu örnek verebiliriz. Daha büyük kapsamlı bir NATO yerine daha mobilize, daha küçük çaplı ve kendi kendine finansa eden yapılar. Bugün Amerika’nın en büyük karşı karşıya kaldığı zorluk artık bu tür örgütleri finanse edememesi ve bundan dolayı da başta Merkel olmak üzere Avrupa’daki liderlerin önüne faturaları koyuyor. Aslında Avrupa’nın durumu içler acısı. Düne kadar Amerika Birleşik Devletleri bu hareketi Körfez ülkelerine, Araplara çekiyordu. Önlerine faturayı koyuyordu, ne kadar para o kadar güvenlik diyordu. Bugün aynı duruma AB’nin kendisi düşmüş vaziyette. Ondan dolayı da hızlı şekilde Avrupa ordusu gündeme geldi. Önümüzdeki süreçte de öyle görünüyor ki her biri bir anlamda kendi ordusunu kurmaya çalışacak. Amerika da Arap NATO’suyla başlattığı süreci mesela Doğu Avrupa’daki Balkanlar’daki yeni oluşumları kendisi bir Avrupa NATO’su oluşturmayı çalışacak.”

    ‘ABD TÜRKİYE’Yİ NATO İÇERİSİNDE ADETA İSTEMİYOR’

    Erol’a göre, ortada giderek ‘yekpare bir NATO’ kalmaz oluyor. NATO içerisinde Türkiye değerlendirmelerin de farklılaştığını söyleyen Erol, özellikle ABD’nin sistematik olarak Türkiye’yi NATO’yu kenara itmeye yönelik adımlar attığı değerlendirmesinde bulundu. Normal şartlarda ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı bulunduğu ancak sıkıntının eskisi gibi Türkiye’yi kontrol edememekten kaynaklandığını savunan Erol, “Türkiye’nin beka sorununun yönü artık kuzey değil Batı’dır” ifadelerini kullandı. ABD’nin Türkiye’den ayrı düşen tutumu nedeniyle de Ankara’nın farklı arayışlara ve ittifaklara yöneldiği saptaması yapan Erol, Türk dış politikasında Rusya ile birlikte net biçimde çok kutupluluk arayışınının bulunduğu saptamasını da yaptı:

    “Yekpare bir NATO yok. Bu yüzden NATO içerisinde farklı Türkiye değerlendirmeleri var. Birincisi Amerika Birleşik Devletleri mevcut gidişat içinde Türkiye’yi NATO içerisinde adeta istemiyor. Sistematik bir şekilde Türkiye’Yi böyle bir karara itmeye doğru birtakım adımlar atıyor. Türkiye’nin eline bu anlamda birtakım devalı şekilde gündeme getirdiği sorunlar listesini veriyor. Buradaki temel husus da şu, Amerika niçin böyle bir tavır izliyor? Normal şartlarda Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiye’yi eskisi gibi artık kontrol edemiyor. Bugünkü Türkiye-NATO ilişkilerine bakalım. Türkiye neden NATO’ya üye olmuştu, en temelde bir beka sorunu. Bugün Türkiye’nin beka sorunun yönü değişmiştir. Türkiye’nin beka sorunun yönü kuzey değil Batı’dır. Batı’dan gelen tehditler özellikle Amerikan menşeili doğrudan ya da dolaylı birtakım tehditler Türkiye’yi S-400 başta olmak üzere farklı arayışlara ve farklı ittifaklara doğru yöneltmeye başlamıştır. Bundan dolayı Türkiye-NATO ilişkilerinde her geçen gün makas açılmaktadır. Bu sadece son birkaç yıldaki gelişmeler sonucunda değil soğuk savaş bitişiyle birlikte Türk-Batı ilişkilerinde yaşanan bir hayal kırıklığı var Türkiye açısından. Türkiye ileri karakol olmasına rağmen bir anlamda kullanılmış ve atılmış ülke konumuna sokulmaya çalışılmıştır ve Türkiye’nin bunu kabul etmesi mümkün değildir. Hala da bu şekilde böyle bir psikolojiyi kabul ettirmeleri mümkün değil. İkincisi, Türk dış politikasında Rusya ile birlikte net şekilde birçok kutupluluk arayışı var. Amerika’nın tek kutuplu arayışına karşı Amerika’nın NATO içerisindeki müttefiki 11 Eylül’den iki ay sonra 16 Kasım 2001’de Rusya ile birlikte imzaladığı Avrasya işbirliği eylem planı ile diyor ki, ‘Biz tek kutuplu dünyaya karşıyız, çok kutuplu bir dünyadan yanayız’. O dönemden bu yana da Türkiye’nin kendisi hedef. NATO üzerinden Amerika’nın Türkiye’yi uzunca süredir dizayn etmeye çalıştığını biliyoruz. Türkiye artık bunu kabul etmiyor. Daha bağımsız daha güçlü bir Türkiye olmak için NATO içinde daha ağırlığını hissettiren ve Amerikan etkisinden uzak daha etkili bir üye olmak niyetini Türkiye net şekilde ortaya koyuyor. Daha önemlisi, NATO hiçbir zaman için Türkiye’nin beşinci madde kapsamındaki çağrılarına cevap vermiş değil.”

    ‘NATO ÜYESİ DEVLETLERİN ÖNEMLİ BİR KISMI TÜRKİYE’Yİ BIRAKMAK İSTEMİYOR’

    Erol, Türkiye’nin terör ile ilgili sorunlarını dile getirmesine rağmen NATO’nun ‘kulaklarını tıkadığını’ ve Ankara’nın ‘düşman’ gördüğü yapılarak destek verdiğini söylerken, bunların ‘müttefiklik ilişkisine sığmayan tavırlar’ olduğunun altını çizdi. Her şeye rağmen NATO üyesi devletlerin önemli bir kısmının Türkiye’yi bırakmak istemediklerini de belirten Erol, Türkiye meselesinin NATO ve ABD arasında daha derin bir krize dönüşme riski bulunduğu görüşünü dile getirdi:

    “Suriye’deki iç savaş bağlamında yaşanan gelişmelerde, Türkiye’nin terör örgütleriyle yaşadığı sorunlarda bu yönde çağrıları olduğunda NATO kulaklarını tıkadı. Oysa Amerika, 11 Eylül sonrası beşinci maddeyi işleme koyduğunda hepsi evet dedi. Bu çifte standart kuşkusuz Türkiye tarafından not edildi. Ne yazık ki başta Amerika olmak üzere NATO üyesi bazı ülkeler başta PYD/YPG/PKK olmak üzere terör örgütlerine destek veriyorlar. Bu da müttefiklik ilişkisine hiçbir şekilde sığmıyor. Bizim şahit olduğumuz yakın dönemdeki hususlardan bir tanesi Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanımız atış talimlerinde hedef olarak gösterildi. Dolayısıyla bu Türk milletinin vicdanını yaralıyor ve Türk milletinin bu anlamda daha somut reaksiyonlar göstermesini gerektiriyor. NATO karargahlarındaki Türkiye haritaları da akıllardan çıkmış değil. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi konusundaki son toplantılardaki birtakım oldubittiler de burada Türkiye’yi rahatsız ediyor. Bütün bunların bir sonucu olarak bir taraftan Türkiye boyutuyla Türkiye’nin NATO içerisindeki üyeliği artık tartışmalı noktada. Amerika da 15 Temmuz’da NATO üzerinden Türkiye’yi riskli ülke haline getirmek suretiyle bugün Türkiye ve NATO arasındaki ilişkilere bir kriz boyutu daha eklemeye çalışıyor. 15 Temmuz’dan bir hafta önce 8-9 Temmuz Varşova Zirvesi’nde Türkiye’nin Rusya’ya dönük birtakım oldubittileri orada engellemesi ve buna karşı çıkması da kuşkusuz bir hafta sonra gerçekleşen 15 Temmuz sürecinde de etkili oldu. NATO içerisinde bugün Türkiye yeni bir krizin adıdır. Her şeye rağmen NATO üyesi devletlerin önemli bir kısmı Türkiye’yi bırakmak istememektedir. Bu anlamda Türkiye konusu NATO ve Amerika Birleşik Devletleri arasında önümüzdeki günlerde belki daha derin bir krize dönüşecektir.”

    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın