16:53 20 Mayıs 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD gücünü muhafaza etmeye çalışıyor ancak artık sınırlarını zorluyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 80

    Prof. Hayri Kozanoğlu’na göre hegemonik gücü gerileyen, ekonomik alanda irtifa kaybeden ABD rezerv parası ve askeri avantajıyla gücünü muhafaza etmeye çalışıyor ancak artık sınırlarını zorluyor. Çin ve Rusya’ya doğrudan ‘dokunulmasının’ dünyada büyük sarsıntılara yol açma riskine işaret eden Kozanoğlu, askeri kıskaç altındaki İran’ın da Irak’a benzemediğini anımsattı.

    Trump yönetimi, ekonomik ve askeri rakip olarak gördüğü Çin ve Rusya’ya yönelik gümrük duvarları ve yaptırımlar politikası yürütürken, İran’a da askeri tırmandırma hamleleri eşliğinde ekonomik savaş açmış durumda. ABD’nin hegemonik gücündeki zayıflama, müttefik ülkelerle yaşanılan gerilimler ve Trump’ın alışık olunmadık retoriği eşliğinde küresel dengelerin nereye evrileceği merak ediliyor. Trump sonunda Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu Rusya’ya gönderirken, Rusya ve Çin liderleriyle haziran sonunda Osaka’daki G20 zirvesinde görüşme arzusunu ifade eden mesajlar verdi. Çin ile ticaret savaşına Rusya ile uluslararası silahsızlanma anlaşmalarının sorun haline getirilmesi ve İran’a yönelik askeri kıskaç eşliğinde gelişmelerin nereye varacağı tartışılıyor.

    Gelişmeleri Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Hayri Kozanoğlu ile konuştuk.

    ‘DÜNYA EKONOMİSİ İÇERİSİNDE AMERİKA’NIN AĞIRLIĞI AZALIYOR’

    Prof. Hayri Kozanoğlu’na göre, dünyada hegemonik gücü gerileyen, ekonomik alanda da irtifa kaybeden ABD rezerv parası ve askeri gücünün avantajıyla gücünü muhafaza etmeye çalışıyor. Çin’in ise rekabet temelinde kapitalist küreselleşme ile yeni bir statüko yarattığını ancak askeri gücünün zayıf olduğunu anımsatan Kozanoğlu, dünyanın 10 yıl öncesinde çok da düşleyemeyeceği bir tablo ile karşı karşıya olduğunu vurguladı:

     

    “Dünyanın bir numaralı hegemon gücünün gerilediği zaman, özellikle ekonomik alanda irtifa kaybettiği zaman kolay kolay konumunu terk etmek istemediğini görüyoruz. Bu gözle baktığımız takdirde Amerika İkinci Dünya Savaşı sonrasında hem ekonomik hem politik hem de kapitalizmin kendi ifadeleriyle hür dünyanın bir numaralı savunucusu olarak ideolojik hakimiydi. Ama zaman içerisinde ekonomik egemenliğinin giderek gerilediğini görüyoruz. Bunun değişik boyutları var. Bir yönüyle dünya ekonomisi içerisinde Amerika’nın ağırlığı azalıyor. Şimdi yüzde 20’lere kadar düşmüş durumda yüzde 45’lerden. Ama öbür taraftan dolar hala dünyada en fazla hem rezervlerde yer alan hem ticarete konu olan para olmaya devam ediyor. Ama bu yönüyle Amerika hala dünyanın bir numaralı askeri gücü olmanın da avantajıyla bu egemenliğini askeri yöntemlerle zaman zaman korkutma, tehdit, geri çekilmeye neden olarak, zaman zaman Irak-Afganistan savaşında gördüğümüz gibi doğrudan askeri güce başvurarak terk etmemeye çalışıyor. Dünyanın ekonomik anlamda yükselen gücünün de Çin olduğunu biliyoruz. Çin 2009 yılında dünyanın bir numaralı ihracatçısı haline geldi. Ardından imalat-sanayi temelinde hesaplandığında dünyanın bir numaralı üreticisi haline geldi bir anda. Bir anlamda dünyanın atölyesi haline geldi. Zaman içinde ihracat artı ithalat dünyanın bir numaralı dış ticaret merkezi haline geldi. Buna paralelde bir askeri gücü yok. O bakımdan Çin işin ekonomik rekabet temelinde kalmasını bir anlamda kapitalist küreselleşme dediğimiz, yani dış ticaretin serbest olduğu, uluslararası sermaye akımlarının dünyanın istediği yere rahatça girip çıktığı anlamda statükoyu savunuyor. Amerika ise askeri anlamdaki statükoyu savunarak ekonomiye müdahale etmeye başlıyor. Belki 10 yıl öncesinde çok fazla düşleyemeyeceğimiz tablo ile karşı karşıyayız.”

    ‘ABD’NİN ÇİN’İ KUŞATMA POLİTİKASI YENİ DEĞİL, ARTIK GÜCÜNÜN SINIRLARINI ZORLAYAN BİR GÖRÜNTÜ ÇİZİYOR’

    Aslında ABD’nin Çin’i kuşatma politikasının yeni olmadığını, Obama döneminde ‘Asya pivot’ politikasıyla başladığını anımsatan Kozanoğlu, Washington’ın müdahaleci ve korumacı politikalar eşliğinde Venezuela’dan İran’a ve Çin’e yönelik askeri tehditlerinin kendisini de zorlar hale geldiğini vurguladı. ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerindeki hakimiyet kurma çabasının artık gücünün sınırlarını zorlayan bir görüntü çizdiğini belirten Kozanoğlu, Trump yönetiminin orta ve uzun vade için ekonomik anlamda da akıllı hareket etmediği görüşünü dile getirdi:

    “Özellikle bu Davos toplantılarında öne çıkmıştı. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, kapitalist küreselleşmeyi savunan neoliberal politikaları savunan bir güç olarak öne çıkarken, Amerika ise müdahaleci ve korumacı politikalarla denkleme dahil oluyor. Gerek Venezüella gerek İran vasıtalıyla Ortadoğu gerekse Çin’e yönelik saldırgan tutum Amerika’nın kendi stratejilerini de fazla zorla hale geliyor. Amerika giderek gücünü geliştirerek dünyanın tek bir sahnesinde değil iki sahnesinde birden savaş yürütecek kapasiteye ulaştığını söylerken, zaman içinde bu iddialarından geri çekilmeye başlamıştı. Obama dönemi Çin’i merkez alan politikasıyla Asya-Pasifik’te Çin’i durdurmaya öncelik verecek ama bu anlamda da Ortadoğu’daki varlığını azaltacaktı. Bir tarafta Trump’ın tweetleriyle öne çıkmasına rağmen Çin’i kuşatma politikası yeni değil. Ama bir tarafıyla da bu kadar saldırgan, dünyanın değişik coğrafyalarında çatışmayı göze alan tutumuyla da Amerika kendi gücünün de sınırlarını zorlar gibi bir görüntü var. Ekonomik anlamda çok akıllı hareket ettiği kanaatinde değilim ben. Çünkü vergileri indirme, bu yolla güç açığının artması kısa dönmede ve böylelikle ekonomide, geçmişte ‘sızıntı ekonomisi’ dediğimiz, yani vergileri düşürelim sermaye yatırım yapsın, üretim yapsın, istihdam yaratsın, herkesin yelkenleri şişsin, herkesin yüzü gülsün politikası doğru sonuç vermemişti. Şimdi ben aynı akıbetle karşılayacağını düşünüyorum, orta, uzun dönemde bunun hiçbir avantajı olmadığı kanaatindeyim. Amerika’nın borçları gittikçe artacak, daha fazla borçlanması gerektiği için faizler yükselecek. Trump dün dahi Amerikan Merkez Bankası Başkanı’na ‘Sen faizi indir, ekonomi sıçrama yapar’ diyordu. Ama Trump’ın önceliği yaklaşan seçimlerde, 2020 seçimlerine kadar ekonomide başarılı bir görüntü çizmek, politik anlamda da Çin’i dize getiren başkan rolünü oynamak. Bazı hamleleri gündelik olarak kötü sonuç veriyor, makro rakamların bozulmasına neden oluyor. Bu dengeleri kurmakta güçlük çekiyor. Zaten bir gün Amerikan gümrük tarifeleri koyuyor, ertesi gün Trump çıkıp, ‘Şi Cinping benim çok yakın arkadaşım, çok güzle bir mektup aldım, yakında görüşeceğiz’ diyor.”

    ‘ABD ÇİN’E SALDIRGAN TUTUM TAKINIYOR. ÇİN’İN DE AZ VEBALİ YOK’

    Kozanoğlu, diğer yandan ABD’nin müttefiklerine söz geçiremez hale geldiğini ve NATO ülkeleri arasında çatlaklar oluşmaya başladığını belirtti. ABD’nin ‘çaptan düşen hegemon’ görüntüsüne karşılık Çin’n de geçmişte Vietnam’dan Doğu Türkistan’a ABD’nin hayrına atmış olduğu adımları anımsatan Kozanoğlu, Irak ve Libya savaşlarında çekimser tutum takınılmasının yol açtıklarına da işaret etti:

     

    “Genel anlamda NATO ittifakının çatırdadığını görüyoruz. Avrupa Birliği başta olmak üzere Japonya, Avusturalya doğal müttefiklerini her zaman yanında göremiyor. Avusturalya daha küçük oyuncular olarak geri adımlar atıyorlar. Ama burada İngiltere bile en son HUAWEI konusunda ortaya çıktı. Çin’in kurduğu yatırım ve altyapı bankasına İngiltere’nin ortaklığında ortaya çıktı. Onu bile idare etmekte zorluk çekiyor. Amerika bir yandan da çaptan düşen bir hegemon görüntüsü veriyor. Bugün Çin’e yönelik saldırgan tutumunu gördüğümüz zaman da tepki duyuyoruz. Ama Çin’in de az vebali olmadığını da hatırlamak lazım. Çin’in Amerikan’ın hoşuna gidecek şekilde Vietnam’ı işgal edişini, Uygurların şimdi çok şikayetçi olduğu Uygurları bir dönem Afganistan’a cihatçı olarak gönderişini, Irak savaşı sırasında daha sonra Libya işgali söz konusu olduğu zaman Birleşmiş Milletler konseyindeki veto gücünü kullanmayışını hatırlarsak, Çin aslında daha önce Sovyetlerle olan çatışması sürecinde Amerika’ya yakın tutum izlemişti. Şimdi Çin, Rusya ve İran arasında zaman zaman gerilimleri de olsa, bir yakınlık olduğunu Amerika’nın bundan da rahatsızlık duyduğunu hissediyoruz. Bir yandan da Türkiye’nin manevra kabiliyeti sağlayabilmesi de aslında bu durumla ilişkili görünüyor bana.  

    ‘TAHLİL YAPMAKTA ZORLANDIĞIMIZ BİR DÜNYA VAR’

    Kozanoğlu’na göre geçmişten farklı olarak dünyayı analiz etmekte zorluklar yaratan çok parçalı bir yapı ile karşı karşıyayız. Günümüzde ABD, Çin ve Rusya ilişkilerinin çelişkilerle dolu karmaşık doğasına işaret eden Kozanoğlu, büyük güçler arasında bir dünya savaşına ihtimal vermezken Çin ve Rusya’ya doğrudan dokunulmasının dünyada büyük sarsıntılara yol açma riskine işaret etti. ABD’nin İran’a yönelik hamlelerinin en sıcak çatışma alanının Körfez olabileceğine işaret ettiğini anlatan Kozanoğlu, yine de İran’ın da Irak’tan çok daha güçlü bir devlet olduğunu anımsattı. Kozanoğlu, “Trump, Erdoğan gibi insanların dümen başında olduğu bir dünya bizi her an yeni endişeler, tehlikeler yaşatacak gibi görünüyor” dedi:

    “Geçmişten farklı olarak bizleri de analiz yapmakta oldukça güçlüklerle karşılaştıran çok parçalı bir yapı ile karşı karşıyayız. Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği ve Amerika’nın egemenlik alanları tamamen ayrılmıştı, ekonomileri birbirinden kopuktu. Petrol ticareti gibi bazı ticari bağlantıları bir yana bırakırsak, şimdi Çin ile Amerika arasında çok yönlü ticari ilişkiler var. Çin’in Amerika’ya 500 milyar doların üzerinde ihracatı var. Öbür taraftan Çin, Amerika’nın kamu kağıtlarını elinde tutuyor, böyle bir farklılık var. Rusya ile de şöyle enteresan bir ilişki söz konusu. Trump seçildiği zaman özellikle demokratlar tarafından Putin ile iş birliği yaptığı iddiası öne çıkarılmıştı. Mueller raporu bununla ilgili ki açık kanıt bulamadı. Ama bir yönüyle Rusya’nın ekonomik bir güç olarak iddiasının azalmasına karşın hala ciddi bir askeri güç olmasının da getirdiği aralarında bir gerilim var Amerika ile. Ama öbür tarafıyla sağ popülist denilen otoriter sağcı rejimlerle Trump arasında bir gönül bağı var. Bunlarla Rusya arasında da geçmişten farklı olarak daha sıcak ilişkiler var. Burada da birbirleriyle çelişkileri bir yana dostluk kurdukları ülkelerle arasında ciddi bir ortak payda söz konusu. O bakımdan gerçekten tahlil yapmakta güçlük çektiğimiz bir dünya söz konusu. Ama en son İran’da Basra Körfezi’nde yaşananlar en sıcak çatışma alanının burası olması tehlikesi gösterir. Çünkü her şeye rağmen Soğuk Savaş döneminde olmasak bile Çin ve Rusya’ya doğrudan dokunmak dünyada daha büyük sarsıntılara yol açabilir. Ekonomik anlamda da bunun yol açacağı sorunları Trump’ın da göğüsleyemeyeceğini düşünüyorum. İran, Irak gibi bir devlet değil. Ona göre çok daha askeri olarak güçlü, nüfusu fazla, toprakları çok daha geniş. Orada gerek Irak halkının gerekse oransal olarak daha düşük olmakla birlikte Amerika’nın 4500 kayıp verdiğini, on binlerce yaralıyla karşılaştığını düşünürsek çok daha vahim bir durum ortaya çıkabilir. Ama burası üzerinden dünya dengelerini kaşıma, ‘hür dünya’nın lideri olarak kendini gösterme, bu anlamda hem demokratlarla Amerika üstündeki rekabetinde bir adım öne çıkma gibi gayretleri olduğu görülüyor. Ama Trump, Erdoğan gibi insanların dümen başında olduğu bir dünya bizi her an yeni endişeler, tehlikeler yaşatacak gibi görünüyor.”

    Etiketler:
    Dolar, NATO, hegemonya, Irak, İran, Çin, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın