00:49 18 Eylül 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Trump değil, neocon ekibi İran'la savaş istiyor, nükleer tesislerin vurulduğu cerrahi bir saldırı gündemlerinde'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Dr. Mehmet Ali Tuğtan’a göre Trump, İran ile savaş istemiyor, asıl mesele ‘neocon’ ekibinin ‘cerrahi bir saldırıyı’ gündeme alması. Tuğtan’a göre olası çatışma Irak’taki gibi olmaz çünkü İran ‘mukabele gücü var’. Tuğtan, Türkiye’nin olası çatışmada bölgesel çıkarlarını korumak için hareket edeceği görüşünde.

    ABD yönetimi İran etrafındaki askeri kıskacı daraltırken, Trump yönetimi içerisindeki görüş ayrılıkları tartışılıyor. ABD’nin İsrail ve Körfez monarşileri desteğinde olası İran saldırısı, bölgesel etkileri ve Türkiye’nin pozisyonunu İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Ali Tuğtan ile konuştuk.

    ‘TRUMP’IN KENDİSİNİN SAVAŞ İSTEDİĞİNE DAİR BİR EMARE YOK’

    Mehmet Ali Tuğtan’a göre, ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı ‘Kuzey Kore’de olduğu gibi askeri tehdit dili ve ekonomik yaptırım paketi ile tavizler koparmak umudunda. Trump’ın savaş istediğine dair bir emare bulunmadığını söyleyen Tuğtan, meselenin ABD Başkanı’nın etrafındaki neocon ekibin savaş istemesinden ve en azından İran’ın nükleer tesislerinin vurulmasını bir nevi ‘cerrahi saldırıyı’ gündemlerine almalarından kaynaklandığı görüşünü dile getirdi. Tuğtan’a göre Yemen’le uğraşan Suudiler de özellikle Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının eli kulağındayken İran’a karşı savaş istemiyor ancak İran’ın geriletilmesini getirecek bir askeri boyuta ‘hayır’ demezler:

    “Şimdi olmasının sebebi öncelikle Amerika’nın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından geçtiğimiz ay itibariyle İran’ın da artık anlaşmanın bazı şartlarını yerine getirmeyeceğini ilan etmiş olması. Buna bir cevap vermek durumunda Amerika Birleşik Devletleri. Zaten ekonomik yaptırımlar devredeydi. Bunlara askeri bir boyut da ekleniyor. Ama bu eklenirken Amerika yönetim içerisinde de bir görüş ayrılığı olduğu görülüyor. Bunun da nedeni şu. Trump’ın kendisi Kuzey Kore senaryosunda olduğu gibi bu askeri tehdit dili ve ekonomik yaptırım paketi ile muhatabından birtakım tavizler almak umudunda. Trump’ın kendisinin bir savaş istediğine dair bir emare yok. Sert konuşuyor ama neticede Trump’ın savaş istediğini çoğu gözlemci zaten düşünmüyor, İranlıların sebebi de bu. Ama öte yandan Trump’ın ilk yılında etrafında olan Steve Bannon gibi birtakım Neonazi boyutları olan insanların gidişinden sonra Trump’ın ekibinde onların yerini dolduran ve Beyaz Saray’daki ağırlıkları giderek artan bir neocon yani yeni konservatif bir ekip var. Bu ekip savaş istiyor, İran’ın en azından nükleer tesislerinin vurulduğu ve nükleer kapasitelerinin geriletilmesiyle sonuçlanacak bir cerrahi saldırı onların gündeminde var. Dolayısıyla tehlike şuradan çıkıyor. Savaş kazara çıkabilir. Ama bir şeyin kazara olup olmayacağı ile ilgili tahmin yapmak da çok güç. Ama bildiğimiz nedir, Trump savaş istemiyor, İran savaş istemiyor şu noktada özellikle. Bölgedeki komşu İran karşıtı ülkelerin çoğu savaş istemiyorlar. Suudiler böyle bir savaş istiyor ama zamanlama olarak şu anda istemiyor. Çünkü şu anda olması Suudi Arabistan’ı hem Yemen’de hem de şu anda içinde bir parçası olduğu Yüzyılın Anlaşması olarak tanımlanan Filistin-İsrail barışı alanında durumunu zora sokar. Bir şekilde İran’ın geriletilmesini istiyor ve bunun bir askeri boyutu olmasını da istiyor. Özellikle İran’ın Yemen’deki vekâlet savaşındaki etkinliğini azaltacaksa, Suriye sahasındaki etkinliğini azaltacaksa bunu tercih ediyor. Ama şu an spesifik olarak bunun için uygun bir zaman mı ondan emin değilim. Ama Körfez ülkelerine baktığınız zaman savaşı en net biçimde isteyen kimdir diye sorarsanız, ilk şüphesiz Suudi Arabistan.”

    ‘AVRUPALILARIN İRAN İÇİN ABD’Yİ CEPHEDEN KARŞILARINA ALMALARI MÜMKÜN DEĞİL’

    İran yönetimi, ABD’nin tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekilmesinin üzerinden bir sene bekleyip, BM onaylı ve çok taraflı anlaşmadan yana olan Avrupalılardan yükümlülüklerini yerine getirmelerine dair işaret alamamışken, Tuğtan’a göre bunda Avrupalıların ABD’yi cepheden karşılarına almalarının mümkün olmaması yatıyor. Avrupalıların askeri anlamda büyük ölçüde denklemin dışında olduklarını, Rusya’nın da Suriye üzerinde İran’ı dengelemeyi arzu edebileceğini belirten Tuğtan, İranlılara yönelik daha sağlam duruşu Çin’in sergileyebileceği görüşünü dile getirdi:

    “Avrupa’nın elinde henüz böyle bir kabiliyet yok. Ekonomik olarak İran ile ticaretlerini sürdürmek isteyeceklerdir. Ancak bunun Amerikan yaptırımları nedeniyle giderek artan maliyeti karşısında da birleşip bir cephe oluşturarak, Amerika’yı cepheden karşıya alabilmeleri mümkün değil. Askeri olarak bu denklemin dışındalar büyük ölçüde. İran’ın etkinliğinin askeri bir saldırı ile olmasa bile bu askeri zorlamalar sonucunda İran’ın etkinliğinin geriletilmesi sadece Rus-Çin ittifakı tarafından bütünleşik olarak istenilmeye bir şey değil bu arada. Özellikle Ruslar, Suriye sahasındaki son pazarlıkta önce İran’ın böyle bir geriletilmesinin ve bunun kendisi tarafından yapılmamasının çok da karşısında olmayacaklardır. Ama savaş istedikleri anlamında söylemiyorum bunu. Askeri tehdidin sonuç vererek İran’ın geri adım atmasının bir noktada Rusların da işine geleceğini düşünüyorum. Çin olaya Amerikan çıkarları açısından bakıyor bölgede. Çünkü yarışta bir atı yok. O daha ziyade Amerikalıların bu tür zorlamalarla uluslararası sistemde sonuç elde etmemesini sağlamaya odaklanmış vaziyetteler. O yüzden Ruslara kıyasla Çinlilerin İran’ı arkasında daha sağlam duracağını varsayabiliriz.

    ‘İRAN, IRAK DEĞİL MUKABELE ETME GÜCÜ VAR’

    ABD için Irak senaryosunun ise İran için geçerli olmasına ihtimal vermeyen Tuğtan, İran’ın elindeki askeri kabiliyetler itibariyle askeri güç kullanarak İran’da rejimi değiştirmenin de mümkün olamayacağını vurguladı. İran’ın askeri güçü bulunduğunu, Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceğini, bölgedeki ABD birlikleri ile müttefiklerine yönelik saldırı kapasitesini anımsatan Tuğtan, bu resimde en kırılgan ülkenin de Irak olacağını belirtti. Tuğtan’a göre, eğer çatışma çıkarsa Irak ‘ortada kalır’:

    “En önemlisi İran’a yönelik olarak Irak’a yönelik yapılan operasyon gibi bir operasyon yapmak mümkün değil. Rejimi devireceksin, bunun için askeri güç kullanacaksın, bunlar Irak’a yönelik olarak bile yapılmadan önce 10 seneden uzun bir yaptırım, ambargo, sürekli askeri süreci var. Birleşmiş Milletler silah denetiminin kimyasal ve biyolojik silah stoklarını tamamen imha ettiğini bilmek, önce bunun garantisini görmek var. İronik bir biçimde o silahlar kullanıldı ama Amerikalılar biliyordu o silahların artık orada olmadığını. İran söz konusu olduğunu zaten bu yapılabilecek bir şey değil. İran’ın elindeki askeri kabiliyetler itibariyle askeri güç kullanarak İran’da rejimi değiştirmek mümkün değil. Zaten konuşulan şey daha ziyade İran’ın nükleer hırslarını gemleyecek, onun nükleer tesislerine yönelik cerrahi saldırılar. Bunlara karşılık İran’ın elinde bunlara mukabele etmek için çok ciddi araçlar var. Öncelikle kendi askeri gücü var, ikincisi Hürmüz Boğazı’nı kapatabiliyor. Üçüncüsü, bölgedeki Amerikan birliklerine, çıkarlarına ve Amerikan müttefiklerine yönelik olarak kendi müttefikleri vekilleri aracılığıyla saldırı yapabilme kabiliyeti var. Bu da en çok bu resmin içinde kırılgan olan ülke Irak’a getiriyor bizi. Irak böyle bir durumda kelimenin tam anlamıyla ortada kalır. Bu nedenle de olası bir çatışmadan en çok endişelenen de Irak yönetimi.”

    ‘TÜRKİYE OLASI ÇATIŞMADA KENDİ BÖLGESEL ÇIKARLARINI KORUMAK İÇİN HAREKET EDER’

    Tuğtan’a göre, Türkiye bir çatışma halinde kendi bölgesel çıkarlarını korumak için hareket eder. Ankara’nın ABD’ye boyun eğerek İran’dan petrol alımını sıfıra yakın bir seviyeye indirdiğini anımsatan Tuğtan, olası bir çatışmada ise Türkiye’nin net biçimde İran’ın yanında yer almayacağını ancak ABD’ye 2003 Irak savaşındaki türden bir lojistik kolaylık da sağlanmasını da düşünmeyeceği görüşünü dile getirdi:

    “Türkiye zaten öncelikle Amerikan ekonomik yaptırımlarına mümkün olduğunca uyum sağlamak adına İran’dan petrol alımını sıfıra yakın bir seviyeye indirdi. Doğalgaz konusunda zaten devam eden bir süreç var. Bu zaten yarından öbür güne değiştirilebilecek bir şey değil. Türkiye’nin bu süreçte net biçimde İran’ın yanında olduğunu söylemek mümkün değil. Amerika ile ilişkileri göz önüne alınırsa şu anda kimse Türkiye’den 2003’te olduğu gibi Amerika’ya yoğun bir lojistik destek sağlamasını da beklemiyor. Zaten Amerika’dan böyle bir talep de yok. Ancak böyle olası bir saldırıda İran’a yönelik Türkiye öncelikle kendi bölgesel çıkarlarını korumak için hareket edecektir. Amerika’ya ben böyle bir saldırı için Türkiye’nin lojistik kolaylık sağlayacağını düşünmüyorum. Hava sahasını açmak gibi ya da İncirlik’i kullandırmak gibi bir işe gireceğini Türkiye’nin düşünmüyorum. Bunları yapmadığı sürece de zaten İran’ın Türkiye’ye bir misillemesi olmayacaktır. Amerikalılara kim yardım ediyorsa İran’ın misillemeleri onlara yönelik olacaktır. Türkiye böyle bir çatışmada açıkça daha İran’a yakın bir pozisyon alacaktır. Bu hem kendi durumu içi hem de uluslararası sistemde Türkiye’nin savunduğu birtakım değerler var. Bu değerler çerçevesinde de Amerika’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmamış tek taraflı doğru düzgün hiçbir delile dayanmayan bir istekliler koalisyonun arkasına alarak yapacağı bir saldırıda Türkiye’nin tavrı İran’dan yana olacaktır. Böyle bir durumda da batı ile ilişkiler zaten gergin özellikle Amerika ile. Daha da gerilmesi kaçınılmaz hale gelir. Ama bu gerginliğin boyutları biraz da Amerika’nın böyle bir saldırı sırasında Türkiye’den bir destek bekleyip beklemeyeceğine bağlı. Böyle bir durumda Avrupa ile Türkiye birbirlerini çok daha yakın bir çizgide bulacaktır kendilerini."

    Etiketler:
    Rusya, Türkiye, Irak, Nükleer, Hasan Ruhani, Donald Trump, ABD, İran
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın