05:50 25 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Avrupa halkı AP seçimlerinde Yeşillerle çevreci bir kıta, libarellerle gevşek bir göçmen politikası hedefledi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Sertaç Aktan’a göre, merkez sağ ve merkez sol 20 yıl sonra ilk kez Avrupa Parlamentosu’nda çoğunluğu yitirirken, Avrupa halkları yeşillere yönelerek çevreci bir kıta, liberallere yönelerek gevşek göçmen politikalarını benimsediklerini gösterdi. Aktan, liberallerin ‘moderatör’ konumunda olacakları bir dönem öngördüğünü belirtti.

    AB’ye üye 28 ülkede halk birliğin yasama organı olan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için 23-26 Mayıs arasında sandığa gitti. Sonuçlar özellikle birliğin Almanya, Britanya, İtalya ve Fransa gibi önde gelen ülkelerinde geleneksel sağ ve sol partilerin kan kaybına işaret ederken, rüzgar yeşiller, liberaller, aşırı sağ ve Avrupa kuşkucularının lehine dönmüş görünüyor.

    AP seçimlerinin sonuçlarını AB uzmanı gazeteci-yazar Sertaç Aktan ile konuştuk.

    ‘AB HALKI LİBERALLERİ ÖZLEDİ’

    Sertaç Aktan’a göre AP seçimleri, merkez sağ ve merkez solun tutuştuğu kavgada liberallere duyulan ihtiyacı ortaya çıkarttı. Liberallerin bir nevi ‘moderatör’ işlevi göreceği bir tablo oluştuğu görüşündeki Aktan, AP seçimlerine katılımın 40 yıl sonra artmasının da büyük önem taşıdığını vurguladı. Normalde hayatlarında yaşamsal bir değişiklik yaratmayacağı için AP seçimlerine ilgisiz olan liberal görüşteki insanların bu kez sandığa gittiklerini belirten Aktan, özellikle genç kuşağın gelecekleri için bu ulus-üstü yapının şekillenmesinde rol oynamak istedikleri görüşünü dile getirdi:

    Avrupa Birliği
    © REUTERS / Francois Lenoir
    “Merkez sol ve merkez sağın kavgasının liberaller olmadan, liberaller düşük orandayken yaşanan kavgaların ardından bir yerde aslında liberallerin daha moderatör işlevi gördüğünü, biraz daha ortada buluşmak isteyen tarafların burada hayat bulabildiğini gördü Avrupa. Özellikle İngiltere’de bu ortaya çıktı. Muhafazakar sağ ve İşçi Partisi sol, o anlamda uzlaşamaması, aynı şeyin Avrupa Parlamentosu’ndaki birçok konuya yansıması, insanlara biraz liberalleri özletti anladığım kadarıyla. Aynı şekilde Yeşil dalgadan bahsedebiliriz. Popülist dalga ile birlikte liberallerin Yeşiller’in artışında şu önemli şeyi gözden kaçırmamak lazım. Avrupa Parlamentosu 1979’dan beri yapılan seçimlerde her defasında daha düşük katılım oluyordu. Fakat ilk defa 40 yıl sonra bu trend kırıldı ve seçime katılım arttı. Yüzde 12’ye yakın bir artış gösterdi, bu yüksek bir artış. Aşırı sağ, Avrupa’ya şüpheyle bakanlarda bir artış olacağı zaten öngörüldüğü için bir önceki seçimlerden ders alındı. Avrupa’da birçok şey yolunda gittiği zaman, insanlar birçok şeyden memnun olduğu zaman, insanların siyasete olan ilgisi de azalıyor. Siyaset bizdeki olduğu gibi, başka ülkelerde olduğu gibi bir hayat memat meselesi haline gelmiyor. Eğer biz bu seçimi kazanmazsak, özgürlüklerimiz elimizden gider, temel haklarımız, işimiz, memuriyetimiz elimizden gider, böyle şeyler yok. Avrupa’da genel olarak böyle şeyler olmadığı için insanların siyasete bakışı, yaklaşımı da farklı. Özellikle merkezde olan insanlar böyle baktıkları için de devamlı ‘Aman canım, Avrupa Parlamentosu. Birkaç tane de aşırı sağdan ne çıkacak, onların zaten orada sesi çıkmaz. Onlardan zaten bir zarar gelmez’ diyerek gitmediler. İki şey oldu. Birincisi gördüler ki aşırı sağ ve Euroskeptikler yani Avrupa’ya şüpheyle bakanlar bu işe militanca yaklaşıyor. Diğer partiler gibi değiller. Aşırı sağa kayanlar, Avrupa’ya şüpheyle bakanlar mutlaka gidip oy kullanıyor. Bundan duyulan endişe bu anlamda liberallere yaradı. Liberallerin sayısı artmadı Avrupa’da, bir anda insanlar daha liberal olmaya karar vermedi. Bu insanlar zaten vardı, fakat siyaset ile o kadar ilgilenmiyorlardı, Avrupa Parlamentosu seçimlerine o kadar iltifat etmiyorlardı. Dolayısıyla bu endişe ile dengeleyici bir tepki oluşturdular. Dengelemek için bu şekilde oy kullandılar. İkinci olarak iklim ve çevre meselesi var. Bu konunun uluslararası üstü bir mesele olduğunu gören eğitimli Avrupalı kesim, bunun ancak çözüm yerinin Avrupa Parlamentosu olduğunun bilincine vardı. Tek bir ülke sadece Almanya, Fransa ya da sadece ufak bir ülkenin alacağı önlemlerle İsveç’te, Norveç’te elektrikli arabaların olmasıyla çözülecek bir mesele değil bu. Sınırlar ötesi bir mesele ve geleceği de ilgilendirdiği için özellikle yeni oy kullanacak olan 18-30 yaş arası gençler gittiler, geleceklerini güvence altına almak ve bunu uluslar üstü bir yapı vesilesiyle yapmanın fırsatını değerlendirdiler. Dolayısıyla Yeşil dalganın sebebi bu.”

    ‘GÖÇMEN KARŞITLARININ DA AB İLE ASLINDA BİR SORUNLARI YOK’

    AP seçimlerinin AB üyesi ülkelerin kendi iç siyasi tartışmaları ve çekişmeleri nedeniyle birbirinden farklılıklar taşıdığını söyleyen Aktan, Britanya’da Brexit’in rol oynadığını, Yunanistan’da oylamanın Syriza’ya karşı güven oylamasına dönüştüğünü, Fransa’da Sarı Yelekler hareketine rağmen Macron’un fazla kayıp vermeden seçimden çıktığını anlattı. Göç meselesinin Avrupa’da önemli bir başlık olduğunu ancak aşırı sağda yer alan partilere oy veren kitleleri ‘ırkçı’ olarak yaftalamanın mümkün olmadığını, bu görüşlerin ekonomik sebepleri bulunduğunu söyleyen Aktan, göçmen istemeyenlerin AB ile bir sorunları bulunmadığı değerlendirmesini yaptı:

    “Ülke ülke baktığımız zaman enteresan durumlar var. Avrupa Parlamentosu seçimleri ülkeler için farklı çekişmelerin, farklı hesaplaşmaların arenası oldu. İngiltere’de referandum haline geldi, Yunanistan’da güven oylaması haline geldi, Fransa’da aşırı sağın durumunu gösterecek bir anket haline geldi. İtalya’da Matteo Salvini’nin yaptıklarının onaylanıp onaylanmadığını göstermek anlamına geldi. Macaristan da Orban’ın geleceği ilgili enteresan bir vizyon çizdi. Dolayısıyla bunlar önemli. Fransa’ya baktığımızda esas itibariyle Sarı Yelekler’in aslında taleplerinin sol görünümlü olduğu fakat sokaktaki insanların o kadar da sol olmadığını anladık. Çünkü eğer burada hakça paylaşım, yaşam pahalılığı böyle başladı Sarı Yelekler. Fakat Fransa’da sol partiler yüksek bir oy almadı. eğer bu Sarı Yelekler’in ses çıkardığı kadar bir şey olsaydı, şu anda liberal Macron’un tamamen ezilmiş olması, sol partilerin tavan yapmış olması lazımdı, ama ne tavan yaptı? Aşırı sağ tavan yaptı. Birçok konuda önermenin ne olduğu düşünülüyordu? Aslında sol tarafla başlayan protestoların aşırı sağın buna el attığı ve sadece Macron’u devirmek için aşırı sağ eliyle bunların adeta daha fiziksel şiddet, daha Vandal şekle evrildiği yönünde teoriler vardı. Bu teorileri biraz doğrulamış oldu. Çünkü Le Pen zaten yüksekti. Ama ilk parti olarak yüzde 30’larla çıktı bu parlamento seçimlerinden. Hemen de zaten Macron’a çağrı yaptı. Macron fazla kaybetmedi, Macron daha önce neyse o oldu. Zaten yüzde 60-70 ile iktidar olmamıştı. Yüzde 20’lerle iktidar olmuştu. Sistemin gerektirdiği sebeplerle aşırı sağ gelmesin diye Macron zaten oldu. Macron’un meşruiyeti ile ilgili değişmiş çok fazla bir şey yok. İngiltere’ye baktığımızda referandum olarak görüldüğü için. Brexit Partisi’nin bir manifestosu bile yok, yani bir parti programı yok. İnsanlar Brexit’e oy verdiler sadece. Dediler ki bir anlaşmasız çıkmak istiyoruz. Brexit’e oy verenler aşırı sağ diyoruz. Her aşırı sağ partiye oy verenleri Avrupa’da direkt ırkçılık olarak yaftalamak doğru olmaz. Mesela birçok insandan duyuyoruz, CHP’liden de, MHP’liden de duyuyoruz, ‘Bu kadar Suriyeli çok artık ülkemizde’ diyoruz. Bu illa ırkçılıktan kaynaklanmıyor, farklı sebepler var. Buradaki insanlar da Avrupa’daki insanlar da sadece ten renginden veya o millete mensup insanlardan özel olarak hoşlanmadıkları için değil ekonomik sebepler ve başka sebeplerle ilgili böyle bir karar alıyorlar. Aşırı sağcılar ve Avrupa’ya şüpheyle bakanlar da aynı grup değil tam olarak. Her aşırı sağcı, Avrupa’ya şüpheyle bakan değil mesela. Avusturya’da bunu görüyoruz. Avusturya’da göçmen istemeyenler aynı zamanda Avrupa Birliği’nden de ayrılalım demiyorlar, AB ile ilgi bir problemi yok onların. Avrupa Parlamentosu’nda da iki gruba ayrılmış durumdalar, EFDD ve ENL olarak.”

    ‘AŞIRI SAĞIN BİRLEŞMESİ ÇOK ZOR, EN BÜYÜK HANDİKABI BU’

    Diğer yandan Aktan, 20 yıldır ilk kez merkez sağ ve merkez sol partilerin AP’de çoğunluğa sahip olamayacaklarını belirtirken, aşırı sağda yer alan partilerin de bir araya gelerek bir blok oluşturmasını ideolojik mayaları nedeniyle olanaklı görmüyor. Aktan’a göre merkezdeki partilere yeşiller ve liberallerin verecekleri destek AP’de yasal çerçeveyi belirlemek için kafi gelecek:

    “EFDD ve ENL birleştiği zaman liberalleri 5-6 sandalye ile geçiyorlar. Dolayısıyla böyle bir blok oluşursa, güç. Ayrıca Viktor Orban karar verirse ki şu anda Hristiyan Demokrat merkez sağda olan 13 tane sandalyesi var sadece Viktor Orban’ın partisinden, Macaristan’dan. Derse ki ben bunları Hristiyan Demokratlardan çekiyorum ve Avrupa’ya şüpheyle bakanlara ya da aşırı sağ kısmına geçiyorum derse, neredeyse 130’a kadar ulaşacak bir sandalye olur. Fakat bu noktada hemen daha seçim gecesi Hristiyan Demokrat, yani merkez sağın lideri Manfred Weber ne dedi? Merkezdeki partileri kastederek Yeşil’i, liberali, kendisi merkez sağ, merkez sol, bizim hala bütün oylamaları geçirmek için, kanunları yapmak için bununla ilgili çoğunluk yeterli. En baştan sarih şekilde söyledi. Asla Avrupa’ya şüpheyle bakanlar ve aşırı sağ ile bir işbirliğine gitmeyeceğiz dedi. Bu çok önemliydi, çünkü merkez sağ hala Avrupa Parlamentosu’nun kan kaybetmiş olsa da en büyük partisi. Manfred Weber’in bu açıklaması çok hayatiydi. Ne olursa olsun izole kalmaya devam edecekler. Dolayısıyla daha liberallere mahkum olacaklar. Çünkü 20 yıldır ilk defa merkez sağ ve merkez sol, sosyalist demokratlar ve Hristiyan demokratlar çoğunluğu elinde tutmuyorlar. Dolayısıyla Yeşiller’e gidecekler, bu daha çevreci bir Avrupa demek. Liberallere gidecekler, bu daha gevşek birtakım göçmen politikaları demek. Bu daha fazla tepki doğurur ve daha fazla aşırı sağa yol açabilir mi, bunu zaman gösterecek. Aşırı sağın göçmen karşıtlığı ve birtakım çok temel içgüdüler dışında bir politikası, programı var mı, insanlar bunu görecekler. Onu istemeyiz, bunu istemeyiz diyecekler ve belki de başka konularda başka bir şey üretemedikleri için onlara oy verenler de ‘Siz de başka bir şey bilmiyor musunuz’ diyerek tekrar daha merkeze kayabilirler. Bu da olabilir zaman içerisinde. Burada önemli olan şu. Zaman içerisinde her ne olursa olsun insanlar artık Avrupa Parlamentosu’nun eskiye göre daha güçlü olduğunu, ona daha fazla ilgi ve katılım gösterilmesi gerektiğini ve bunun bir şekilde hayatlarını etkilediklerini gördüler. Dolayısıyla Avrupa biraz bunun kazanımına odaklanmak istiyor. İyi tarafına bakmak istiyorlar meselenin. Daha çok katılım oldu, bundan sonra daha fazla katılımı nasıl sağlarız, bunu yaparken de nasıl aşırı sağı biraz daha frenleriz. Neden birleşemiyorlar, daha büyük bir grup neden olamıyorlar? Çünkü aşırı sağın doğasında bu yok. Zaten aşırı sağ doğal olarak karakteri gereği bu birleşmelere karşı. Adamlar kendi uluslarının çıkarlarını düşünmek istiyorlar. İlk önce Hollanda, İtalya diyorlar, Trump’ın söylemiyle söylüyorum. İlk önce Macaristan diyorlar ve Avrupa Parlamentosu’na gelip birlikte hareket etmeleri gerektiği zaman bu ikilem ortaya çıkıyor. Biz birlikte hareket edelim ama netice itibariyle ben kendi ülkem adına hareket etmek istiyorum, başkası kendi ülkesi adına hareket etmek istiyor. Oysa liberaller, Yeşiller, merkez sağ, merkez sol onlar Avrupa düşünerek birtakım konularda bir araya geliyorlar. Dolayısıyla aşırı sağın kendi arasında bir grup oluşturması çok zor. Bu aşırı sağın yumuşak karnı, en büyük handikabı.”

    ‘BRİTANYA’DA BREXITÇİLERLE KARŞITLARI YENİŞEMEDİ, GENEL SEÇİME GİDİLİR’

    Aktan’a göre AP seçimlerinde Brexit Partisi’nin patlama yapmasına yol açan anlaşmayı parlamentodan geçiremeyen Başbakan May’in istifasıyla oluşan yeni tabloda kimin yeni lider olacağı fazla önem taşımıyor. AP seçimlerinde de Brexit yanlıları ile karşıtlarının yenişemedikleri görüşünü dile getiren Aktan’a göre, Britanya’da ikinci bir referandum olasılığı var ancak büyük olasılıkla genel seçime gidilecek:

    “Britanya’da şu dakikada kimin başbakan olduğunun bir önemi yok. İster Boris Johnson olsun ister Ahmet olsun hiç önemli değil. Şu an İngiliz Parlamentosu’nda olan iki ana parti gücünü kaybetmiş durumda. Yapacakları hiçbir şeyin meşruiyeti yok. Atacakları hiçbir adımın geçerliliği yok halkın gözünde. Halk onları tamamen silmiş durumda. 2002’de Türkiye’de partilerin başına gelen şey İngiltere’de merkez sağ ve merkez solun başına geldi. Adeta silinme noktasına geldiler. İki seçim önce siyasetten silinen liberaller geri geldiler. Bu noktada Brexit o kadar önemli bir karar ki İngiltere’nin geleceği açısından. Ekonomi, askeri, güvenlik, torak bütünlüğü her şeyi ilgilendiriyor. İskoçya’nın bağımsızlığı, kuzey İrlanda’nın, Galler’in bağımsızlığına kadar her şeyi ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu konu her şeyin üzerinde İngiltere’de. Böyle olduğu için bu konuyla ilgili oy verilmeyen partilerin şu anda ne yaptığı, ne yapmak istediğinin hiçbir önemi kalmadı. Kimin başbakan olacağının hiçbir önemi kalmadı. İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’nin de hemen seçim sonrasında açıkladığı gibi ya genel seçim ya da ikinci bir referandumun kaçışı yok. Bunu yapmak zorundalar artık. Çünkü bu bir güven oylamasına dönüştü. Brexit Partisi’nin bir parti manifestosu yok. Brexit’i gerçekleştirse bile sonrasında ne yapacağı belli değil. Brexit Partisi lideri Nigel Farage, biz iki partili sistemi bozmak istiyoruz, artık bunun zamanı bitti diyor. Bu zamanı bitti dediği şey o kadar eski bir gelenek, köklü bir yapı ki İngiliz Parlamentosu, bunun taşlarını yerinden oynatmak ve farklı bir sistemi geçmek İngiltere’de birçok insanın hayal etmediği, düşünmediği bir şey. Ama artık bu masaya biz de oturacağız diyor. Böyle iki partili olmayacak bu işler. Biz de Brexit Partisi olarak dahil olacağız, isterlerse liberaller de dahil olacaklar. Genel seçim olmuyorsa bile defacto olarak olacak, olmuyorsa genel seçim olacak. İnsanlar genel seçime gidecekler, genel seçimde programı belli olmayan bir parti sırf Brexit’i gerçekleştirsin diye oy verecekler. Herkes şunu iddia ediyor İngiltere’de. Bir taraf, kusura bakmayın Brexitçiler kaybetti. Çünkü yüzde 30 civarı bir oy aldılar, yüzde 50’nin çok altında olduğuna göre Brexit zaten artık gerçekleşemez. Brexitçiler de diyor ki hayır o öyle değil, biz yüzde 33 civarı oy aldık. Üstüne anlaşmalı şekilde Brexit’ten çıkmayı isteyenler de yüzde 15-20 civarı oy aldı. Dolayısıyla iki taraf da Brexit’i istiyor, sadece biri anlaşmalı, diğeri anlaşmasız istiyor. Brexit’i isteyenlerin sayısı hala daha fazla diyorlar. Şu anda kavga kimin haklı olduğu. Buradaki kavga Brexit’in siyah beyaz olmamasından kaynaklanıyor. Çıkalım mı kalalım mı sorusu Brexit’te yanlış bir soru olduğu için referandum yanlış bir referandum olduğu için çıkmanın ve kalmanın farklı tonları olduğu için şu anda bu ikilemi yaşıyorlar. Halk Brexit’i istiyor mu, istemiyor mu anlayamadılar bir türlü çünkü. Anlaşmayla çıkalım diyen partiler de oy aldı, anlaşmasız çıkalım diyen partiler de oy aldı. Ama en çok oyu çıkmayalım diyenler oy aldı. Buradan baktığınız zaman kimse yüzde 50’yi geçemedi. Dolayısıyla referandum olursa, ne soracaklar referandumda, yine aynı soruyu mu soracaklar, yoksa anlaşamaya mı evet diyorsunuz diye soracaklar, bu bilinmiyor. Benim öngörüm genel seçim olacağı.”

    Etiketler:
    Yeşiller, Avrupa Birliği, liberal, Avrupa Parlamentosu, Sertaç Aktan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın