04:10 16 Eylül 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘AB’nin müzakereleri hukuken bitirmemesinin ardında, Türkiye'nin Rusya ve Çin'e itilmesi kaygıları var'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı Ceyda Karan
    0 30
    Abone ol

    Can Baydarol’a göre, AP seçimleri sonrası yeni Avrupa Komisyonu hem Brexit Britanyası hem Türkiye için önemli. AB’nin müzakereleri fiilen olmasa da hukuken bitirmemesinde Türkiye’yi Rusya ve Çin’e itme kaygılarının rol oynadığını belirten Baydarol, bunun Ankara’nın işine geldiğini belirtti.

    Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından oluşan yeni siyasi yelpaze ile birliğin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun bileşimi için bilek güreşi başladı. Yeni Avrupa Komisyonu, Britanya ile Brexit süreci ve Türkiye meselesinde önemli roller oynayacak. Eski Komisyon’un giderayak yayınladığı adaylık raporunda ise Türkiye’ye dair zehir zemberek eleştiriler yer alırken, Ankara ile yeni müzakere başlıklarının açılmaması, açılmışların da kapatılmamasına hükmedilmesi dikkat çekti.

    AP seçimleri sonucu AB yönetiminde oluşan yeni durum ve Türkiye ile ilişkilerin geleceğini AB Uzmanı Can Baydarol ile konuştuk.

    ‘AB’NİN EN BÜYÜK KORKUSU YÜKSELEN AŞIRI SAĞ’

    Can Baydarol’a göre, Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde AB için korkulan olmadı. “AB karşıtlarına karşı AB destekçileri olarak da görebileceğimiz yeşiller ve liberaller en azından şu anda AB merkezi Brüksel’in durumu kurtardığını gösteriyor” diyen Baydarol, seçimlere katılımın yükselmesinde aşırı sağa ‘dur’ demek isteyenler ve genç kuşağın sandığa gitmesinin etkili olduğunu belirtti. AB’ye üye her ülkenin siyasi durumundaki farklılıklara da işaret eden Baydarol, özellikle Brexit sürecinin sancılarını yaşayan Britanya’da durumun karışık olduğunu vurguladı. Brexit’in geleceğinde AP seçimlerinin ardından yeni oluşacak olan birliğin yürütme organı Avrupa Komisyonu’nun bileşiminin öne çıkacağını vurgulayan Baydarol, yeni komisyonun Türkiye açısından da önem taşıdığını ekledi:

    “Çizilen tablo şu anda klasik merkez sağ ve merkez solun giderek eridiği buna karşılık Yeşil ve liberal kuşağın merkez sağ ve soldan eksilen yeri doldurduğu gibi. Biraz daha renkli bir Avrupa Parlamentosu’na işaret ediyor. Öteki taraftan Avrupa Birliği’nin korktuğu başına gelmedi. Çünkü en büyük korku yükselen aşırı sağ, ki iki tür sağ vardır. Bir, bizim de bildiğimiz klasik ulusalcı sağ var, yani merkez devlet esas sağ var. Ama şimdi bir de popülist sağ çıktı. Bunlar devleti de düşünmüyorlar, bütün amaçları içeriye sızıp Avrupa Birliği’ni içeriden göçertmek. Böyle garip bir durum var Avrupa’da. Ama şu an o korkulan olmadı. Çünkü AB karşıtlarına karşı Avrupa Birliği destekçileri olarak da görebileceğimiz Yeşiller ve liberaller en azından şu anda AB merkezi Brüksel’in durumu kurtardığını bize anlatıyor. Ama ülke bazına inip baktığımızda aynı şeyi söylemek mümkün değil, her ülkenin bu sefer kendi siyasi geleceğinin farklılaştığını görmek gerekiyor. Yüzde 51 oy kullanımı Avrupa Parlamentosu için hakikaten rekor bir oran. Geçtiğimiz yıllarda yüzde 20’lerden bahsederdik. Bu kadar insanın neden oy kullandığını da Brexit sürecine bağlamak mümkün. Bir de bu aşırı sağın yükselişine karşı aman mevcut durumu kontrol altında tutalım diyen genç kuşağın tepkisi liberaller ve Yeşiller’in ön plana çıkmasına da yol açmış vaziyette. Genel tablo bu şekilde özetlenebilir. Biraz ülke bazına gidersek İngiltere için işler biraz karışık. May istifasını verdi ve kabul edildi, 7 Haziran’da koltuğunu devredecek, peki kime? Çeşitli isimler var. Bu yeni durum karşısında İngiltere’de bu durum acaba bir erken seçime mi işaret ediyor? Çünkü daha iki ay önce kurulan Brexit Partisi neredeyse birinci parti vaziyetine geldi. İngiltere’de çıkmayı savunuyorlar, anlaşılıyor. Ama yüzde 50’lik katılım bize tam eğilimi yansıtmıyor. Bu yüzde 50, 80’lere çıktığı zaman nasıl bir panorama ortaya çıkar, o da bir başka kuşkuyu beraberinde getiriyor. İngiltere’de ayrılmak istemiyoruz şeklinde bir girişim olursa, şu anda görüyoruz ki iktidardaki muhafazakarlar baya bir oy kaybı yaşadılar. Bu görüntüde ayrılmak isteyecek olan yeni taraf veya ayrılmamak isteyenler kazanırsa, yeni bir Brexit referandumu ile mi karşı karşıya geleceğiz, bu ciddi bir soru. Ayrılmak isteyenler kazanırsa, tekrar anlaşmalı mı, anlaşmasız mı’yı tartışacağız. Ama bu sefer bu parlamentodan farklı bir komisyon çıkacak. Mevcut komisyonun bugüne kadar yaptığı müzakereler de bir anlamda bitiyor. Önümüzdeki dönemde zaten daha hafta başında hemen seçimler biter bitmez hükümet ve devlet başkanları toplandılar, şimdi komisyonu başına kimi getireceğiz tartışmasındalar. Avrupa Parlamentosu önemli ama sonuçta kamuoyunun yansıması. Esas yürütme organı Avrupa Komisyonu. Dolayısıyla Avrupa Komisyonu’nun yeni oluşumu İngiltere ve bizim açımızdan çok önemli. Yeni komisyona seçilecekler Türkiye’ye nasıl bakacaklar, İngiltere’nin ayrılık sürecine nasıl bakacaklar?”

    ‘AB İÇİNDE İZLENEN POLİTİKALARA YÖNELİK CİDDİ HOŞNUTSUZLUK VAR’

    Baydarol, AB’ye üye ülkelerde ortaya çıkan farklı tablolara da dikkat çekti. Yunanistan’ın Syriza’nın gerilediğini, Brüksel ile bütçe krizi yaşayan İtalya’nın iyice aşırı sağa kaydığını anımsatan Baydarol, İber yarımadasında ise sosyalistlerin hala güçlü olduğuna dikkat çekti. Doğu Avrupa ülkelerinin AB ile çok ilgilenir görünmediğini belirten Baydarol, AB’nin izlediği politikalara yönelik ciddi hoşnutsuzluğun belirtilerinin anlaşıldığını kaydetti:

    “Yunanistan’da bu sefer 7 Temmuz’da bir erken seçim kararı almak zorunda kaldı Çipras. Orada da radikal sol diyebileceğimiz sol geriledi. Buna karşılık muhafazakar eğilimler ön plana çıktı. İtalya baya aşırı sağa kaymış vaziyette. Orada durum oldukça karışık. İtalya’da da Avrupa Komisyonu’na çok büyük tepki var. Avrupa Komisyonu, İtalya’nın bütçesini daraltmasını istiyor, yani kemer sıkma, buna da herkes isyan ediyor. Çıkıyorsunuz Fransa’ya, Le Pen, Macron istifa etsin dedi. Çünkü Macron’dan daha fazla oy aldım dedim. Aslında Le Pen’in durumu o kadar net değil. Çünkü daha önce yüzde 24 olan oyu şu anda yüzde 23’e gerilemiş vaziyette ama yine hala Macron’un önünde. Durumu korumuş ama çok da büyük bir ilerleme kaydetmemiş. İber Yarımadasında sosyalistler iyi durumda Portekiz olsun, İspanya olsun. Çünkü 1980’li yıllara kadar süren faşist rejimlerden çıkmış bu insanlar. Onun hala izleri andığa yansıyor tepki olarak. Yeni katılanlara baktığımızda yüzde 20’lerde oy oranları, 16’lara kadar düşüyor, Polonya, Macaristan dediğimiz zaman. Onların çok Avrupa Birliği ile ilgilenmediğini anlıyoruz. Dolayısıyla çıkan tablo aslında bize AB’nin şu ana kadar izlediği politikalar konusunda ciddi bir hoşnutsuzluğun olduğunu gösteriyor.”

    ‘AB’NİN TÜRKİYE İLE İPLERİ KOPARMAMA TUTUMU ANKARA’NIN DA İŞİNE GELİYOR’

    Türkiye ve AB ilişkileri ile Avrupa Komisyonu’nun son raporunu değerlendiren Baydarol, iki taraf arasında şu anda zaten fiili anlamda müzakerelerin yürümediğini, ancak hukuken üyelik sürecinin de durdurulmadığını anımsattı. Sürecin hukuki olarak durdurulmasının Türkiye’yi başka yollara sokma tehlikesi barındırdığını belirten Baydarol, AB içerisinde de Ankara’nın Batı’dan koparak Çin ve Rusya’nın eksenine girebileceği tartışmalarından hareketle bağları kesmemek gerektiğini söyleyenlerin eksik olmadığını, bunun da Ankara’nın işine geldiğini kaydetti:

    “Hristiyan Demokratlar’ın bu kadar oy kaybetmesi bizim için iyi bir şey oldu. Avrupa Komisonu başkanlığı için Alman Manfred Weber’in ismi biraz erken ortaya konuldu. Siyasette malum (birisini) ‘yemek istiyorsanız’ ismini erken ortaya atarsınız. Weber Türkiye karşıtı laflar üretiyor. Ama acaba o pozisyona geldiği zaman Türkiye ile müzakereleri radikal bir şekilde kesmek doğru bir şey mi, o da AB’nin bir başka sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Şu anda müzakere yok, ama fiili olarak yok. Bahsettiğim hukuki olarak müzakereleri kesmek. Son Avrupa Parlamentosu raporu oydu. Ama bunu hukuki hale getirmenin Türkiye’yi bambaşka yollara gitme konusunda önünü serbest bırakma olduğu ortaya çıkıyor. Hele şu karışık dönemi de dikkate alırsanız. Türkiye’nin S-400 macerasıyla birlikte ortaya çıkan, Türkiye acaba NATO’dan ayrılıp tamamen Batı’dan kopup Rusya-Çin eksenine mi giriyor tartışmaları da var. Buna karşılık böyle bir şey yapmayalım, zaten fiilen uyutuyoruz. Bu pozisyon Türkiye’nin de işine geliyor. Çünkü son komisyon raporu zehir zemberek. Bunu bekliyorduk. Dolayısıyla çok da şaşıracak bir şey yok.”

    ‘BİR AB UZMANI OLARAK AVRUPA BİRLİĞİ’NİN KURULMADIĞINI İDDİA EDİYORUM’

    Baydarol, Türkiye ile ilgili son raporda Avrupa Komisyonu’nun hiçbir müzakere başlığı açılamayacağı, açılanların da kapatılamayacağının hükme bağladığını anlatırken, buna Ankara’nın Kopenhag Kriterleri’nden çok uzaklara gitmesinin yol açtığını anımsattı. Ancak oluşacak yeni komisyonun ‘stratejik düşüneceğini’ de belirten Baydarol, aslında AB’nin sadece ortak para birimine geçtiğini ve aslında ‘beş benzemez’ olarak ülkeleri çatısı altında toplarken siyasi birlik, ortak dış politika ve güvenlik politikası anlamında zaten ‘kurulmamış bir birlik’ olduğu görüşünü dile getirdi:

    “Ne diyor komisyon kısaca? Artık yeni müzakere başlıkları bu koşullarda açılamaz, Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerinden çok uzaklara gitti dediler. Dolayısıyla bu görüntü altında yeni gelecek komisyonun acaba Türkiye’ye bakışı ne olacak bir, acaba yeni gelen komisyon stratejik bir düşünce çerçevesinde gelebilecek mi, iki. Ben Avrupa Birliği uzmanı olarak Avrupa Birliği’nin kurulmadığını iddia ediyorum. Maastricht Antlaşması, kağıt üstünde Avrupa Birliği ismini koymuş olabilir Avrupa Birliği’ne. Ama Maastricht Antlaşması esas itibariyle Avrupa Birliği’nin nasıl kurulacağını tarif eden bir antlaşmadır. O tarif üzerinden yola çıktığımızda ortada ne bir siyasi birlik, ortak dış politika, güvenlik politikası yok. Bir tek ortak paraya geçebildiler, Euro’ya geçtiler. O da başlarına bin tane dert açtı. Çünkü orada da beş benzemez ülkenin aynı çatı altında toplanması söz konusu oldu ekonomik olarak. Bütün bunları alt alta yazdığımız zaman Avrupa’nın geleceği baya türbülans bir geleceği bize işaret ediyor, sırf Avrupa Parlamentosu seçimleri değil. Avrupa Parlamentosu seçimlerinden yola çıkarak her ülkenin kendi içinde yapacağı genel seçimlerin nasıl ortaya çıkacağı da aslında büyük soru işaretlerimizin cevaplarını biraz getirecek mahiyette olacak.”

    ‘KOMİSYON İÇİN DRAGHI’NİN İSMİ DE DOLAŞIYOR’

    Diğer yandan Baydarol, Avrupa Komisonu başkanlığı için Almanya’da liderliği bırakmaya hazırlanan Merkel’in yanı sıra Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi'nin isminin de konuşulduğunu anlattı. Baydarol’a göre sosyalistlerin adayı Timmermans’ın başkanlık şansı da hayli yüksek:

    “Merkel belki de Avrupa Komisyonu’nun başına kendisini layık görüyor. O dedikodu da var. Benden daha deneyimli, benden daha fazla Avrupa’yı bilen, belki de Avrupa Birliği’ni Alman Birliği’ne dönüştüren kimse var mı diye herhalde sorguluyor. Çünkü yapılan en büyük eleştirilerden birisi de Hitler’in başaramadığını, Merkel başardı ekonomi aracılığıyla gibi yaklaşımlar da var. Dolayısıyla Merkel’in kendi ismini telaffuz etmesi bu anlamda kolay değil. Ama gönlünden geçen aslan da bir parça komisyon başkanlığı olabilir. Alman şansölyeliğinden sonra bir anlamda AB başbakanlığı anlamına gelecek komisyonun başına geçmek hakikaten önemli. Sırf Merkel’in ismi bu anlamda dolaşmıyor belki ama. Draghi’nin ismi dolaşmaya başladı. O da Avrupa Merkez Bankası Başkanı olması sıfatıyla diye. Timmermans bence önemli adaylardan birisi olabilir. Çünkü en azından Avrupa Komisyonu işleyişini çok iyi bilen, yedi dil bilen, Avrupa değerlerini savunan ama fazla sosyal demokrat görüntüsü altında olduğu için bu sefer muhafazakârların tepkisini çeken biri olarak karşımıza çıkıyor. Weber, Türkiye ile ilgili bu çağrıları yaptı ama seçilmeyecek. Sular duruldu gibi duruyor ama Macron net bir şekilde bu isme karşı. Macron’un pozisyonu şu. Şu anda Fransız iç politikasında çok popüler değil, çok da sevilen bir isim değil. Sarı Yelekler hareketinin temel hedefinde Macron var. Buna karşın bugün AB’nin devamı için kendisini ön plana koyan bir isim olarak karşımıza çıktı. Macron orada bir parça son söz söyleme yetisini sanki üzerinde toplamış gibi duruyor.”

    ‘AB’NİN HATASI ORTADA HAVUÇ YOKKEN SOPA GÖSTERMESİ’

    Baydarol’a göre AB’nin Türkiye ile ilgili asıl hatası ortada havuç yokken sopa göstermesi. Ankara’nın ‘Türkiye’yi almakta samimi misiniz, karar verin’ söylemlerinin karşılığının bulunduğu görüşündeki Baydarol, Brüksel’in hukuk konusunda Türkiye’de de dile getirilen eleştirilerinde haklı olduğunu ancak diğer yandan Doğu Akdeniz gibi alanlarda sürekli ‘itip kakarak’ Ankara’yı zorladığına dikkat çekti. AB’nin bu konudaki politikalarının Türkiye’nin KKTC’yi ilhakına yol açabileceğine dikkat çeken Baydarol, “Bu riskin ne kadar farkındalar, endişelerim var” ifadelerini kullandı. Baydarol’a göre,  öncelikle Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin ‘normalleştirilmesine’ ihtiyaç var:

    “Avrupa Birliği’nin burada çok söz söyleme hakkının olduğunu düşünmüyorum. Çünkü normal müzakere süreçlerine baktığımızda ortada havuç-sopa ilişkisi vardır. Havuç tam üye olacaksın, bunlardan yararlanacaksın, sopa da ‘bunları yapmazsan, haa’ diye sopa gösterilir. Fakat Avrupa Birliği’nin hatası ortada havuç yokken sopa göstermesi. O zaman da o sopanın herhangi bir etkisi olmuyor. ‘Siz samimi misiniz, Türkiye’yi alacağınız konusunda bir netleşin, ondan sonra söylediklerinizi dikkate alalım’ gibi bir durumla karşı karşıya Türkiye. Dolayısıyla evet söylenenler sert sözler, zaten aslında Türkiye’de yaptığımız adamlar alıp tartışmaları kağıda döküyorlar. Hukuk konusunda bizim de eleştirilerimiz, her şey var. Ama Doğu Akdeniz dediğimizde başka bir şey var orada. Kıbrıs Rum kesimi ve ona bağlı olarak ortaya çıkarmaya çalıştıkları kıta sahanlığı meseleleri giriyor işe. Biraz daha bu doğrultuda giderlerse, Türkiye’yi KKTC’yi ilhak etmeye kadar gidebilecek sorunlara yol açabilirler. Bu riskin ne kadar farkındalar, endişelerim var. Çünkü siz hem Türkiye’yi itip kakacaksınız hem de kendi egemenlik yetkilerinden vazgeçmeye zorlayacaksınız. Böyle bir anlayış çok fazla geçerli olamaz. Türkiye-AB ilişkilerine baktığımız zaman garip bir durum var. Ekonomik çıkarlar, Avrupa değerleri ne derseniz deyin, Türkiye ile AB’nin çok ciddi şekilde ortak çıkarlara sahip olduğunu görüyoruz. Fakat maalesef siyasi söylem bu ortak çıkarlara aykırı davranıyor. Bizim Türkiye’nin Avrupa’ya, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var sözünden yola çıkarsak, ilişkileri tam üyeliği şimdilik unutmak ama ondan vazgeçememek kaydıyla ilişkilerin normalleştirmemiz gerekiyor. Ama normalleşmenin bir ön safhası var o da makulleşme. Şu anda hepimizin bir makulleşmeye ihtiyacımız olduğu düşüncesindeyim. Bunun Türkiye ayağı da çok önemli. Türkiye’nin kendi iç politikasında da artık makulleşmesi gerekiyor ki dış politikada ne yapıp edeceğinin kararlarını düzgün verebilsin. Şu anda aslında burada yeni komisyon kurulacak ama Türkiye ne olacağının kararını da bizler vereceğiz. Dolayısıyla burada her iki tarafa da ciddi yükümlülükler düşüyor.”

    İlgili konular:

    'Neoliberal AB bir başarı hikayesi değil, Avrupa'nın çok ciddi sorunları var'
    '750 bin AB vatandaşı Brexit sonrasında İngiltere'de kalmak istiyor'
    Almanya: AB-Türkiye arasındaki göçmen mutabakatı durumu rahatlatıyor
    Etiketler:
    Avrupa, Çin, Rusya, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği (AB), Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın