04:11 16 Eylül 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye Doğu Akdeniz'de adım adım yalnızlaştı; hamasi söylemler yetmez, bölge ülkeleriyle konuşmaya başlamalı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı Ceyda Karan
    0 0 0
    Abone ol

    Emekli Büyükelçi Loğoğlu’na göre Türkiye, Doğu Akdeniz konusunda adım adım ‘yalnızlaştı’. Bölgede arama ve sondaj faaliyetlerinin sürmesi gerektiğini belirten Loğoğlu, Türkiye’nin komşularla ilişkilerini yeniden tesis ederek hem devletler hem uluslararası şirketlerle hak ve hukukunun anlatılacağı diplomatik girişimler gerektiğini vurguladı.

    Türkiye ile Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’deki enerji gerilimi AB’ye taşınıyor. Ankara, gerek kendi çıkarları gerekse KKTC’nin çıkarlarının takipçisi olacağı mesajı vererek Fatih’in ardından Yavuz sondaj gemisi aracılığıyla Doğu Akdeniz’de faaliyetlerine başlayacağını ısrarla vurgularken, AB’den ‘kınama’ açıklamaları eşliğinde ‘bedel ödeneceği’ mesajları aldı.

    Doğu Akdeniz’de tırmanan gerilimi emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu ile konuştuk.

    'TÜRKİYE, DOĞU AKDENİZ KONUSUNDA HEP GERİLERDEN GELDİ'

    Faruk Loğoğlu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz konusunda geçmişten beri hep ‘geriden geldiği’ ve ‘atıl kaldığı’ görüşünde. Bölge ülkelerinin 2000’li yılların başlarından itibaren münhasır ekonomik bölgelerle ilgili anlaşmalar imzaladıklarını anımsatan Loğoğlu, Türkiye’nin ise ‘giderek yalnızlaşan’ bir konuma sürüklendiğini belirtti:

    "2000’li yılların başından itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidar dönemine denk geliyor, Türkiye, Doğu Akdeniz konusunda hep gerilerden geldi. Hatta atıl kaldı. Buna mukabil Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2003’te Mısır ile, 2007’de Lübnan ile, 2010’da İsrail ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzaladı. Büyük batılı petrol şirketlerine lisanslar verdi, araştırma sondaj yaptıkları için. Türkiye ancak 2011 yılında bir kıpırdadı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle bir kıta sahanlığı anlaşması yaptı. Son dönemlerde bölge ülkelerin eleştirilerine baktığınızda tamamen yalnızlaşmış, kendini yalnızlaştırmış bir Türkiye görüyoruz. Buna karşılık Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan’ın da desteğiyle hem Amerika hem Avrupa Birliği’nden değişik gerekçeler öne sürerek özellikle Türkiye’nin araştırma ve sondaj faaliyetlerinin Kıbrıs Rum Yönetimi’nin egemenliğini ve haklarını ihlal ettiği gerekçesini ileri sürerek Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum Avrupa Birliği, ABD ile sorunlu ilişkileri, bölge ülkeleriyle kötü ilişkileri, ekonomisinin bu durumu Yunanistan, Rumlar ve onlarla birlikte hareket etme yanlışlığını sürdüren AB’nin iştahını kabartıyor."

    'DOĞU AKDENİZ’DE TÜRKİYE’NİN ARAMA VE SONDAJ FAALİYETLERİ SÜRMELİ'

    Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinin sürdürülmesi gerektiği görüşünü dile getiren Loğoğlu’na göre, Ankara sadece caydırıcı nitelikte askeri güç sergilemekle ve ‘hamasi söylemlerle’ yetinmemeli, bölge ülkeleriyle ilişkilerin rayına oturtmak için Türkiye’nin hak ve hukukunun doğru düzgün anlatılacağı diplomatik girişimlerde bulunmalı:

    "Hükümetlerin şikayet etmesi işin en az önemli olan bölümü. Şikayet edersin ama yeterli değil, sizi bir yere götürmez. Türkiye’nin hak ve hukuk sahibi olması Doğu Akdeniz’de doğru. Ama bu doğru politikalar ve söylemler ile, etkin diplomasiyle desteklenmediği takdirde siz istediklerinizi alamazsınız. Oysa bizim şu anki tutumumuz kim bize haksız ve hukuksuz davranıyor ise ki öyledir, onlara karşı hamaset, yüksek perdeden çatma gibi bir tepki ile bu işin içinden çıkacağımızı zannediyoruz. Hayır bu iş daha da kökleşir daha da aleyhimize dönüşür. Çünkü kimse kimseden korkmuyor, biz nasıl kimseden korkmuyor isek kimse de Türkiye’den korkmaz. Onun için söylemlerin doğru politikalar yansıtması lazım. Bir de doğru diplomasi ile bunların anlatılması lazım. Şimdi bağırıp çağırmak yerine ki onu çok seviyor bizim hükümetimiz, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin araştırma gemileri tarafından yapılan arama ve sondaj faaliyetlerinin sürmesi lazım. Bu konuda herhalde Türkiye’nin tek bir ses halinde bu araştırmalarının arkasında olması lazım. Ama o da yetmez. O Türkiye’nin askeri sert, katı gücünü göstermek de tek başına yetmez. Önce Türkiye’nin bölge ülkeleriyle konuşmaya başlaması lazım. Özellikle Mısır ile İsrail ile. Lübnan ile biraz konuşuyoruz ama Suriye ile… Bu ülkelerin birçoğunda bizim büyükelçimiz dahi yok. O bağlamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaptığı çağrı, hatta daha önce Kıbrıs’ta görev yapmış büyükelçilerimizin, emekli büyükelçilerimizin yaptıkları çağrılara da dikkat ederseniz ilk satır bölge ülkeleriyle yeniden diplomatik ilişkilerin ve kanalların kurulması ve onların kazanılmaya çalışılması, birinci adım bu. İkinci adım, Avrupa Birliği ve ABD nezdinde Doğu Akdeniz’deki hak ve hukukumuzun daha sürekli bir biçimde anlatılması. Bunu bir defa söyledik, artık yeter anlasınlar da yeterli değil. Sürekli anlatmak lazım. Üçüncüsü de Doğu Akdeniz’deki çatışmanın aslında bir Rusya-Amerika Birleşik Devletleri yarışması olduğunu da dikkate almak lazım. Amerika Birleşik Devletleri’ni uyarmak lazım. Siz Türkiye’yi daha fazla Rusya’nın kucağına ittiğiniz takdirde ister Doğu Akdeniz bağlamında ister S-400 bağlamında Doğu Akdeniz ve Rusya’nın stratejik varlığı ve gücü artacaktır. Bu mu sizin istediğiniz diye bunu ABD’ye hatırlatmak ve sormak lazım."

    'CİDDİ BİR POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ GEREKİYOR'

    Loğoğlu’na göre, Doğu Akdeniz’deki hakların temini için öncelikle Türkiye’nin dış politika stratejilerini yeniden belirlemesi gerekiyor. AB’den gelen sondaj faaliyetlerinin devam etmesi halinde gümrük birliği güncelleme anlaşmasının askıya alınacağı uyarılarının zaten süreç fiilen askıda olduğu için altının boş olduğunu belirten Loğoğlu, diğer yandan uluslararası petrol şirketleriyle görüşerek, güvenli ülke imajı oluşturması gerektiği görüşünü aktardı:

    "Hakikaten ciddi bir politika değişikliği gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mursi öldürüldü, bu konunun peşini bırakmayacağız, Mısır’ın mahkemeye çıkartılması lazım şeklinde bir açıklama yapmış. Böyle zaten sıkıntılı bir ortamda Mısır’ı bir daha karşımıza almanın fazla bir faydalı yanını göremiyorum. Avrupa Birliği’nin bundan sonra atacağı adımların ne olduğu şu anda belli değil. Gümrük Birliği yenileme müzakereleri zaten uzun zamandır askıda, bir ilerleme de yok. Türkiye bunu haklı olarak talep etmişti, bekliyor. Avrupa Birliği buna gereken yanıtı vermedi. Dolayısıyla Gümrük Birliği’nin şu sırada telaffuz edilmesi nesnel gerçek bir karşılığı yok. Türkiye’nin bu konuda bölge ülkeleriyle, Avrupa Birliği ile ABD ile yapacağı sürekli diplomatik atağın ikinci bir boyutu da uluslararası petrol şirketlerinin nezdinde yapacağı girişimler olmalı. Çünkü uluslararası petrol şirketleri sadece basit bir firma değil, yıllardır uluslararası politikayı etkileyen hem kendi ülkelerinin hükümetleri üzerinden hem de muhatap başka ülkeler bakımından bölgedeki, önemli etkileri olan kuruluşlar. O bakımdan Türkiye’den büyük petrol şirketlerinin kapılarını da çalıp, Türkiye’nin niçin daha güvenilir daha cazip daha elverişli bir muhatap olacağını petrol şirketlerine de anlatmak lazım. Bunlarla yapılan tek taraflı işbirliğinin ne gibi sıkıntılara yol açabileceğini onlara hatırlatmak lazım. O bakımdan çok boyutlu bir dış politika ve diplomasi atağı yapması gerekiyor Türkiye’nin. Ama bunun işaretlerini görmüyorum."

    Etiketler:
    Münhasır ekonomik bölge, S-400, Türkiye, Kıbrıs, Faruk Loğoğlu, Fatih gemisi, Sondaj, Doğu Akdeniz
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın