01:36 19 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘ABD’nin İran’a saldıracak gücü ve takati yok’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 104
    Abone ol

    Barış Doster'e göre ABD'nin ithamlarına rağmen tüm küresel gelişmeler lehineyken İran'ın Suudi devlet şirketi Aramco'nun tesislerini vurması anlamsız olur ve böyle bir hamle İran devlet aklı ile uyuşmaz. ABD'nin İran'ın Suriye ve Irak gibi bir ülke olmadığının farkında olduğunu belirten Doster, "ABD’nin İran’a saldıracak gücü ve takati yok" dedi.

    İran yönetiminin, ABD'nin müttefikleri AB'nin itirazları hilafına 2018 Mayıs'ında tek taraflı olarak çekildiği 2015 tarihli nükleer anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerini aşama aşama uygulamamaya başladığı bir ortamda Körfez'de sular ısındı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez koalisyonunun dört senedir cehenneme çevirdiği Yemen'deki Husiler, Suudilerin devlete ait petrol şirketi Aramco'nun küresel enerji kaynakları açısından büyük önem taşıyan iki tesisini vurduklarını duyurdu. Ancak Suudi Arabistan saldırının sorumluluğunu İran'a atmış görünürken, ABD yönetiminden de çelişkili açıklamalar geldi. ABD Başkanı Donald Trump, kah İran'ı sorumlu tuttu, kah saldırının sorumlularının bulunacağını söyledi. Amerikalı yetkililer ellerinde 'kanıtlar bulunduğunu' söyleseler de, geçmişteki istihbarat yalanlarından ötürü çelişkileri açıklamaları eşliğinde dünya kamuoyunu ikna etmekten uzak görünüyorlar.

    Bu koşullarda Trump'ın bu ay sonundaki BM Genel Kurulu vesilesiyle İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile defalarca tekrarladığı görüşme arzusunu yerine getirmesinin koşulları zorlaşırken, Tahran'dan da ABD ile katiyetle ikili temas kurulmayacağı açıklamaları tekrarlandı.

    Gelişmeleri Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

    ‘ABD, İRAN’A SALDIRAMAZ’

    Barış Doster’e göre ABD, İran’a saldıracak bir konumda bulunmuyor. İran'ın bölgesel nüfuzunun da cephe gerisindeki ittifak ilişkilerinin de böylesi bir saldırıya geçit vermeyeceğini söyleyen Doster, İranlıların devlet gelenekleri eşliğinde bölgesel konumları ve kapasitelerini kullanma kabiliyetlerine dikkat çekti. ABD'nin uzun süredir attığı her adımın İran'a yaradığını anımsatan Doster, Washington'ın İran’ın Suriye ya da Irak gibi bir ülke olmadığının farkında olduğunu dile getirerek, "ABD’nin İran’a yönelik bir saldırganlığı olmayacağını, bunu gözünün yemeyeceğini, gücünün yetmeyeceğini düşünenlerdenim" dedi:

    “Öncelikle sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. ABD, İran’a saldıramaz. Bir, İran’ın bölgesel nüfuzu buna izin vermez. İki, İran’ın cephe gerisindeki ittifak ilişkileri buna izin vermez. Üç, inişte olan hegemonik bir güç olan ABD’nin İran’a saldıracak gücü ve takati yoktur. İran, coğrafi büyüklük olarak siyasal sınırları itibariyle ülkemizin yaklaşık iki katıdır. Nüfuslarımız hemen hemen aynıdır, coğrafyası, topografyası engebelidir. Savaş deneyimli bir ordusu vardır. Bunun dışında Lübnan Hizbullah’ından tutunuz da Kudüs ordusuna kadar ordu ile beraber çarpışabilecek bir sürü kuvvet vardır. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da vardır. Dahası İran’da misal mollalarla milliyetçilerin, misal milliyetçilerle solcuların aralarında uzlaşmaz gibi görünen çelişkiler olsa da her iki cihan harbinde de, birinci ve ikinci dünya savaşında gerek Rus gerek İngiliz işgali yaşamış olan ülkenin o anlamda toplumsal ve tarihsel belleği güçlüdür. Nükleer güç sahibi olmak ideolojiler üstü bir milli hedeftir. Çünkü İran’da siyasal partiler yoktur. Seçimlerde cepheler, bloklar yarışır. Ama siyasal partilerin olmadığı İran İslam Cumhuriyeti’nde ideolojiler üstü hedef nükleer güç sahibi olmaktır. Dahası İran ekonomisi bizim ekonomimizin yaklaşık yarısı kadardır, doğru. Enerjiye bağımlı bir ekonomidir, petrol ve doğalgaz ihracatına. Ama İran cephe gerisinde gerek Rus ile kurduğu ilişkiler gerek Çin ile kurduğu ve ekonomik boyutu da olan ilişkiler gerekse son dönemlerde ABD ile Almanya’nın arasının şekerrenk olmasından kaynaklanan bir pozisyonu iyi gözetip bunu da kendince fırsata çeviren İran, ne yaptı? Almanya ile Fransa’nın kurduğu finansal mekanizma üzerinden İran ile ticaret yapmanın önünü açtı. Böylelikle hem ticari olarak kazanıyor bir miktar, yani üzerindeki ABD yaptırımlarının şiddetini biraz azaltmış oluyor. Ama belki bu ticari boyutundan daha önemli bir siyasal kazanç elde ediyor. Zaten gergin olan ABD-Almanya ilişkilerini daha da gerginleştirebilecek tohumlar atıyor. Tüm bunları alt ata yazdığımızda ABD şunları bilir. İran’ın bir Suriye olmadığını bilir. İran’ın bir Irak olmadığını bilir. ABD’nin yüzlerce, binlerce üniversitesinde, düşünce kuruluşunda, strateji merkezinde hep Amerikalılar saçlarını başlarını yolarak şu soruyu kendilerine sorarlar: Bizim 1990-91 Birinci Körfez Bunalımı’ndan bu yana Ortadoğu özelinde de Irak ve Suriye’ye yönelik bütün emperyalist, işgalci taarruzlarımızdan en fazla kazançlı çıkan bölge ülkesi kim oldu, İran oldu. ABD, istemediği halde, hesaplamadığı halde oldu. önümüzdeki süreçte de ABD’nin İran’a yönelik bir saldırganlığı olmayacağını, bunu gözünün yemeyeceğini, gücünün yetmeyeceğini düşünenlerdenim.”

    ‘KÜRESEL GELİŞMELER İRAN’IN LEHİNEYKEN, NİYE BUNU YAPSIN?’

    Doster, Suudi petrol rafinerilerine düzenlenen saldırıların İran tarafından yapılma ihtimalinin oldukça düşük buluyor. Tüm küresel gelişmeler lehine ilerlerken, Trump 'şahin' ulusal güvenlik danşımanı John Bolton'ı kovmuşken, Tahran'ın böylesi bir adım atmayacağını düşünen Doster, bunun İran rejiminin stratejik esnekliğiyle attığı adımlara aykırı bir tutum olacağını savundu:

    “İran’ın Yemen’de Husiler üzerindeki etkisini fonda tutarak söylüyorum. Eğer İran’ın böyle bir saldırıya doğrudan veya dolaylı talimatı, teşviki, tahriki, göz yumması olursa hemen benim aklıma şu gelir. İran, milli bir maçta 4-0 önde, gidip hakeme yumruk atıyor, niye bunu yapsın? Şu anda bölgesel gelişmeler de küresel gelişmeler de İran’ın lehineyken, ABD sadece İran ile değil Kuzey Kore geriliminde de Venezüella olan geriliminden de geri adım atmışken, ulusal güvenlik danışmanı, şahinlerin şahini, bizim fırça bıyıklı olarak tanıdığımız Bolton görevden alınmışken, en işgalci, en güvenlikçi politikaları, en fazla orduyu sefere çıkarmayı teşvik ve tahrik eden hatta bunun için mazeretler üreten politikaları savunan adam görevden alınmışken İran neden böyle bir şey yapsın? Çok çılgın olması gerekir. İran’ın tarihini, jeopolitik konumunu, stratejik önemini, İran’ın diplomatik hafızasının gücünü ve diplomatların niteliğini bilen insanlar için İran’ın böylesi bir ortamda, böylesi bir adım atması fazla çılgınca bir adım olur. İran’ın elini kuvvetlendirmez bu. İran, adında İslam Cumhuriyeti olan İran, anayasasında kendisini İslam Cumhuriyeti olarak tanımlayan İran dış politikada jeopolitik önemini, stratejik konumunu da Fars Cumhuriyetçiliğini de Şiiliği de İslam diskurunu da emperyalizm Siyonizm karşıtlığını da İsrail-ABD düşmanlığını da yerinde kıvamında dozunda zamanında muhatabına göre kullanır. Yani Rusya ile ilişkilerinde son derece laik bir İran vardır karşınızda. Rusya’nın Orta Asya hassasiyetlerini bilir, radikal İslamcı örgütlere karşı duyarlığını bilir ve ona göre davranır. Lübnan ile ilişkilerinde Şiiliği kullanan, ABD-İsrail karşıtlığı söylemi kullanan, İslamcı diskuru öne çıkaran bir İran vardır karşımızda. Irak’ta başka türlü davranır, laik karakteri daha güçlü olan Suriye’de başka türlü davranır. Bahreyn’de Yemen’de başka türlü davranır. O yüzden İran’ın diplomasisinde bu esnekliği de gözetmemiz gerekir.”

    ‘ÜÇLÜ ZİRVE BİLDİRİSİ ABD'YE TEPKİYİ ORTAYA KOYDU’

    Doster, pazartesi günü Ankara'da gerçekleştirilen Astana ortaklarının zirvesi ve sonuçlarını da değerlendirdi. Putin, Ruhani ve Erdoğan'ın ortak bildirisinin önemine dikkat çeken Doster, Türkiye'nin Suriye politikalarında somut bir değişiklik beklemese de bildiriyle Suriye’nin toprak bütünlüğünün garantörü üç ülkenin ABD’ye karşı tepkisinin ortaya konulduğu görüşünde:

    “Türkiye, ABD ile Rusya arasında dengeye oynuyor. Oysa Türkiye’nin burada yapması gereken bir tarafa karşı diğer tarafın denge unsuru olmak değil bölgede istikrar unsuru, artık devlet kapasiteniz ne kadarına imkan veriyorsa o kadar bizim istikrarı temin etmeye çabalamamızdır. O yüzden Türkiye’nin politikalarında mevcut siyasal iktidarın en azından siyasal siciline, ideolojik arka planına ve 17 yıldır pratiğine baktığımızda böyle bir 180 derece, 360 derece, 497 derece dönüş arayış savruluş görmüyorum. Ama görmemekle beraber önceki günkü zirvenin somut bildirisinin içeriğini önemsiyorum. ABD’nin en azından bölge dışı bir aktör olarak burayı ne kadar karıştırdığına zirvenin üç bileşeni de imza atmış durumda, bir. İki, Türkiye’yi Rusya’dan koparmak, eğer becerebilirse Türkiye’nin İran ile arasını açmak için hayli çabalayan ABD’nin en azından şimdilik istediğini alamadığını da görüyoruz. Hem ABD’ye ilişkin vurgu, ona yönelik bu tepkisel endişeli çıkışlar hem Suriye’nin toprak bütünlüğünün, bağımsızlığının, egemenliğinin ve siyasal birliğinin bir kez daha üç bileşen tarafından teyit edilmesi bence önemli. Gerek Rusya gerekse İran Türk kamuoyuna Türkiye’den mesaj verdiler. Metnin içeriğine bakıldığında da hem mesaj verdikleri hem de toplantıda istediklerini aldıkları anlaşılıyor. Heyetler yazmışlardır, diplomatlar, müzakereciler noktalı virgülüne kadar karışmışlardır, kendi önerilerini hassasiyetlerini, endişelerini yansıtmaya çabalamışlardır. Ama en azından sonuç metnine baktığımızda ABD’ye karşı üç ülkenin bir arada halen durabiliyor olması da Suriye’ye ilişkin ısrarlı vurguları da önemlidir. Suriye rejiminin ana omurgasına PKK/YPG terör örgütünün oluşturduğu SDG’ye ilişkin Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığı girişimi yolladığı mektubu da eğer bu metinle önceki günkü üçlü zirvenin somut bildirisi ile birlikte okuduğumuzda bu metinde Suriye’nin mevcut Baas rejimin hassasiyetlerini de Rusya ve İran üzerinden yazıya döküldüğünü yorumlamak pek ala mümkün.” 

    ‘TÜRKİYE POZİSYONUNU KISA VADEDE DEĞİŞTİRMEZ’

    Doster'e göre Ankara zirvesinde Ruhani ve Putin'in verdiği mesajlara rağmen Türkiye'nin pozisyonunda kısa sürede bir değişiklik beklemiyor. "Türkiye, ABD ve Rusya arasında dengeye oynuyor" diyen Doster, Ankara'nın iki taraftan da tamamen kopmayı yahut uzaklaşmayı göze alamayacağını dile getirdi:

    “Zaten Türkiye’nin pozisyonunda bir değişiklik yok. Türkiye, ABD ve Rusya arasında dengeye oynuyor derken kastettiğim tam da buydu. Türkiye, Rusya ve İran ile bir araya geldiğinde böyle zirvelerin sonuç metinlerine imza atıyor. Ama öbür gün yine Suriye’nin kuzeyinde Fırat nehrinin kenarında ABD helikopterleriyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin helikopterleri beraber hava devriyesi yaparken görebileceğiz. Türkiye’nin bu tavrı belli ki çok fazla güven vermiyor. Ama güven vermemekle beraber Türkiye’nin hala masada oturuyor olması ve hala bu sonuç bildirgelerine imza atıyor oluşu önemli. Yoksa Türkiye’nin pozisyonunun değişebileceğine kısa vadede ihtimal vermiyorum. Yani iki taraf arasında denge arayışına devam edecektir. Ne bir taraftan tamamen kopmayı göze alabilir ne de diğer taraftan tamamen uzaklaşmayı göze alabilir. Burada Türkiye’nin iki dezavantajı var. onlardan biri şu. Gerek Rusya gerek ABD, Türkiye’nin Suriye topraklarındaki askeri varlığını baka gerekçelerle de olsa istemiyorlar. Bunun gerekçeleri farklıdır, Moskova ve Washington DC açısından. Ama her ikisi de Türkiye, Suriye topraklarında asker bulundursun pek istemiyor. İkinci dezavantaj da şu: Her ikisi de yine başka başka gerekçelerle de olsa ve başka dozda da olsa PKK ve PYD/YPG terör örgütü ile bir şekilde irtibatlılar. Aktif olarak destekliyorlar, kara gücüm diyorlar, silah, araç, gereç, mühimmat veriyorlar, ABD bunu yapıyor. 50 bin tır dolusu silah malzeme vermiş. Öbür taraftan Rusya’ya baktığımızda belki ABD gibi açıktan desteklemiyor ama halen Moskova’da irtibat ofisine göz yumduğunu biliyoruz ya da halen bir şekilde Suriye içerisinde Kürt gruplar üzerinde de nüfuzunu muhafaza etme çabası olduğu aşikar Moskova’nın. Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda İran çok daha kararlı ve tutarlı, kırmızı çizgileri çok daha koyu. Rusya’nın o kadar kırmızı çizgileri kırmızı ya da kızıl durmuyor, daha esnek.”

    İlgili konular:

    Trump: Belli bir ülkeyle savaşa girebilirdik, ama mühimmatımız kalmamıştı
    Merkel'den Suudilere silah satışı tekrar yapılmalı çağrısına ret
    ‘Ankara’daki zirvede İdlib’deki Türk gözlem noktaları ile ilgili özel koşullar ele alındı’
    ABD Savunma Bakanı Esper: Suudi Arabistan'a yönelik saldırı 'emsalsiz'
    Etiketler:
    Nükleer, Hizbullah, Çin, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Donald Trump, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler (BM), Saudi Aramco, Husiler, Rusya, Türkiye, Irak, Yemen, Suudi Arabistan, Suriye, İran, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın