11:34 15 Aralık 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘ABD’nin Aramco’ya misilleme olarak İran’a saldırma olasılığı yok denecek kadar az’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Mehmet Ali Güller’e göre, Suudi Arabistan'a ait Aramco'ya yönelen saldırıyı anlamak için bu dev şirketin halka arzıyla ilgili pazarlıklar ve Trump yönetiminin İran politikalarındaki yarılmaya bakmalı. Olayın Patriotların yeterliliği sorusu da yarattığını belirten Güller, ABD’nin İran’a saldırma olasılığının ‘yok denecek kadar az olduğu’ görüşünde.

    Suudi Arabistan petrol şirketi Aramco’nun önde gelen iki petrol tesisinin silahlı İHA’lar ve seyir füzeleriyle hedef olması Körfez’de gerilimi artırdı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 4.5 yıldır kanlı bir savaş sürdürdüğü Yemen’deki Husiler saldırıyı kendilerinin düzenlediğini söylerken, Riyad da ABD yönetimi de bu üstlenmeye ikna olmuyor. ‘Olağan şüpheli’ İran. Ancak İran saldırıda dahli olduğu iddiasını reddederek suçlamaları kınıyor. ABD Başkanı Donald Trump’tan da İran’ın cezalandırılması konusunda çelişkili açıklamalar geliyor.

    Diğer yandan da Patriot hava savunma sistemlerinin Suudi tesislerini korumakta başarı kaydedememiş olması dikkat çekerken, 4.5 yıldır savaşta olan dünyanın en yoksul ülkelerinden Yemen’deki Husilerin böylesine güçlü bir saldırı hamlesinde bulunup bulunamayacağı tartışma yaratıyor.

    Küresel petrol ticareti ve enerji konusunda bilek güreşini de dönen meseleyi Cumhuriyet gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    ‘DÜNYANIN EN ÖNEMLİ ŞİRKETİNİN DEĞERİ BİR ANDA TARTIŞILIR HALE GELDİ’

    Mehmet Ali Gülle, Aramco saldırısının çok boyutlu sonuçları bulunduğuna dikkat çekerken, gelişmeleri anlayabilmek için Suudi petrol devinin halka arzıyla ilgili gelişmelere de dikkat kesilmek gerekiyor:

    “Bu saldırının nedenini anlayabilmek için belki Aramco’nun özel olarak bir yapısıyla ilgili duruma bakmak lazım. Önce ekonomi düzleminde bakacak olursak, bu şirketin son dönemi özellikle Amerika’nın büyük baskısıyla Aramco’nun halka arzının yapılması ve bunun özellikle New York borsasına yapılması yönündeydi. Suudi yönetimi bunu kabul etti 2016’da. Ama tercihini o zaman Londra borsasından yana kullanmıştı. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış kararı bu tercihi biraz sorunlu hale getirdi. Bunun üzerine başka tercihler konuşulmaya başlandı. Orada da Hong Kong olayları nedeniyle o tercihin de pek olası olmadığı bir tablo oluştu. En son yapılan tercih Tokyo borsası şeklindeydi. Burada Aramco’nun büyüklüğü çok önemli. Yüzde 5 hissesi halka arz edilecek ve bunun yüz milyar doları aşacağı hesaplanıyordu. Bazı Amerikalı yatırım şirketleri bu işi üstlenmiş durumda, bu şirketlerin hesaplarına göre yüz milyon doların üstündeydi. Bu da şu demek; yüzde beş yüz milyar doların üzerindeyse, toplamda iki trilyon dolarlık bir büyük şirket demek. Böylesi bir şirketin halka arzının hemen öncesindeyiz. Çünkü Kasım’da bu işin sunumunun yapılacağı, 2021’in başında da halka arzın yapılacağı söyleniyordu. Böyle bir saldırı oldu, 9.8 milyon varil günlük üretim yapan Suudi Arabistan’ın bir anda 5.7 milyon varil yapan bu iki tesisinden stok azalmış oldu. Peki, bu Aramco’nun değerini ne ölçüde etkileyecek? Halka arz gündemdeyken, Aramco artık 2 trilyon değerinde midir ya da Tokyo borsasında bu iş yapılabilecek mi gibi sorular gündeme gelmiş oldu. İşin ekonomi boyutu bu, bir de siyasi boyutu var.”

    ‘ARAMCO SALDIRISI TRUMP’IN YÖNETİMİ İÇİNDE İRAN POLİTİKALARINDA YARILMA YAŞANIRKEN GEDİ’

    Güller, işin ekonomik boyutunun yanında siyasi boyutunun da bulunduğuna dikkat çekerken, Aramco saldırısının ABD’de İran’a yönelik politikalar nedeniyle yönetim içinde ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’ın görevden alınmasına uzanan tam bir yarılma yaşanırken meydana geldiğini belirtti. Güller, aynı şekilde Trump’ın saldırı öncesi BM Genel Kurulu vesilesiyle İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşmekten bahsettiğini anımsatarak yaptırımların bile yumuşama eğilimi bulunduğunu vurguladı: 

    “Tam da Amerika’da İran’a yönelik politikalar nedeniyle neredeyse yönetim içinde bir yarılma olduğu, bu işin mimarı olan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın görevden alındığı ve Trump’ın İran’a yönelik sertliğin karşısında olduğuna yönelik açıklamalar yaptığı ve neticede ay sonunda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Hasan Ruhani ile görüşebileceğini söylediği şartlar vardı bu saldırıya kadar. Aramco saldırısıyla ne oldu şimdi tablo, bir anda savaş tamtamları çalmaya başladı deyim yerindeyse. Dolayısıyla Aramco saldırısının siyasi boyutu İran’a yönelik yaptırımların yumuşama eğilimini baltalamak oldu. Ekonomik boyutu da halka arz edilecek dev bir şirketin, dünyanın en önemli şirketinin bir anda değerini tartışılır hale getirmiş oldu, böylesi sıkıntılı bir durum var.”

    ‘TAM İRAN RAHATLAYABİLECEKKEN…’

    Güller, ABD yaptırımlarından dolayı ekonomik anlamda sıkıntıda olan İran için şartlar iyileşmeye başlamışken saldırının İran tarafından yapıldığı iddiasının mantıksız olduğu görüşünde. Diğer yandan Güller, Husilerin bu tür bir kapasiteye sahip bulunduğu görüşüne de şüphe ile yaklaşırken, bu soruları en başta askeri uzmanların yanıtlaması gerektiğini belirtti:

    “O yöntem her zaman olmasa da çoğu zaman yararlı bir yöntemdir. O yöntemi bu meseleye uyguladığınızda bu meseleden çıkarı hiç olmayan ülkelerden biri İran. Tam da İran rahatlayabilecekken, çünkü Macron ağırlığını koydu, G7 Zirvesi’ne Zarif’i çağırdı. Orada Amerika’ya rağmen geliştirdikleri bir planı hem Trump ile hem Zarif ile müzakere ettiler. 15 milyar dolarlık bir kredinin karşılığında yeniden Obama döneminde yapılan anlaşmaya dönmek konusunda bir ilerleme vardı. Bütün bunlar varken bir anda okların kendisine yönelebileceği bir saldırı olduğu anda olağan şüpheli İran’dır. Bu kadar göz önündeki bir durumda İran neden böyle bir şeyi yapsın doğrusu çok mantıklı gelmiyor. Tamam, Husiler üstlendi, çünkü Suudi Arabistan ile savaşıyorlar zaten. Çok mantıklı gelmiyor. Çünkü Husilerin bulunduğu bölgeden tesislerin olduğu yer 1500 km’lik bir mesafe. Bu iş askeri uzmanların cevaplayabileceği bir sorudur. Bu tip örgütler için böyle şeyler kuşkusuz iyi bir propaganda malzemesidir. Zaman zaman bu tip örgütler yapmadıkları saldırıları bile üstlenirler kendilerini ve örgütlerin tabanını girdikleri savaşa motive edebilmek için. Benzer şeyler geçmiş yıllarda da oldu. Böyle bir durum olma olasılığı da var.”

    ‘PATRIOTLARIN İŞE YARAMADIĞI GERÇEĞİ GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ’

    Diğer yandan Güller, saldırının Suudi Arabistan’da konuşlu bulunan Patriotların da bir işe yaramadığı gerçeğini gözler önüne serdiğini vurgularken, bu durumun başka silah pazarlarının kar sağlayacağı bir zemin yarattığını belirtti. Diğer taraftan saldırı ile dünya petrol piyasasındaki yükselişe dikkat çeken Güller, saldırının arkasında da İran’a yönelik yumuşama eğiliminden rahatsız kesimlerin bulunma olasılığına da bakmak gerektiğinin altını çizdi. Güller, ABD’de devlet içinde Trump’ın İran liderliğiyle konuşma arzusundan rahatsız olan ve hızla İran’ı ‘fail’ olarak ilan eden kesimlere atıf yaptı:

    “Fakat velev ki Husilerin saldırısı olsun. Bu sefer de şu bakımdan çok ciddi bir gelişme bu. Amerikan Patriotları birincisi işe yaramamış oluyor, ikincisi Ortadoğu’da en büyük silah alım müşterisi olan Suudi Arabistan bu kadar silaha rağmen kendini koruyamamış oluyor. Bunun sonucunda başka ülkelerin, başka silah pazarlarının kar sağlayacağı bir nizam oluşmuş oluyor. Sadece iki ya da üç aktörle değerlendirilebilecek bir mesel değil çok boyutlu bir mesele. Çünkü etkileri bakımından da hem büyük oyun kurucuları hem oyun sahasında yer alan oyuncuları hem de dünya piyasalarını etkilediği için tüm dünyayı etkileyen bir olay. Sözgelimi bu tesis saldırıya uğradığı anda bir anda dünyada petrol fiyatı yüzde 15 artmış oldu. Bu bütün dünya piyasalarını etkilemiş oldu. Tesis bir iki günde toparlanacak şekilde vurulmuş değil ciddi bir zarar verilmiş. Bu da zaten Husilerin mi drone ile mi yapıldı sorularını açıkta bırakıyor. O nedenle bir görüş de seyir füzelerinin de kullanıldığı söyleniyor. Seyir füzesiyse de onun geldiği yeri tespit edememek diye de Amerikan silah sistemleri ile ilgili başka bir soru işareti oluşmuş oluyor. Burada esas olan şu. Kimler İran’a yönelik politikaların yumuşama eğiliminden rahatsız olarak tekrar İran’ı baskılayacak zemin yaratmak istiyor, biraz faili bence bu sorunun cevabının içinde aramak lazım. Çünkü bir sonucu bu siyaseten. Bir anda İran tekrar okların hedefi haline geldi. Amerika, İsrail, Suudi Arabistan yeniden İran’ı hedef aldı. Bundan kim memnun? Bolton’ın görevden alınmasına en çok üzülen Netanyahu bu saldırıya en çok sevinen isim oldu, bir yandan seçimi de kaybediyor. Amerika’da Trump’ın bazı politikalarından hoşnutsuz devletin bir kanadı var. O kanadın da bu saldırıdan oldukça memnum olduğu görülüyor. Hızla İran’ı fail ilan ettiler, hızla birtakım savaş senaryoları yapmaya başladılar. Bunların da memnun olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla elinizde olaya ilişkin somut bir askeri verinin, güvenlik verisinin olmadığı şartlarda siyasi bir analiz yaptığımızda önümüze çıkan tablo bu.”

    ‘AMERİKA’NIN SALDIRMA OLASILIĞI YOK DENECEK KADAR AZ’

    Ancak Güller’e göre Aramco olayına misilleme olarak ABD’nin İran’a saldırma olasılığı yok denecek kadar az. ABD’nin artık eski gücünü koruyamaz durumda olduğu görüşünü dile getiren Güller, Trump’ın kısa süre önce itiraf ettiği ‘mühimmat yokluğu’ meselesine atıf yaptı. Güller, Trump’ın 2020 seçimleri için güvenlik ve savunma odaklı politikalar yerine Amerikan halkının ekonomik durumuna odaklı siyasetinin ülke içinde geniş kitleler tarafından onaylandığını söyledi:

    “Amerika’nın saldırma olasılığı yok denecek kadar az. Bunun Irak ve Suriye’ye göre İran’ın güçlü olmasından kaynaklanan bir yanı var. Ama bir yandan da Amerika’nın artık eskisi gibi güçlü olmaması gibi bir yanı var. Daha birkaç gün önce bir ülkeye savaş açmak istediğinde Savunma Bakanı’ndan mühimmat yok yanıtı aldığını itiraf etti Trump. Trump’ın Türkiye’de algılandığı boyutta Amerika içerisinde tepki gördüğü bir durum da yok. Trump’ın getirilerinden çok memnun. Gümrük duvarlarını kaldırarak belli noktalarda Amerikan orta sınıfının cebine para girmesini sağladı. Bütün bunlar Trump’a olumlu etki yapıyor. Öyle de bütün Amerika Trump’a karşı ama Trump buna rağmen zorla iktidardan kalıyormuş gibi değil. Geniş kitleler Trump’ın getirilerinden memnun.”

    ‘ABD TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK KAYGILARINI ORTADAN KALDIRMA PERDESİ ALTINDA PYD DEVLETİNİN GÜVENLİĞİNİ SAĞLIYOR’

    ABD’nin hegemonya yitiminin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik planlarına etkisi sorulduğunda Güller, üzerinde tartışılan ‘güvenli bölgenin’ Ankara açısından bir ‘tuzak’ olduğu görüşünü dile getirdi. ABD’nin Ankara’nın güvenlik kaygılarını ortadan kaldırma perdesi altında bölgede PYD devletinin güvenliğini sağlamakla iştigal ettiğini dile getiren Güller, Erdoğan yönetiminin Şam hükümetiyle bir an önce masaya oturarak meşru şekilde ilerlemesi gerektiğini vurguladı:

    “Pentagon dünkü açıklamasıyla güvenli bölge müzakerelerinin başladığı günden beri aslında özetlemiş oldu. Amerika’nın Türkiye ile güvenli bölge çalışması Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ortadan kaldırma perdesi altında aslında oradaki PYD devletinin güvenliğini sağlama işiydi. AKP hükümeti de burada kendisi belli bir derinlikte tampon bölge ele geçirme avantajını iç siyasete tevil etmeye çalıştığı için bu tuzağa bir nevi düşmüş oldu. Türkiye neticede bir PYD devleti istemiyor. Önüne getirilmiş bir havuç gibi duran tampon yukarıda bir 32 metre derinliğinde 180 km uzunluğunda bir tampon eline geldiğinde bunu da reddetmek istemiyor. Bunu aldığı anda iç siyasette Suriye’de bak biz hiçbir şey yapamadık değil bir yerler ele geçirdik diyebilecek. Çünkü geçen sefer de ortada Afrin gibi mesele olduğunda çıkıp da İçişleri Bakanı başta olmak üzere oralara vali atayacağız gibi şeyler diyerek bunu iç politikaya tevil etmeye çalışan açıklamalar yapıyorlardı. Hal böyle olduğunda siz bir de 180x32 km büyüklüğünde bir alanı kontrol eder hale geldiğinizde düşün ki AKP hükümeti iç politikada bunu kullanacak. Ama karşılığında bu şu demek. Siz bu tamponu aldığınız anda tamponun altındaki bölgenin de fiilen pratikte onun statüsünü kabul etmiş oluyorsunuz, Pentagon aslında bunu söylemiş oluyor. Biz tamponu veriyoruz Türkiye’nin güvenlik kaygısı giderilsin diye, ama karşılığında onun altındaki yeri de legalleştiriyoruz diyor. O bağlamda değerlendirmeler yapıyor olsa da Ankara, bu hatalı bir bakış Ankara açısından. Neticede Suriye topraklarında Suriye’ni onayı olmadan Suriye’ye karşı yapılacak herhangi bir girişim son tahlilde Türkiye’yi zor durumda bırakacaktır. Aslında bu son Çankaya’daki Astana zirvesinde de bunun mesajları verildi, satır aralarında çok önemli mesajlar var. Güvenli bölge sorusu Putin’e sorulduğunda bütün yabancı unsurların Suriye’den çekilmesi gerekir dedi. Yine Ruhani özel olarak Adana mutabakatına vurgu yaptı, diğer yandan Suriye’nin Fırat’ın doğusunda da egemenliğini sağlaması gerekir dedi. Bütün bu vurgular velev ki Türkiye, Amerika’nın tepki göstermeyeceğini düşünerek böyle bir işe girdi, Astana bileşenlerinin de daha şimdiden tepki gösterdiği gibi bir tablo var önünde. Dolayısıyla Suriye’ye rağmen, Suriye’ye karşı, Suriye ile anlaşmadan yapılan her iş hedefi ne olursa olsun Türkiye’yi sıkıntılı duruma sokacaktır. İş işten daha da geçmeden en azından Ankara’nın Şam ile anlaşarak yolunu daha meşru şekilde çizen bir dış politika hattına girmesi hem Türkiye’nin hem de bölgenin yararına olacaktır.”

    İlgili konular:

    Suudi kraliyeti: Aramco saldırısında İran'ın rolüne dair somut kanıt sunacağız
    Suudi Arabistan petrol tesislerine yapılan saldırıların detaylarını açıkladı
    Etiketler:
    Afrin, AKP, Pentagon, Recep Tayyip Erdoğan, Şam, PYD, Türkiye, Suriye, Irak, Benyamin Netanyahu, İsrail, Ortadoğu, G7, Emmanuel Macron, Hasan Ruhani, BM, John Bolton, Tokyo, Cumhuriyet gazetesi, Riyad, Husiler, Yemen, Körfez, İHA, ABD, Donald Trump, İran, Aramco, Suudi Arabistan, Mehmet Ali Güller
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın