01:20 19 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Bu Greta’nın değil, bütün dünyanın meselesi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Özgür Gürbüz, BM İklim zirvesi ve Greta olayını değerlendirirken, meselenin artık çocuklar üzerinden konuşulmaya başlandığını belirtti. Greta'nın serzenişinde haklılığı vurgulayan Gürbüz, onu yönlendiren kuruluş ve lobilerden bahsederken dünyayı asıl kirleten büyük şirketlere hiç dokunulmamasını eleştirdi.

    ABD’nin New York kentinde toplanan BM Genel Kurulu'na bu sene ana temalardan birisini oluşturan İklim Eylem Zirvesi ve zirvede yaptığı konuşmayla 16 yaşındaki aktivist Greta Thunberg damgasını vurdu. Thunberg ile birlikte 16 çocuk çocuk hakları sözleşmesinden hareketle aralarında Türkiye'nin de bulunduğu beş ülkeyi iklim değişikliğiyle yeterli mücadele adımları atmadıkları gerekçesiyle UNICEF'e şikayet etti. Özellikle Greta, dünya çapında destek bulduğu kadar, sosyal medya lincinden de payını aldı. Diğer yandan Greta'yı yönlendiren büyük kuruluşlar ve lobi grupları da tartışmaların odağına oturdu.

    BM'nin iklim zirvesi etrafındaki tartışmalar ve Thunberg'in yarattığı yankıları enerji analisti Özgür Gürbüz ile konuştuk.

    ‘İKLİMİ DEĞİŞTİREN O ÜÇ TANE YAKITI KONUŞMUYORUZ: KÖMÜR, PETROL, DOĞALGAZ’

    Özgür Gürbüz'e göre, küresel iklim krizi bir faciaya gidiyor ancak insanlık bunu idraktan uzak meseleleri konuşmakla yetiniyor. İklim zirvelerinin ancak bu işe yaradığını belirten Gürbüz, oysa krizin tahmin edilenden çok hızla etkili olmaya başladığını dile getirdi. Krizin ayak sesleri çok net işitilirken, hala 'poşetlerden', 'fidan ekmekten' bahsedildiğini vurgulayan Gürbüz, "Asıl kömür, petrol ve doğalgazdan bahdesen yok" diye ekledi:

    “Faciadayız ama facianın boyutlarına yaklaşmaktan çok uzak konuları konuşuyoruz. Genelde iklim zirveleri buna dönmeye başladı. Bürokratik, uluslararası ilişkilerde belki alışık olduğumuz pazarlıklar dönüyor ama insanların hissettiği ile bu zirvelerde konuşulanlar bir türlü karşı karşıya gelemiyor. Yani o insanların talebini karşılamaktan çok uzak. Sorun da giderek büyüyor. 10 yıl önce tahminimizden daha çabuk etkilerini görmeye başlıyoruz, daha büyük etkilerini görmeye başlıyoruz diyor bilim. Her şey aslında çok ortada. Uluslararası ilişkiler uzmanı değilim ama bu toplantılarda çoğu zaman niyetler bellidir. Suriye konuştuğunuzda kimin hangi taraftan olduğu bellidir. Rusya, Suriye’yi bir şekilde korumak ister, Amerika başka bir derdin peşindedir. Burada öyle garip bir durum var ki herkes kralı çıplak bir şekilde görüyor, neyin ne olduğu ortada, dünyanın sonu geliyor belki de. Binlerce türün, insanların belki binlercesinin hayatı ile sonuçlanabilecek bir felaketten bahsediyoruz. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri Fransa’yı vurdu 10 yıl önce, 20 bin kişi hayatını kaybetti başta yaşlılar olmak üzere. Sanki bunu gözden çıkarmış gibiyiz. Bangladeş’i sular bir metre yükseltebiliyorsa, milyonlarca insan Hindistan sınırına yığılacak. Bugün Suriye’den görelim kendimizi, göçlerin nasıl sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Milyonları düşünün Hindistan’a gittiğini Bangladeşlilerin. Bunlar olacak ama biz hala bazen poşeti konuşuyoruz, bazen fidan dikmeyi konuşuyoruz. Ama iklimi değiştiren o üç tane yakıtı konuşmuyoruz. Kömür, petrol ve doğalgazı neredeyse burada hiç duymuyorsunuz. Poşetler konuşuluyor, ağaçlar konuşuluyor, çocuklar da bu işe girdi, inanılmaz haklı ve dokunaklı konuşmalar yapıyorlar. Onları herkes alkışlıyor ama elini taşın altına koyması gerekenler bir türlü elini taşın altına koymuyor. Çin belki öne geçmiş olabilir ama tarihsel olarak baktığınızda Amerika. Aslında 197 tane ülke anlaşmaya imza attı, bunların içinde Türkiye de var. Bunların 185’i meclislerine, yetkili mercilerine götürüp onayladılar, uluslararası literatürde ikisi biraz farklı, onaylamak demek tamamen bu işin içindeyim demek. Bu çok güzel, 12 tane ülke kaldı, bunlardan ne yazık ki bir tanesi Türkiye.”

    ‘PARİS ANLAŞMASI’NIN, KYOTO GİBİ NET BAĞLAYICILIĞI YOK’

    © REUTERS / ANDREW HOFSTETTER
    Paris Anlaşması ile Kyoto Protokolü’nü karşılaştıran Gürbüz, Kyoto’nun şartları varken, Paris’in ise çözümü ülkelerin tasarrufuna bıraktığını vurguladı. Meselenin artık çocukların konuşmaya başlamasına vardığını belirten Gürbüz, Greta’nın serzenişinde haklılık payının büyük olduğunu vurgularken, onun sadece bir çocuk olduğu ve asıl sorumluluğun yetişkinlerde bulunduğunu anımsattı:

    “Çocuk hakları üzerinden bir şikayet var öncelikle. Türkiye o listenin içinde zayıf kaldığı için, Fransa da öyle. Yoksa Fransa, Paris Anlaşması’nın doğduğu yer, Amerika ile aynı potada değiller. Belli yerlerden baktığınızda orada zayıf kalıyorsunuz, bazen kuvvetli gözüküyorsunuz. Amerika’nın da durumu aslında çok karışık. Önce onayladılar, şimdi Trump çıkacağım diyor. Trump çıksa bile birçok eyalet de ben zaten iklim konusuna devam ederim diyor. Ama asıl sorun şu. Greta’nın da belki bu serzenişindeki haklılık şu; Paris Anlaşması’na bir sürü ülke tamam dedi, evet, ama ortaya bir taahhüt koyuyorlar, yani öyle bir anlaşma ki Kyoto gibi net bağlayıcılığı olan bir anlaşma değildi, Kyoto zayıftı ama ülkelere emülsiyonlarınızın şu kadarını azaltacaksınız diyordu. Paris ise şunu diyor; evet anlaşmaya imza atın, hedefinizi de kendiniz koyun. Biraz kendin pişir kendin ye gibi bir şey. Ülkeler hedeflerini koydular, bir baktık hepsini topluyoruz, ediyoruz, 3.5-4 derece dünya ortalaması içinde ısınacak gibi gözüküyor. Halbuki bilim bize ne diyor, 1.5 dereceyi geçme diyor. Şu an 1.1 derece. Bu yüzden de çocuklar bağırıyor, şikayet ediyor."

    'MESELE GRETA MESELESİ DEĞİL, MESELE DÜNYANIN MESELESİ'

    Gürbüz, Greta fenamoninin yeni olmadığını, İsveçli genç iklim aktivistinin uzun süredir bu meseleyle ilgilendiğini belirtirken, arkasında çevre örgütleri ve lobi gruplarının da bulunduğunu belirtti. "Mesele Greta'nın meselesi değil, mesele dünyanın meselesi" diyen Gürbüz, iklim değişikliğinin artık Türkiye dair her yerde hissedilir hale geldiğini vurguladı:

    "Greta uzun zamandır bu tip konuşmalar yapıyor. İsveç’te kendi başına başlattığı bir eylem çok büyüdü, belki destek alıyor, belki ona metinler yazılıyor. Belki çevre örgütleri Greta’yı desteklemek için her şeyi yapıyor. Biraz belki o çocukluktan çıktı. Ama mesele Greta’nın meselesi değil mesele dünyanın meselesi. O sadece bir tane çocuk bir şeyler yapıyor. Belki herkesin sesi olduğu için herkes ona destek oluyor, kurumsal bir hale geldi belki çocuktan çıktı. Ama devletler ne yapıyor? Bu inanılmaz bir tablo. Kuş türlerinin belki üçte biri önümüzdeki yüzyıl içerisinde belki yok olacak, su kaynakları azalacak, su savaşları başlayacak. Hiç o kadar uzağa gitmeyelim, zaten görüyoruz iklim değişikliğini, krizini. Ne oluyor, İstanbul’da beş yılda bir gördüğümüz seller her sene iki, üç kez vurmaya başladı. Antalya’da hortumlar can aldı, Karadeniz’de heyelanların şiddeti arttı. Bunları hep iklim bilimciler bizlere söylüyorlardı, ne yaşıyorsanız daha şiddetli yaşayacaksınız diye.”

    'DÜNYAYI KİRLETEN DEVLETLER DEĞİL ÖZEL ŞİRKETLER'

    İklim müzakerelerine birkaç kez katıldığını belirten Gürbüz, devletler ve bürokratlar bir yana artık dünyayı kirleten, emisyonları salanların özel şirketler olduklarına dikkat çekti. "Dünyanın 200 tane büyük firmasına bakıyorsunuz, üçte biri sadece sera gazı emisyonlarıyla ilgili ne yapacağına dair plan açıklamış, üçte ikisinde yok" diyen Gürbüz, herkes Greta'nın arkasındaki lobilerden söz ederken, bir taraftan da bu şirketlerin yürüttükleri halkla ilişkiler çalışmalarına dikkat etmek gerektiğinin altını çizdi. "Bu çocuklar sahaya çıkıyorlar, bi büyükler zaten beceremedik, onlardan umut besliyoru" diyen Gürbüz, çocukların da devlete ve hükümetlere bir şey söylemediği ve şirketlere dokunamadıklarını anımsattı:

    “İklim müzakerelerine birkaç kez katıldım. Orada gördüğümüz şu, masaya oturan devletlerin temsilcileri bu bilimi inkar etmiyorlar aslında artık. Şu anda herkes farkında olan bitenin, ama masaya yanlış kişilerle oturuyoruz. Çevre örgütlerinin karşısında bürokratlar var ama dünyayı kirleten, emisyonları salan artık devletler değil özel şirketler. Dünyanın 200 tane en büyük firmasına bakıyorsunuz, üçte biri sadece sera gazı emisyonlarıyla ilgili ne yapacağına dair bir plan açıklamış, üçte ikisi yok. Öncelikle iklimi inkar ettiler. Arkasından petrolcüler çıktı ExxonMobiller, bunun için düşünce kuruluşları kurmuşlar, iklim değişikliği yoktur dediler, inandı bir sürü insan bunlara. Çevrecilerin uydurması bunlar, yok Avrupa Birliği projesi, bunların hepsi hayatımızdan geçti ne yazık ki zaman kaybettik bunlar yüzünden. Şimdi o tutmadı artık, herkes biliyor. Atmosfer mühendisliği diye söyleyebileceğim, biraz uçuk kaçık, biraz silaha dönük başka projeler çıkartmaya başlıyorlar. Hedef durmadan saptırılıyor bir şekilde. Burada ciddi bir pr çalışması var. Greta’dan bahsediyoruz ya belki onun sözlerini yazdı diye, ama bir taraftan da bu şirketler ve bunların pr çalışmalarına baksak iyi olur. Bu çocuklar sahaya çıkıyorlar, biz büyükler zaten beceremedik bu işi, onlardan umut besliyoruz. Çocukların da hükümetlere ve devletlere pek bir şey söylemediğini, şirketlere dokunmadığını hissediyorum. Asıl sorun büyüklerin ortaya çıkıp bu politika yapıcıların politika konuşacaklarına bunu konuşması lazım''.

    ‘HER ŞEYİ FİDAN DİKEREK ÇÖZMEYİ DÜŞÜNEN BİR ÜLKE HALİNE GELDİK’

    “Türkiye’de çevrecilik deyince akla ilk fidan geliyor” diyen Gürbüz, asıl mütemadiyen kurulan kömür santrallerine bakmak gerektiğini vurguladı.  Türkiye’nin iklim krizine çözüm üretmesi en elverişli coğrafyada olduğuna dikkat çeken Gürbüz, hükümetin kömür santrali açmayarak, güneş ve rüzgar kullanarak emisyonları kontrol altına alabileceğine işaret etti:

    "Türkiye’de çevrecilik, çevre deyince akla ilk fidan geliyor. Her şeyi fidan dikerek çözmeyi düşünen bir ülke haline geldik. Çevreci olanından olmayanına kadar herkes bu işi fidan ile bitirmeye çalışıyor. Ne yazık ki bu iş böyle olmuyor. Kömür, petrol, doğalgaz demiştik. Bu konularda ne yaptığınız çok önemli. Siz şimdi Türkiye’de poşet kullanımını tamamen yasaklasanız, o plastik kaynaklı emisyonları tamamen azaltsanız bile bir tane kömür santrali kurduğunuzda bu ülkede o emisyonları o kömür santralinden çıkartırsınız. O yüzden de Cumhurbaşkanı’nın konuşmasına bu açıdan baktığımda doğru yerlere işaret etmediğini düşünüyorum. Onlarca kömür santrali yapan, kömüre yatırım yapan bir ülke Türkiye. Elektrik üretimi neredeyse kömürün üretimi ikiye katlandı son 15 sene içerisinde. Bunları yaparken isterseniz sıfır atık yapın, iklim konusunda üstümüze düşeni yapamayız. Sanıyorlar ki Türkiye, dünyanın iklim sorununu çözecek. Hayır, Türkiye’den beklenen aslında gelişen bir ülke olarak emisyonları kontrol altına alması ve mümkünse azaltması ki bu mümkün çünkü Türkiye çok şanslı bir ülke. Petrol yok, kömür yok, olan da zaten çok kalitesiz, doğalgaz yok, bunlarda dışa bağımlıyız. Dışa para veriyoruz. İklim değişikliği bize bir fırsat sunuyor, diyor ki onların yerine güneş, rüzgâr kullan, biokütle kullan. Bunların hepsi de Türkiye’de var, o yüzden bizim bahanemiz de yok. Yapacağımız tek şey bu emisyonlara payımız bizim katkımız yüzde 1 kadar dünyada. O katkıyı azaltmak, yoksa biz Amerika’nın açığını kapatamayız. Biz bunu yaparsak politik olarak da sahaya çıkar Amerika’ya da Rusya’ya da kimse bunun önünde duran hadi sen de onlara hadi sen de görevini yap deriz.”

    Etiketler:
    BM İklim Değişikliği Konferansı, Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump, Naylon poşet, Greta Thunberg, Küresel ısınma, İklim, Birleşmiş Milletler (BM), ABD, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın