14:44 21 Kasım 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Lübnanlılar mezhepsel değil anayasal vatandaşlık arzuluyor ama bundan içte ve dışta kabul edilmesi zor denklem çıkar'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Doç. Yasin Atlıoğlu'na göre, Lübnan'daki protestolarda ulusal kimliğe vurgu yapılıyor ama mezhep ayrımına dayalı sistemden anayasal vatandaşlığa geçiş hem iç hem de dışta kabullenilmesi zor bir denklem oluşturuyor. Atlıoğlu hükümetin çöküşü eşliğinde protestoların devam etmesiyle ekonomik kriz ve yeni iç savaş riski bile doğabileceği görüşünde.

    Toplumsal bölünmeye dayalı siyasi sistemi yüzünden hükümetin çok zor kurulduğu Lübnan'da ekonomik kriz, yolsuzluk ve kötü yönetime karşı patlak veren protestolar tartışılıyor. En son Suudi Arabistan'ın veliaht prensi Muhammed bin Salman tarafından rehin alındığında istifasını açıklamış ve Lübnan iç siyasetindeki hasımlarının bile tepkileri sayesinde ülkesine dönebilip istifasını geri almış olan Başbakan Saad Hariri, bu kez protestolar yüzünden pes etti. Ancak bu durum haklı talepler üzerinde yükselen protestoların bölgesel siyaset denkleminin parçası olduğu değerlendirmelerine yol açtı. Benzer biçimde Irak'ta ABD işgali sonrası oluşturulan model de 250'ye yakın ölü bırakan protestolarla karsılırken, bölgede etnik ve mezhep hatlarına göre belirlenmiş sistemler de tartışma konusu.

    Gelişmeleri Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Görevlisi Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.

    'Mezhepçilik değil ulusal kimliğe vurgu var'

    Yasin Atlıoğl'na göre hem Lübnan'da hem de Irak'taki toplumsal hareketlenmeler bu ülkelerin siyasal sistemlerindeki sorunlar, devlet mekanizmasındaki yolsuzluklar ve iktisadi sorunlardan kaynaklanıyor. Lübnan'da Irak'tan farklı olarak böyük ölçüde kentli orta sınıfın sokakları doldurduğuna dikkat çeken Atlıoğlu, bu tepkilerin arkasında uzun yıllara dayanan sıkıntıların yattığını belirtti. Gösterileri kısmen yönlendirmeye çalışan bazı dış güçler de bulunabileceğini belirten Atlıoğlu, ancak bu tepkinin de hakiki meseleler üzerinde yükseldiğinin altını çizdi:

    “Her şeyden önce Irak ve Lübnan’daki olayların her ikisinde de ülkelerin siyasal sitemlerindeki birtakım problemler, devlet içerisindeki yolsuzluklar, devletin yetersizliği gibi meseleler aynı zamanda iktisadi sporunlar halkın sokaklara dökülmesine yol açtı. Ama iki ülkeyi ayrı ayrı analiz etmek daha mantıklı. Çünkü İran şartları ve Lübnan’ın şartları daha farklı. Zaten protesto gösterilerinin seyrine baktığımızda da Irak’ta çok kanlı biçimde başladı ve devam ediyor. Lübnan’da gösterilere katılanların kimler olduğuna baktığınızda Irak’tan biraz daha farklılaşıyor. Lübnan’da büyük ölçüde kentli orta sınıfın protesto gösterilerine öncülük ettiğini görüyoruz. Muhakkak ki alt sınıftan insanlar da var. Büyük ölçüde de Lübnan’ın çok uzun yıllar biriken sorunlara bir tepkinin neticesi, bir patlama şeklinde ortaya çıktı. Görünen nedeni internet üzerinden yapılan konuşmalara konulan vergi gibi gözüküyor. Ama iktisadi meselelerin biraz daha ötesine çıkan bir sorun varmış gibi de gözüküyor. Lübnan’da umut verici bir şey, daha önce ülkede meydana gelen gösterilerden biraz daha farklı. Belki bundan bir iki yıl önce ortaya çıkan çöp sorunuyla ilgili yapılan gösterilere biraz benziyor. Lübnanlılar devletin yetersizliğinden dolayı ortaya çıkan sorunlara tepkilerini son birkaç yıldır biraz daha farklı bir şekilde gösteriyorlar. Meydanlarda gördüğünüz gibi mezhepsel ayrılıktan çok ulusal kimliğe bir vurgu, Lübnan bayraklarıyla meydanlara çıktılar. Şu ana kadar bizim izlediğimiz kadarıyla bunları yönlendiren arkada bir merkez veya teşvik eden bir organizasyon var mı yok mu sorusuna en azından ben şimdiye kadar böyle bir şey görmediğimi söyleyebilirim. Muhakkak ki bu tür toplumsal gösterileri kendi çıkarları lehine kullanmak isteyen dış güçler olabilir. Lübnan gibi hele dış müdahaleye açık bir yerde bu mümkün. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, ikinci konuşmasında daha net bir şekilde ifade etti, bazı konsoloslar veya bölge devletlerin bu gösterileri yönlendirdiğine dair. Gösterilerin niteliğine baktığımızda bu yönlendirme kısmen olabilir. Ama insanları sokağa döken şey dış güçlerin kışkırtmaları değil. En azından sokaklarda bir ideoloji veya dinci grupları veya bir ülkenin hizmetinde olabilecek bir organize grup şu ana kadar görmedim. Ama bazı ülkeler bunları kendi lehine kullanmış olabilir.”

    'Lübnanlılar artık mezhepçi sistemi besleyen bütün siyasilerin tasfiyesini istiyor'

    Gösterilerde en fazla dile getirilen meselelerden birinin mezhep ayrımlarına dayanan sistemin ortadan kaldırılması olduğuna atıf yapan Atlıoğlu, insanların artık ülkedeki mezhepçi sistemi besleyen bütün siyasileri tasfiye etmekten bahsetmesinin önemini anımsattı. Hariri'nin istifasının ise ülkede yeniden bir boşluk oluşturacağını vurgulayan Atlıoğlu, ülkenin kuzeyinde kendisinin kimi destekçilerinin Lübnan ordusu ile gerilim yaşaması ve provokasyon tehlikelerine dikkat çekti:

    “Sokaklardaki temel talep ülkedeki bütün siyasetçilerin bu sistemden tasfiye edilmesine yönelik bir istek söz konusu, en çok dillendirilen şey o. Lübnan’daki mezhepçi sistemin ortadan kaldırılmasına yönelik bazı sloganlar protesto gösterileri sırasında atılıyor. Ama biraz dikkat çekici, bütün siyasileri tasfiye etmek dolayısıyla mezhepçi sistemden beslenen bütün siyasi örgütler ve siyasi liderleri ülkedeki bu sorunlardan dolayı sorumlu tutuyor bu insanlar. Bu açıdan baktığımızda insanlar hükümetin istifasını istiyorlar. Hükümet istifa ettikten sonra alternatifler ne diyorsanız, mevcut mezhepsel yapı korunduğu müddetçe muhtemelen ya teknokratlardan oluşan bir hükümet kurulacak, ya yeni seçimlere gidilecek ya da Hizbullah’a ağırlığını koyup belki Hariri’yi almadan yeni bir hükümet kurma ihtimalleri var. Fakat bunların hepsini düşündüğümüzde Lübnan’ın sorunlara çözüm olacağını zannetmiyorum. Dolayısıyla Hariri’nin istifası da biraz zorunluluktan oldu. Dışarıdan bir baskı var mıdır onu bilmiyorum, ama içeriden ciddi bir baskı var ki istifa ettikten sonra dün akşam gördünüz. Özellikle Lübnan’ın kuzeyinde Hariri taraftarları da meydanlara gelmeye başladı. Protestoların başlangıcından itibaren Lübnan ordusuna karşı protestocuların gayet nazik davrandığını karşılıklı bir denge olduğunu yani orduya karşı bir tepki olmadığını protestocular göstermeye çalıştı. Önce Hizbullah taraftarları, arkasından Hariri taraftarları sahaya indi. Sokağa çıkan insanlara baktığınızda birkaç tane Hizbullah ve Emel bayraklarını motosikletlerle yolda geçen insanları gördüm ama saldırıların olduğu yerde genelde herhangi bir partiyi ifade eden bir kıyafet ya da sembol görmedim. Dolayısıyla bu şekilde bir provokasyon da söz konusu olabilir. İçerisinde Emel taraftarları olabilir.

    'Hizbullah daha toparlayıcı olabilirdi'

    Lübnan'da önemli bir siyasi hareket bulunan Hizbullah'ın normalde taraftarlarını disiplinli biçimde yönlendirme becerisi bulunduğunu anımsatan Atlıoğlu’na göre hareket bu sefer toparlayıcı adımları atmakta zorlanıyor: "Ama özellikle batı medyasında Hizbullah söz konusu olduğunda bu tür haberler daha fazla abartılı şekilde yansıtılabiliyor. Hizbullah olaya başlangıçtan beri çok güvenlikçi yaklaştı. Hizbullah’ın en son 2008 seçimlerinde kurulan hükümet Hariri’nin bu kadar zayıf olması, Hizbullah’ın hükümetteki nüfuzunu artık maksimum seviyeye çıkarttı. Bir nevi bence Hizbullah kendini bir devlet gibi devlet refleksi gösterme ihtiyacı duydu. Bu hükümet gittiği takdirde daha zayıf bir hükümet kurmak istemiyor. Bu olaylardan sonra Hizbullah aslında akıllıca hareket edebilen bir örgüt, daha önceki tecrübelerine baktığınızda. En azından bu çıkanları engellemeye yönelik daha açık ifadelerle bir şeyler söylenebilir. Ama ben rastlamadım. O yüzden çıkanlar Hizbullah taraftarı veya provokatör de olabilir. Ama Hizbullah’ın daha net bir biçimde kendini ifade etmesi gerekiyordu, daha toparlayıcı olabilirdi. Çünkü örgütü sağlam bir organizasyon, taraftarlarını nasıl yönlendirebileceğini biliyoruz. Daha önce Hizbullah’ın tarihinde Lübnan içinde silahlarını ilk kez kullandığı zaman 2008’deki cumhurbaşkanlığı kriziydi. Orada Nasrallah talimatı verdikten sonra Hizbullah taraftarları düzenli şekilde Batı Beyrut’a kadar girdiler. Yanlış bir hareketti ama o parti örgütlenmesindeki disiplini görebiliyorduk. Bu olayda bu kişiler Hizbullah örgütünden bağımsız şekilde mi buraya geldiler veya örgüt bunu engelleyebilir miydi, bu bazı soru işaretleri taşıyor.”

    'Asıl gereken anayasal vatandaşlık'

    Atlıoğlu diğer yandan Lübnan'da mezhep ayrımlarına dayalı sistemi değiştirmenin zorluklarına da vurgu yaptı. İç savaşı bitirse de başından beri sakat olan sistemin yıkılması mı yoksa reforme edilmesinin mi istendiğinin belli olmadığının altını çizen Atlıoğlu, nüfus oranları düşünüldüğünde mezhep ayrımları ortadan kalktığında Şiiler lehine oluşacak dengelerin bu sefer yabancı ülkeler tarafından kabul edilmeyeceğini anımsattı. Atlıoğlu, asıl yapılması gerekli olanın ülkede anayasal vatandaşlığı sağlamak olduğunun altını çizdi:

    “Mevcut mezhepler tamamen mi yıkılmak isteniyor yoksa reforme mi edilmek isteniyor? Reforme belki edilebilir ama o durumda yeni bir nüfus sayımı üzerine tekrar bir mezhepçi sistem kurgulamaya kalktığınızda, muhtemelen cumhurbaşkanı Şii olacak. Bunu içeride ve dışarıda nasıl karşılanır, kabul edilebilir bir durum olmayabilir, tartışılabilir. Reforme edildiğini bile düşünseniz cumhurbaşkanı Şii bile olsa, bu sistem başlangıçtan sakatlıklar taşıyor. Yarın Marunilerin nüfusunun artmayacağını nereden biliyoruz, mezhep üzerine niye konumlandırılıyor? Burada yapılması çok zor ama yapılması gereken şey Lübnan’da mezhepsel kimlik değil anayasal vatandaşlık üzerine bir kimlik konumlandırmak. İnsanlar kendilerini Lübnan vatandaşı olarak görmek zorundalar. Bunu yapabilirlerse, bu gösterilerin belki bir umut ışığı olarak ortaya çıkmasının sebebi bu. Kentleşmiş insanlar artık kendilerini mezhepsel kimliklerle ifade etmek istemiyorlar. Bunun siyasi yön dışında bir de toplumsal yönü var mezhepçiliğin. Farklı mezheplerden insanların evlenememesi gibi garip bir durum var. Türkiye dışında bölgedeki hiçbir yerde bir medeni kanun yok. Bir medeni kanun yapmak bence demokrasinin başlangıcı olabilir. Suriye, Lübnan ve Irak için de. Dolayısıyla insanlar kendilerini eşit Lübnan vatandaşı olarak görmek istiyorlar. Küçük de olsa bir devletin garantisi altında yaşmak istiyorlar. Bu protestoların bunu yapabilecek gücü var mı, yok gibi gözüküyor. Çünkü bu protestolarda aslında belli bir organizasyonun olmaması ve bir liderliğin olmaması bir eksiklik aslında. O sisteme meydan okuyabilecek biri, bir lider yok. komünistler çıkıyor da, Lübnan’daki Komünist Parti de mezhepçi. Onun da kendi içinde hizipleri var, dolayısıyla da o mezhepçi sistemin içinde. Tarih içerisinde mezhepçiliği tasfiye etmeye çalışan insanlar oldu mu, komünist parti içerisinde iç savaş sırasında önemli insanlar var. Benim en saygı duyduğum insanlardan biri Kemal Canpolat, savaş öncesi gerçekten bu mezhepçi sistemi tasfiye etmeye çalıştı. Ama bunu tasfiye etmeye çalışan bir lider çıktığı takdirde bile içeride ve dışarıdan engellemeler olacaktır, bunu yapmak çok kolay bir şey değil. Bu mezhepçi sistemin kökenlerini Osmanlı’ya kadar götürebilirsiniz. 1850’lerde başlayan bir sistem. Dolayısıyla çok kolay değil ama yapılabilir mi? bir umut ışığı oldu protestolar. Belki ilerleyen süreçte bu siyasetçiler yavaş yavaş da olsa sistemin dışına itilebilirse…”

    'Protestolar devam ederse yeni iç savaş tehlikesi çıkar'

    Atlıoğlu, ülkedeki ekonomik durumun hassasiyetine de dikkat çekti. Hükümetin çökmesi eşliğinde yeni bir çözümsüzlük ve protestoların dinmemesi halinde ülke ekonomisinin tepetaklak gideceğini belirten Atlıoğlu, bu durumun radikalleşmeyi besleyeceğini ve yeni bir iç savaş tehlikesi de yaratabileceğini vurguladı:

    "Bu süreç içinde şu da var; Lübnan’ın kendi kendine yeten bir iktisadi yapıya kavuşması da önemli. Protestolar biraz daha sürerse belki ülke ekonomisi tamamen çökebilir. İnsanlar sokakları bırakın Lübnan’ı terk edebilirler. Lübnan ekonomisini anlamak çok mümkün değil. Lübnan ekonomisi nasıl işliyor, nasıl vergi toplamıyor, bir de o var. Vergiden şikayetçi Lübnanlılar ama zaten devlet doğru dürüst vergi toplayamıyor. Lübnan ekonomisinin yüzde 70’i hizmet sektöründen oluşan batılı bir ülke profili. Sanayi yok, tarımı 50’lerden beri yok ettiler. Dolayısıyla burada sınıfsal farklıları da düşünürsek bunlar da büyük uçurum. Orta sınıf da gittikçe eriyor. Dolayısıyla Lübnan bu protesto gösterilerine ne kadar dayanır, insanlar ne kadar sokaklarda kalabilir? Hükümetin istifası muhtemelen yeni sorunlar ortaya çıkartacak ve radikalleşmeye de yol açabilir. Yarın o grupların taraftarları da sokağa indiğinde Lübnan ordusu şu ana kadar idare eder bir izlenim verdi. Ama Lübnan ordusu iç sorunlarda da dış sorunlarda da oldukça zayıf bir ordu. Bir noktadan sonra 1970’lerde de aslında öğrenci, işçi eylemleriyle başlamıştı olaylar ama 1975’te bir anda kanlı bir iç savaşa dönüştü. Küçük de olsa bu ihtimali de unutmamak gerekiyor.”

    Etiketler:
    Hizbullah, Saad Hariri, Ekonomik kriz, iç savaş, Protesto, Gösteri, Lübnan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın