15:05 21 Kasım 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Şili, Pinochet sonrası sol etiketli sağcı hükümetlerin 30 senelik neoliberal düzenine isyan ediyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 30
    Abone ol

    Alp Altınörs'e göre Şili'de Pinochet sonrası uzlaşma ile hükümetler hep sol etiketli ama sağcı oldu. Bugün artık 30 senelik neoliberalizme isyan edildiğini belirten Altınörs, 'savaştayız' söylemine sarılan Pinera'nın geri adım atmasında da emekçilerin üretimi durdurması etkili oldu. Ancak Altınörs'e göre Pinera'nın durumu teskin etmesi zor.

    Güney Amerika'da 2000'lerin başlarında yükselen sol dalga, ABD yönetimlerinin 10 yıl boyunca yılmayan müdahaleleriyle sağ lehine dönmüşken, kıtadan yeniden ters rüzgarlar esiyor. Hem bölgede hem de dünyada neoliberalizm bayrağının en cevval taşıyıcısı olan Şili yönetimi ekim ortalarında metro ücretlerine yapılan zamla başlayan protesto fırtınasına tutuldu.

    Devlet Başkanı Sebastian Pinera yönetiminin bu fırtına karşısında orduyu da sokaklara saldığı sert müdahalesiyle eli kanlı diktatör Pinochet dönemini aratmayan bir görüntü ortaya çıktı. En az 23 kişi hayatını yitirirken, Pinera zamları geri çekip hükümeti de görevden almak zorunda kaldı.

    Gelişmeleri siyasetçi, çevirmen ve yazar Alp Altınörs ile konuştuk.

    Şili'deki protestolar ve Suriye Devlet Başkanı Esad'ın Türkiye yorumu

    'Şili'de hükümetler hep sol etiketli ama sağcı oldu'

    Alp Altınörs'e göre, aslında metro ücretlerine zam çok sınırlı bile olsa açığa çıkan tepkinin, Pinochet dönemi ve sonrasında 30 senedir benimsenmiş neoliberal modele büyük bir isyanın ifadesi olduğu görüşünde. "Bu patladı. İsyanın temel parolası 30 pezo değil 30 yıl şeklindeydi" diyen Altınörs, Şili'yi bütün bu süre boyunca yöneten hükümetlerin de aslında 'sol etiketli' sağcılar olduklarını vurguladı:

    “Metro biletlerine yapılan bir zam söz konusuydu, 30 pezoluk bir zam. Aslında küçük bir miktar. Türk lirasıyla 24 kuruşa denk geliyor. Ama asgari ücretli bir kişinin zaten halihazırda gelirinin yüzde 20’sini her ay toplu taşımaya vermek zorunda olan bir ülke Şili. Toplu taşımanın da yüksek ücretlerle gerçekleştirilebildiği, aslında kamusal olan her şeyin Pinochet döneminde ve sonrasında sosyal demokrat hükümetler altında da adım adım özelleştirildiği ya da ticarileştirdiği bir ülke. Dolayısıyla burada biriken bir toplumsal bir öfke vardı, piyasa sistemine her şeyin piyasaya yönlendirilmesine karşı. Bu patladı. İsyanın temel parolası 30 pezo değil 30 yıl şeklindeydi. Burada sadece Pinochet ve sağa karşı değil yani Pinera hükümetine karşı değil 30 yıllık neoliberal modele karşı bir isyan söz konusu. Bu 30 yıl özellikle sol görünümlü hükümetler tarafından icra edilmiştir neoliberal politikalar. Pinochet sonrası Şili’de hükümetler hep sol etiketli ama uyguladıkları politikalar hep sağ olmuştur. Bu da aslında Pinochet’nin kurmak istediği sistemdi.”

    'Pinochet'nin arzuladıkları, sosyal demokratlar eliyle yapıldı'

    Altınörs, Pinochet diktatörlüğünün acılarını yaşamış olan Şili'nin yüzü sola dönük bir ülke olduğunu, bu yüzden 'sağ' başlığıyla siyasilerin işbaşına gelemediğini anlattı. Altınörs bu açıdan Pinera'nın yıllar sonra seçilmiş ilk sağcı lider olduğunun altını çizerken, kendisinin Trump ve Bolsonaro gibi 'milyarder liderler' kuşağına ait olduğunu belirtti. Şili'de Pinochet sonrası gidilen 'uzlaşma' dönemiyle ordunun siyasetten geri çekilmesiyle insan hakları ihlallerinin minimuma indiği, işkencenin ortadan kalktığı yeni bir dönem başladığını belirten Altınörs, ancak bunun bedelinin 'Chicago Okulu' üzerinden ülkenin neoliberalizme teslim edilmesi olduğunu anımsattı. Altınörs bugün görülen isyan halinin ise bu sistemin yarattığı büyük gelir adaletsizliği olduğunun altını çizdi:

    “Şili zaten yüzü sola dönük bir ülke. Hiçbir zaman sağcılar seçimle gelemiyor Şili’de. Bugünkü devlet başkanı 1958’den beri seçimle iş başına gelen ilk sağcı. Burada uzlaşma dediğimiz, ama basit bir uzlaşma değil, concertación dönemi, yani ordu siyasetten bir ölçüde çekildi Pinochet sonrasında. İnsan hakları ihlalleri minimuma indi, işkence ortadan kalktı. Ordunun siyasetteki varlığı ortadan kalktı. Ama bunun bir bedeli vardı. Bunun bedeli Pinochet’nin getirdiği ve Chicago denilen Amerikan iktisatçılarının şekillendirdiği ekonomi modeline kesinlikle dokunulmamasıydı. Sosyal demokratlar ülkeyi yönetebilirler ama kesinlikle neoliberal modelle yönetecekler. Bu eğer bozulursa ordu geri sokağa iner tehdidiyle sürekli bu güncel tutuldu. Bugün Pinera’nın başa gelmesi aslında Amerika’da Trump ve Brezilya’da Bolsonaro’nun başa gelmesiyle çok benzer. Bunlar milyarder başkanlar kuşağı olarak ifade edilebilir. Şili’yi yeniden büyük yapacağım, çok büyük projelerim var sözleriyle geldi. Ama Şili’deki gelir adaletsizliğini olağanüstü derinleştirdi izlediği politikalarla."

    'Latin Amerika'nın en demokratik denilen ülkesinde 30 sene öncesine dönüldü çünkü demokratikleşme hakiki değildi'

    Altınörs, 30 senedir Latin Amerika'nın en demokratik diye anılan ülkesinin bir anda 30 sene öncesine dönmesinin sağlanan demokratikleşmenin hakiki olmadığının ıspatı olduğunu şu vurgularla anlattı:

    "Pinera’ya karşı başlayan bu isyan aslında bütün 30 yıllık neoliberal düzeni sorgulayınca Latin Amerika’nın o en demokratik ülkesi denilen Şili’de bir anda 30 yıl öncesine döndüğümüzü gördük. Ya da aslında 30 yıldır Şili’nin hep aynı yerde olduğunu görmüş olduk. Gerçek bir demokratikleşme, gerçek bir demokrasiye geçiş Şili’de hiçbir zaman sağlanmamıştı. Özellikle karabinerler dediğimiz özel bir polis örgütü, bir nevi askeri polis diyebileceğimiz örgüt bünyesinde Pinochet’cilerin varlığı ve muhafazası sağlanmış. Bir anda Şili’de gözaltında kayıplar başladı, yasadışı gözaltı merkezleri kuruldu. En az 17 kadına ve bir erkeğe gözaltında tecavüz edildiği raporlandı. Bu yasadışı gözaltı merkezlerden birini bir metro istasyonunda göstericiler kan izlerini takip ederek ortaya çıkardı. İnsan hakları savunucuları feveranda ve 5000’i aşkın gözaltı var. 17 kişi sokaklarda öldürüldü, giderek artıyor. Bir anda Pinochet dönemine Şili döndü ve politik olarak da Pinera’nın biz savaştayız diye bir söylemi oldu, bu direkt Pinochet söylemi. Biz çok güçlü, çok organizeli bir düşmanla karşı karşıyayız ve savaştayız dedi. Olağanüstü hal, ertesi gün sokağa çıkma yasağı bir anda ülke 1970’lere döndü."

    'Şili isyanının üretimden gelen damarı'

    Pinera'nın faşist yöntemlerinin Şili halkından çok sert tepki gördüğünü vurgulayan Altınörs, isyanan ülke çapında 2 milyon insanın sokaklara çıkmasıyla sınırlı kalmadığını ve proleterlelrin üretimden gelen güçlerini kullanmaya çalıştıklarını vurguladı. Altonörs'e göre zaten Pinera yönetimine geri adım attıran da hem devlet hem özel sektörde üretimin durdurulması:

    "O anlamda muazzam bir karşı dalga da geldi. Ülke çapında 2 milyon kişinin sokağa çıktığı gösteriler ve politik bir grev yaşandı aslında Şili’de. Sadece meydanlardaki gösteriler değil limanlar önemli oranda durdu. Codelco, dünyanın en büyük maden şirketlerinden birisi, devlet şirketi, iki büyük madeninde üretim durdu. Ayrıca özel sektörde de bakır madenlerinde belli oranda üretim durdu, limanlarda neredeyse tamamen üretim durdu. Sokakların dolmasını görüyoruz ama üretim alanlarına bunun taşınması önemliydi ve hükümete ciddi anlamda geri adım attırdı. Orada bir bölünme de yaratmaya çalışıyor Pinera, hareket içerisinde. Özellikle parlamenter partileri müzakere masasına oturtup, Şili komünist partisi geniş cepheyi müzakere masasına oturtup burada bir uzlaşma yeniden getirmeye çalışıyor."

    'Pinera'nın durumu sakinleştirebilmesi zor'

    Altınörs'e göre ordunun sokaklara salındığı ve bunca kan döküldüğü bir sürecin ardından Pinera'nın ayakta kalmasını zor görüyor. Şili liderinin henüz iki sene önce seçildiği ve deneyimli bir siyasi olarak 'Savaştayız' gibi bir söyleme başvurarak büyük hata yaptığını anlatan Altonörs, şimdi geri adım atarak uzlaşma yakalamaya çalışacağı, ancak bunda zorlanacağı görüşünü dile getirdi:

    "Kendisi de başkan seçileli daha iki sene oldu, seçime zaman var. Devrilmek istemiyor açıkçası Pinera. Sokakta bu kadar kan döktükten sonra insan hakları ihlallerini gerçekleştirdikten sonra Pinera’nın başta kalması da bence çok zoru saatten sonra emekli maaşlarına biraz zam yapıldı diye sokakların yatışacağını düşünmüyorum. Bu tarihsel bir hareket aslında. Diğer ülkelerde gördüklerimize benzer ama onları da aşan yönleri var. Çünkü Şili diğer ülkelerin aksine hiçbir zaman 90’lardan bu yana geniş çaplı bir halk ayaklanmasına sahne olmadı. Latin Amerika’nın diğer ülkelerinden böyle bir ayrıldığı nokta var. Bunu da hep sosyal demokratları hükümette tutarak başardılar. Ama Pinera’nın başa gelmesi 'concertación' dönemini sona erdirerek bazı toplumsal dinamikleri de birbirinden boşandırmış oldu. Yani bunları sokağa çekti. Dolayısıyla Pinera gitmeden ben durumun sakinleşeceğini düşünmüyorum. Pinera da basit bir kişilik değil, Şili siyasetinde daha önce de başkanlık yaptı 4 yıl. Senatörlük de yapmış, siyasette oldukça deneyimli bir siyasetçi. Bütün hükümeti görevden aldı, mesela içişleri bakanını görevden aldı, göstericilere haydut dedi diye. Kendisi de aynısını söyledi. Bizde de oluyor bazen, içişleri bakanlarını göreve getiriyorlar, görevden alıyorlar, onun gibi bir şey oldu. Yeni bakanlar yeni bir uzlaşma, masaya oturalım, tartışalım, konuşalım gibi bir söylem geliştirdi Pinera, savaştayız söylemini terk etti. Olağanüstü hali de kaldırıyor, dolayısıyla durumu sakinleştirmeye çalışacak. Ama sokaklar da durulmuyor, her gün yeni gösteriler ve polis şiddeti devam ediyor."

    'Latin Amerika barometre işlevi görüyor'

    Altonörs, bugün Arjantin'den Ekvador'a Latin solunun yeniden yükseliş alametleri gösterir hale geldiğini belirtirken, ABD ve uluslararası sermayenin neoliberal siyaset ve sağ dalgayı kıtada bir türlü hakim kılamamasına dikkat çekti. Bunun dünya solu açısından anlamına da bakmak gerektiğini vurgulayan Altınörs, Latin Amerika'nın adeta bir 'barometre' işlevi gördüğünü anımsattı:

    "Latin Amerika’da açıkçası sol dalganın yeniden yükselmeye başladığının emareleri var. Ama bu sol ne kadar Şili’deki 'concertación' dönemindeki sol gibi olur, ne kadar gerçekten üretim ilişkilerini değiştirip dönüştüren bir sol olur ona bakmak lazım. Mesela Arjantin’de Peronizm vakadır, yok edemezsiniz. Bir seçimde yenersiniz, bu seçimde yine Peronistler çıktı. Ama daha önceki dönemde Peronistlerin dış borcu ödememesi asıl çok büyük bir darbe olmuştu uluslararası sermayeye ve onu atfetmiyorlar. Açıkçası Macri döneminde aldılar o intikamını, baya bir ülkeyi soydular IMF programıyla. Buna tepki olarak Alberto ve Cristina Fernandez formülü kazandı. Bunun ne kadar çare olabileceğini göreceğiz. Ama Arjantin, dünyada işçi sınıfın en örgütlü olduğu ülkelerden birisi, kolay kolay da kabul ettiremiyorlar neoliberal poitikaları. Venezüella’da da Maduro, ulusal meclise dönük yeni bir seçim dönemini başlatmaya çalışıyor. Ama ulusal meclis bunu kabul etmiyor. Kendi yüksek seçim kuruluna atamaya çalışıyor. Anayasal kriz devam ediyor ve her an yeni bir tansiyon yükselmesi yaşayabilir Venezüella. Fakat geçen yıl Venezüella’da kıramadıkları için Bolivarcı iktidarı, sağ dalgayı da tam hakim kılamadılar. Şimdi Kolombiya’da yeniden yerel seçimlerde sol bir başarı elde etti. Ekvador’da Lenin Moreno hükümeti kalacak mı gidecek mi bilemiyoruz. Sağın sarsıldığı solun da kendini toparlamaya çalıştığı bir Latin Amerika tablosu var. Bu da aslında dünya çapında da yeniden solun yükselişe geçebileceği ihtimalini gösteriyor. Çünkü Latin Amerika neoliberalizm ve ekonomik politik konusunda bir barometre.”

    Etiketler:
    Mauricio Macri, Sebastian Pinera, Latin Amerika, Augusto Pinochet, Şili
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın