03:23 15 Aralık 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Trump'ın Erdoğan'la görüşmede taktik yaklaşım sergilemesi Türkiye'ye yaradı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 44
    Abone ol

    Prof. Ünal'a göre Trump'ın azil sürecinden ötürü Erdoğan ile görüşmesinde 'taktik' yaklaşım sergilemesi Türkiye'ye yaradı. Ama tarafların pozisyonlarını koruduğunu, karşılıklı vaadlerin 'suya yazılı olduğunu' dile getiren Ünal, Ankara'nın Suriye topraklarına birkaç milyon sığınmacı yerleştirme planının Türkiye için riskler taşıdığına dikkat çekti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin 9 Ekim'de başlayan Suriye harekatı sonrası ABD ile yapılan 17 Ekim mutabakatından bu yana beklenen Beyaz Saray görüşmesini gerçekleştirdi. ABD Başkanı Donald Trump, Erdoğan'la baş başa ve heyetler arası görüşmeyle yetinmeyip son dönemde Türkiye politikalarına bayrak açan bazı Cumhuriyetçi senatörleri de Beyaz Saray'a çağırdı. Ortak basın toplantısında ilişkilerde sıkıntılar yaratan Suriye harekatı, YPG, Mazlum Kobani, S-400 ve F-35 meselelerinde iki liderin açıklamalarından somut bir sonuç alınmış gibi görünmezken, iki liderin karşılıklı sıcak yaklaşımları dikkat çekti.

    Görüşmeyi ve sonuçlarını Maltepe Üniversitesi'nden Prof. Hasan Ünal ile konuştuk.

    'ABD de Türkiye de pozisyonlarını koruyor'

    Prof. Hasan Ünal'a göre, görüşme sonrası yapılan açıklamalara bakıldığında Erdoğan'ın da Trump'ın da pozisyonlarını korudukları görüldü ve görüşmeden somut bir şey çıkmadı. Özellikle Trump'ın Türkiye'nin tezlerini biraz kabul edilebilir kılarak Kongre'yi Türkiye aleyhine kararlar almaktan vazgeçirmeye çalıştığını ve adeta 'arabulucu gibi' durduğunu söyleyen Ünal, ABD liderinin buna karşılık Ankara'dan anlayış ve taviz talep ettiğinin altını çizdi. Ünal'a göre Trump'ın tutumundaki bir neden de hakkındaki azil süreci:

    "İki taraf da pozisyonlarını sürdürüyorlar hemen hemen her konuda. Aslında Trump yönetimi belki Türkiye’nin tezlerini biraz kabul edilebilir hale getirmek ve Kongre’yi Türkiye aleyhine kararlar almaktan vazgeçirmek istiyor belki ama bunun için aynı zamanda şunu da istiyor: Siz de bizim elimize kozlar verin ki biz de bunları Kongre’ye götürelim, ‘Bakın karşımızda Türkiye var ve anlayışlı davranıyor, istediklerimizin bir kısmını en azından veriyorlar. Dolayısıyla bu kadar anlayışsız davranmayalım’. Burada Trump’ın belki de en büyük taktiksel girişimi şu: Türkiye belki meselenin önemli bir tarafı, ama esas öbür tarafı, Trump ile ilgili azil süreci. Dün açıktan ifade alma süreci başlamıştı Kongre’de. Burada Trump’ı en fazla rahatsız eden husus, Demokratların yanında bazı Cumhuriyetçi üyelerin de Türkiye meselesinden dolayı Trump’a kızarak Demokratlarla hareket etme eğilimi içine girmiş olmaları itibariyle. Trump’ın en önemli stratejik çabası da onları oradan koparmaktı. Dün aslında onları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya getirerek bir arabuluculuk yapmış oldu. Aynı zamanda onları getirip Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştürerek, Erdoğan’a da şunu söylüyor: ‘Bakın adamlar bu kadar kızgın Türkiye konusunda, ben de bunları engelleyemiyorum, siz de bana bir şeyler verin’. Burada pek çok taktik iç içeydi."

    'Görüşmenin taktiksel sonucu Türkiye lehine'

    Ünal, görüşmede Trump'ın taktiksel yaklaşımının Türkiye’ye yaradığını değerlendirmesini yaptı. Görüşmenin ardından Cumhuriyetçi Senatör Graham'ın Türkiye karşıtı tasarıyı engellemesine atıf yapan Ünal, Kongre üyelerinin tutumlarıyla Türkiye'de Erdoğan karşıtı halkı etkileyebileceklerini düşündüklerini ancak sonucun tam aksi olmasından ötürü Türkiye'deki Amerika karşıtlığının farkına varmış olabileceğini dile getirdi. “Dünya çok kutuplu oldu ve bu çarşıdaki tek mağaza Amerika değil” diyen Ünal, artık bu durumu Amerikalı siyasetçilerin de gördüklerini ve Türkiye'yi itmemek gerektiğini düşündüklerini aktardı:

    "Bu görüşmelerin taktiksel sonucu Türkiye’nin lehine bir durum. Şimdilik Lindsey Graham Senato’daki Ermeni Tasarısı ile ilgili görüşmeyi bloke etmiş durumda. Niye bloke etti, Türkiye o görüşmelerde S-400, PYD ile ilgili acaba bizim bilmediğimiz bir geri adımdan mı bahsetti? Sonuçta bunlar aynı zamanda İsrail lobisinin çok büyük destekçisi isimler. İsrail lobisinin şunu düşünmesi lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’le yürüttüğü söz düellosunda dolayı Türkiye’yi bu kadar kızdıracak, küstürecek; sebep olarak da hep Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan oluyor aslında diyerek, onu ön plana koyarak Türkiye’de de halkı sanki yanlarına çekeceklerini zannederek girişimde bulunmaları, taktik adımları atmaları tutmadı. Barış Pınarı Harekatı’ndan buna benzer bütün girişimlere baktığınızda Türk halkı yüzde 90’ların üzerinde destek veriyor. Demek ki bu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülaritesinin üzerinde bir durum. Millet destek veriyor. Ayrıca Türkiye’deki Amerikan karşıtlığı yüzde 90’larda seyrediyor. O zaman burada bir yanlış var, belki de bu yanlışı değerlendirmeye başladılar orada. Dünya çok kutuplu oldu ve bu çarşıdaki tek mağaza Amerika değil, burada konuşulacak işbirliği yapılacak tek tüccar onlar değil. Pek çok mağaza var, Türkiye bu mağazalara giriyor, çıkıyor, alışveriş ediyor, bir kısmına mal satıyor, bir kısmında mal alıyor. Bunları da görüyorlar. Dolayısıyla o zaman Türkiye’yi itmemek lazım."

    'S-400'lerin konuşlandırılacağı yerde Amerikan subayı bile görevlendirebilirler'

    Hasan Ünal, NATO komutanının da S-400 alımı konusunda daha esnek bir açıklama yapmasının da bir başka 'yumuşama' olduğunu dile getirirken, Ankara'nın 'ortak komite' önerisi üzerinde durabileceği görüşünü aktardı. Ünal'a göre durum öyle bir hal alabilir ki, S-400 bataryalarının konuşlandırılacağı yerde birkaç Amerikan subayı bile görevlendirilebilir:

    "NATO komutanının açıklaması aynen bu çerçevenin içine konulabilir. Amerikalıları tatmin etmek için şöyle bir şey olabilir. Mesela Türkiye, baştan beri ne dedi, ‘Bu S-400’ün benim alacağım bataryaların yazılımını ben yerleştiriyorum, bu milli, bunları ben NATO’ya tahsis etmiyorum. Bunların kullanımında hiçbir Rus personel olmayacak’. Bunlar mobil olduğuna göre, Türkiye’ni batısında olsun, doğusunda olmasın denilemez. Çünkü ihtiyaca göre yeniden konumlandırılacak bir silah türünden bahsediyoruz. O zaman belki Amerikalılar şöyle bir şey mi diyecekler ya da bizimkiler öneriyorlar. Çünkü Türkiye’nin şöyle bir önerisi vardı, ‘Eğer siz meseleyi siyasi görmüyor ve sadece teknik askeri bir detay olarak görüyorsanız. S-400’lerin radarları F-35’leri çözer, algoritmasını alır, sonra buradan Rusların eline geçer. Teknik olarak bundan endişeleniyorsanız o zaman bir teknik komite kuralım, sizi bu konuda rahatlatabilecek ne yapılacaksa yapalım’ diyordu. Daha önce Amerika biz bunları hiç ciddiye almıyoruz, almayacaksınız diyordu. Belki Amerika şu noktaya geldi, S-400 bataryalarının konuşlandırılacağı yerde birkaç Amerikan subayı ya da başka bir şey olacak. Siyasi olmaktan çıkarıyor o zaman Amerika. Aslında burada Türkiye belki bir adım atıyor, Amerika üç dört adım atıyor. NATO’da üye olup da geliştirilmiş veya ilk modellerinden S-300 sahibi olan ülkeler var. Burada Amerika’nın şu tezgahını da düşünmek lazım. Amerikan F-35’leriyle ilgili çok fazla olumsuz haber çıkıyor. Tabiri caizse bunları kakalayacak yer de arıyorlar. Bu 100 milyar dış ticaret hacmini neyle dolduracak?"

    'General Mazlum ile ilgili resmi iade talebine dönüştürüldü'

    Ünal, Erdoğan'ın Trump'ın kendisine SDG komutanı Mazlum Kobani'nin mektubunu iliştirerek yolladığı ve içinde 'ahmaklık yapma' gibi ifadelerin geçtiği mektubun ise Beyaz Saray'a 'iade edildiğinin' anlaşıldığını söylerken, Ankara'nın kendisini rahatsız eden Kobani meselesini de 'resmi iade talebine dönüştürdüğünün anlaşıldığını' dile getirdi:

    "Anladığım kadarıyla mektubu iade etti. Birkaç alternatif olabilirdi zaten. Mektup hiç kabul edilmezdi. O günlerde Barış Pınarı Operasyonu’nun meşguliyeti içinde bunu böyle değerlendirmek istemediler Ankara’da. Biz aslında bu mektuba Barış Pınarı Operasyonu’nu başlatarak cevap vermiş olduk, mektubun bizim açımızdan ciddiyeti yok denirdi. İkincisi, mektubun içinde Türkiye’yi rahatsız eden en önemli konu, General Mazlum dediği meseleydi. Türkiye bunu bir resmi iade talebine dönüştürmüş durumda Amerika’ya. Dolayısıyla orada da Türkiye geri adım atmış görünmüyor pozisyonda. Taraflar pozisyonlarına sıkı sıkı sarılmış durumda. Yani iki taraf da pozisyonlarından herhangi bir taviz vermemiş görünüyorlar."

    'Ne söylemiş, ne vaad edilmişse, bunların bir kısmı suya yazılmış'

    Ünal, yine de görüşmede taraflar birbirlerine ne söylemişler, vaad etmişlerse bunların bir kısmının 'su üzerine yazılmış olduğunu' belirtirken, Kongre ile sıkıntının devam edecek gibi göründüğünün de altını çizdi:

    "S-400 meselesiyle ilgili eğer benim satır aralarından okuduğum doğruysa, ancak şöyle olabilir. Böyle bir adım atacaksa o ancak Kongre’nin hiçbir yaptırım tasarısını ele almaması, Ermeni tasarısı konusunun bloke edilmesi ve böylece kalması hatta çok idealist bir şey olur ama Temsilciler Meclisi’nin tasarıyı geri alması, o şimdi mümkün görünmüyor, öyle işleme konulabilir. Zaten dünkü görüşmelerde taraflar birbirlerine ne söylemişler, vadetmişlerse de bütün bunların bir kısmı su üzerine yazılmış durumda. Eğer Kongre, Trump ile olan kavgada Türkiye bölümü çıkarırsa kavganın ve o bölüm daha akıllı uslu bir şekilde değerlendirmeye alınır ve Türkiye’yi rahatsız edecek girişimlerden vazgeçilirse, ancak mümkün olur. Mesela Amerikan basınında, Kongre’de Türkiye karşıtı havanın oluşmasının en önemli sebeplerinden biri bu PYD konusuydu. Dolayısıyla Trump’ın o gazeteciye cevap vermemesi kendisi açısından çok mantıklı. Çünkü söyleyeceği her şey Kongre’de hesaba çekilmesine sebep olacak."

    'ABD ile bilmiyoruz ama Rusya ile mutabakat somut sonuçlar doğurdu'

    Ankara'nın hala ABD ile 17 Ekim mutabakatının sürdüğü söylemlerine karşın bunun geçerliliğini bilemediğimizi ve Rusya ile yapılan 22 Ekim mutabakatının somut sonuçlar doğurduğuna da işaret eden Ünal, Türkiye'nin kontrolündeki Suriye topraklarına birkaç milyon sığınmacı yerleştirme planlarının ise çok sıkıntılı olduğu görüşünde. Ünal, bu planın kendisinin PYD'nin devletleşme ümitlerini besleyeceğini söylerken, durumun Türkiye açısından risklerle dolu olduğu görüşünü aktardı:

    "Mutabakat meselelerini bir tarafa koyalım, çünkü orada hangi, mutabakatın geçerli olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Rusya ile yapılan mutabakat daha somut sonuçlar doğurmuş durumda. Oraya inşaatlar yapmak, şehirler kurmak, 1-2 milyon sığınmacıyı oraya yerleştirmek bunlar bence Türkiye açısından çok riskli projeler. Bunlar aynı zamanda PYD’nin devletleşme yönündeki ümitlerini besleyen sözler. Çünkü onları şunu düşünüyor. Türkiye buralara birilerini yerleştirecek. Dolayısıyla o yerleştirilecek bölgelerde otonom yönetimler kurduracak. O otonom yönetimler Suriye’nin içinde ya anayasal yapısına yerleşecek ya da sorun çözülmese bile oldubitti şeklinde uzun bir vadeye yayılacak, kemikleşecek. Bu sayede biz de devletleşeceğiz. Zaten Barış Pınarı Harekatı ne kadar doğru ise özellikle PYD ve Amerika’nın psikolojisini ne kadar bozmuşsa, ki toptan Amerika’nın çekilmesiyle sonuçlanabilirdi bu iş. Ne zaman ki biz buralara mültecileri yerleştireceğiz, sığınmacılardan kent kuracağız diyerek bunları gündeme getiriyoruz ve bunlar da ısrarcı görünüyoruz, Suriye’yi federalleşmeye götürüyoruz gibi görünüyoruz, bunu yapabilir miyiz ayrı bir tartışma, onun üzerine Amerikalılar geri gelip petrol bölgesini tuttular. ‘Biz burayı aslında kendimiz için değil PYD’ye gelir sağlasın diye tutuyoruz dediler. Barış Pınarı Operasyonu’nun devamı Türkiye açısından ciddi risklerle dolu. Orada Cumhurbaşkanı Erdoğan bunlara gerçekten inandığını ve bunları yapacağını düşünerek mi söyledi, yoksa Amerikalılara siz bu işe girişirseniz, o zaman bunun parasını finansmanını sağlayalım öyle mi düşünelim diye dedi. Tam olarak nedir, bilemiyorum. Ama aynen Amerika’nın içinde Kongre’de neler olursa, dünkü görüşmede söylenenlerin hangi kısımları gerçeğe dönüşür burada da böyle bir şey var. Önümüzdeki haftalarda sıkıca takip edeceğiz."

    Etiketler:
    Mutabakat, Rusya, Görüşme, Suriye, Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın