03:40 15 Aralık 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Kıbrıs sorunu artık Doğu Akdeniz sorunu haline geldi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 20
    Abone ol

    Dr. Volkan Özdemir'e göre, yıllardır süregelen Kıbrıs sorunu artık 'münhasır ekonomik bölge' üzerinden Doğu Akdeniz sorunu halini aldı. Rusya’nın Türkiye ile ilişkilerini gözeterek, Rumların sahalarına enerji şirketlerini sokmadığını söyleyen Özdemir, Ankara'nın bu meselede Lübnan ve Suriye ile hareket etmesi gerektiği görüşünde.

    Kıbrıs sorunu, Doğu Akdeniz'deki enerji odaklı hamlelerle yeniden hareketlenirken, Türk hükümeti yine ABD ve AB ile karşı karşıya geliyor. ABD yönetiminin son açıklamalarının ardından AB de Ankara'ya yönelik Doğu Akdeniz'deki enerji aramaları üzerinden yaptırım çerçevesini kabul etmişken, hem Kıbrıs sorununda yeni müzakere olanakları hem de KKTC'de yeni seçim sürecine giriliyor. Bu koşullarda geçen hafta adanın kuzeyinde Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi (BAÜ) Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği ‘Değişen Dünya Düzeni: Doğu Akdeniz'de Mavi Savaşlar’ konulu konferans dikkat çekti. Konferansta, hem Kıbrıs sorunu hem de Doğu Akdeniz'deki durum ele alındı.

    Konferans vesilesiyle Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeleri oturumlarda moderatörlük de üstlenen Dr. Volkan Özdemir ile konuştuk.

    ‘Kıbrıs meselesi enerji denklemiyle birlikte ısınacak'

    Volkan Özdemir, Girne'de düzenlenen konferansın uluslararası nitelik taşıdığını aktarırken, adanın kuzeyindeki siyasi durum ve oluşan yeni saflaşmanın tartışıldığını belirtti. Kıbrıs'taki meselenin enerji denklemi eşliğinde önümüzdeki dönemde daha da ısınacağını vurgulayan Özdemir'e göre, son dönemde aleyhte bazı gelişmeler olmasına karşın Ankara'nın elinde de kartları var:

    “Kıbrıs zaten yılların getirdiği çok taraflı bir sorun, uluslararası bir sorun. Bu konferans önemli bir konferanstı, uluslararası nitelikte olması, Suriye, Lübnan, Rusya, Amerika’dan temsilciler de orada yer aldı Mavi Savaşlar adı altında. Kıbrıs’taki mesele aslında tam olarak netleşmemiş bir mesele. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aslında şu anda siyasi olarak ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta Mustafa Akıncı’nın söylemleri ve destekçileri elbette var, öbür tarafta başbakan Ersin Tatar son dönemlerde büyük bir çıkış yakaladı. Türkiye de daha uyumlu söylemler içerisinde ve bu iki grup aslında bambaşka bir KKTC tahayyül ediyorlar. Hatta Akıncı’nın liderliğini yaptığı grup federasyonla çözülsün istiyor. Yani KKTC’yi de burada geri planda bırakıyor. Dolayısıyla önümüzdeki 3 ay çok kritik, Nisan’da da cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Böyle bir durumda acaba Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceği ne olacak, tanınma ileride mümkün olacak mı? Yoksa tekrar Berlin’de olduğu gibi masalar kurulacak ve Rum tarafıyla federasyona mı gidilmek için çabalar sergilenecek? Buna yönelik yapılan bir tartışmaydı. Konferansın ana mesajı da Kıbrıs’ta federal çözümün, Rumlarla hareket etmenin hiçbir gerekliliği ve meşruiyetinin kalmadığı artık KKTC’nin iki kesimli kabul edilerek yoluna bağımsız şekilde gitmesi ve Türkiye’nin de KKTC’nin tanınması için 2020 itibariyle uluslararası diplomatik seferberlik başlatması gerektiği yönündeydi. Çünkü bu mesele enerji denkleminde daha da fazla ısınacak. Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinden bağımsız olmadığını kesinlikle söyleyebiliriz. Yaptırımlar konuşuluyor ama Avrupa Birliği’nin çok da ciddi yaptırım uygulayamadığını görüyoruz Türkiye karşısında Kıbrıs meselesi üzerinden. Çünkü Türkiye’nin elinde de bazı kartlar var. Öbür yandan Avrupalı şirketler faaliyetlerini devam ettiriyorlar. Dolayısıyla burada ben Türkiye’nin sağlam tutumu, ulusal çıkarlarını net bir şekilde ifade etmesi ve KKTC’de de uyum içinde bunu sürdürebilmesi koşuluyla 2020’li yıllardan itibaren yeni bir dönemin başlayacağını tahmin ediyorum Kuzey Kıbrıs’ta.”

    'Artık müzakere gibi süreçlerden usandık'

    Özdemir, 2004'te Annan Planı sürecinde yaşananları anımsatırken, Rumların reddetmesiyle bu planın gömülmesinin 'hayırlı bir durum' olduğu görüşünü dile getirdi. Özdemir'e göre artık çözüm ve birleşme müzakereleri 'bıkkınlık' vermiş durumda ve bunun yerine KKTC'yi uluslararası arenada tanıtmaya odaklanmak gerekiyor:

    “2004 yılında Annan planı dönemi ve sonrasında Avrupa Birliği’nin iki yüzlü bir tutumu ve kendi içlerinde taşıdıkları bir problem söz konusu. Buradaki sorun Avrupa Birliği’nde. Ondan önce bizim şunu sorgulamamız lazım. Acaba Annan Planı, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin çıkarlarına yeterince hizmet ediyor mu? Orada Rum tarafı reddetti. Reddetmesindeki temel 2004’te Papa De Pulos, Birleşmiş Milletler’den güvenlik konseyi kararı istedi, eğer bu karar çıkarsa halkını evet'e yönlendireceğini söyledi. Evet'e doğru gidiyordu fakat Rusya bu kararı veto etti. Rusya veto edince Rumlar hayır dedi. 15 yıl sonra meseleye baktığımızda ben şahsen Ruslar iyi ki veto etmiş, iyi ki Annan Planı gerçekleşmemiş, Türkiye KKTC ucuz kurtulmuş diyorum. 15 yıl sonra Kıbrıs’ta bugünkü toplumsal açıdan durum nedir diye bakıldığında, artık 2 kesim bir toplumun geniş kesimleri tarafından KKTC’de kabul edildiği durumunu tespit ettim. Orada yapılan anketler de nitekim bu yönde. Fakat burada eksik olan Türkiye ile KKTC arasında senkronize hareket edebilme yeteneği, yani kararlılığın ifadesi. Artık biz Rumlar ile federasyon çatısı altında birleşme buna yönelik müzakere bu gibi süreçlerden usandık, bıktık. Artık KKTC’yi uluslararası arenada tanıtma meselesine odaklanmak istiyoruz. Bunun başka bir yansıması da var."
    ‘Rusya Türkiye ile ilişkilerini gözeterek, Rum sahalarına enerji şirketlerini sokmuyor’

    Kıbrıs sorununun artık 'münhasır bölge' ve Doğu Akdeniz sorunu haline geldiğini belirten Özdemir, Rumların sürekli 'tek taraflı' hareket ettiklerini ve bu durum karşısında 'birleşelim, federal çözüm bulalım' demenin tutarlı olmadığı görüşünü aktardı. Doğu Akdeniz'deki enerji meselesi üzerinden Brexit eşliğinde Britanya üslerinin adada sorun haline geleceğini, buna Fransız üslerinin de eklenme olasılığı bulunduğunu anımsatan Özdemir, Rusların bölgede Türkiye ile ilişkilerini gözeterek hareket etmelerine enerji şirketlerini Rumların sahalarına sokmamalarına dikkat çekti:

    "Kıbrıs sorunu eskiden Kıbrıs sorunuydu, şimdiyse Doğu Akdeniz sorunu oldu. Enerji burada kendi başına bir faktör değil ama ciddi önemli bir faktör. Kıbrıs’ta Rumların 2003’ten sonra tek taraflı olarak Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmesi, diplomasi atakları, buna yönelik olarak da anlaşmaları imzalamaları diğer kıyıdaş ülkelerle ve en sonunda parsellemiş oldukları 13 tane sahayı, doğalgazı, petrolü aramaları için uluslararası şirketlere yine tek taraflı olarak arama izni vermeleri. Böyle tek taraflı yaklaşan bir uygulamada bu tek taraflılıkla adanın bölünmüşlüğünü bir nevi onaylayan bir halka karşı sizin de gidip, tekrar birleşelim, burada federasyon çözümüne gidelim demeniz zaten çok tutarlı olmuyor. Bu 13 tane parsel, orada Amerikan şirketleri var, Exxon var. Katar şirketi var Exxon ile aynı sahada. İtalyan, Fransız, İsrail şirketleri var. Bunlar GKRY’den aldıkları ruhsat çerçevesinde aramalarda bulunuyorlar. Burada sorunu sadece Kıbrıs meselesi olmaktan çıkartıp Münhasır Bölge ve dolayısıyla Doğu Akdeniz meselesi haline getiriyor. Şirketlerin yanında ister istemez güç dengeleri değişince oraya farklı ülkelerin donanmaları da yerleşmiş bulunuyor. Aynı zamanda GKRY’de mevcut bulunan iki tane İngiltere üssü Brexit’ten sonra orada da çok ciddi tartışma çıkacak Münhasır Ekonomik Bölge üzerinden. İngiltere, AB’den çıktığı zaman aslında AB içinde olduğu için gündeme gelmeyen üslerin kıyıdaş olduğu deniz egemenlik yetki sahaları bir anda gündeme gelecek. Dahası Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Fransa başka olmak üzere başka ülkelere üs verme görüşmelerinde bulunuyor askeri tatbikatlarla birlikte İsrail, Amerika ile birlikte hareket ediyor. Buna karşılık her zaman iyi ilişkiler içinde oldukları Ruslarla gerilim yaşıyorlar. Enerji denklemi ile jeopolitiği okursak, bence fiiliyatta son derece önemli bir gelişme var. Bu sahalarda Amerikan, Fransız, İtalyan, İsrail şirketleri olmalarına rağmen enerji diplomasisini en kuvvetli şekilde uygulayan ülke olan Rusya Federasyonu’nun devlet ya da özel şirketi bulunmuyor. Yani Ruslar, Türkiye ile ilişkilerini gözeterek, Rumların parselledikleri sahalara enerji şirketlerini sokmuyorlar. Hemen güneyinde Mısır’da Zohr sahasında Rosneft üretici olmasına rağmen. Lübnan ve Suriye sahalarında Novatek ve diğer Rus firmaları aktif olmasına rağmen bunu yapıyorlar. Biz yavaş yavaş orada Amerika’nın öncülüğünde bir blokun Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısında yer aldığını onun karşısında Türkiye’nin Rusya ile koordineli şekilde hareket ettiğini görüyoruz. İşte değişen denklem bu.”

    ‘Türkiye’nin eksik olduğu alan uluslararası diplomasi boyut’

    Son dönemde özellikle askeri varlık açısından Ankara'nın önemli adımlar attığını belirten Özdemir'e göre, Türkiye’nin eksik olduğu alan uluslararası anlamda diplomasi. Türkiye'nin Doğu Akdeniz Forumu'ndan dışlanmasına dikkat çeken Özdemir, Ankara'nın orta büyüklükte bir ülke olarak uluslararası dayanışma ile hareket etmeye çalışması ve özellikle bölgede Lübnan ve Suriye ile birlikte ortak hareket etmesi gerektiği görüşünü dile getirdi:

    “Bunun birkaç tane parametresi var. Askeri parametresi olarak deniz kuvvetleri burada Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarına yönelik olarak çok sağlam duruş sergiliyor bence yapmış olduğu tatbikatlarla, oraya yönelmesiyle, imkan kabiliyetiyle. Kas gücü açısından askeri varlık gösterme, bayrak gösterme açısından son derece başarılıyız. Enerji konusunda son bir yılda bence önemli adımlar atıldı, ondan önce çok eleştiriyordum çünkü. Biz hiçbir zaman açık denizlerimize ciddi anlamda bir arama üretme faaliyetinde bulunmuyoruz. Şimdi ise böyle bir olasılık gündeme geliyor, bunu gerçekleştirmeliyiz diye. Son bir yılda Fatih Yavuz sondaj gemileri, sismik gemisi Barbaros Hayrettin Paşa, Türkiye o konuda da varlık gösteriyor. Türkiye’nin eksik olduğu alan ise işin uluslararası diplomasi boyutu.  Eğer karşınızda bir uluslararası ittifak şekilleniyorsa ki somutlaşmış durumda mesela Doğu Akdeniz Gaz Forumu kuruldu. Türkiye dışlandı. Birçok kıyıdaş ülke orada. Sizin ulusal çıkarınızı orta boy bir ülke olarak uluslararası dayanışmayla pekiştirmeniz söz konusu. Sizin böyle bir uluslararası ittifaka, uluslararası ittifak ile cevap vermeniz gerekiyor. Yani Türkiye’nin Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ndan dışlanan diğer ülkeler Lübnan ve Suriye ile birlikte ortak hareket etmesi gerek. Yani Suriye ile resmi olarak barışma aslında Doğu Akdeniz için de geçerli. Doğu Akdeniz için de Türkiye’nin elini güçlendirecek bir kart. Bu anlamda askeri ve enerjideki atılımların uluslararası diplomaside yeterince görünmediğini söyleyebiliriz. Doğu Akdeniz niye bu kadar çok konuşuluyor? Çünkü deniz ipek yolunun çıkış noktası, varış noktası, Atina’nın Pire Limanı Süveyş Kanalından geçtikten sonra tam da bu alandan bahsediyoruz. İşin Amerika ile Çin arasındaki güç dengesi, ticaret savaşlarıyla ilgili boyutu da var, bu ihmal edilmemeli jeopolitik denklemde. Rusya, diplomasi adına çok taraflıdır. Ama ilk defa burada bir değişim söz konusu. Ben KKTC’de ilk defa bu kadar Rus ile karşılaştım, orada ev satın alıp yerleşen. Alexander Dugin de bir konuşma yaptı, dünya tek kutupluluktan, çok kutupluluğa giderken, federasyon tek kutupluluğun simgesidir. Biz çok kutupluluğun yanındayız Kıbrıs’ta dedi. Bunlar yüksek sesle dile getirilmesi açısından önemli. Diplomatik açıklamaları boş verelim, Rusya’nın fiiliyatta enerji şirketlerini Türkiye’de ihtilaf yaratmamak için o bölgeye sokmaması bence başlı başına bir işarettir. Yeter ki Türkiye jeopolitik değişen denklemi bir okuyabilsin.”

    Etiketler:
    Münhasır ekonomik bölge, Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği, ABD, Mustafa Akıncı, Doğu Akdeniz, Türkiye, Kıbrıs
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın