15:09 18 Eylül 2020
Canlı Yayın

    'Macron'un emeklilik reformu sosyal devlet geleneğine darbe, Sarı Yeleklerin haklılığı ortaya serildi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 01
    Abone ol

    Alican Tayla'ya göre, Macron'un sosyal devlet geleneğine darbe olan emeklilik reformuna karşı grevler doğal, polis şiddeti ise Türkiye örneğini izleyerek alışılmadık boyutlara vardı. Halkın yüzde 70'inin grevleri desteklediğini belirten Tayla, neoliberal damarın hor görme modasına hedef olan Sarı Yeleklerin haklılığının da ortaya çıktığı görüşünde.

    Fransa, son bir seneyi aşkın Sarı Yelekler isyanının ardından liberal Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un sosyal haklarda büyük erozyon yaratmaya aday emeklilik reformuna karşı çıkan sendikaların sokağa inmesine tanıklık ediyor. Başta ulaştırma sektörü olmak üzere sendikal örgütlenmenin güçlü olduğu pek çok sektörde çalışanların başlattığı grev ilk haftasını doldururken, yüzbinlerce insan sokağa döküldü. Sarı Yelekler de grev ve protesto dalgasında yerlerini alırken, yine bir senedir bitmek bilmeyen polis şiddeti ortaya serildi.

    Hal böyleyken Türkiye'deki Erdoğan yönetimi dış politikada karşıt cephelere düştüğü Macron'un Fransa sokaklarındaki polisiye tedbirlerini gündeme aldı. Türkiye'de Gezi olaylarıyla başlayan süreçte muhalefetin en ufak bir protesto gösterisinde güvenlik güçlerinin aldığı tutumun çok benzeri manzaraların yaşandığı Fransa'daki polis şiddeti bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından şiddetle kınandı.

    Fransa'daki grevler, nedenleri ve protestolar karşısındaki polis şiddetini Paris'teki Inalco Enstitüsü'nden akademisyen ve yazar Alican Tayla ile konuştuk.

    ‘Macron, sosyal devlet geleneğini tehdit eden reformlar yapıyor’

    Alican Tayla’ya göre, arkasındaki oy desteğinin düşüklüğüne rağmen Fransa’nın sosyal devlet geleneğini tehdit eden nitelikte reformlar yapan Macron’un böyle bir tepkiyle karşılaşması oldukça doğal. Gösterilere sadece Sarı Yelekler hareketinin bir yıldır sürdürdüklerinin de ötesinde avukatından işsizine kadar pek çok insanın katılım sağladığını anlatan Tayla, hükümeti zor durumda bırakanın da bu olduğunu belirtti:

    “Sarı Yelekler olaylarının patlamasından bu yana değişen bir şey yok. İlerleyen gelişen ve yaygınlaşan bir şeyler var. Macron iktidara geldiğinde herkes liberal reformlar yapmak niyetinde olduğunu biliyordu. Macron Fransa’da az rastlanan bir şekilde ikinci turda aşırı sağ parti lideri Le Pen’e karşı geldi. Aslında hakikaten kendi ve programını destekleyen oyların çok az bir kısmını alarak iktidara geldi. Macron’un programını beğendiği için daha ilk turdan itibaren ona oy veren insanların sayısı hele yüzde 30’a varan oy kullanmama oranını düşünürsek yüzde 15 civarı bir rakam. Böyle bir hakiki oran rakamıyla iktidara gelip Fransa’nın bütün sosyal devlet geleneğini tehdit eden bu kadar belli başlı reformlar yapınca hele de Fransa gibi haklarını arama geleneğinin yine de kuvvetli olduğu bir ülkede tepkiyle karşılaşacağını biliyorduk. Beklemediğimiz şey ise bütün bu tepkilere karşı iktidarın ve devlet mekanizmasının nasıl bir şiddete ve baskıya başvuracağıydı."

    'Fransa'nın alışık olmadığı görüntüler'

    Fransa'da şiddet olaylarının büyük çoğunluğunun polis tarafından yapıldığını aktaran Tayla, bunların ülkenin alışık olmadığı bir eğilimine işaret ettiğini vurguladı:

    "Şiddet olaylarının büyük çoğunluğunu polis yapıyor Fransa’da. Bütün dünya çağındaki gösterilerde olduğu gibi sağda solda camı kırılan dükkanlar, üzerine yazı yazılan heykeller oluyor. Fakat Sarı Yelekler hareketlerinin başlangıcından beri 20’nin üzerindeki kişi gözünü kaybetti, kolunu, bacağını kaybedenler, suratına göz yaşartıcı el bombası gelen insanlar, bunlar Fransa’da hiç alışık olmadığımız görüntüler. 3 yıl önce birine sorsanız, hangi uzman olursa olsun kimsenin tahmin edemeyeceği görüntülerdi. Böyle olunca da Türkiye’den de iyi bildiğimiz gibi verilen tepki ne kadar şiddetle bastırılırsa, tepki de çığ gibi o kadar büyüyor.

    'Fransız sosyal devletine çok ciddi bir darbe vurulacak'

    Tayla, Fransa'da Avrupa'dakinin en iyi ve sağlam emeklilik yasası bulunduğunu ve yaşlılar arasında fakirlik oranı en düşük ülke olduğunu belirtirken, Macron'un bunu değiştirmeye soyunduğunu anlattı. Tayla, bunun da 1995'ten beri görülmemiş bir grev dalgasına yol açtığını vurguladı. Macron'un seçimlerden bu yana zenginlik vergisini ortadan kaldırmak başta olmak üzere pek çok adım attığını anımsatan Tayla, emeklilik reformuyla birlikte Fransız sosyal devletine çok ciddi bir darbe vuracağının altını çizdi.

    "Emeklilik reformu projesi, bütün her yerde olduğu gibi sosyal devlet mekanizmasının temel taşlarından bir tanesi. Fransa’da bildiğimiz gibi Avrupa’daki sosyal devlet düzenlerinin en sağlamlarından biri var. Bunlar yüzlerce yıllık mücadelelerle kazanılmış düzenlemeler. Az önce başbakan bütün bu tepkilere karşı konuşmasını yaptı, en ufak bir taviz vermedi. Onun da söylemek zorunda kaldığı gibi Fransa’da şu an Avrupa’nın belki de en iyi ve en sağlam emeklilik yasası düzeni var. Fransa’da şu an dünya çapında yaşlılar arasında fakirlik oranının en düşük olduğu ülkeden bahsediyoruz. Bunları başbakan kendi ağzıyla ifade ediyor. Ama bunu değiştireceğiz diyor. Bunun gerekçelendirmesi de birtakım ideolojik liberal tercihlerin ötesinde alenen verisel yalanlara dayanıyor. Şu an Fransa’da emeklilik düzeninin finanse edilmesini sağlayan kaynakların milyonlarca euroluk rezervleri var. Fakat bize deniyor ki yeteri kadar para yok, bunun düzenlenmesi lazım, adil değil. Adilden kasıt; daha az kazanan, emekliliği daha zor durumda olanların durumunu iyileştirmek değil tam tersine daha iyi durumda olanları aşağı çekmek. Onların adaletten kastettiği bu. Zaten Macron’un seçimden beri yaptığı reformları unutmamak lazım. Bunların şimdiye kadar en önemlisi zenginlik vergisini ortadan kaldırmasıydı. Bununla beraber emekliliği yan yana koyunca çok ciddi bir sosyal darbe vurmuş oluyor Fransa’ya. Tepkiler büyüdü ve sokaktaki gösterilere bakıldığında belki de 25 yıldır hiç görülmeyen bir karışıklık görüyoruz sınıflar ve meslekler arası, toplumun hemen hemen her düzeyinden. Gösterilerde avukatlar, doktorlar, akademisyenler, ilkokul öğretmenleri, işsizler var. Hakikaten de şu an hükümeti en zor durumda bırakan da her farklı kesimden bir direnişle karşılaşmış olmaları. 1995’ten bu yana görülmemiş bir grev darbesiyle karşılaşmış olmaları.”

    ‘Sarı Yeleklerin hor görmesi modasını neoliberal damar geliştirdi'

    Grevler vesilesiyle sokaklara dökülenler arasında Sarı Yelekler de eksik değilken, Tayla'ya göre, son gelişmeler bu hareketle ilgili analizlere de açıklık getirmek için fırsat. Sarı Yeleklerin 'hor görülmesi' modasının Fransa'yı uzun süredir yönetmekte olan neoliberal damar tarafından geliştirildiğini anlatan Tayla, bu anti-propaganda ile Sarı Yeleklere baskının meşrulaştırıldığını vurguladı.

    “Sarı Yelekler’in tam olarak kim olduğunu ne Fransa ne Türkiye’de hemen hemen kimse anlayamadı. Zaten bunu tamamen anladığını söyleyenler de yanılıyorlar. Çünkü Sarı Yelekler’i daha önce alıştığımız hareketlerden ayıran bütün özellikleri, belli başlı bir kategoriye sokulmalarının imkansız olmasıydı. Tabii ki sınıfsal bir kategori var içlerinde. Tabii ki bazı siyasi kısaltmalar da yapılabilir. Ama büyük ölçüde hep ne olmadıkları üzerinden anlayabileceğimiz bir hareketti. Yani örgütlü siyasi olmayan, tam olarak kendisini işçi sınıfı olarak ifade etmeyen, en alt sınıfta olmayanlar vs. fakat bunun dışında tamamen heterojen, içlerinde Sarı Yelekler’in içinde akademisyenler de, çeşitli entelektüeller de var. Bunun dışında ama esas olarak örgütsel yapılanmayı tamamen reddeden hem siyasi partilerle hem medya ile bunlar anlaşılabilir mesafe olmasına ek olarak sendikalarla da benzer bir güvensizlik ve mesafeyi de ortada tutan bir hareketti. Burada en önemlisi hor görme tam bir turnusol kağıdı gibi oldu. Çünkü Sarı Yelekler’i tümden hor gören kesimin dışında kendisini sol ve sağda adlendirenler de vardı. Fakat büyük ölçüde Fransa’yı aslında uzun zamandır yönetmekte olan neoliberal damarıydı. Sarı Yelekler üzerine anti propagandayı yapan da buydu, baskıyı meşrulaştıran da oydu. Mesela 100 bin kişinin yaptığı gösteride 50 kişi polisle çatıştığı zaman bütün kameraları oraya dikip geri kalan 95 bin kişiye bakmayan da aynı zihniyetin devamıydı. Aynı şekilde içlerinden 30 kişi Yahudi karşıtı olduğu ortaya çıktığı için bütün Sarı Yelekler’i antisemitist Yahudi düşmanı etiketi yapıştıran da bu zihniyetti. Sarı Yelekler’in kendileri de zaten kurumsal ve örgütlü yapılara mesafeli durduğu için öyle süregeldi.”

    ‘Halkın yüzde 70’i şu anki grevleri destekliyor’

    Macron’un Fransa cumhurbaşkanları arasında en fazla sevilmeyeni olduğunu, Sarı Yelekler de dahil halkın yüzde 70’inin ise grevleri desteklediğini belirten Tayla, aradan geçen zamanın da Sarı Yeleklerin haklı olduğunu birçok insana gösterdiğinin altını çizdi:

    “Burada da Sarı Yelekler diye bir örgüt yok. Sarı Yelekler’i temsil eden bir merkez komitesi yok. Bazı sendikalı Sarı Yelekler tabii ki var, temaslar da var. Sarı Yelekler’in gördüğü baskı ve şiddet herkesi şaşırtmışken, bir sürü insan da Sarı Yelekler’in kendisi şiddetli olduğu için böyle derken, geçtiğimiz bir yıl içinde 1 Mayıs gösterilerinde, Türkiye’de gördüğümüz en şiddetli baskı manzaralarına benzer gazlamalar ve polis şiddeti, itfaiyecilerin yaptığı gösterilerde bile polis şiddetine maruz kalması. Fransa’dan bahsediyoruz, insanların gösteriye korkuyla gitmesi. Hatta bir kısmının polis şiddetinden korktuğu için evde kalması. Aslında Sarı Yelekler’in kısmen haklı olduğunu gösterdi birçok insana. Reformlar da devam etti ve esas mesele birleşme var mı, bunu şuan söylemek çok kolay değil, çünkü şu an herkes sokakta, grevde.
    'Siyasete güven hızla azalıyor, alternatifsizlik büyük sorun'

    Tayla, tüm bu gelişmelere rağmen Fransız sisteminde ve genel olarak Batı demokrasilerinde siyasete güven hızla azalırken, alternatifler ortaya konulamamasının büyük sıkıntı olduğu görüşünde. Neoliberal düzenin  içinde oluştuğu demokrasiye güven kalmadığını belirten Tayla, tüm bunlara karşılık solun zayıflığı yüzünden Le Pen karşısında yeniden Macron'un kazanmasını güçlü bir olasılık görüyor:

    "Burada yeni bir dinamik oluşacak mı? Bu dinamik solda başka bütünleşmeye kucak açabilir mi bir kere siyasal olarak bunu pek düşünmüyorum. Bu sadece Fransa özelinde değil ‘batı demokrasilerinde’ geçen vekillerin hemen hemen çoğunda karşılaştığımız bir durum var. O da geleneksel anlamıyla temsili demokrasiler denen sisteme güvenin çok hızlı bir şekilde azalması. Bütün ülkelerdeki oy kullanma oranlarındaki düşüşte de gözüküyor. En popülist aşırı sağ liderlerin hiç beklenmedik skorlarla yükselmesine, ABD’de Trump gibi birinin kendini o koltukta bulabilmesinde. Bütün bunlarda aslında her seferinde sanki birbirinden kopuk ve çok şaşırtıcı olaylarmış gibi tepki veriliyor genel olarak. Ama bütün bunlar birbirine bağlantılı şeyler. Neoliberal düzenin içinde oluştuğu gayri doğrudan olan bu dolaylı demokrasiye insanların güveni kalmadı. Verilen oyun kıymetinin bilinmediği ise çok yaygın. Fransa’da Macron en şiddetli reformları yüzde 15’in aslında altında reel bir oy desteğiyle almış biri olarak yapıyor. Sol partiler hakiki bir alternatif ve de kalıcı seçilme ihtimali gözüken adaylar çıkaramıyor. Şu an seçim olsa Fransa’da ki en acıklı tarafı da bu bütün bu sosyal mücadelenin en önde gözüken iki aday yine Macron ve Le Pen, muhtemelen her şeye rağmen, bütün bu reformlara ve polis şiddetine rağmen yine öyle bir ikili seçenek arasında kinic turda çok büyük ihtimalle geçen sefer olduğu kadar net bir farkla olmasa da Macron yine seçilecek. Şu an Fransa tarihinin en az sevilen cumhurbaşkanlarından bir tanesi. Halkın yüzde 70’i şu anki grevleri destekliyor. Fakat o kadar büyük bir alternatifsizlik söz konusu ki bir dahaki seçimlerde tekrar başa gelme ihtimali çok yüksek. Bunun yolunu yapmak için de iktidar özellikle aşırı sağ ile bir düello haline dönülmesi için çok çaba sarf ediyor. Aşırı sağ temaları da gittikçe ortaya çıkarıyor. Ki en kolay kazanabilecekleri mücadeleyi oynayıp da ona karşı kazanabilsinler diye.”

    ‘Fransa’da çok hızlı ve net bir şekilde kötüye bir gidiş söz konusu’

    Fransa'daki grev dalgası ve polis şiddeti Türkiye'deki Erdoğan yönetiminin de 'diline dolanırken', Tayla, Fransa'nın çok hızlı biçimde kötüye gittiğini düşünüyor. Türkiye'de bugün sosyal ve ekonomik mücadeleler için sokağa çıkmanın artık imkansız hale getirilmiş olduğunu anımsatan Tayla, Fransa'nın da Türkiye'nin 'kötü örneğini' takip ederek aynı yere doğru gittiği görüşünde. Tayla, "Türkiye, Fransa için hem kötü örnek teşkil ediyor hem bundan Fransa'da yaşandığı için Türkiye'de yaşanması normal ve meşruymuş izlenimi yaratılıyor. Bize ders vermeye kalkan ülkeler nasıl yapıyorlar görüyorsunuz söylemini mümkün kılıyor, o yüzden çifte anlamda acındırıcı ve düşündürücü" diye konuştu.

    “Biraz hassas bir mesele karşılaştırma yaparak onun üzerinden gitmek. Türkiye ile Fransa’yı karşılaştırmak mı daha doğru, bugünkü Fransa’yı 10 yıl öncesindeki Fransa ile mi karşılaştırmak mı? Fransa ve Türkiye arasında benzer farklılıklar hep oldu. Fakat esas düşündürücü ve acıklı olan şey Türkiye, Macron’un uyguladığı polis şiddetini nasıl kendi kamuoyuna pazarlarsa pazarlasın şu an Fransa’da çok hızlı ve net bir şekilde kötüye bir gidiş söz konusu. Dolayısıyla maalesef bunu böyle söylemek durumundayız. Sosyal mücadeleler açısından mesela Türkiye’de sokağa çıkıp haklarımızı aramak neredeyse imkansız, Fransa’da şu an imkansız değil, net ve hızlı bir şekilde oraya da gidiyor. Türkiye, Fransa için hem kötü örnek teşkil ediyor hem de bundan Fransa’da da yaşandığı için sanki Türkiye’de de yaşanması normalmiş ve meşruymuş gibi de bir izlenim yaratılıyor bir yandan. İşte bize ders vermeye kalkan ülkeler nasıl yapıyorlar, görüyorsunuz demelerini de mümkün kılıyor, o yüzden çifte anlamda acındırıcı ve düşündürücü bir durum."
    'Macron en İslam karşıtı lider'

    Macron'un son dönemde siyasal İslamcılık ve laiklikle ilgili çıkışları da Ankara'dan tepki çekerken, Tayla, bu meselenin Fransa ve Türkiye'de tam zıt olarak ele alınmasına atıf yaptı. Tayla'ya göre ekonomik olarak liberal olsa da sosyal konularda 'ilericiymiş' gibi sunulan Macron'un aslında Fransa'da bu meseleyi en çok kaşıyan ve İslam karşıtı lider olduğu görüşünü aktardı:

    "Fransa ile Türkiye yeryüzünde laiklik meselesinin en çok konuşulduğu iki ülke. Ortaklık orada duruyor, çünkü iki ülkenin hem laiklik anlayışı yani kağıt üzerindeki anlayışı prensipteki laiklik anlayışı da laikliğin tartışma biçimi de temelden zıt. Fransa’da laiklik hakikaten ikisinin birbirinden ayrılması ve devletin hiç karışmaması prensibi üzerine kurulu. Türkiye’de ise devlet güdümü ve kararlaştırdığı şekilde sunulan başka tür bir laiklik anlayışı yüzyıldır hakim. Fakat Fransa’da bir de sosyal realitede çok farklı olduğu için sürekli dönemlerde ve düzenli olarak kaşınan ve genelde zor durumda kalmış iktidarların sürekli kazıdığı ve aşırı sağı da böyle pohpohladığı göçmen ve göçmenlerin çoğu da Müslüman olduğu için tamamen Müslüman karşıtlığı üzerinden yürütülen bir popülist siyaset var. Türkiye’de çok uzun süre boyunca laiklik ne zaman zor durumda kalınsa kamuoyunda dalgalanma yaratmak için kullanılan kaşınan bir şeydi. O açıdan Fransa’da da öyle. Fransa’da ciddi bir azınlıkta olan fakat çok sesi çıkan bir ırkçı kesim var ve bu kesim eskiden tamamen siyasi düzenin dışında marjinal şekilde kalırken aşırı sağın yükselmesi… Fakat aşırı sağın yükselmesinin esas sebebi de savunduğu konuların gittikçe manipülasyon yapmak için merkez sağın da kullanıyor olmasıydı, Macron da buna istisna olmadı. Hatta Macron’u güya soldan savunan birçok insan Macron’u desteklemeleri için evet ekonomik olarak sağ olabilir ama sosyal konularda tamamen ilerici ve solda diye destekliyorlardı seçim kampanyasında. Macron kadar bu konuyu kaşımış ve İslam karşıtı bir tavır almış bir cumhurbaşkanı da Fransa tarihinde yok şu ana kadar. Dolayısıyla bu konu da çok düşündürücü maalesef.”

    Etiketler:
    Avrupa Birliği, Emeklilik, Emeklilik reformu, Recep Tayyip Erdoğan, Neoliberalizm, Grev, Sarı Yelekler, Emmanuel Macron, Fransa
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın