09:15 31 Mart 2020
Canlı Yayın

    'Libya hamlesi jeopolitik açıdan doğru, izlenen yol ve zamanlama sıkıntılı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 10
    Abone ol

    Metin Gürcan'a göre, Suriye harekatının donduğu ortamda Libya hamlesi jeopolitik açıdan doğru, izlenen yol ve zamanlama ise sıkıntılı. Türkiye'nin Libya'ya sınırlı güç yollamasını bekleyen Gürcan; mesafe, Mısır faktörü ve hava üstünlüğü meselesinin askeri yetenekleri zorlayacak riskler taşıdığı görüşünde. Gürcan Putin'in ziyaretini kritik buluyor.

    Türkiye'nin Suriye'nin ardından uluslararası müdahale eşliğinde üçe bölünmüş Libya'daki iç savaşa müdahil olması tartışılıyor. Hükmü sadece ülkenin batısında geçen Ulusal Mutabakat Hükümeti'yle 'savunma mutabakatı' devreye girdi. Başkent Trablus'taki Sarraj hükümetinin mutabakat uyarınca, Türkiye'den askeri yardım talebinde bulunduğu haberleri gelirken, başta komşu Mısır olmak üzere Doğu Akdeniz ve Körfez aksındaki ülkeler de harekete geçmiş görünüyor. Suriye'de ABD ve Rusya'yla 17 ve 22 Ekim'de yapılan mutabakatlarla Barış Pınarı Harekatı durdurulmuş görünürken, Ankara'nın Libya'da yeni bir cephede savaşa müdahil olmasının yaratacağı güvenlik riskleri gündemde.

    Gelişmeleri güvenlik analisti Metin Gürcan ile konuştuk.

    'Barış Pınarı statikleşti, dondu, siyasi başarı oranı yüzde 20, askeri başarı oranı yüzde 1'

    Metin Gürcan'a göre, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı, askeri anlamda 'statikleşti', 'dondu', yeni bir cephe açılabilmesi mümkün görünmüyor. Harekatın başarı oranının ise siyaseten yüzde 20, YPG'nin askeri gücünde yarattığı etki anlamında yüzde 1 civarında olduğunu söyleyen Gürcan, son gelişmelere paralel olarak İdlib'de Suriye ordusunun kontrolü açısından hareketliliğe dikkat çekti:

    “Suriye’de Fırat doğusundaki Barış Pınarı Harekatı askeri anlamda artık statikleşti, dondu diyebiliriz. Yeni bir cephe açılması veya şu anda mevcut olan Tel Abyad, Resulayn, M4 Karayolu cebinin daha ötesine mevcut harekatın gelişmesi, güneye doğru inmesi, doğuya veya batıya genişlemesi pek de mümkün gözükmüyor. Bu haliyle Barış Pınarı, eğer başarı kriterimiz toprak kontrolüyse, yüzde 20. Ki siyasi hedef Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Kurulu’nda gösterdiği haritada Kobani’den batıda Malikiye’ye kadar doğuda bütün Fırat doğusundaki sınır hattının 32 km derinliğinde alınması söz konusuydu. Bu siyasi hedefin yüzde 20’si. Genelde başarıyı biz öyle ölçeriz terörle mücadelede. Etkisiz hale getirilen YPG’li sayısı veya YPG’nin askeri gücünde yarattığı etki açısından 70 bin civarı YPG’li olduğu varsayımından hareketle, resmi rakamlara göre 700 kişi yani yüzde 1. Bu haliyle Fırat doğusundaki Barış Pınarı’ndaki askeri anlamda hikaye donmuş gözüküyor.

    İdlib’de bir hareketlilik var. Barış Pınarı ve Fırat doğusu için İdlib’deki haklarımızdan biraz feragat ettik gibi geliyor bana. Marat El Numan bölgesi İdlib’in güneyindeki kritik yer. Hem İdlib’in güneyini hem de M5 Karayolunu kontrol ediyor. Orada da bizim iki tane üssümüz var, biri Morek biri Suran. Bu bölgelerde elit güçleri var, Esad güçlerinin Kaplan güçleri dediği 2000’e yakın personel toplandı. Rusya destekli, hava gücüyle Rus özel kuvvetlerinin ve özel askeri şirketlerin de sahada olduğunu biliyoruz. İdlib’te büyük bir hareketlilik başladı. Yani kuzeye doğru süpürecekler. Süpürdükçe de özellikle kuzeye doğru yoğun göç bekliyoruz ki başladı da zaten. Bu göçün büyük bir kısmı da Türkiye’ye akacakmış gibi gözüküyor. Çünkü yine sahadaki veriler bunu gösteriyor. Fırat batısında, İdlib’de önümüzdeki günlerde yoğun bir göç hareketi bekliyoruz, bu anlamda İdlib sıcaklaşacak.”

    'Türkiye'nin Suriye'de ağzı yandı, yoğurdu üfleyerek yemesi lazım'

    Sarraj hükümetiyle mutabakatlar sonrasında Libyalılara son vize kolaylığına da atıf yapan Gürcan’a göre Türkiye'nin Suriye'de ağzı yandı, yoğurdu üfleyerek yemesi lazım. Bunun en büyük ıspatı da açık kapı politikası ile sığınmacı meselesinin yaratılması:

    “Suriye’de ağzımız yandı, yoğurdu üfleyerek yemek lazım. Göçmen ve vize politikası çok önemli böyle konularda. Suriye’de yaşandığı gibi serbest vize ve göçmen yanlısı politikalar, açık kapı politikasını takip ettiğinizde şu bile olabiliyor. Libya’nın komşularına gitmiş Libyalılar bile Türkiye’yi bir hedef ülke haline getirip gidebilir. 6-60 yaş üstü bir sınırlama getirilmiş ama bu sahada ne kadar uygulanabilir bilemiyoruz. Bu tarz serbest vize ve göçmen politikaları Suriye örneğinden aldığımız acı tecrübeyle çok da gevşek bırakılmamalı gibi geliyor."

    ‘Jeopolitik açıdan Türkiye’nin Libya hamlesi doğru’

    Diğer yandan Türkiye'nin Libya'daki Sarraj hükümetiyle mutabakat imzalamasını 'jeopolitik açıdan' doğru bulan Gürcan, ancak izlenen yolun ve zamanlamasının sıkıntılı olduğunu ve geç kalındığını da dile getirdi:

    "Askeri anlamda jeopolitik anlamda Libya zaten önemliydi. 2000’lerin başından beri özellikle Deniz Kuvvetleri’nin gündeme getirdiği, Mavi Vatan olarak da adlandırılıyor bu konsept kavram, Türkiye’nin kıta sahanlığı, toprak yani deniz tabanındaki işletme haklarını kastediyoruz. Münhasır Ekonomik Bölge denizle birlikte taban dahil buralardaki hakları ve Doğu Akdeniz, buradaki hidrokarbon rezervleriyle birlikte önem kazanmıştı. Şimdi jeopolitik açıdan Türkiye’nin Libya hamlesi doğru. Yaptığımız şey doğru ama nasıl yapıyoruz ve yapma üslubumuz nedir? Bu kadar gürültü patırtıyla bu kadar çok kutuplaşmış ortamda atara atar, gidere gider, çoktan çok gider, azdan az gider mantığıyla blok kurmadan esnek ittifaklar ve partnerler bulmadan en azından İsrail veya Mısır tercihen her ikisinin desteği ama en azından birisinin desteğini, başat bir aktör olarak Doğu Akdeniz’de kıyıdaş bir ülkenin desteğini almadan ve yine 3. Boyut da yaptığımız işin zamanlaması. Yaptığımız doğru, nasıl yaptığımız konusunda çekincelerim var. Zamanlaması konusunda belki bu hamle iki sene önce olsaydı. Mesela Mursi iş başındayken Mısır ile birlikte Libya ile üçlü mutabakat metni imzalansaydı. İsrail ile aramızın iyi olduğu günlerde Türkiye-İsrail-Libya tarzında üçlü mutabakat metni imzalansaydı daha şık gelirdi bana. 2-3 sene önce olsaydı ya da 2-3 sene sonra biz arayı düzelttikten sonra İsrail veya Mısır ile, daha iyi olacak gibi."

    'ABD ile Rusya'nın çatışma dinamiği Libya'ya kayıyor'

    Gürcan, ABD ile Rusya arasında Suriye'deki çatışma dinamiğinin Libya'ya kayar gibi göründüğünü söylerken, Libya sahasında ABD'nin de Türkiye'nin desteklediği Sarraj yönetimi desteklediğini kaydetti:

    "Amerika ile Rusya arasında Suriye’deki çatışma dinamiği biraz Libya’ya kayıyormuş gibi geliyor bana. Libya’da net bir bloklaşma görüyoruz. Rusya’nın sahada askeri yardımının artması hem hava gücü hem de askeri özel şirketleri açısından. Biraz daha Batı blokunun ortada kalmış görüntüsü ama günün sonunda Amerika’nın Rusya karşıtı olan bizim desteklediğimiz hükümeti desteklemesi ki görüşmeleri devam ediyor şu anda. Amerika herkesle görüşüyor. Rusya da herkesle görüşür. Günün sonunda Libya’da yine bir Rusya-Amerika kutuplaşmasını görüyoruz. Bu açıdan bu hamlenin zamanlaması bana biraz eksik gibi geliyor."
    'Eğit-donat kapsamında sınırlı özel güç gönderilir, iki önemli risk var'

    Gürcan, Libya Mutabakat Hükümetinin savunma mutabakatını onaylaması ve yardım çağrısı karşısında gelinen aşamada operasyonel bir askeri güç gönderilmesini ise beklemiyor. "Bir eğit-donat ve güç projeksiyonu kapsamında deniz piyadeleri, SAT-SAS ve özel kuvvetlerden oluşan belki 150-200 kişilik küçük bir unsur bölgeye intikal edebilir" diyen Gürcan, askeri açıdan uzak mesafenin ise bir sıkıntı teşkil edeceğinin altını çizdi. Gürcan, bunun Mısır'ın hemen burnunun dibinden geçecek olmasının sevkiyatı riskli hale getirdiğini belirtti. Gürcan aynı şekilde bu gücün kuvvetle muhtemelen Mısrata'daki askeri akademinin orada konuşlanmasının söz konusu edilebileceğini söylerken, ikinci risk olarak da hava üstünlüğünün Hafter güçlerinde olmasına da dikkat çekti:

    "Cumhurbaşkanı’nın Malezya’daki açıklamaları, mutabakat metnine göre maddelerin işletilmesi lazım. Madde ne? Libya’dan bize bir talep gelmesi lazım ki 2-3 gün önce geldi zaten. Libya’daki geçici hükümet toplandı ve Türkiye’den yardım çağrısında bulundu. Uluslararası meşruiyet açısından önemli, bu yardım çağrısının olması lazım. Ama geldiğimiz aşama itibariyle operasyonel bir askeri güç ben beklemiyorum. Bir eğit donat ve güç projeksiyonu kapsamında deniz piyadeler, SAT, SAS ve özel kuvvetlerden oluşan belki 150-200 kişilik küçük bir unsur bölgeye intikal edebilir. Ama burada iki sıkıntı var askeri açıdan. 2000 km mesafede deniz aşırı bir ülkeye birlik göndereceksiniz. Bu birliğin sevkiyatı yani Mısır’ın hemen burnunun dibinden geçecek. Sevkiyatı ister istemez riskli hale getiriyor.c İkinci önemli risk ise bu birlik nerede konuşlanır sorusu kafamda. En büyük ihtimal Mısrata’daki askeri üs içerisinde askeri hava akademisi var orada. Bizim zaten orada 80-100 kadar askeri unsurumuz var, bir harekat merkezinde duruyor. Onlarla birlikte birleşip üssün genişletilmesi ama son üç gündür bir şekilde Hafter güçleri ön alıcı şekilde bu askeri üssü bombalıyor. Sıkıntı hasım gücün hava taarruzlarının etkisi altında bir bölge. Özellikle en büyük endişem bu. Hava üstünlüğü bölgede Hafter güçlerinde gibi görüyor. Onlar sizin askerlerinizi konuşlandıracağınız yerde etkili hava operasyonları yapabiliyor. Bizim desteklediğimiz ulusal mutabakat hükümetinin hava gücü yok. Böyle olunca a ister istemez birlik emniyeti biraz riskli hale geliyor. Özetlersek yapılan iş doğru ama diplomatik üslup ve zamanlama hatası diyebiliriz.”

    ‘Türkiye askeri anlamda yeteneklerini zorlayacak bir kapasite problemiyle karşı karşıya’

    Metin Gürcan, Türkiye açısından askeri yansımaları bulunacak diplomatik riskleri de sıraladı. Libya'daki 'meşruiyet' meselesindeki sıkıntıya atıf yapan Gürcan, gönderilecek askeri birliğin angajman kurallarının net olması gerektiğini ancak Libya vakasında bunun planlanmasının da çözümlenmesi gereken sorunlar barındırdığına dikkat çekti. Coğrafi anlamda Türkiye'nin askeri yetenekleri ve özellikle deniz kuvvetlerinin yeteneklerini ciddi olarak zorlayacak bir sorunla karşı karşıya bulunulduğunu belirten Gürcan, özellikle Libya'nın sınır komşusu olan Mısır'dan düşmanca bir tutum görülebileceğini de ekledi:

    “Diplomatik riskler. Askeri anlamda da formüle edelim. Mevcut meşruiyet sorununu ve diplomatik, jeopolitik belirsizlikleri belirsizlikleri ifade ettik. Şimdi düşünelim. Libya’ya gidecek olan askeri birliğin angajman kuralları, kimlerle temasa girecek, kim düşman, kime ateş edecek veya etmeyecek, herhangi bir saldırı olursa, bu saldırı anında vereceği tepkiler bu angajman kurallarının açık ve net olması lazım. Bunun planlamasını yapan askerler terliyordur. 2000 km ve deniz aşırı bir bölgeye intikal aynı zamanda riskli durumlarda da tahliye/takviye planları yapan askerler kurmaylar bunlar da şu anda terliyordur. Her halükarda coğrafi anlamda Türkiye’nin askeri anlamda yeteneklerini ve özellikle deniz kuvvetlerinin yeteneklerini ciddi zorlayacak bir kapasite problemiyle karşı karşıyayız. Türkiye’nin Suriye’ye dahli ve oradaki muhalif gruplar ve bunların silahlandırılması konusunda sicili de pek parlak değil. Hal böyle olunca Mısır’a komşu Libya’ya yönelik Türkiye’nin bir askeri projeksiyonu birlik göndermesi her ne kadar çok operasyonel olmasa da yani aktif olarak çatışmalara bu birliklerin gireceğini biz varsaymasak da yine Mısır için en azından bir risk olarak algılayabileceği hamle olarak görebiliriz. Yani bir düşmanca tutum olarak görebiliriz. Bizim baktığımız zaman Türkiye’den Libya’ya bu gemiler nasıl gider? Libya krizinde yaşadık bunu, gemilerimiz gitmişti, yaklaşık 5 bin Türk tahliye edildi ve başarılı bir operasyondu. Hiç kimsenin burnu bile kanamadan bütün oradaki sivilleri tahliye edebilmişti. Yine benzer bir durum yaşandığında bu kadar kolay bu kaotik çorbanın içerisinden bu karmaşık güvenlik ortamı içinden vatandaşınızı askeriniz çekebilirsiniz bu da önemli riskler."

    'Putin'in 8 Ocak ziyareti çok kritik'

    Gürcan, Türkiye'nin jeopolitik çıkarlarından hareket edince, meseleye 'külliyen ret veya külliyen kabul etmek' yaklaşımı olmaması gerektiğini söylerken, Rusya faktörünün de önemine dikkat çekti. Gürcan'a göre bu açıdan Putin'in 8 Ocak ziyareti çok kritik:

    "Günün sonunda şu önemli, Türkiye’nin jeopolitik çıkarları, Libya ile olan anlaşma gerçekten önemli. Bu konuda külliyen ret ya da külliyen kabul gibi bir yaklaşım içinde değilim. Anlama ve griyi anlatma çabasındayım. Yaptığımız iş doğrudur ama nasıl yaptığımız konusunda çekincelerim var. Zamanlama konusunda da çok ciddi soru işaretleri var. Oraya gönderilen birliğin angajman kuralları, tahliye, takviye planları, hava hâkimiyeti konusundaki sıkıntılar askeri açıdan zor bir görev olarak karşımıza çıkıyor. Vaatler, Kremlin’e yakın özellikle Rus özel kuvvet personelin kurduğu bir özel askeri şirket. Özel askeri şirketler vekalet savaşların bölgede artmasıyla hem siyaseten hem de ekonomik anlamda az riskli ve maliyetli seçenekler sunuyor karar alıcılara. Bu şirketleri dünyanın her ülkesi bir şekilde başka bir ülkede faaliyet esnasında kullanıyor. Amerika da Rusya da… Böyle bir etik veya yargısal yaklaşmamamız lazım. Biz de zaman zaman yapıyoruz ama sıkıntı şu. Türkiye’nin Rusya ile özellikle Fırat doğusunda paralel giden çıkarları İdlib batısına geçince biraz ayrışıyor, Libya’da ise tamamen iki hasım gücü destekleyen iki farklı aktör gibi karşı karşıya geliyor. Bu anlamda da Putin’in 8 Ocak Türkiye ziyareti çok kritik. Ankara ve Moskova’da ciddi hazırlıklar yapılıyor, bol bol haritalar açılacak. Özellikle sadece Libya değil Doğu Akdeniz ön plana çıkacak. Suriye hemen 2 km mesafede yani sınırımızda olan Suriye kuzeyindeki ısrarımız ve sahadaki taktik durumu bükebilme ve çıkarlarımızı dayatma kapasitemiz Libya’ya gelince çok zayıflayacak. Çünkü bizden çok uzak bir coğrafyadan bahsediyoruz.”

    Etiketler:
    Yaptırım, S-400, Donald Trump, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Barış Pınarı Harekatı, Suriye, ABD, Türkiye, Rusya, Doğu Akdeniz, Mısır, Libya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın