11:08 25 Ocak 2020
Canlı Yayın

    'Montrö sözleşmesinden rahatsız olan ABD'ye avantaj sağlamış olur'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Ozan Gündoğdu'ya göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul projesini Boğazlardan geçişin özelleştirilememesi yüzünden gündeme taşıdı, tartışmalardan Karadeniz'e kıyıdaş ülkeler de etkilenecek. Gündoğdu, Kanal İstanbul'un Montrö sözleşmesinden rahatsız olan ABD ve paydaşlarına avantaj sağlayacağı görüşünde.

    Erdoğan yönetimi Türkiye'de uzmanların Marmara Denizi'nde yoğun kirlenme yaşanacağı ve fay hatlarının yoğun olduğu bölgede deprem etkisinin katlanabileceği yönündeki aksi görüşlerine rağmen İstanbul Boğazı'na paralel Kanal İstanbul projesi için düğmeye basması büyük tartışmalar koparırken, Türk Boğazları'ndan geçişleri düzenleyen 1936 Montrö Sözleşmesi'ne de yeniden gündeme taşındı. Bu proje, Türkiye'nin İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki egemenlik haklarını garanti altına alırken, yabancı askeri gemilerin tonaj ve kalış süresi kısıtlaması getirerek Karadeniz'in askerileştirilmesini önleyecek şekilde kıyıdaş devletlere haklarını teslim eden ve ticari gemilere geçiş serbestisini de getiren Montrö'yü yıllar sonra 'tartışmaya açmış' durumda.

    Kanal İstanbul tartışmalarını, Birgün gazetesinden Ozan Gündoğdu ile konuştuk.

    'Montrö lobisi söylemleri dolaşıma sokuldu'

    Ozan Gündoğdu, Erdoğan iktidarının Kanal İstanbul projesi için, Türkiye'nin boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını garanti altına alan Montrö sözleşmesine dair toplumun geniş kesimlerindeki bilgisizlikten faydalanmaya çalıştığı görüşünde. 'Montrö lobisi' söylemlerinin dahi dolaşıma sokulduğunu belirten Gündoğdu, en başta bu sözleşme yüzünden Türkiye'nin 'para kazanamadığı' yolunda yanlış söylemlerin devreye sokulduğuna dikkat çekti. Montrö'nün vergi ve harç toplanmasını da karara bağladığını anımsatan Gündoğdu, iktidar partisi için asıl sıkıntının bunun devlete ait bir hak görülerek özelleştirilememesi olduğunu vurguladı:

    “İktidar böyle çılgın projeleri ön plana atarken taktik olarak bir boş gösteren veriyor kamuoyunun önüne. Bu boş göstereni döverek aslında arkadaki planını meşrulaştırmaya çalışıyor. Burada da boş gösteren Montrö Sözleşmesi oldu. Montrö Sözleşmesi ile ilgili belki toplumun geniş kesimleri neredeyse hiç fikir sahibi değildir. Ama bir anda özellikle iktidar medyası kanalıyla Montrö lobisi rahatsız haberleri dolaşıma soktular. Hatta Yeni Akit burada bir adım ileri giderek şairane bir dil kullanıyor: ‘Montrö lobisinin azap kabul etmez köleleri itiraz ediyorlar’. Fakat bu Montrö Sözleşmesi’nde Türkiye’nin aleyhine ne olduğuna ilişkin geniş kesimlerin herhangi bir fikri yok. Şöyle bir iddia var ortada; Montrö yüzünden boğazlardan para toplanmıyor. Böyle bir şey yok, Montrö 29 madde ve 1 ekten oluşan bir sözleşme, 1936’da imzalanmış. Sözleşmenin tam adı da Türk Boğazları Sözleşmesi. Montrö, vergi ve harç toplayabilirsiniz. Bunun da belli bir fiyat yaratmış, o zaman 1936’daki fiyat altın frank hesabıyla yapıyor. Fakat altın frank hesabı daha sonra sistemin çökmesiyle beraber ortadan kalkıyor. 1983 yılına gelindiğinde bu altın frank hesabını dönemin Kenan Evren liderliğindeki Bülent Ulusu hükümeti dolara endeksliyor. Fakat dolara endekslerken o zaman da çok tartışma var, altının gramını 2.8 dolar üzerinden hesaplıyorlar ve sabitliyorlar. O dönem fiyat artışı gibi görünse de yıllar içinde altının dolar karşısında değer kazanması orada da çok ciddi bir zarara yol açıyor. 2.8 dolar düşünün bugün altının gram fiyatı 48 dolar, yaklaşık 20 katına çıkmış fiyatı. Bir Ecevit’in buna ilişkin bir girişimi var, tekrar değişken kurla hesaplanmasına dönük. Ama AKP hükümetinde buna ilişkin herhangi bir adımı yok. Hal böyle olunca zaten Montrö’den doğan hakkını aramayan 17 yıllık hükümetin şimdi biz Montrö yüzünden para toplamıyoruz demesi şahsen bana biraz tuhaf geliyor.”

    'Kanal İstanbul, ABD ve paydaşlarına avantaj sağlar'

    İktidarın Kanal İstanbul projesine gerekçe olarak Boğaz'daki kazalara atıf yaptığını ancak en son kazanın 1994 senesinde yaşandığını ve ardından kılavuz kaptansız geçişin önlendiğini anımsatan Gündoğdu, Erdoğan'ın asıl derdinin Kanal İstanbul'la Boğaz'ı dilediğinde kapatıp özel şirketlere kaynak aktarmak olduğunu söyledi. Gündoğdu, bu tür olasılıkların Karadeniz'e kıyıdaş ülkeleri de ilgilendirdiğini belirtirken, bu projenin en çok da ABD'ye yarayacağına dikkat çekti:

    USS Ross
    © REUTERS / Justin Stumberg

    “Boğazlara ilişkin çeşitli düzenlemeler yapılmış. Sözleşme de belli esneklikler tanıyor. Mesele 94’te Nassia tanker kazası meydana geldikten sonra 200 metreden büyük gemilerin gece geçişi yasaklanıyor. Bu Montrö’ye aykırıdır diyerek herkes ayağa kalkmıyor, çünkü böyle inisiyatifleri var sözleşmeden kaynaklı Türkiye’nin. 250 metreden büyük gemiler kılavuz kaptansız geçemez deniyor. Elini kolunu sallayarak geçiyor diyorlar bütün gemiler, hayır düzenleme yapıyor, güvenlik önlemleri uygun değilse engelleyebiliyor. Denizaltı geçmemesi gibi kamuoyunun da bildiği şeyler var. Burada çok boyutlu bakmakta fayda var. Boğazlardan vergi ve harç alınabiliyor fakat bir fiyat tarifesi değil bu. Başka bir deyişle vergi ve harcın kamu geliri olması, boğazın özelleştirilmesinin önünü kesiyor. Montrö’de aslında engel teşkil eden şey boğazın yabancı veya özel bir firma tarafından işletilmesi. İşletilemeyen bir şey var sadece vergi toplanabiliyor. Ama Kanal İstanbul öyle değil. Kanal İstanbul özel bir şirket tarafından işletilebilir. Eğer ki boğazı kapatacak ve Montrö’yü tehlikeye atacak bir iş yapılırsa, geçiş garantileriyle beraber bu özel şirkete çok ciddi kaynak aktarılabilir. Ancak bunun bir de bana kalırsa uluslararası boyutu var diye tahmin ediyorum. Çünkü bu AKP hükümetinin işine gelen kısım. Ama bir yandan da Karadeniz’i Akdeniz’e başlayan çok önemli bir lojistiğe sahip İstanbul Boğazı. Böyle bir durumda İstanbul Boğazı’nı kapatmaya çalışan veya bir şekilde orada belli bir düzenleme yapmaya çalışan şey muhtemelen Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin pek işine gelmeyecektir. Başka türlüsü ABD’nin de muhtemelen oradaki ortaklarına paydaşlarına avantaj sağlayacaktır. O yüzden Batı güçlerinin böyle bir projenin arkasında biraz daha olumlu durması mantıklı geliyor. Böyle büyük bir proje, muazzam maliyetleri olan, çevre, güvenlik maliyetleri var, İstanbul deprem bölgesi artı ekonomik bunalım var, böyle bir kaynağı buraya ayırmak için rant, etrafında villalar yapılacak demek bana mantıklı gelmiyor. Daha başka boyutu olmalı diye tahmin ediyorum.”

    '1994'ten beri Boğaz'da trafik yoğunluğundan kaza sayısı sıfır'

    Gündoğdu, 1994 yılından beri İstanbul Boğazı’nda trafik yoğunluğundan kaynaklı kaza sayısının sıfır olduğunu belirtti. Erdoğan yönetiminin trafikten kaynaklı kaza algısı yaratarak vatandaştan onay istediğini anlatan Gündoğdu, kazanın milyonda bir bile yoğunluktan gerçekleşmediği Boğazda trafik gibi sorunların teknik düzenlemelerle çözümü olan sorunlar olduğunu dile getirdi:

    “Orada doğrudan Türk boğazları denilen şey İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nı kapsıyor. Zaten iktidarın iddialarını sürüyen kısım burası oluyor. Mesela İstanbul Boğazı’nda trafik olduğu iddiası var. Oysa trafik belli teknik düzenlemelerle düzeltilebilir bir durum. Neden Çanakkale Boğazı’nda trafik olmuyor? Bugün Erdoğan, ‘Yalılara çarpan tankerleri hatırlamıyor muyuz?’ dedi. Bir güvenlik tehdidi varmış, oradaki trafik yüzünden sürekli bir kaza ihtimali varmış algısı sürekli kamuoyunda diri tutulmaya çalışılıyor. Aslında Kanal İstanbul projesine onay isterken hükümet, daha çok toplum kesimini korkutarak onay isteme stratejisi izliyor. Ancak burada da Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü verileri var. Bir trafik azalıyor. Yani trafiğin en yoğun olduğu sene 2007. O zamandan bu yana trafik yüzde 30 azalmış. Bu azalmanın nedeni bir havayolu taşımacılığı gelişiyor gittikçe, ikincisi boru hatları gelişiyor. Hal böyle olunca tanker sayısı azalıyor. Kaldı ki yoğunluktan kaynaklı son kaza 94 yılında yaşanan Nassia tanker kazası. O kazadan sonra da zaten 200 metre uzunluğundaki gemilerin gece geçişi yasaklanıyor boğazdan. O günden beri boğazdan yaklaşık 1.3 milyon gemi geçiyor. Bu sayıda trafikten kaynaklı kaza sayısı sıfır. Yani milyonda bir bile olmayan bir ihtimal için yeni bir kanal açma pazarlığı bu iktidarın boşta kalan kısmı. Ama dümen kazası oluyor vs. ama Erdoğan 3 milyonluk şehir kuracağız Kanal İstanbul çevresine diyor. Orada da olabilir. Teknik bir sıkıntıdan kaynaklı kaza olabilir. O yüzden iktidarın henüz gerçekçi ve tutarlı bir açıklaması bulunmuyor maalesef."

    'ABD, Montrö'den rahatsızlığını dile getiriyordu'

    Gündoğdu, Kanal İstanbul gibi bir çılgınlığa girişilmesinin bir yandan para bir yandan da uluslararası ilişkilerde yattığı sonucuna varılabileceğini söylenrken, ABD-Türkiye ilişkilerinde Montrö'nün sürekli gündeme gelmesine atıf yaptı. ABD'nin Montrö'den rahatsız olduğunu anımsatan Gündoğdu, Boğazların uluslararası bir iradeye devrini tercih edeceğine dikkat çekti:

    "Biz de sadece niyet okuyoruz, niye böyle bir çılgınlığa girişebiliyorlar? Para ve uluslararası ilişkiler durumları devreye girebiliyor. Amerika-Türkiye ilişkilerinde de Montrö sürekli gündeme geliyor. Amerika’nın zaten Montrö’den rahatsız olduğu biline bir gerçek. 45’te Postman Anlaşması imzalanırken de Montrö’yü uluslararası başlığa alın, yani Montrö yerine uluslararası bir iradeye devredelim önerisi de var Amerika’nın. Çünkü Rusya’yı rahatlatan bir şeye dönüşüyor Montrö. Halbuki böyle bir durum Türkiye’nin güvenliğini de sağlıyor. Çünkü 2. Dünya Savaşı sırasında tarafsız kalmasını sağlayabilen anlaşmalardan bir tanesi oldu Montrö. Ama böyle bir anlaşmayı tehlikeye atacak bir proje bundan iki sene sonrasından başkasını görmeyen bir strateji için doğal ama 30 sene sonra ne olacağına ilişkin çok ciddi sıkıntı yaratacaktır.”

    Etiketler:
    Boğaziçi, Boğaz, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Rusya, ABD, Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın