12:07 25 Ocak 2020
Canlı Yayın

    ‘Libya’ya asker göndermek Türkiye’nin komşularıyla diplomatik kavgasını bir savaşa dönüştürebilir’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 01
    Abone ol

    Prof. Hasan Ünal’a göre, Libya ile 'deniz alanlarını sınırlandırma' anlaşması doğru hamle ancak bundan sonrası diplomasi ile çözülmeli. Ünal, Libya'ya asker göndermenin Türkiye’yi komşularıyla savaşa sürükleme tehlikesine dikkat çekti. Ünal, 'duygusal ve ideolojik' dış politikanın ulusal çıkarlar zemininde revize edilmesi gerektiği görüşünde.

    Türkiye'nin iç savaşı yaşayan Libya'da sadece başkent Trablus ve çevresinde hükmü geçen Sarraj hükümetiyle yaptığı 'savunma anlaşması' nedeniyle yeni bir savaşa çekilme olasılığı büyük tartışma koparıyor. Ankara, karşısında giderek bir 'uluslararası blok' yaratır görünürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya'ya asker gönderme tezkeresini de yeni yılın ilk günlerinde meclisten geçirerek Sarraj yönetiminin davetine icabet edeceklerini söyledi.

    Libya ile ilgili gelişmeleri Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Hasan Ünal ile konuştuk.

    'Oyun bozuculuk işe yaradı ama bundan sonrası diplomasi ile çözülmeli'

    Prof. Hasan Ünal'a göre, Libya ile yapılan deniz alanlarının sınırlandırılması anlaşması BM'ye de tescil ettirilmiş başarılı bir diplomatik hamle. Bu hamlenin Kıbrıslı Rumlar, İsrail ve Mısır'ın Türkiye'yi dışlayarak boru hattı tesis etme girişimini bozduğunu dile getiren Ünal, 'oyun bozuculuğun' işe yaradığını ancak bundan sonrasının diplomasi ile çözülmesi gerektiğini söyledi:

    ‘BM’ye tescil ettirildi, Libya’daki hükümet değişikliği anlaşmayı etkilemez’

    “Silahlı çatışma söz konusuysa mutlaka tehlike vardır. Ama silahlı çatışma yoksa da riskler tehditler vardır ki siz bir şeyler yapma ihtiyacı duyuyorsunuz. Birincisi Libya ile yapılan deniz alanlarının sınırlandırılması anlaşması çok yerinde ve gayet başarılı diplomatik bir hamle. Anlaşma Libya’daki meşru hükümetle yapılmış ve Birleşmiş Milletler’e de tescil ettirilmiş durumda. Dolayısıyla bundan sonra Libya’daki bir hükümet değişikliği bizim anlaşmamızı etkilemez. Ta ki Libya’daki hükümet kalkıp BM’yer başvurup ben bu anlaşmadan çekiliyorum demediği sürece. Bu yaptığımız doğru ve yerinde. Bu hamleyle Kıbrıslı Rumların bir tarafta İsrail bir tarafta Mısır’ı ve arkasına Yunanistan’ı alarak boru hattı kurma projesinin de önemli ölçüde önüne geçecek bir hamle. Ben buna biz burada oyun bozucu özelliğimizi gösterdik. Biz bu oyunu bozarız dedik, güzel. Bundan sonrasının esas diplomasi ile çözülmesi lazım. Diplomatik hamlelerle devam edilmesi lazım. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk açıklamalarından bunları anlaşmıştım. Libya ile yaptık arkası gelecek demişti. Bu da bölgedeki diğer ülkelerle gidip anlaşma imzalayacağız demek. İsrail’e önemli bir Türk görevlinin bir mektup götürdüğü, sizinle de bu esaslar üzerinden bir anlaşma yapabiliriz dediği ve eğer anlaşırsak siz de Rumların aleyhine olarak ciddi miktarda deniz yetki alanı kazanabilirsiniz dediği,  yrıca bu bölgeden çıkarılacak gaz ve petrolün de en önemli en doğal güzergahının Türkiye olduğunu unutmayın, dolayısıyla çıkmış ve çıkacak olan ne varsa bunları Türkiye üzerinden ihraç etmeniz mümkün dediği, İsrail’in de buna prensip olarak olumlu baktığı haberleri geldi İsrailli gazetecilerin Twitter hesaplarından. Ancak bu konuda bir ilerleme sağlanmış görünmüyor.”

    ‘Libya'ya asker göndermek komşularla kavgayı Libya'ya taşır'

    Ünal, Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesinin bölge ülkeleriyle kavgalarını Libya topraklarına taşımak sonucunu doğuracağına dikkat çekerken, bunun da diğer ülkelerin Hafter'e askeri desteğinin yolunu açacağını vurguladı. Ankara'nın sadece Sarraj hükümetinden hareket etmesinin örneğin Mısır gibi ülkelerde 'İhvancıları desteklemesi' olarak algılanacağını ve bu ideolojik yaklaşımın da Türkiye'yi çıkmaza sürükleyeceğini belirten Ünal, "İş kendiliğinden bizim için bir bataklığa dönüşebilir" ifadelerini kullandı.

    “Biz Libya’ya asker gönderme meselesini birinci plana almak yerine, İsrail nezdinde -eğer yapıldıysa- yaptığımızın benzerini Mısır nezdinde de yapmamız lazım. Eğer yapmazsak ne olur? Benim korkum bizim bölge ülkeleriyle olan kavgamızı Libya topraklarına taşımış olduk. Biz Libya ile anlaşmayı yaptık, buradan bir boru hattı geçemez, bu iş kapandı. Bundan sonra bize mecbursunuz, biz ne dersek onu yapacaksınız. Biz de sizle uzlaşmak için özel olarak politikalarımızdan vazgeçme ya da politikalarımızın revizyonu anlamında gelen hiçbir şey yapmayacağız, bunu bizden beklemeyin gibi bir tavır sergilersek, o zaman Mısır’ın birinci önceliği nedir? Çıkardığı oradaki doğalgaz mıdır, yoksa kendisine ve varlığına kastettiğini düşündüğü İhvancı gruplar mıdır? Eğer biz de onlara destek veriyor görüntüsündeysek, o zaman bizimle bu mücadeleyi sürdürmeyi düşünür. Libya’da bu mücadeleyi bize karşı sürdürmeyi düşünür. Bizim Libya’da destek verdiğimiz hükümetin İhvancı olduğunu düşünür ki düşünüyor. O zaman biz Libya’ya Trablus hükümetine destek verirsek onlar da Hafter’i daha fazla desteklemeye başlarlar. Dolayısıyla bu işin içinden çıkamayabiliriz. İş kendiliğinden bizim için bir bataklığa dönüşebilir. Biz oradaki bir hükümeti destekleriz, diğerleri öbürünü destekler. Diğerlerinden kastım Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri. Düşünün biz Libya ile anlaşma yapıyoruz, Yunanistan bir yandan Suudi başkentini ziyaret ediyor, bir yandan Emirlikleri ziyaret ediyor, bir yandan da Hafter’i Bingazi’de ziyaret etti.”

    'Mevcut dış politika gözden geçirilmeli'

    Ünal, Türkiye’nin dış politikasında duygusallığı bırakıp Mısır ve İsrail ile pragmatik çerçevede uzlaşması gerektiği görüşünde. Ünal, bölge ülkeleri dışında Rusya ile de işbirliği yapılması gerektiğini söyledi:

    “Burada eğer mevcut bölge ülkeleriyle kavgalı olmamıza neden olan dış politikamızı gözden geçirmeyeceksek, benim görüşüm Libya mutabakatı bizim için belli sonuçlar elde eder. Ama nihai sonuçları elde edemeyiz. Güdük kalır elde ettiğimiz başarılar. Üstelik bir de asker göndermek suretiyle diğerlerinin de Hafter’e asker göndermesine sebep olabiliriz. Bölge ülkeleriyle olan diplomatik ve siyasi kavgamızı Libya’da bir savaşa dönüştürürüz vekiller yoluyla. Biz ideolojik olarak Trablus hükümetinin yanındayız gibi bir tavır sergilemediğimiz sürece bizim açımızdan bir sorun olmaz. Çünkü biz Libya’nın lehine olan bir anlaşmayı Trablus hükümetiyle imzalamış durumdayız. Bu hükümet Birleşmiş Milletler nezdinde tanınmış bir hükümet oldu anlaşmayı da tescil ettirmiş durumdayız. Sonuçta bizim açımızdan burada bir antlaşma var. Biz kıyıdaş bir ülkeyle deniz sınırlarımızın yetki alanlarımızı belirlemiş durumdayız. Biz konuya pragmatik bakmalıyız.

    Bizim yapmamız şeylerden biri tanesi bölge ülkeleriyle uzlaşmaya ilaveten bir de Rusya ile bu konuda işbirliği yapmak olmalı. Onda biraz mesafe kat edilmiş görünüyor. Dün itibariyle Rus Dışişleri’nin yaptığı açıklama olumluydu. Türkiye ile Libya’daki sorununun çözümünü kolaylaştırmaya yönelik girişimler yapmak konusunda mutabık kaldık. Bunların hepsini göreceğiz. Rusya açısından bakıldığında Türkiye en önemli ülkedir şu an için Rusya’nın şu anki dış politika stratejisinde. Çünkü NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye’nin Rusya ile bu denli işbirliği yapabilen bir ülke şeklinde tutabilmek Rusya açısından fevkalade bir başarı. Bunu heba etmezler kolay kolay. Bu da Rusya açısından bakıldığında mantıklı bir dış politika. İdeolojik olarak biz Trablus hükümetini destekliyoruz, onun için her şeyi yaparız’a dönüştürmezsek burada pragmatik çözümler bulunur. Dönüştürmezsek bir kere şu olur, Mısır ile uzlaşma yönünde adımlar atmaya başlarız. Bence bu kadar istekli görünmemek lazım. Asker gönderilse bile, buna mecbur olunsa bile mutlaka Mısır ve İsrail ile konunun çözümüne doğru yani bizim bu Libya mutabakatını tamamlayacak adımları atmaya doğru girişimler içinde olmamız lazım. Onlar da görmeliler, bilmeliler ki bizim amacımız bu bölgede şu siyasal mensup hükümetleri ayakta tutmak ona aykırı hükümetleri devirmek değil. Türkiye’nin çıkarlarına odaklanmış bir faaliyet içerisindeyiz, bunu görmeliler."

    'Libya'da taraf olunması Hafter'e ilgiyi artırdı'

    Ankara'nın komşu ülkelerle söz düellosu içine girdiğini, bunun Türkiye'nin dış politikadaki çıkarlarına zarar verdiğini kaydeden Prof. Ünal, Libya'da açıkça taraf olunmasının Hafter'e olan ilgiyi artırmasına da dikkat çekti:

    "Biz bu ülkelerle şu ana kadar bir söz düellosu içindeyiz. Türkiye’ye fevkalade zarar veriyor bu söz düellosu. Karşımızdaki ülkelerin dış politikalarına herhangi bir şekilde zarar veremiyoruz. Ama onların hepsi bir şekilde az veya çok Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına, Ortadoğu’daki menfaatlerine zarar veriyorlar. O halde bizim bu politikamızı gözden geçirmemiz lazım. Bunu biz gözden geçirmeyeceksek, bunda iddialıysak, o zaman bunun sonucu bu söz düellosunu aktif bir savaşa Libya’da taşımış olacağız bu ülkelerle. O ülkelerle bir şekilde Tobruk’taki hükümete, isyancıya Hafter’e daha fazla destek vermeye başlayacaklar. Libya ile bu anlaşmayı imzalamamızdan bu yana bu ülkeler tarafından Hafter’e gösterilen ilgi arttı. Bunların içinde en dikkatli hareket edeni Rusya. Çünkü Rusya, Türkiye ile Şam hükümetini idare etmeye çalıştığı gibi burada da benzeri yöntemler uygulamaya çalışacaktır. Ama biz bu işi gerekirse silahla yaparız diyerek bu işin üstüne gidersek başımızı derde sokabiliriz. Burada kilit, dış politikamızda revizyona gidecek miyiz, gitmeyecek miyiz?”

    'Duygusallıklar ve ideolojik unsurlar yerine dış politikada pragmatik ulusal çıkarlar belirleyici olmalı'

    Ünal, Erdoğan yönetiminin dış politikasında pek çok çelişkili yaklaşımlar bulunduğu görüşünde. Venezuela'da seçilmiş meşru hükümetten hareket eden Erdoğan yönetiminin Suriye'de hükümet atamaya çalışmak arasında çelişki görmemesine dikkat çeken Ünal’a göre, AKP hükümeti pragmatik ve ulusal çıkarlar yerine duygusallıklar ve ideolojik unsurların öne çıktığı dış politikanın revize edilmesi gerekliliğine vurgu yaptı:

    “Türkiye’nin dış politikasında birçok çelişki var. Venezüella’da biz diyoruz ki, burada meşru bir hükümet var, Amerika Birleşik Devletleri burada ayrı bir hükümet tayin etme hakkına sahip değildir diyoruz. Ama Şam’daki hükümeti meşru hükümet saymamak da ve Suriye devletine bir hükümet atamakta da ısrarcı görünüyoruz. Bu çelişkiler bizim dış politikamızın hemen hemen her alanında var. Çünkü dış politikamız şu anda pragmatik ve ulusal çıkar esaslı değil içinde duygusallıklar ve ideolojik unsurlar var. Bunlardan arındıramadığımız sürece bu dış politika Türkiye’nin başına o veya bu şekilde problemler yaratmaya devam edecektir. Pragmatik düşünsek bizim Suriye ile çoktan sorunlarımızı çözmüş olmamız, hem Suriye hem Lübnan ile bizim Libya ile yaptığımız anlaşamaya benzer esaslara dayanan deniz yetki alanları sınırlandıran anlaşmaları yapmış olmamız lazımdı. İdlib’in mutlaka Suriye’nin etkin egemenliği altına alınması lazım, Türkiye’nin çıkarı budur. İdlib şu anda Türkiye’nin de terörist kabul ettiği grupların kontrolünde ve bu ilanihaye devam edemez bu şekilde. Suriye’nin kontrolü dışındaki İdlib’de ve Türkiye’nin kendisinin de terörist kabul ettiği bir İdlib’den Türkiye ne çıkar bekliyor ne elde ediyor? Eğer endişesi bu bölgeden Türkiye’ye büyük çaplı sığınmacı gelmesiyse o zaman Rusya ve Suriye ile bu konu konuşulur. Onlar bir operasyona başladığı zaman Türk Silahlı Kuvvetleri de çok güzel sınırı kontrol altına alma operasyonu yapar ve sığınmacıların buraya gelmesine de engel olur. Bugüne kadar Suriye’nin Rusya ile birlikte yürüttüğü ve İdlib’in güneyinden itibaren aldığı topraklarda da bu yapıldı. Türkiye’ye yönelik herhangi bir sığınmacı akını olmadı. Türkiye’ye yönelik sığınmacı akını girişimleri zaman zaman provokatif görünüyor. Bunu geçen defa da görmüştük Han Şeyhun olayları sırasında da, şimdi de görüyoruz. Türkiye’yi olayın içinde çekmeye yönelik girişimiler. Bütün bunlar şu gerçeği değiştirmiyor; bizim genelde Suriye politikamızı özelde İdlib ve PYD ile mücadele politikamızı değiştirmemiz lazım. Suriye ile uzlaşırsak Adana Mutabakatı esasına dayanan bir politika iki ülke tarafından yeniden benimsenirse bu sorunlarla başa çıkmak biraz daha kolay olacak. Aksi takdirde her cephede kavga eden bir ülke görünümündeyiz, bu kavgaları fiili olarak Libya’da vekaletler savaşına ya da doğrudan savaşa yansıtırsak korkarım, bunun altından kalkmak bize çok pahalıya mal olacak.”

    İlgili konular:

    Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti: Trablus'ta savaş tırmanırsa Türkiye'den askeri destek isteyeceğiz
    İsrail Dışişleri Bakanı Katz: 'Türkiye-Libya anlaşmasına karşıyız'
    'Libya konusunda son sözü Rusya ve Türkiye söyleyecek'
    Etiketler:
    Halife Hafter, diplomatik kriz, ulusal çıkar, Türk Dış Politikası, Dış politika, Hasan Ünal, Libya, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın