11:21 25 Ocak 2020
Canlı Yayın

    ‘Türkiye, Suriye ve Mısır’dan ders alıp Libya’da uzlaşmacı rol üstlenmeli, taraf tutmamalıydı’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    0 36
    Abone ol

    Dr. Naim Babüroğlu, Erdoğan yönetiminin Suriye ve Mısır’dan ders alarak Libya’da uzlaştırmacı olması gerektiği görüşünde. Trablus hükümeti desteklense de asker gönderilmemesi gerektiğini belirten Babüroğlu, Hafter'in dışlanmasıyla çözüme varılamayacağını söyledi. Babüroğlu, İdlib'in de Türkiye için 'küçük Afganistan'a dönüştüğünü vurguladı.

    Türk askerinin bir yıl süreyle Libya'ya gönderilmesine izin veren tezkere TBMM'de kabul edilirken, Türkiye yönetimi Suriye'nin ardından ikinci 'Arap cephesini' açıyor. Ancak başkent Trablus ve etrafındaki Sarraj hükümetiyle ilgili tartışmalar dinmezken, Ankara'nın karşısında oluşmakta olan uluslararası blok da dikkat çekiyor.

    Gelişmeleri İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu ile konuştuk.

    ‘Doğu Akdeniz’deki kazanımlar daha pozitif yönde gelişebilirdi’

    Dr. Naim Babüroğlu'na göre, Türkiye yönetimi bir taraf tutup, diğerini dışlamak yerine iki tarafla da diplomatik kanalları açık tutması gerekirdi. Ankara'nın karşısında oluşan uluslararası bloklara dikkat çeken Babüroğlu, Ankara'nın diplomatik anlamda tarafsız yaklaşıma yönelmesi halinde Doğu Akdeniz çıkmazında kazanımlarının daha pozitif olma olasılığının artacağı görüşünü dile getirdi:

    “Libya’da iki taraf var; birinci taraf Trablus merkezli ulusal mutabakat hükümeti, ikinci cephe de Tobruk merkezli Libya ulusal ordusu yani Hafter güçleri. Hafter güçleri Libya’nın yüzde 77’sini kontrol ediyor ama genellikle çöl alanı kontrol ediyor. Trablus merkezli ulusal mutabakat hükümeti ise Libya coğrafyasının yaklaşık yüzde 7’sini kontrol ediyor ama nüfusun çok olduğu sahil bölgesini kontrol ediyor ve Birleşmiş Milletler tarafından da tanınıyor. Ancak gelinen aşamada Türkiye’nin karşı olduğu Hafter cephesinde Rusya yer alıyor, destekliyor. O zaman Rusya, Libya’da Türkiye’ye karşı ya da Türkiye, Rusya’ya karşı. Oysa Suriye’de Türkiye ve Rusya Astana süreci kapsamında olumlu işbirliğini devam ettiren iki ülke. Mısır, Fransa, Ürdün, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan da yine Hafter’in yanında, yani Türkiye’nin karşı cephesinde yer alıyor. Ulusal mutabakat hükümetini Birleşmiş Milletler ve bazı Avrupa ülkeleri tanıyor. Amerika Birleşik Devletleri önce Hafter’i destekledi, ancak şimdi iki tarafa da neredeyse eşit mesafede açıklamalar yapmaya başladı, yani sessiz olmayı tercih ediyor. Ortaya somut bir adım çıkınca yani hangi cephenin kazanacağı belli olunca kendini o cepheye yönlendirecek diye değerlendiriyorum. Bu da muhtemelen Şubat ayında Berlin’de yapılacak Libya zirvesinde ABD’nin tavrı biraz daha netleşir. Almanya’nın da bir başarısı var. Almanya iki tarafa da diplomatik kanallarını açık tutuyor. Demek ki Berlin’de kendi ev sahipliğinde bu zirveyi toplama başarısını gösteriyor."

    'Suriye ve Mısır'dan alınan çok dersler var'

    Ankara'nın Suriye ve Mısır'dan çıkardığı çok dersler bulunduğunu savunan Babüroğlu, bu ülkelere yönelik işlenen hataların tekrarlanmaması ve Türkiey'nin uzlaşmacı ve hakem rolü üstlenmesinin ulusal çıkarlara daha fazla hizmet edeceğini vurguladı:

    "Türkiye, kendi değerlendirmeme göre, Suriye ve Mısır’dan aldığı çok dersler var, deneyim ve tecrübe var. Türkiye bu dersleri tekrarlamamalı Libya’da. Suriye’de taraf tuttu, Esad’ı dışladı. Oysa Esad yerinde ve çok sayıda ülke Esad’ı tanıyor ve Rusya desteğini sürdürüyor. Mısır’da Türkiye, Mursi’yi destekledi, darbe yaptı Sisi, kabul edilemez ama sonuçta ABD ve Rusya destekliyor şu anda Sisi’yi. Türkiye hem Mısır hem Suriye yönetimiyle diplomatik ilişkileri kesmiş durumda. Oysa bir tarafı değil de Mısır ve Suriye’de iki tarafı destekleyen uzlaşmacı veya hakem rolü üstlenseydi Türkiye, şu anda Doğu Akdeniz’deki kazanımları daha pozitif yönde gelişecekti. Hem de Libya’da attığı adımlar daha olumlu ve ulusal çıkarlar doğrultusunda daha belirgin bir durum olacaktı.”

    ‘Rusya ve Fransa da Hafter’i destekliyor ama aynı zamanda Trablus merkeziyle masada oturabilirler’

    Libya'da Rusya ve Fransa’nın da Hafter’i desteklediğini anımsatan Babüroğlu, ancak bu iki ülkenin Trablus merkezli hükümeti de dışlamayarak diplomatik kanalları açık tuttuklarına dikkat çekti. Ankara’nın Libya ile yaptığı anlaşmanın önemli olduğunu söyleyen Babüroğlu, Hafter cephesini dışlamak yerine diplomasi kanalını açık tutsa anlaşmanın bu şekilde bozulmasının önüne geçileceğini ifade etti:

    “Türkiye, Trablus merkezli ulusal mutabakat hükümetini destekliyor, BM tarafından kabul edilen meşru bir hükümet. Rusya, Fransa, Körfez ülkeleri Hafter’i destekliyor. Çin dolaylı olarak Hafter’i destekliyor. Fransa, Türkiye’nin karşısında olan Hafter’i desteklerken, Trablus merkezli hükümeti de dışlamıyor, diplomatik kanallar açık. Rusya da Hafter’i özel askeri şirketlerle yani vekiller üzerinden desteklerken Trablus merkezli hükümet için de diplomatik kanalları açık tutuyor. Dışişleri Bakanlığı istihbarat örgütleri seviyesinde görüşüyor. Dolayısıyla Putin, Merkel ile yaptığı telefon görüşmesinde Berlin’deki zirveye ilişkin, ‘Biz Libya’daki kaos ortamının diplomatik yollarla çözülmesinde yanayız’ diyerek Merkel ile bir uyum sağladı. Putin de Hafter’i destekliyor ama aynı zamanda Trablus merkeziyle masada oturabilir ve uzlaşmacı bir aktör konumuna gelebilir bir konumda. Türkiye Müslüman bir ülke olarak ve madem Osmanlı coğrafyası olarak Libya’da hükmetmiş geçmişe sahip bir ülke olarak Almanya’nın üstlendiği Şubat’taki ev sahipliği ülke durumunu niye üstlenmesin? Daha kolay üstlenmeliydi, Türkiye’nin hakkıydı bu. Ama Türkiye taraf tuttuğu için yani sadece Trablus merkezli hükümeti tutup, diğerini karşı cepheye ittiği ve onu dışladığı için Türkiye risk alıyor bana göre. Yarın Hafter güçleri veya Trablus hükümetinin konumunun ne olacağını bilmiyoruz. Hafter ile Trablus merkezli hükümetin iç savaşının birkaç yıl devam ettiğini farz edersek Türkiye buradan zararlı çıkacak, çünkü tek tarafta. Hafter güçleri Şubat’tan itibaren Berlin’deki zirvede masadaki yerini alacak. Türkiye’nin karşı grubunda bulunan Hafter güçlerinin gelecekte diplomatik masada yerini aldığı için Türkiye’ye karşı tarafta olduğu için Türkiye’ye karşı tepkisi negatif olacak. O zaman Türkiye yurtta barış dünyada barış ilkesi gereği taraf tutan bir ülke değil, uzlaşmacı aktör rolünü üstlenebilen Rusya, Almanya, Fransa, İtalya’nın yaptığı gibi iki tarafla da diplomatik kanalları açık bir ülke konumunda olmalıdır. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Trablus hükümetiyle imzalanan bir anlaşma var. Türkiye desteklemezse bu anlaşma ortadan kalkarsa ne olur? Bu anlaşma yaşamsal önemdedir, iyi ki yapıldı. Trablus merkezli hükümetle anlaşma yapılabilir ama aynı anda bakanlar düzeyinde Hafter güçleriyle de diplomatik kanallarda görüşülebilir. İki taraf için İstanbul ya da Ankara’ya zaman zaman temsilcileri çağrılabilir. Bu anlaşmanın en azından iki taraf nezdinde bir daha bozulmaması sağlanmış olur.”

    ‘Trablus hükümeti desteklensin ama asker veya muhalif unsur gönderilmesin’

    Babüroğlu, Türkiye’nin Trablus merkezli hükümeti desteklemesini ama bölgeye askerini ya da bir muhalif unsur göndermesinin yanlış bir adım olacağı görüşünde. Libya'nın uzaklığına ve askeri zorluklara da dikkat çeken Babüroğlu, Doğu Libya’da Ankara'ya tepkinin artmasına tarafını belli etmesinin yol açtığının altını çizdi:

    “Türkiye ve Libya’nın mesafesi yaklaşık 2 bin km ötede. Türkiye-Suriye arasında 911 km’lik bir sınır var, o çok farklı. Trablus hükümetini destekleyelim ama askeri oraya göndermeyelim, muhalif unsur göndermeyelim. Çünkü oraya gidecek muhalif unsurun yarın karada varlık gösteren Mısır ve vekiller ile varlık gösteren Rusya ile karşı karşıya kalmayacağını garanti edebilir miyiz? Rusya’yı dolaylı desteklediği için Çin’in orada insansız hava araçları da olacak. Bu tür riskler var. Bana göre Türkiye insani yardım, eğitim, danışmanlık, tecrübe aktarımı gibi konularda gerekli desteği saplayabilir. Ancak oraya asker konuşlandırarak şuna neden olabilir. Hafter güçlerine Sudan ve Mısır’dan gelen paralı askerler, Rusya’nın gönderdiği özel askeri şirketler ile karşı karşıya gelmekten kesinlikle kaçınılmalı, bunu Türkiye yapmamalıdır. Bugün görüşülecek tezkerenin daha çok Katar’da olduğu gibi bir üs kurulacağını, bu konuda insani yardım, eğitim, teknik destek gibi bazı destekler sağlanacağını düşünüyorum. Libya’da yüzlerce aşiret var. Libya coğrafyası bir kabile coğrafyasıdır. Özellikle şu anda Doğu Libya’da ve Bingazi’de Türkiye’ye karşı tepkiler gittikçe artıyor. Trablus merkezinde taraf olduğunu belirttiği için artıyor. Artan bu tepki orada askere karşı bir eyleme dönüşürse Türkiye’nin öngöremediği bazı riskler ortaya çıkabilir. Türkiye’nin sadece üst seviyede kalmasını herhangi bir muhalif unsur konuşlandırmamasını, sadece eğitim, teknik destek, danışmanlık seviyesinde kalmasının uygun olacağını değerlendiriyorum.”

    ‘İdlib, Türkiye için küçük bir Afganistan durumuna geldi’

    İdlib’in Türkiye için küçük bir Afganistan halini aldığını söyleyen Babüroğlu’na göre Türkiye bu ‘küçük Afganistan’ ile karşı karşıya gelecek durumda değildir. Babüroğlu, Erdoğan yönetiminin Libya’da Rusya karşısında atacağı her adıma Moskova’nın Suriye’de misliyle yanıt vereceğini söyledi:

    “Libya’da Rusya karşısında atılacak her bir adım Suriye’de Türkiye’ye karşı misliyle atılacak adım demektir Rusya tarafından. Yarın Türkiye eğer Libya’da Rusya’yı tamamen karşısına alırsa ve orada Rusya’nın adımlarını olumsuz etkilerse, bu şu demek: Rusya, Suriye’de hem İdlib hem Fırat’ın doğusunda ve batısında Türkiye’yi olumsuz etkileyecek olumsuz adımların atacağının garantisi demektir. Libya denklemi, Suriye denklemini doğrudan etkiler. Çünkü Türkiye, Suriye’de Rusya ile işbirliğine devam ederken, bu sefer Libya’da Rusya’ya karşı cephe alıyor. Şu anda İdlib’de operasyonlar devam edeceğe benziyor, gittikçe yoğunlaştı. 8 ve 9 numaralı gözlem noktaları şu anda Suriye ordu birliklerinin arasında kaldı. Suriye de Rusya’nın desteğiyle güneydoğudan ve güneybatıdan kuzeye ilerlemeye devam ediyor. İlerledikçe evlerini terk eden siviller, Türkiye sınırına doğru gidiyor. Fakat orada Türkiye’yi 2020 yılında bekleyen en önemli tehdit bana göre Birleşmiş Milletler’in 15 Temmuz 2019 tarihli raporunda yer alan İdlib’in yabancı savaşçı çöplüğüne dönüştüğü ve Afganistan ile beraber El Kaide tehdidi açısından çok önemli bir yer tuttuğu notu var. İdlib, Türkiye için küçük bir Afganistan durumuna gelmiştir. Küçük bir Afganistan ile yüzleşecek durumu yoktur Türkiye’nin. Öyle bir daha fazla tehdit kabul edilebilecek durumu yoktur. Onun için Türkiye, Rusya ile ve Suriye ile işbirliği yaparak bu İdlib sorununu 40-50 bin teröristin yer adlığı İdlib sorununu teröristler Türkiye’ye kaçmadan, Türkiye’de herhangi bir eylem yapma imkanı vermeden, Afganistan’a dönüşmeden çözmelidir Türkiye. Sadece Rusya ile değil Suriye ile de. Libya ve Suriye, Doğu Akdeniz’de  atılacak adımların daha olumlu, ulusal çıkarları daha çok desteklemesi açısından Türkiye’nin Mısır ve Suriye ile doğrudan işbirliğine girmesi önemlidir ve yapmalıdır.”

    Etiketler:
    Ceyda Karan, Naim Babüroğlu, Taraf, uzlaşma, Libya, Ürdün, Mısır, Suriye, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın