18:58 24 Eylül 2020
Canlı Yayın

    ‘ABD’nin yaptığı İran’a karşı açık savaş ilanı’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 30
    Abone ol

    Alptekin Dursunoğlu'na göre Trump yönetimi, Kasım Süleymani suikastıyla itidalli duruş sergilemeye çalışan İran'a karşı açık savaş ilan etti. Süleymani'nin 'vekil güçlere' değil bölgede ABD ve İsrail karşıtı cephede koordine ettiği müttefiklere sahip olduğunu söyleyen Dursunoğlu, ABD’nin Ortadoğu’da artık rahat hareket edemeyeceği görüşünde.

    Trump yönetimi, IŞİD'e karşı savaşın sona ermesinin ardından 2019'da bu kez İran'la bilek güreşinin sahası haline getirdiği Irak'ta beklenmedik bir hamleye girişti. IŞİD'e karşı savaşta Irak'tan Suriye'ye uzanan cephenin örgütlenmesinde önemli roller oynamış İran'ın Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü'nün 'Hac Kasım' lakaplı ünlü komutanı Kasım Süleymani ile Irak'taki en yüksek dini otorite olan Sistani'nin çağrısı ve meclisin onayıyla başbakanlığı bağlı olarak kurulmuş Halk Savunma Güçleri'nin (Haşdi Şaabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis suikastla öldürüldü. Kasım Süleymani'nin sivil bir uçakla geldiği Bağdat'ta havaalanından Ebu Mühendis ile birlikte ayrıldığı araca füze saldırısı düzenlendi.

    ABD yönetimi Süleymani'nin Irak'taki üslerine saldırı hazırladığı iddiasını ortaya atıyor. Ancak 2019 boyunca ABD ve İsrail'in Haşdi güçlerine düzenli saldırıları yılın son günlerinde Suriye sınırına uzanan hatta beş üssün vurulması ve çoğu Irak askeri 28 kişinin öldürülmesi, onlarcasının yaralanmasına yol açmıştı. Irak'taki tepkiler Bağdat'taki kale gibi Amerikan elçiliğin kuşatılmasına varmıştı. Karşıt cephe de Süleymaninin 'açık ziyaretinin' kuşatmanın kaldırılması çağrılarının ardından ABD'nin Irak'tan yasal koşullarla çıkarılmasını örgütlemek hedefli olduğunu dile getiriyor.

    Ortadoğu'daki gelişmeleri etkilemesi beklenen suikastı ve gelişmeleri Yakın Doğu Haber sitesinin kurucusu ve yazarı Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    ‘İran sabır gösterip sadece kışkırtmalara yanıt verdi, ABD ise suikastla kırmızı çizgiyi aştı'

    Alptekin Dursunoğlu'na göre, İran kendisini ABD ile karşı karşıya getirecek ve Suriye, Lübnan ve Irak'ta savaşa sürükleyecek durumlardan sabırla kaçınmaya alıştı. Tahran'ın, 2019 yazındaki gemi krizlerinde, ardından Irak'ta ve Lübnan'da hükümet kurdurtmamaya varan Amerikan politikası karşısında da 'bozucu' adımlardan kaçınarak sadece 'kışkırtmalara' yanıt vermekle yetindiğini söyleyen Dursunoğlu, ancak ABD'nin son suikatla 'kırmızı çizgileri' aştığını ve İran'a karşı açık savaş ilan ettiği görüşünü dile getirdi:

    “İran gerek Irak’ta gerek Suriye’de gerekse Lübnan’da Amerika ile doğrudan savaşa sürükleyecek bir pozisyon almaktan özellikle kaçınıyordu, büyük bir tahammül ve sabır gösteriyordu. Birtakım krizli noktaların kenarından dolaşıyordu. Lübnan, Irak ve Suriye’yi İran ile Amerika arasındaki savaşın bir alanı haline getirmekten sakınıyordu. İran, Suriye sahasında özellikle Deyri Zor’da, El Bukemal'de birtakım fiili durumlar yaratarak oradaki Amerikan askeri varlığını hedef alabilir; Suriye’deki gelişmelerde müttefik olduğu hem Rusya hem de Suriye’yi, Amerika’ya karşı pozisyon almaya zorlayacak adımlar atabilirdi. Sahada bunu yapacak gücü var; ama bunu yapmadı. Yine aynı şekilde Haşdi Şabi veya Irak hükümetini Amerika ile kendi sorunları noktasında harekete geçirebilecek ya da orayı bir savaş alanı haline getirebilecek adımlar atabilirdi. Bunu yapmadığı gibi tam tersine hükümetin düşürülmesi, şimdilerde de hükümetin bir türlü kurulamaması süreçlerinde İran hep itidal çağrısı yaptı. Hem Lübnan hem Irak’ta Hariri başbakanlığındaki Lübnan hükümeti ve Adil Abdülmehdi başbakanlığındaki Irak hükümetine düşürürseniz burada bir otorite boşluğu olur. Yeniden devlet gücünün toparlanması zor olur diyerek Irak ve Lübnan’ın bir anlamda maslahatını gözetmeye çalıştı. Öte yandan bütün bu süreçler boyunca doğrudan kendisini hedef alan Amerika’nın kışkırtmalarına cevap verdi. Amerika’nın doğrudan kendi hava sahasını hedef alan bir adımına karşılık Amerika’nın son derece gelişmiş insansız hava aracını düşürdü, bundan sakınmadı. Yine İngiltere’nin kendi gemisini alıkoymasına karşılık misilleme yaptı o da İngiltere’nin gemisini alıkoydu. Yani şimdiye kadar sadece doğrudan kendine yönelik bir adım atılırsa cevap verdi, örneğin Suriye, Irak’ta, İran’ı veya İran’ın müttefiklerini hedef alan saldırılara karşı ne İsrail’e ne de Amerika’ya doğrudan cevap verme yoluna gitmemişti şimdiye kadar. Fakat Amerika, General Kasım Süleymani’yi hedef alarak İran’a karşı açıkça savaş ilan etti. Yani Amerika şimdiye kadar İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan’da sorumluluk duygusuyla hareket etmek zorunda olduğu için karşılık vermemesini bir zayıflık olarak telakki ediyordu ve bu da Amerika’nın adımlarını giderek daha da büyütmesine neden oldu. Bu son adımdan sonra İran’ın kırmızı çizgisi aşılmış oldu.

    ‘Süleymani çok geniş bölgesel bir alanda müttefiklere sahip’

    Dursunoğlu, suikastla öldürülen Kasım Süleymani hakkında çok fazla dezenformasyon yapıldığı görüşünde. Batı medyasındaki 'vekil güçler' terminolojisini sorgulayan Dursunoğlu'na göre, Süleymani Ortadoğu'da geniş bir alanda 'vekil güçlere' değil ABD'ye boyun eğmediği için hedef olan 'bölgesel müttefiklere' sahipti. İranlı komutanın, Tahran'ın 'direniş cephesi' diye andığı politikaları uyarınca bölgede bu müttefiklerin ideolojisine bakmadan aralarında koordinasyonu sağlayan şahsiyet olduğunu söyleyen Dursunoğlu, arada bir emir-komuta ilişkisinin bulunmadığını söyledi. Süleymani hakkında 1999 öğrenci olayları arasında bile bağ kurulmaya kalkışıldığını anımsatan Dursunoğlu, "İran’ın polisi, iç güvenlik birimleri mi tükenmiş de General Süleymani iç güvenlikle ilgili bir meselede öğrenciye müdahale edecek?" diye sordu:

    “General Kasım Süleymani ile ilgili basındaki yorumlarda herkesin dilinde bir “vekil güçler” sözü tekrarlanıp duruyor. General Kasım Süleymani Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen’de çok geniş bölgesel bir alanda müttefiklere sahip. Ancak bu müttefikler General Kasım Süleymani’nin emir komutasındaki veya onun kurdurduğu vekil güçler değil. General Kasım Süleymani veya İran ile aynı doğrultuda oldukları için uluslararası emperyalist güçler tarafından hedef alınan çevreler bunlar. Suriye devleti neden hedef alındı, İran ile müttefik olduğu ve Amerika’ya boyun eğmediği için. Suriye devletinin ‘diktatörlük yapısıyla’ ilgili miydi Arap Baharı dediğimiz sorun? Eğer Amerika açısından diktatörlük rejim devirmeyi gerektirecek bir şey ise neden Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan hedef değil de neden Suriye? Ayrıca General Kasım Süleymani’nin öğrenci olaylarının bastırılmasında rol oynadığı gibi saçma şeyler söyleniyor. Onun İran devletinde iç güvenlik ile ilgili bir rolü yok ki, İran’ın polisi, iç güvenlik birimleri mi tükenmiş de General Kasım Süleymani iç güvenlikle ilgili bir meselede öğrenciye müdahale edecek?"

    'Asıl vekil güçler başkalarının paralı askeri olanlar, direniş cephesindekiler değil'

    Dursunoğlu, Ortadoğu'da Hamas'tan Hizbullah'a ve Ensarullah'a uzanan örgütlerin Süleymani istediği için var olmadıklarını anımsattı. Dursunoğlu'na göre, asıl 'vekil güç' tanımına uyanlar, varlığını başkalarına borçlu olan Suriye'deki İslam Ordusu ve Tevhit Tugayları gibi gruplar. Bunların bir dönem isimlerinden çok söz edildiğini ancak 'paralı asker' oldukları için 'kullanım tarihlerinin geçtiğini' söyleyen Dursunoğlu, bir başka örnek olarak da Türkiye'nin kurdurduğu Suriye Milli Ordusu'nu verdi:   

    "Vekil güç konusuna dönecek olursak. Filistin’deki Hamas ve İslami Cihat, General Kasım Süleymani’nin vekil gücü değil. Hamas, İslami Cihat, Suriye devleti, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Ensarullah bunlar bölgesel olarak İran’la ortak çıkarlara ve ortak stratejik hedeflere sahip olan dolayısıyla da İran’la müttefik olan güçlerdir. General Kasım Süleymani’de İran’ın bu müttefikleriyle ilişkisini ve bu müttefiklerin kendi aralarındaki ilişkilerini koordineli hale getiriyordu. Hamas, General Kasım Süleymani istediği için var olan bir örgüt değil. Suriye devleti, General Kasım Süleymani istediği için İsrail ve Amerikan karşıtı politikasını sürdürüyor değil. Hizbullah, General Kasım Süleymani istediği için Hizbullah değil. Bunlar vekil güç tanımlamasına uyan şeyler değil. Vekil güç, dediğini şey varlığını bir başkasına borçlu olan ve onun çıkarları için hareket eden güç demektir. Mesela Suriye’de İslam Ordusu diye bir grup vardı. Bu grup doğrudan Suudi istihbaratının finansı ile ayaktaydı. Suudi istihbaratı finansı kestiği anda İslam ordusu diye bir şey kalmadı. Bir zamanlar Tevhid Tugayları diye bir grup vardı, Suriye’de adından çok söz edilen. Suriye’deki bütün askeri harekat neredeyse onun üzerine bina edilmişti, Türkiye’ye lideri defalarca geldi. Şu an bu örgütün isminden bahseden yok, çünkü bunlar vekildi, paralı askerdi, son kullanma tarihleri geçti ve şu an yoklar. Daha açık bir örnek Türkiye tarafından kurulan Suriye Milli Ordusu’dur. Türkiye’nin ÖSO adını kullanan bazı silahlı grupları bir araya getirip kurduğu ‘Suriye Milli Ordusu’ Türkiye istediği sürece var olacak, Türkiye desteği kestiği anda da yok olacak bir vekil güçtür. General Kasım Süleymani ile ilişkili olan güçlerin hiçbirisi gerek devlet olarak Irak ve Suriye gerekse örgüt olarak Hizbullah, Ensarullah, Hamas, İslami Cihat vs. bunlar İran istediği için var olan güçler değil. Ama İran ile Amerika, İsrail ve Suudi ekseni konusunda aynı stratejiye inanan örgütler veya güçler. General Kasım Süleymani’nin mahareti, bu güçler arasında ideolojisine bakılmaksızın direniş çatısı altında birleşebilecek ve ortak adımlar atabilecek bu örgütler arasında koordinasyon ve işbirliğini sağlıyordu. Mesela Irak’ta Haşd Şaabi güçleri, Suriye’de terörle mücadeleye katılıyordu."

    'Süleymani'yi Hamaney'in yerini doldurabilecek isim olarak sunmak çok saçmaydı'

    Dursunoğlu, Kasım Süleymani'yi Hamaney'in yerini doldurabilecek bir isim olarak sunmanın da 'komik' olduğu görüşünde. İran'da dini liderin seçim koşullarının belli olduğunu belirten Dursunoğlu, Süleymani'nin Irak'a ABD'ye karşı saldırı için değil, Bağdat elçiliğinin kuşatılmasına yönelik koşulları teskin etmek için gittiğini söyledi. Dursunoğlu, ziyarete kadar olan süreçteki açıklamalar, çağrılar ve girişimleri anımsattı:

    “Kasım Süleymani’nin Ayetullah Hameney’in yerini doldurabilecek bir isimken ortadan kaldırıldığına dair yorumlar çok saçma. Ayetullah Hamaney’in yerine Kasım Süleymani’nin gelmesi diye bir şey olamaz. İran’da ‘velayet-i fakih’ diye bir sistem var. İslami Devrim liderinin yani ‘veli-yi fakih’in dini otorite olması gerekiyor. Kasım Süleymani dini bir otorite değil ki sadece bir asker. Dolayısıyla böyle bir şey ne yasal ne pratik olarak mümkün değil. Elçilik olaylarının sonlandırılması meselesi, sorumluluk duygusu çerçevesinde atılmış bir adımdı. Amerikalıların El Kaim üssünde öldürdükleri 28 Haşd Şaabi askerine karşılık Haşd Şaabi ve Iraklılar da Amerika elçiliğini kuşattılar. Ertesi günkü hava şöyleydi. Bu kuşatma ilanihaye devam edecek ve bunun cevabı elçilik kuşatması şeklinde verilecek. Doğrusu ben kişisel olarak bunu bekliyordum, Iraklı gazetecilerle de konuştuğumda bu tür değerlendirmeler yaptılar. Fakat akşam saatlerine doğru Irak’ın istifa ettirilen başbakanı, elçiliğin uluslararası yasalar çerçevesinde saygın olması, korunması gerektiğini söyledi ve göstericilerden orayı terk etmesini istedi. Haşd Şaabi, hemen bunun ardından şu açıklamayı yaptı; Irak devletinin itibarı ve Irak hükümetinin kararına saygı çerçevesinde biz elçilik etrafında bulunan göstericilerin bölgeyi terk etmesini istiyoruz’. Haşd Şaabi Irak’ta silahlı kuvvetlerin bir parçası, Irak ordusu ve polisi gibi. Silahlı kuvvetler baş komutanı Türkiye’de Cumhurbaşkanıdır; ama bu yetki Irak’ta başbakana a aittir. Haşd Şaabi, silahlı kuvvetler baş komutanı sıfatından dolayı başbakana bağlı olduğu için başbakanın bu emrine uyduğunu belirterek sorumlu ve yapıcı bir adım atmış oldu. Dolayısıyla da bugün normalde Kasım Süleymani olayı olmasaydı biz bugün bunu konuşacaktık ve ben şunu söyleyecektim: Elçilik işgali devam etmediği için Amerika’ya cevap bir başka Amerika üssünün askeri olarak hedef alınmasıyla verilecek ve bu iş, düşük yoğunluklu çatışma düzeyinde devam edecek. Ancak Kasım Süleymani’nin hedef alınması olayı düşük yoğunluklu çatışma düzeyinden çıkarıp bir savaş atmosferine taşıdı."

    ‘Amerika kendini bu bölgelerde güvende hissedemeyecek’

    Dursunoğlu, ABD’nin suikast sonrası artık Ortadoğu’da İran’ın müttefiklerinin bulunduğu coğrafyada rahat olamayacağı görüşünde. Dursunoğlu’na göre bu Ortadoğu’daki direniş ekseninin tamamını hedef alan bir saldırı ve yanıt da bütün bir bölgeden gelebilir:

    "Artık Amerika’ya verilecek cevap, kapsam açısından bu sadece İran ile sınırlı olmayacak. Çünkü General Kasım Süleymani sadece bir İranlı komutan değil. İran’ın genelkurmay başkanı olsa bu sadece İran ulus devletini ilgilendiren bir problem gibi düşünülebilirdi. Fakat General Kasım Süleymani bölgedeki bütün müttefik güçleriyle, ilişkili bir güç olduğu için, kendini Direniş Ekseni çatısı altında gören herkes tarafından saygın bir isim ol olarak görüldüğü için Direniş Ekseni’nin cevabı da olacak. Ebu Mehdi el Mühendis’in öldürülmeden birkaç gün önce basına yansıyan bir demeci var; o demecinde “ben kendimi Kasım Süleymani’nin askeri olarak görüyorum ve bununla iftihar ediyorum” diyordu. General Kasım Süleymani’nin Hamas’tan, Ensarullah’a, İslami Cihat’tan Hizbullah’a, Haşd Şaabi’ye ve Suriye ordusuna varıncaya kadar böyle bir ağırlığı ve saygınlığı var. Dolayısıyla General Kasım Süleymani’nin vurulması bu direniş ekseninin tamamını hedef alan bir saldırı. Bu yüzden buna cevabın sadece İran’ın ulus devlet tepkisi ile sınırlı kalmayacağını düşünüyorum.

    İran devlet olarak doğrudan kendi askeri olduğu için kendi intikamını alacak; ancak bunun intikamı Lübnan’da Hizbullah tarafından İsrail’den alınabilir, Ensarullah tarafından Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerinden alınabilir, Deyri Zor’deki Suriye petrollerine çöken Amerikalılardan alınabilir. Bundan sonraki süreçte Amerika kendini bu bölgelerde güvende hissedemeyecek. ‘Ben Suriye’ye 100 askerle ceketimi asarak da dolaşabilirim, ben yolun bir tarafından giderim Suriyeliler de diğer tarafından gelir, rahatlıkla geçerim’ olmayacak.”

    ‘ABD’deki düşünce kuruluşları Trump’ın attığı bu adımı çok hesapsız ve yanlış buluyorlar’

    Dursunoğlu, Trump’ın suikast emrini ABD’deki birtakım siyasilerin ve düşünce kuruluşlarının desteklemediğini ve yanlış bulmalarını anımsattı:

    “Amerikan devleti diye bildiğimiz klasik devletin şiarları, vizyonu, öngörüler ve hedefleri ile Trump rejiminin yaptıkları arasında bir paralellik görüyor musunuz? Hem Nancy Pelosi hem de Bernie Sanders’in açıklamalarını gördüm. Atılan bu adımdan büyük bir kışkırtma olduğunu ve çok fazla kan dökülmesine ve milyonlarca dolar harcanmasına sebep olacak büyük bir savaşı tetikleyebileceğini söylüyor ve Trump’ı suçluyorlar. Amerikan rejimi elbette çok komplike bir şey; ama Trump dediğimiz fenomeni de çok ayrı bir yere koymak gerekiyor. Pentagon’dan yapılan açıklamaya göre emri Trump vermiş; ama bu gerçekten sonucunu hesaplayarak mı bunu yaptı, yoksa ‘cahil cesareti’ ile mi bunu yaptı kestiremiyorum. Gece, “İran ağır bedel ödeyecektir, bu bir uyarı değil tehdittir açıklaması” yapıyor. Sabahleyin “İran ile savaştan değil barıştan yanayız, İran da barıştan yana olmalıdır, ben barışı çok seviyorum” diye açıklama yapıyor. Bir taraftan Körfez’e savaş, uçak gemileri yolluyor. İran insansız uçağını düşürdükten sonra daha fazla insan kanı dökülmesin diye onlar da bizim insansız uçağımızı vurdular ben de müdahale etmekten vazgeçtim diyor. Trump yönetiminin aldığı bir karar, ne ölçüde Amerikan resmi kurumlarının hesaplayarak aldığı bir karar olduğu kuşkulu. Soğukkanlı aklı başında gerçekten devlet sorumluluğuyla düşünen Amerikalılar, siyasiler veya düşünce kuruluşları Trump’ın attığı bu adımı çok hesapsız ve yanlış buluyorlar."

    'Ordu, millet ve direniş diyeformüle edilen altın üçgen'

    Dursunoğlu, çok tartışılan Haşdi güçlerinin ise Irak devletinin IŞİD'le savaşta resmi olarak oluşturduğu güç olduğunu, Kasım Süleymani ile birlikte öldürülen Ebu Mühendis'in de bu gücün başındaki isim olduğunu anımsattı:

    "General Kasım Süleymani’yle birlikte hayatını kaybeden Ebu Mehdi el-Mühendis’e de kısaca değinelim. İran açısından bakacak olursak, Lübnan’da Hizbullah’ın içerisinde Seyyid Hasan Nasrullah neyse, Haşdi Şabi içinde Ebu Mehdi el-Mühendis oydu. Haşd Şaabi dediğimiz güçler Irak devletinin resmi güçleridir. Ancak bir yönüyle de doğrudan ordunun ta kendisi de değildir, yani yarı özerk bir pozisyonu var. Bu yönüyle biraz Lübnan’daki duruma benziyor. Hizbullah’ın askeri kanadı olan “Direniş” de Lübnan devletinin resmi düzeyde ulusal savunma güçlerinin bir parçası. Bakanlar kurulu bildirisinde bu “ordu, millet ve direniş” diye formüle ediliyor ve adına da “Altın Üçgen” deniyor. Irak’taki Haşd Şaabi bu yönüyle Hizbullah’a benziyor. Nasıl Hizbullah Lübnan ordusunun bir parçası değil; ama Lübnan ulusal savunmasının bir parçası ise Haşd Şaabi de Irak’ta böyleydir. General Kasım Süleymani’nin diplomatik, siyasi maharetini de, dehasını da burada görmek lazım. Yemen’de Ensarullah, Lübnan’da Hizbullah ve Irak’ta Haşdi Şabi bu şekilde koordine edildi. Devletin bir parçası olarak yasal, örgütler. Ancak devletin Amerikan baskılarından dolayı alacağı zorunlu kararlara karşı da bu örgütler devlet içerisinde özerk bir pozisyona sahip. Hem devletin içinde ve devlete bağlılar ama Amerika’nın dikte ettireceği politikalara da boyun eğmemek için özerk konumdalar. Haşd Şaabi’nin böyle bir pozisyonu var. Ebu Mehdi el-Mühendis de Haşd Şaabi’nin ikinci adamıydı.”

    Etiketler:
    Donald Trump, Suikast, Savaş, İran, ABD, Alptekin Dursunoğlu, Kasım Süleymani
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın