11:38 25 Ocak 2020
Canlı Yayın

    'İslamcılık çok feci tasfiye ediliyor, Ortadoğu'da seküler siyaset zamanı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 11
    Abone ol

    Prof. İlhan Uzgel'e göre ABD, Süleymani suikastıyla İran'a artık nüfuzunu tanımadığı mesajını verdi, İran 'ölçülü' misillemede bulundu. Uzgel, ABD'nin asıl derdinin Çin olduğu, Ortadoğu'da 'kontrollü istikrarsızlık' istediği görüşünde. İslamcılığın çok feci şekilde tasfiye edildiğini belirten Uzgel, "Ortadoğu'da seküler siyaset zamanı" dedi.

    Trump yönetiminin İran'ın Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani ile Irak'ta IŞİD'le savaşın önde gelen komutanı Ebu Mehdi el Mühendis'i suikastla öldürmesi, İran ise ilk askeri yanıtını yine Irak'ta vererek ABD üssünü vurmasıyla başlayan gerilim sürüyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın kültürel miras mekanları dahil 52 yerin vurulacağı tehdidine karşılık 'zaiyat verilmemesi' gerekçesiyle Tahran'a yanıt vermezken, İran yönetimi ABD üslerinin vurulmasının 'intikamın' başlangıcı olduğunu söylüyor. Amerika'da başkanlık seçimlerinin düzenleneceği 2020'de ABD ile İran hesaplaşmasının nasıl gelişeceği herkesin merak konusu.

    Gelişmeleri Prof. İlhan Uzgel ile konuştuk.

    'İran halkının gazını alacak, ABD'yi tırmandırmaya götürmeyecek bir misilleme yaptı'

    Prof. İlhan Uzgel'e göre Irak'ta son dönemde zaten gerilimin tırmanması söz konusuydu. ABD'nin İran'ın bölgesel nüfuzundan çok rahatsızlık duyduğunu anımsatan Uzgel, Süleymani suikastıyla Washington'ın Tahran'a 'geniş etkinlik alanını ben tanımıyorum' mesajı verdiğini dile getirdi. Uzgel, sadece ABD değil Rusya ve Türkiye'nin de İran'ın etkinliğinden rahatsızlıklar duyduğu görüşünü dile getirirken, İran yönetiminin de buna sessiz kalamayacağı için yanıt verdiğini belirtti. Uzgel'e göre İran, 'kendi halkının gazını alacak, ABD'yi de meseleyi tırmandırmaya götürmeyecek' bir misilleme yaptı:

    “Bir tırmanma vardı Irak’ta. Gösteriler Irak’taki İran konsolosluklarının basılması, onun karşılığında Amerikan elçiliğine yönelik bir girişim. Amerika’nın Haşdi Şabi merkezlerini vurması. Tırmandığı nokta Amerika’nın daha kapsamlı bölgeye yönelik hamlesinin gelmesi. Amerika İran’a aslında hem simgesel olarak hem uygulamada artık sınır ötesindeki geniş etkinlik alanını ben tanımıyorum demek istedi. İran bölgede sınır aşan bir etkiye sahip Lübnan Hizbullahı üzerinde. Yemen, Pakistan, Afganistan, Irak ve Suriye’yi içeren çok geniş bir coğrafyada hareket alanı kazandı. Irak’ın İran kontrolüne girdiği söylendi. Amerika da İran’ın en fazla nüfus sahibi olduğu Irak üzerinden bunu da sembolik bir ismi ortadan kaldırdı. Haşdi Şabi’nin başı. Artık Kasım Süleymani’nin miadı dolmuştu. Rusya da muhtemelen artık İran’ın artık bu kadar etkili olmasını istemedi, Türkiye de Amerika da. Biraz kolunu kanadını kırmak istediler. İran rejimi buna sessiz kalamazdı, doğal olarak karşılık vermesi gerekiyordu. Amerika’ya dünya tarihine geçecek bir operasyon yaptı İran yönetimi. 22 tane füze sallayıp hiç kimseyi yaralamamayı başardı. Düştüğü yerleri bilmiyoruz ama. Amerika için önemli olan birkaç tesisi vurulması değil askeri kaybının olmaması. Bu konuda da İran bir düzey tutturdu. Halkının gazını alacak Amerika’yı da daha fazla tırmanmaya götürmeyecek bir hamle de bulundu ve böyle bu işi kapatmaya çalıştılar. Ortadoğu’da Amerikan toprağı yok, halkı yaşamıyor. Dolayısıyla Amerika Ortadoğu’ya dışarıdan gelen bir güç. Bazı yerel yönetimler, rejimler üzerinden Suudi Arabistan, İsrail olsun, bu tür ülkeler üzerinden siyaset yürütüyor. 1991 öncesinde Suudi Arabistan ve Kuveyt’te askeri yoktu. 2003 öncesinde Irak’ta askeri yok, 2011 öncesinde Suriye’de askeri yok. Zaman geçtikçe Amerika’nın bölge siyasetine nüfuz ettiğini gösterdi, Ortadoğu’daki askeri varlığı çok arttı. Bir miktar azaltabilirdi, çünkü esas meselesi Çin ile, biraz oraya doğru kaydırmak istiyor. Bu tür çabaları var."

    ‘Ortadoğu ABD'nin 'kontrollü istikrarsızlık' yarattığı yan derdi, asıl dert Çin'

    Uzgel'e göre, ABD’nin dış ve güvenlik politikaları ile küresel stratejisinin odağında Ortadoğu asli değil yan konu. ABD’nin esas derdinin1990'lardan beri Çin’in yükselişi olduğunu belirten Uzgel'e göre, Washington Ortadoğu'da kontrollü istikrarsızlık yaratarak girilemeyecek ülkelere girmeyi başardı. Artık Türkiye'nin bile istikrarsızlık sayesinde başka ülkelerin topraklarına girebilir olduğu bir dünyada yaşandığını da belirten Uzgel, 2020'de ABD'nin temel gündeminin Pasifik bölgesine kaymasını beklediğini söyledi:

    “Amerika’nın ana stratejisi aşağı yukarı 2013’ten itibaren bölgedeki ülkeleri istikrarsızlık içinde tutmaya dayalı. Buna Yemen de Irak da dahil, buralarda istikrar sağlanamıyor. Özellikle bir istikrar normal hayata geçiş bir türlü gerçekleşmedi, bunda Amerika’nın doğrudan payı var tabii ki. Amerika’nın dış politikasının, güvenlik politikasının ya da küresel stratejisinin odağında Ortadoğu yok. Ortadoğu yan bir konu. Asıl derdi Çin’in yükselişine karşı neler yapabileceği üzerine kurulu. Dolayısıyla Ortadoğu ile ilgili meselesi şu: Bazı yerleri biraz çatışma bölgesi olarak bırakıp eğer istikrarsızlık olursa, ülkeye girip çıkabiliyorsunuz. İstikrar varken, Kaddafi varken, Saddam varken, Suriye rejimi ülkeye hakimken buralara Amerika müdahale edemiyordu. İstikrarsızlık bu kapıyı açıyor, Türkiye bile giriyor. Türkiye normalde Kaddafi’nin olduğu bir Libya’ya askerlerini nasıl soksun? Dolayısıyla kontrollü bir istikrarsızlığın sürmesi Amerika’nın işine yarıyor, açık yara olarak görüyor oraları, devamını tercih ediyor aslında. Deklare edilmiş bir strateji değil ama uygulamaya baktığınızda bunu görüyoruz. Buraya ben istediğim zaman geri döneyim. Ama benim kafamda esas soru diyor Amerika, Çin’in yükselişini bir şekilde kontrol altında durduramaz. Bunu kontrol altına almak, yavaşlatmak mümkünse kendi lehine dönüştürmekti. 90’lardaki planı buydu, Çin’in Amerika’nın ticari, ekonomik çıkarlarına hizmet edecek bir yükselişi olacaktı. Ama öyle olmadı, beklendiği gibi gitmedi siyaset. ‘Çin’i nasıl durdururum’ bana sorarsanız 2020’nin Amerikan dış politikasının temel gündemi biraz daha ekseni pasifiğe doğru kaydırmasını beklerim ben. Bunun da başlangıcı ticaret savaşı denen Çin’e karşı Gümrük vergilerinin yükseltilmesi ve Çin’i ticaret anlaşmasına zorlama şeklinde gördük biz. Bu tartışmalar büyük bir olasılıkla 2020’de artarak bir şekilde devam edecek."

    'Yapılması gereken Şii-Sünni hikayesini yoluna koymak, Türkiye'ye çok fazla rol düşüyor, muhalefet organize edebilir'

    Uzgel, ABD'nin İran'da aslında rejimi değiştirmekten de yana olmadığı görüşünde. İki tarafın da 'gerilimden beslendiğini' söyleyen Uzgel, İran'ın bu haliyle Ortadoğu'nun başkaldıran, entegre olmayan, direnin ülke görünümünün Körfez ülkelerini de ABD yanında daha sıkı tutmaya ve daha fazla silah almaya ittiğinin altını çizdi. Bu gerilimden hem İran'ın hem de bölgenin kaybettiğini, ABD ve İsrail'in ise kazançlı çıktığını vurgulayan Uzgel, yapılması gereken ilk işin Şii-Sünni rekabetini yoluna koymak olduğu, Türkiye'ye de bu yönde çok rol düştüğü görüşünü dile getirdi. Uzgel özellikle Türkiye'deki muhalefetin din alimlerini de içeren bir girişimde bulunabileceğini vurguladı:

    “Gerilimden besleniyorlar. İran konusunda bir gerilim olduğunda Amerika, İran’ın tam olarak rejim değişimini de çok tercih etmiyor en son noktada. Sonuçta İran’ın bu haliyle Ortadoğu’nun başkaldıran, entegre olmayan, direnen ülkesi görünümü Körfez ülkelerini Amerika yanında daha sıkı tutmaya daha fazla silah almaya itiyor. Bu gerilimden bölge kaybediyor İran da dahil. Amerika aynı zamanda İsrail de kazanıyor. Bölgede yapılması gereken ilk iş öncelikle Şii-Sünni hikayesini biraz yoluna koymak, bu dinin farklı yorumu, bunun siyasallaşmasına gerek yok aslında. Biz böyle siz de böyle yorumlayın, ikimiz de aynı Allah’a inanıyoruz deyip buradan bir kanal açılması lazım. Fakat bu yapılamıyor. İran’a da düşen şeyler var. Rejim ihracı fikrinin bile ortadan kalkması faydalı olur. Diğer Körfez emirliklerinin de Amerika’ya karşı, Rusya ile Çin ile yakınlaşmaya çalışıyorlar fakat yetersiz. Türkiye’ye çok fazla rol düşüyor. Müslüman çoğunluklu 56 kadar ülke var. Bunlardan bölge halkları yalnızca şikâyet etmeyi bırakıp, kendileri buradan bir çıkış için, bu entelektüel düzeyde olur, din adamları olur, mali siyasetçileri olur. Bölgeden gelen şeye çok ihtiyaç var. Bunu Türkiye’deki muhalefet partileri de organize edebilir. Yalnızca içeriye bir mesaj şeklinde değil de bölgedeki muhalif unsurları bir araya getirecek, seküler dindar da olabilir, ama iş yapılabilecek aynı ortak platformda bulunabilecek genel bir ilkeler deklarasyonuna çok ihtiyaç var, bu yapılabilir. Bunun tam zamanı aslına bakarsanız."

    'Ortadoğu'da seküler siyaset zamanı, İslamcılık çok feci tasfiye ediliyor'

    Uzgel'e göre Ortadoğu'da İslamcılık 'feci şekilde' tasfiye edilirken, seküler siyasetin öne çıkma zamanı geldi. Uzgel, bölgede özellikle genç kuşaklarda hem sekülerleşme hem demokratikleşme eğilimlerinin güçlendiğini anımsattı. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD'nin petrol üzerinden güvenliklerini sağlama karşılığında Körfez rejimlerini olduğu gibi kabullenme anlaşması yaptığına atıf yapan Uzgel, artık bu düzenin çatırdamaya başladığını dile getirdi. Uzgel'e göre bir süredir işaretlerinin de gelmeye başladığı Suudi Arabistan gibi kapalı bir Vahhabi rejimi bile tamamen açılmak zorunda kalacak:

    "Ortadoğu’da şu an seküler siyaset zamanı İslamcılık çok feci şekilde tasfiye ediliyor. Çok sorun çıkardı, bölge halklarında da bu tür hem demokratikleşme hem sekülerleşme konusunda eğilimler güçleniyor özellikle genç kuşaklar. Bu potansiyelin harekete geçirilmesinde büyük fayda var. Clinton döneminden beri bir miktar toplumsal baskıyı azaltmasının Suudi rejiminin özellikle bir baskı geldi. Bizim bildiğimiz gibi çok partili hayata geçiş vs. demokratik basın ifade özgürlüğü gibi unsurları hiçbir zaman taşımadı. Bu olmaz ama şu var. İslamcılığın giderek önem ve itibar kaybetmesiyle birlikte Suudiler de açılmaya başladı ve açılacaklar. Suudi toplumunu da kadınların evden yalnız çıkamadığı, araba kullanamadığı, maça gidemediği bir toplum olmaktan giderek uzaklaştığını göreceğiz. Önümüzdeki yıllarda bu tren hızlanacak. Suudi Arabistan’a bizim bildiğimiz ve batılı anlamda bir demokrasi gelmeyecek ama toplumsal olarak bir çözülme olacak. Bu Suudilerde olursa, diğerleri de ufak ufak takip edecekler. İkinci dünya savaşı sonrasında Körfez ülkeleri Amerika ile bir pazarlık yaptılar. Amerika onların iç sistemine dokunmayacaktı, petrol fiyatını birlikte belirleyecekleri, Amerika da güvenliğini sağlayacaktı, bu pazarlığı henüz bozmadılar. İran’ın varlığı da bu Ortadoğu düzeninin yani Körfez’deki düzenin devamına dayanıyor. Bu statükoyu şu anda kimse bozmak istemiyor.”

    İlgili konular:

    'Cübbeli'den 'İslamcı değil Müslümanım' diyen Karamollaoğlu'na: Beyaz sakalından utan be, kaç yaşına gelmişsin
    Dilipak: Babacan'ın çevresindekiler daha liberal, daha seküler bir parti düşünüyor sanki, 'İslamcılar' merkezde değil
    Yeni Şafak yazarından Kuran kursunda istismar yorumu: Dini eğitimin önüne set çeken seküler Kemalist kafanın da payı var
    Etiketler:
    İslamcılık, seküler, Sekülerizm, İlhan Uzgel, Suudi Arabistan, İran, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın