01:06 28 Ocak 2020
Canlı Yayın

    'Rusya hem Suriye'de cihatçı sorununu çözmeye hem Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de taleplerini karşılamaya çalışıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 06
    Abone ol

    Hamide Yiğit'e göre, Moskova'nın Libya'daki çabasına karşın Türkiye'nin İhvancı hükümete askeri desteği süreci zorluyor. Rusya'nın Suriye'de cihatçı sorununu çözmeye ve Ankara'nın Doğu Akdeniz'de makul taleplerini karşılamaya çalıştığını söyleyen Yiğit, Libya'da 'İdlib'den yollanan cihatçılar ve Osmanlı işgali' temasının güçlü olduğunu aktardı.

    Libya'daki iç savaşta başkent Trablus'u ve Misrata'yı kontrol eden İhvancı Sarraj hükümeti ile ülkenin büyük çoğunluğunda kontrolü sağlamış Libya Ulusal Ordusu komutanı Halife Hafter ve 2014 seçimi sonrasındaki süreçte Tobruk'a kaçmak zorunda kalmış olan Temsilciler Meclisi arasında uzlaşma çabaları şimdilik sonuçsuz. Rusya ve Türkiye'nin çağrıları üzerine 12 Ocak Pazar gününden itibaren geçici ateşkes ilan edilmişti. Ancak Rusya'nın yoğun uluslararası diplomasisi ve Türkiye'nin desteğiyle pazartesi günü Moskova'da yürütülen görüşmelerin ardından Sarraj silahların susması ve çalışma gruplarının oluşturulmasına dair ortak açıklamaya imza koyarken, Hafter, gece saatlerinde metne imza koymadan Rusya başkentinden ayrıldı. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Libyalı liderin kabilelere danışmak üzere iki gün süre istediğini duyurdu.

    Libya'daki gelişmeleri bu ülke üzerine kitaplarıyla tanınan araştırmacı yazar Hamide Yiğit ile konuştuk.

    ‘Hafter, Moskova’ya gelerek Rusya’nın süreci yönetme metoduna onay vermiş oldu’

    Hamide Yiğit, Libya'da iç savaşın iki tarafını bir araya getirmek konusunda 'çok hızlı bir süreç işlediğini' belirtirken, özellikle Türkiye'nin asker gönderme tehdidine karşı ciddi bir öfke biriktiğini, bunun da Hafter'e olan desteği artırdığını vurguladı. Libyalılarda 'Hafter Moskova'daki anlaşmayı imzalarsa Osmanlılar gelecek' söylemlerinin yayıldığını aktaran Yiğit, Libya Ulusal Ordusu'nun liderinin Moskova'ya stratejik bir hamle maksadıyla ve 'Rusya'nın süreci yönetme yöntemine onay vermek için gittiği' görüşünü dile getirdi:

    “Çok hızlı bir süreç işledi. Rusya ve Türkiye’nin ateşkes çağrısının karşılık bulacağı beklentisi vardı esas olarak. Ama Libya’da anında buna tepkiler yükseldi. İzlediğim kadarıyla Türkiye’nin sürekli asker göndeririz tehdidine karşı çok ciddi bir öfke ve tepki birikti. Esas olarak bu Hafter’in halk desteğini arttırdı. Kabilelerden bağımsız üçüncü siyasi tercihte bir tutumda duran kabilelerin büyük bir kısmı da artık Hafter’in Tobruk hükümetini desteklemeye ve silahlı kuvvetlerinin yanında yer almaya başladı. Böyle bir ateşkes çağrısı Libyalılarda çok karşılık bulmadı, tersine eğer Hafter bunu imzalarsa kendi eliyle Osmanlıları getirecek söylemleri çok dikkat çekiciydi. Hafter’in Moskova’ya gitmesi başlı başına stratejik bir hamledir aslında. Genellikle Libya basınındaki yorumcular açısından ele aldığımızda Rusya’nın doğrudan bir devlet olarak Hafter’e bir desteği yok ama orada askeri Rus eğitmenler var. Rusya’nın Hafter’in karşısında olmadığı açıktır hatta yanındadır. Karşısına yer alan, üstelik tezkere çıkararak devlet olarak Libya’daki bu savaşa müdahil olma hevesinde olan Türkiye’ye karşı böyle bir tutum varken ve Rusya ile Türkiye bir araya gelip böyle bir ateşkes çağrısı yapmışken, buna icabet etmek gerekiyor, diplomatik bir hamledir. Rusya’nın süreci yönetme metoduna onay vermek demektir bu."

    'Sarraj çok zayıflamış olduğu için Moskova'ya gitti, Hafter'in zaten BM'nin paylaştığı koşulları vardı'

    Yiğit diğer yandan Hafter'in Moskova'ya gitmesinin koşulsuz olmadığını dile getirdi. Bunların BM'nin de ortaya koymuş olduğu 'silahlı milisler ve İslamcı çetelerin silahsızlandırılması, teslim olanların orduya entegrasyonu' gibi somut talepler olduğunu belirten Yiğit, Hafter'in özellikle İslamcı teröre geçit vermeme duruşunu anımsattı. Yiğit, Hafter'in anlaşmaya imza atmadan Moskova'yı terk etmesinin arkasında da bu anlaşmanın Libyalılar açısından 'Türk işgaline meşruluk anlamına gelmesinin' yattığı görüşünü aktardı. Yiğit'e göre Moskova görüşmelerinin yapılmasının arkasında da aslında Trablus'daki İhvancı Sarraj hükümetinin Katar ve Türkiye'nin desteklerine rağmen çok zayıflamış olması yatıyor:

    "Ama oraya giderken koşulları vardı. Başından itibaren ortaya koyduğu koşulları çantasında taşıdı. Esas olarak bunlar Birleşmiş Milletler’in ortaya koyduğu somut taleplerdi. Silahlı milisler ve İslamcı çetelerin silahsızlandırılması, suçlu olanların yargı önünde hesap vermesi ve teslim olanların Suriye Ulusal Ordusuna entegrasyonu, talep bu. Libya’da iki başlı bir iktidara izin vermeme üzerine kararlı bir tutumdu bu. Ayrıca ayrılıkçı diye nitelendirdikleri Libyalıların kendi söylemleri budur, İslamcı terör iktidarına izin vermeme, bu yönde de bir tutumları vardı. İşin içinde Türkiye’nin çağrısı var, buna onay vermek demek neredeyse yenilmek üzere olan bu İslamcı iktidarı meşrulaştırmak anlamına gelecekti bir yandan. Ama oraya gitmemek Rusya’nın daveti çağrısına icabet etmemek demek olacaktı. O yüzden taktiksel bir hamle olarak görülüyor bu. Moskova’ya gitti, koşullarını söyledi ve imzalamadan Moskova’yı terk etti, olan bu. Sarraj’ın hemen imzalaması çok doğaldır. Çünkü ciddi anlamda sıkışmış ve zor durumda. Destekleyen ülkeler Katar ve Türkiye olabilir. Ama doğrudan devlet olarak desteğini sunan üstelik kendi parlamentosunda bunu onaylatan tek ülke Türkiye’dir. O yüzden Türkiye’nin her çağrısına her formülüne evet demeye razıdır, başka bir seçeneği yok. Hızlıca imzaladı o yüzden. Fakat buna karşılık süreç Rusya’da Hafter’in neden Moskova’yı anlaşmayı imzalamadan terk ettiği açıklanmadı, resmi bir açıklama yok. Ama Libya basını nedenini açık ve net olarak yazmış; Türk işgaline meşruluk anlamına gelecek olan bu anlaşmayı imzalamaması Libya açısından en önemli taktiksel bir hamledir.”

    ‘Türkiye’nin krizi birden siyasi alanda çözme çağrısı çok inandırıcı değil’

    Libya'da askeri sürecin de hızlı ilerlediğini başkentin kuşatmaya alındığını anımsatan Yiğit, Trablus'taki çatışmaların da çok kanlı olabileceğine dikkat çekti. Yiğit, sürekli olarak Libya’ya askeri anlamda müdahale edeceğini söyleyen, bu sürece de devlet olarak bizzat müdahale etmiş tek aktör görünümünde olan Türkiye’nin bir anda ateşkes çağrısı yapmasının çok inandırıcı olmadığını dile getirirken, bu meseleye Libya'nın komşuları Tunus ve Cezayir'in de ikna olmadıklarını dile getirdi. Yiğit, Hafter’in masadan imza atmadan kalkmasının Erdoğan yönetiminin başarısızlığı olduğu değerlendirmesini yaptı:

    “Askeri alanda süreç hızla ilerliyor. Trablusgarp aslında tamamen Hafter kuvvetlerinin kuşatması altına girdi girecek dediğimiz bir noktada. Gerçekten Trablus’a girmenin arifesindeyiz. Ama Trablus’a girerse çok kanlı çatışmalar olur, o açık. Çünkü bütün İslamcı milisler Sirte ve Trablus merkezinde, koruma altına almak üzere etrafında birikmiş durumda. Çok kanlı bir çatışma olur. Berlin sürecine atıf yapmaya başladı Libya’dan birkaç yazar, bir de Libya’nın komşuları. Örneğin bugün Cezayir Cumhurbaşkanı, Berlin sürecine Libya için çözüm olabileceğini ve kendilerinin katılacağını duyurdu. Berlin süreci için Türkiye şu anda Berlin’in bir anlamı yoktur diyor. Çünkü bu süreci yöneten taraf olmaktan çıkıyor. Türkiye her şeyden önce devlet olarak doğrudan müdahil olarak aslında denklemin içinde yer almayı hedefliyor. Bu durumda bu ateşkes için çağrılan iki taraftan birinin o masayı terk etmesi Türkiye’nin başarısızlığı anlamına gelir. Dolayısıyla böyle bir açıklama olağandır. Türkiye bir kere orayı vurmak, dağıtmak neredeyse işgal etmek üzerine kurduğu cümlelerin hemen ertesi günü iktidar çağrısı yaması, krizi askeri anlamdan çıkarıp siyasi alanda çözme çağrısı yapması çok inandırıcı değil zaten. Türkiye tek başına orayı doğrudan müdahale etme söyleminin hemen ardından ateşkes çağrısı yapması Türkiye’nin gerçekten çözücü olabileceği taraf anlamına gelmiyor, altı tamamen boş."

    'Libya'da sürekli Türkiye'nin Suriye'den cihatçı göndermesi konuşuluyor'

    Yiğit, Libya'da sürekli Türkiye'nin Suriye'deki cihatçıları bu ülkeye peyder pey sevk etmesinin konuşulduğunu anımsatırken, bu duruma komşu ülkeler Mısır, Tunus ve Cezayir'in de tepkili olduğunu belirtti:

    "Bir kere Libya’da sürekli konuşulan, Türkiye’nin Suriye’yi talan eden bütün o cihatçıların kendi kontrolü altında olmasını ve onların peyderpey Libya’ya gönderilmesi meselesi çok ciddi başlı başlına bir kriz zaten. Sadece Libya değil buna tepki gösteren, Libya’nın bütün komşularının şiddetle karşı çıkmasının altında şu yatıyor. Bütün oradaki komşu ülkeler özellikle Mısır, Tunus ve Cezayir Libya’nın cihatçı akışı açısından Afrika’ya açılan bir kriz, tehdit kapısı olarak görünmeye başlandı. O yüzden Türkiye’nin bu hamlelerini bir yerde durdurmayı hepsi istiyor. Ama Türkiye’nin Rusya ile birlikte böyle bir çağrı yapması Rusya’nın süreci yönetmeye başladığın anlamına geliyor. Krizi ve siyasi çözüm sürecini yöneten taraf Rusya’dır. O anlam çıkıyor ve bundan dolayı öyle bir olabilir bakalım olur mu gibi böyle yaklaşımlar oluyor. Tabii ki Türkiye’nin yapması beklenen bir şey değil bu. Bu süreçlerde aslında bu tahmin ediliyordu. Bu görüşmelerde masada Libya dosyası bir de Suriye dosyası var. Bu açıkça tahmin ediliyordu. İkili bir ateşkes anlaşmasından söz edildi. Libya’da bir ateşkes anlaşması, bunun yanında İdlib için de bir süreliğine bir ateşkes çağrısı da oldu. Aslında Libya’daki o ateşkese karşılık İdlib mi verildi, yoksa İdlib’e karşılık Libya’da mı iş tutturuluyor, bunu da düşünmek lazım.”

    'Rusya hem Suriye'deki cihatçı sorununu çözmeye hem Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de makul taleplerine destek vermeye çalışıyor'

    Hamide Yiğit, Rusya'nın Ankara ile ilişkileri bozmadan, belli bir hizada yürüme ve ortaklaşma çabalarına dikkat çekerken, bir yandan Suriye'deki cihatçı terör sorununu çözmek diğer yandan da Türkiye'nin Doğu Akdeniz ile ilgili makul taleplerine uluslararası desteği hedeflediği görüşünde. Rusya'nın İdlib'deki cihatçı bölge ile Libya'da da çözüm getirebilecek girişiminin Ankara için 'can simidi' gibi geldiği görüşünü aktaran Yiğit, bu yüzden Moskova'nın teklifine 'tutunulduğunu' söyledi:

    Milli Savunma Bakanlığı (MSB)
    © Fotoğraf : Milli Savunma Bakanlığı (MSB)
    “Esas olarak burada Rusya’nın hem ilişkileri bozmadan hem de belli bir hizada yürütme, belli bir hizada ortaklaştırmaya devam etme türünden yürütülen bu ilişkide şunu görüyoruz. Suriye’deki cihatçı terör sorununu çözmek ve aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz ile ilgili makul taleplerine uluslararası düzeyde destek vermek. Dolayısıyla orada bir çılgınlık yapmasını da önlemektir esas olarak. Ama aynı zamanda Rusya sürekli bu duyuruyu da yaptı. Cihatçıların Suriye’den Libya’ya gönderildiğini hep Rus medyası dile getirdi en erken. Şimdi Suriye hükümeti ve kimi yetkililer tarafından, hangi partinin ne zaman kaç kişilik bir ekip halinde Libya’ya gönderildiğini de sürekli söylüyorlar. Bu cihatçıların Libya’dan başka bir yere intikaline izin vermemek adına bir girişimdi bu aynı zamanda Rusya’nın. Ama ne şekilde çözülecek, silahsızlandırarak tamamen Türkiye’nin kontrolüne vermek de çözüm değil, çünkü Türkiye onlara alan açacak, bu biliniyor. Nerede ne şekilde bu cihatçılara alan açacağını Rusya ile koordine halinde belirlenecek. Ama şu an için ikili bir dosya var bu müzakerede ve ateşkes mutlak surette paralel görüyorum hem Libya hem Suriye için. Türkiye aslında bir can simidi gibi geldi ona diyebiliriz Rusya’nın bu teklifi ve ona tutunmaya devam ediyor esas olarak."

    'Erdoğan'ın Hafter ve İdlib söylemlerinin hedefi Rusya, söylemlerinin sahada karşılığı yok'

    Moskova görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının hemen ardından Erdoğan'ın bir yandan 'Libya'daki Hafter'e ders vermekten söz ettiğini, diğer yandan da İdlib'de Suriye yönetimini ateşkesi ihlalle suçladığını söyleyen Yiğit, bu söylemlerin Rusya'yı hedef aldığını ancak sahada karşılıklarının bulunmadığını kaydetti. İdlib'de Nusra Cephesi ve HTŞ'nin Ankara'nın taleplerini kabul etmediğini, Ankara'nın cihatçıların öfkesinin kendisine yönelmesinden korktuğunu anlatan Yiğit, Trablus'ta sıkışan yönetiminin de cihatçı unsurları kullanarak kurtarılmasının zor olduğunu belirtti:

    "(Erdoğan'ın) Şu anda bu Libya’daki kardeşlerimize saldırılarını sürdürürse eğer Hafter, hak ettiği dersi vermekten geri durmayacağız açıklaması var. Öte yandan aynen paralel bir açıklama da İdlib için Suriye rejimi ateşkese rağmen ateşkes ihlalini de durdurmak zorundayız gibi lafları da var. Saha gerçekleri başka, bunu ele alırsak, bir kere Hafter’e Türkiye’nin had bildirmesinin uluslararası bir karşılığı yok. İkincisi Suriye sahasında orada rejimin ateşkesi ihlal etmesini durduracağız açıklamasının da bir karşılığı yok. Çünkü evet gerçekte sahada bilgiler şu yöndeki Türkiye’nin ne kadar yalvarsa da asla kabul etmeyen Nusra, HTŞ gibi cihatçıların ateşkesi devam ettirdiği açık ve net. O saldırılarda oradan geliyor. Ama Türkiye hiçbir zaman bu ihlali yapan cihatçıların ateşkes ihlali yaptınız gibi bir uyarıda bulunduğunu görmedik ve beklenmiyor da zaten. Çünkü öfkenin kendisine yönelmesinden çekinen bir yerde duruyor Türkiye. Dolayısıyla saha gerçekleri başka. Ama bu sert çıkışlar Rusya’ya dönüktür. Birlikte bir adım attık, eğer bozuluyorsa, mutlaka el atın ve düzeltelim gibi. Çünkü hakikaten can simidi gibi bu. Hiç kimse böyle bir şey düşünemiyor, böyle bir dünya yok. Askerini gönderip orada Trablus’ta sıkışan üstelik bütün dünya tarafından radikal İslamcıları milis olarak yanında tutup, askeri güç olarak kullanan bir yere sahip çıkacak ve Libya topraklarında savaşacak. İç savaşın devlet olarak tarafında olacak. Bunun karşılığı bataklıktır, başka bir şey değildir. Sahada bütün bu lafların söylemlerin bir karşılığı yok."

    'Libya'daki Türklere asıl zararı Erdoğan'ın da desteklediği 2011 NATO müdahalesi verdi'

    Hamide Yiğit, Türkiye'de Libya'nın Osmanlı bakıyesi Türkler üzerinden sunulmaya çalışılmasına karşılık aslında çok kültürlü bir ülke olduğunu da belirtti. Yiğit, Libya'daki Türklerin Erdoğan'ın da destek verdiği 2011'deki NATO müdahalesi yüzünden çok zor duruma düştüğünü anımsattı. Yiğit'e göre sunulanın aksine Trablus'taki İhvancıların kontrolü dışındaki geniş bir alanda Libya halkı 'yeni Osmanlı işgaline' kapı aralandığı bakışıyla İhvancı Sarraj yönetimine çok öfkeli:

    "Elbette ki Libya çok kimlikli bir ülkedir. Tavergalılar, Berberiler var. Çok göç alan bir yerdir orası. Kuzey Afrikalılar, Sahraaltı’ndan çok göç alan bir yerdir. Ama emperyalist müdahale öncesi Libya, şimdiki Libya başka. O zaman Türkler de vardı. Savaş öncesi refah içinde barış yaşayan bir ülkede Türkler varken, onlar dillendirilmedi ve NATO’nun müdahalesine ortak olundu, Türklerin zarar göreceği düşünülemedi. Ama şimdi parçalara bölünmüş her tarafı kan revan içinde silahlı milislerin kan kusturduğu bir Libya’da Türkleri koruma adına böyle bir girişimin gerçek bir karşılığı yok ve kimse bunu kabul etmez, kale de almıyor. Ayrıca çok fazla Osmanlı vurgusu da yaptığı için Libya’da öfkeyi büyütüyor. Hoş geldin diyen bir Libyalı bırakmamacasına böylesine bir tepkiye neden oluyor. Onu çağıran sadece İhvancılar, radikal El Kaidesine kadar radikal Müslümanlar çağırıyor, istiyor. Ama onların konumları bellidir coğrafya açısından. Geriye kalan Libya’nın bütün çöllerine kadar kabileler de Osmanlı işgaline kapı araladığı için Sarraj’a çok öfkeliler."

    İlgili konular:

    Moskova’da Suriye-Rusya-Türkiye toplantısı iddiası: SANA'ya göre Suriye ve Türkiye'yi istihbarat başkanları temsil etti
    'Rusya ve Türkiye, krizlere çözüm olma açısından ön plana çıktı'
    Lavrov: Rusya ve Türkiye, Libya görüşmelerine yönelik çabalarını sürdürüyor
    Etiketler:
    Hamide Yiğit, Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın