14:26 20 Şubat 2020
Canlı Yayın

    'Berlin konferansı bildirisi Türkiye'nin politikasıyla taban tabana zıt'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 45
    Abone ol

    Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu'na göre, Berlin Konferansı bildirisi Türkiye politikasıyla taban tabana zıt. Ankara'nın Libya'ya asker ve savaşçı gönderme, silah ambargosu gibi konularda zorda kalabileceğini belirten Loğoğlu Ankara'nın sadece askeri caydırıcılığa dayalı politikasını gözden geçirip diplomasi yolundan yürümesi gerektiği görüşünde.

    NATO müdahalesiyle 2011'de Muammer Kaddafi'nin linç edilerek öldürülmesinden bu yana istikrarsızlığa teslim olan Libya'da bölünmüşlük ve iç savaşın sona erdirilmesi için toplanan Berlin Konferansı, kapsamlı bir bildiri ile sona erdi.

    Taraflara 12 Ocak'ta Rusya ve Türkiye'nin girişimiyle gelen silahların susması halinin devamı ve Birleşmiş Milletler (BM) denetiminde bir ateşkese evrilmesi çağrısında bulunulan bildiride, Libya'da çözümün askeri değil siyasi olduğu vurgusu yer aldı.

    Libya'ya her türlü müdahaleyi dışlarken, silah ambargosunun sıkı takibinin de yer aldığı bildiride, 2015'te Süheyrat'ta yapılmış Libya Siyasi Anlaşması'na atıf yer alırken, Tobruk'taki Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı kapsayıcı ve etkili bir hükmet kurulması için sürecin BM gözetiminde başlatılması da yer aldı. Libya dosyasının BM Güvenlik Konseyi'nin gündemine taşınmasının da yolu açıldı. Ancak konferansta yapılan çağrının nasıl uygulanacağı henüz meçhul görünüyor.

    Türkiye'nin asker göndermeye hazırlandığı bir dönemde toplanan konferans ve sonuçlarını emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu ile konuştuk.

    ‘Berlin konferansı dişli bir sonuca varmadı'

    Emekli Büyükelçi Loğoğlu'na göre Libya için toplanan Berlin Konferansı'nın olumlu olduğu kadar eksik yanları da var. Askeri değil siyasi çözümün vurgulanması ve çözümün BM şemsiyesi altına sokulması girişimini olumlu bulan Loğoğlu, bütün bunların gerçekleşebilmesi için bildiriyle yapılan ateşkes çağrısının henüz karşılığının bulunmadığını söyledi. Loğoğlu'na göre bu açıdan konferans dişli bir sonuca varabilmiş görünmüyor:

    “Bütün benzer ve bu seviyede yapılan toplantılar bakımından geçerli olduğu üzere işin olumlu tarafları var eksik tarafları da var. Olumlu yönlerine baktığımızda şunu görüyoruz. Libya’da askeri değil siyasi çözüm için çok geniş bir uluslararası irade var, katılanlara baktığınızda bunu hemen görüyorsunuz. Bu olumlu ve güzel bir şey. Konu bütünüyle Birleşmiş Milletler çatısı altına konuluyor, bu da doğru. Ama sürecin geleceği bakımından da çok umut verici bir durum değil. Ama ev sahibinin Birleşmiş Milletler olması gerekiyor, o bakımdan da doğru. İtalya ve Fransa vardı, bir Birleşmiş Milletler Genel Kurul marjında bir toplantı düzenlediler. Almanya da bunu izleyen bu konferansı düzenledi. Avrupa Birliği bakımından konuya bakış açısı güvenlik ve terör odaklı, düzensiz göç kaygısı egemen. Bildirinin satır aralarında bunu görüyorsunuz. Bu öngörüler mekanizmaların ister siyasi ister ekonomik ister askeri denetim ve izleme görevleri BM’ye veriliyor. İlgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına atıf var, bunlar da tamam. Serrac ve Hafter’in arasında en azından askeri seviyede askerler arasında görüşmelerin Cenevre’de başlaması için çağrı var. Bu da iyi ama liste burada aşağı yukarı bitiyor. Peki, ne yok Berlin Konferansı sonunda yayınlanan bildiride? Ateşkes yok. Çok ayrıntılı bir çağrı var ama Hafter ve Serrac’ın altına imza attığı bir ateşkes yok. Aynı odaya bile girmediler. Hatta Hafter konferans başında Libya’da petrol akışını bile durdurdu. Hafter ve Serrac’ın duruşlarının ötesinde katılan büyük aktörlerin Rusya, AB, arka planda Amerika, Türkiye bunların ulusal duruşlarında da bir değişiklik yok, paylaşılan bir temenniler dizisi. Hepimizin paylaşacağı temenniler dizisi. Berlin konferansının dişe dokunur veya dişli bir sonuç üretemediği şeklinde bir sonuca götürüyor beni. Fakat esas konu Türkiye.”

    ‘Bildirideki hususlarla Türkiye’nin Libya politikası taban tabana zıt’

    Loğoğlu, Berlin Konferansı'nda imzalanan sonuç bildirisinin Türkiye’nin Libya politikasıyla taban tabana zıt olduğunu anımsattı. Bildirinin 25'inci maddesinde hükümetin Tobruk'taki Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmasını salık verirken, Ankara'nın bu meclisi tanımıyor olmasına dikkat çekerken, silah ambargosuna sıkı sıkıya uyulması çağrısının da altını çizen Loğoğlu, Türkiye'nin gönderdiği silahlarla ilgili BM'de raporlar bulunduğunu anımsattı. Loğoğlu'na göre, Erdoğan yönetiminin Libya politikasını gözden geçirmeli ve diplomasi yolundan yürümeli:

    “Konferans neticesinde Türkiye’nin bulunduğu nokta şu. Türkiye’nin Libya politikasının bütün ana unsurları Berlin konferansı sonunda yayınlanan bu bildirideki hususlarla tamamen taban tabana zıt. 25. Madde’de diyor ki Ulusal Mutabakat Hükümeti, ancak Temsilciler Meclisi tarafından onaylanacak bir hükümet olur. Oysa Temsilciler Meclisi, Hafter’in kontrolündeki bölgede ve Türkiye’ye karşı en sert duruş ve açıklamaları yapan Temsilciler Meclisi. Türkiye bunun altına imza atıyor. Ondan sonra silah ambargosu, herkesin uyması gerekiyor diyor bildiri ve uzun uzun güvenlik konseyi kararlarından bahsediliyor. Ama şunu da biliyoruz ki Birleşmiş Milletler’in Libya konusunda bir uzmanlar grubu var. Bunların en son 100 sayfalık raporunda Libya’ya en fazla silah gönderen ülke tüm ayrıntılarıyla birlikte Türkiye olduğu anlaşılıyor. Bu da Türkiye’nin önüne koyması gereken bir nokta. Ayrıca 10. Madde dış güçler müdahale etmeyecek diyor. Sadece Türkiye müdahale ediyor anlamında söylemiyorum, hepsini kapsıyor. Ama öncelikle Türkiye’yi ilgilendiriyor, çünkü Türkiye sadece taraf olmakla kalmadı, asker gönderiyor. 13. Madde, BM’nin terörist kabul ettiği gruplarla işbirliğinden vazgeçeceksin diyor. Macron konferans sırasında dedi ki Türkiye, Suriyeli savaşçıları göndermeye son vermelidir diye açık açık söyledi. O bakımdan iki türlü bakmak mümkün. Sonuç bildirisinde Türkiye’nin altına imzasını koydurduğu hususlar Türkiye’nin izlediği Libya politikasıyla büyük ölçüde taban tabana zıt. Bu şu anlamda iyi olabilir: Ankara soğukkanlı bir muhasebe içine girdiği takdirde kendi kendine demeli ki; benim Libya’da izlediğim politika uluslararası iradenin tezahür ettiği Berlin konferansı bildirgesindeki hususlara ters düşüyor. Benim bu politikalarımı asker ve silah gönderme, savaşçı gönderme, bunu reddediyor Türkiye tamam, bu söylentinin de ortadan kalkması için bazı şeyleri değiştirmem gerekiyor der ise bu konferans Türkiye bakımından olumlu bir sonuç doğurmuş olabilir. Bunu der mi bilmiyorum. Tahminim ise sanmıyorum. Hafter’e ilişkin söylemlerimizde en ufak bir değişiklik yok. Türkiye’nin tutumunda da bir değişiklik yok, Rusya’nın da yok, AB’nin de yok.”

    'Masada bulunmak iyi ama etkili olmak anlamında'

    Berlin Konferansı bildirisinde Türkiye'nin isminin sadece 'katılımcı ülke' olarak geçtiğini belirten Loğoğlu 'masada bulunmanın' iyi olduğunu ancak etkili olmak anlamında kullanılması halinde bir anlamı olacağını anımsattı:

    “Bu 55 maddelik Berlin bildirisinde Türkiye’nin adı sadece katılımcı ülkelerden biri olarak geçiyor. Masada olmak iki boyutlu bir fotoğraftır. Masada olmak etkili olmak anlamında kullanılması gereken bir şey. Türkiye’nin o noktada olduğunu ben düşünemiyorum. Türkiye’nin Moskova’daki görüşmeler neticesinde rolü olmuştur. Berlin konferansının 19’unda yapılmış olması Moskova’da tutmayan ama varılan ateşkes anlaşması ve çağrısıyla Berlin konferansını çeşitlemiştir. Ama Türkiye’nin masada etkili olabilmesi için oradaki çatışmalara taraf değil taraflar üstü her iki tarafla da konuşan bir noktada olması lazım. Aynı şey Suriye bakımından da geçerli, aynı şey Doğu Akdeniz bakımından da geçerli. Türkiye iki boyutlu noktaya otomatikman taraf tuttuğu zaman düşüyor. Oysa etkili olmak için üç boyutlu bir Türkiye lazım. Üçüncü boyut da diplomasi. Diplomasinin bütün kanallarının açık olması lazım."

    ‘Almanya, Yunanistan’ı Berlin’e çağırmamakla hata etti’

    Almanya’nın Yunanistan’ı konferansa çağırmayarak hata ettiği görüşündeki Loğoğlu’na göre Doğu Akdeniz sorunu ne Türkiye ne de Yunanistan olmadan çözülebilir. Loğoğlu, aynı zamanda Ankara'nın diğer komşularıyla sürekli çekişme halini bırakıp diplomasiye yönelmesi gerektiğini belirtti:

    "Almanya, Yunanistan’ı Berlin’e çağırmamakla hata etti. Dışarıda bırakıldığı için Yunanistan mızıkçılık yapacak. Buna her zaman hazır olan bir Yunanistan var. Çağırsaydı Yunanistan’ın tüyleri biraz okşanmış olurdu, sesi de kesilmiş olurdu. Fakat Doğu Akdeniz’deki sorunlar ne Türkiye’nin ne de Yunanistan’ın dışlanmasıyla çözülebilir. Her iki ülkenin de bu işin içinde olması lazım. Ama Türkiye sadece Yunanistan ile çekişmiyor. Türkiye aynı zamanda İsrail, Mısır, Lübnan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile de çekişme halinde. Haklarımızı koruyalım, Libya ile yapılan deniz yetki sınırları mutabakatı önemliydi, geç de olsa yerinde bir hamleydi. Fakat altının diplomasiyle doldurulması lazım.”

    ‘Dış politikada hatanın neresinden dönülürse kar olur’

    Loğoğlu, Ankara'nın Libya ile varılan 'deniz alanlarını sınırlandıran' mutabakat konusunda doğru bir adım attığını dile getirse de çok geç kalınan bu anlaşmanın altının sadece askeri olarak doldurulamayacağı, diplomasinin işletilmesinin gerekli olduğunun altını çizdi. Bu açıdan Loğoğlu, başta Mısır olmak üzere Doğu Akdeniz ülkeleriyle de bir an önce masaya oturulması gerektiğini dile getirdi. Berlin bildirisi sonrası Ankara'nın Libya'ya asker gönderme, dış müdahale, savaşçı gönderme, silah ambargosu gibi konularda zora düşebileceği, hatta BM yaptırımlarının bile söz konusu olabileceğine de dikkat çeken Loğoğlu, dış politikada hatanın neresinden dönülürse kar olacağını belirtti Loğoğlu aynı şekilde İdlib'de de bir an önce Suriye yönetimi ile görüşülüp adımlar atılması gerektiğini vurguladı:

    “Libya ile bu anlaşmayı yaptık, dümdüz yolda istediğimizi yaparız, hayır öyle değil. Bugün Türkiye meşru haklarını korumak için ne yapıyor? Kıbrıs’ın güneyinde de sondaj çalışmaları başladı ama Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Deniz Kuvvetleri’nin koruması altında. Hakkınızı tabii ki yeri geldiğinde askeri gücünüzle ararsınız ama Türkiye diplomasiyi devreye sokmadığı için buna mecbur kaldı. Bu başka türlü olabilirdi, izlenen politikalar yanlış, gecikmeli olduğu için. Dış politikada hatanın neresinden dönülürse, oradan itibaren karlı çıkmaya başlarsınız. Bu işe Mısır’dan başlamak lazım, İsrail ile ilişkileri düzeltmekten başlamak lazım. Çünkü Türkiye’nin Doğu Akdeniz çevresindeki bu ülkelere Suriye, Filistin, Lübnan, İsrail ve Mısır’a sunacağı imkanlar Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sunacağı imkanlardan kolaylıklardan daha fazla. Türkiye bunun idrakine vardığı takdirde hak ve hukukunu askeri düzeye fazla gerek kalmadan diplomasi yoluyla koruyabilir, ilerletebilir, savunur. Orada da birden fazla adım gerekiyor. Çünkü Rusya ile Türkiye arasında İdlib konusunda sanki bir diyalog varmış gibi gözüküyor ama sahadaki durum bambaşka bir yönde gelişiyor. O bakımdan Berlin bildirisi nasıl ki Türkiye’nin Libya politikasını gözden geçirmesi için aslında bir oluşturabiliyor ise benzer bir söylem İdlib bakımından da geçerli. Durup durup açıklama yapıyoruz. 300 binden fazla insan geliyor Türkiye’ye, gelmemesi için ne yapıyorsun Türkiye olarak? Bu soruyu sormak lazım. Öte yandan Berlin’e dönecek olursak, bu bildiri aslında Türkiye’nin elini kolunu bağlıyor. Asker gönderme, dış müdahale, savaşçı gönderme, silah ambargosu vs. Türkiye yine bildiğini okumaya devam ederse yine Berlin bildirisinde çok açık ve net bir şekilde ifade ediliyor. Bu sefer Birleşmiş Milletler yaptırımları da gündeme gelecek. Türkiye bu noktalarda olmamalı. İdlib’e dönersek, kanayan bir yaradır. Orada daha ciddi bir adım atılması lazım. Rusya ile konuşalım ve ama Rusya yetmiyor Şam ile konuşmak lazım.”

    Etiketler:
    Doğu Akdeniz, Halife Hafter, Ankara, Libya, Silah ambargosu, Türkiye, Berlin, Faruk Loğoğlu, Almanya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın