14:20 20 Şubat 2020
Canlı Yayın

    'Çin ile ABD arasındaki ticaret anlaşması geçici bir ateşkes, 2020 seçiminde Trump'a faydası olur'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Doç. Altay Atlı’ya göre, Çin'in ABD ile yaptığı birinci faz ticaret anlaşması, Trump'a 2020 seçiminde yardımcı olacak bir 'geçici ateşkes'. Atlı, ticaret savaşları ve Hong Kong olaylarının üzerine koronavirüs vakasının gelmesinin Çin'i ekonomik olarak zora düşüreceğini belirtirken, benzeri durumun 2001 WTO üyeliği öncesi yaşandığını anımsattı.

    ABD ile Çin arasında iki yıla yakındır süren ticaret savaşına ara verildi. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkan Yardımcısı Liu, 'birinci faz ticaret anlaşmasını' imzaladı. Çin, ABD ile ‘dönüm noktası’ olarak görülen bu başlangıcın gelecekte nereye evrileceği henüz meçhulken, dünyanın dikkati bu yaz Hong Kong'daki olaylarla sarsılmış Çin'den yayılan 'koronavirüs' salgınına çevrildi. Dünyanın yükselen ekonomisi Çin'i ekonomik olarak da etkileyeceği anlaşılan bu vaka ile birlikte ABD ile ticaret savaşında verilen molayı Asya çalışmalarıyla tanınan Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Altay Atlı ile konuştuk.

    ‘Bir ara verilmesi piyasalarda olumlu etkilerini gösterdi’

    Doç. Altay Atlı'ya göre, ABD ile Çin’in ticaret savaşına ara verdikleri birinci faz anlaşması piyasalarda olumlu etkileri oldu, ancak büyük beklentilere kapılmadan durumu anlamak gerekiyor. Atlı, gelinen noktanın aslında 'ticaret savaşında geçici ateşkes' olduğu görüşünü dile getirdi:

    “Uzun zamandır bu ticaret savaşları devam ediyor. Bir ara verilmesinin aslında piyasalarda da olumlu etkilerini gördük. Ama bunu çok büyük beklentilere kapılmadan aslında olduğu gibi almak lazım. Bu bir geçici ateşkes ticaret savaşlarında. Çünkü ortada sorunlar hala mevcut, iki tarafın beklentileri hala karşılanmış değil. Ama son aylarda giderek şiddetlenen ve sadece gümrük vergileriyle kalmayan, teknolojik ve siyasi alana sıçrayan ve karşılıklı siyasi alanda da bir atışmanın şiddetlendiğini gördük. Yani çok şiddetlenmişti ticaret savaşı, bir ara verilmesi, nefes alınması her iki taraf için de küresel piyasalar için de son derece önemli. Ama bu geçici ve bundan sonra tekrar devam edecek. Bu yüzden zaten faz 1 deniyor. İki tarafın da beklentiler var. Ama bunlar bir kere de karşılanabilecek beklentiler değil. Masada çok büyük hedefler olduğu için aslında hiçbir yere gidilmediğini, hiçbir gelişme sağlanamadığını gördük. O yüzden iki tarafın şu anda yapmak istediği daha ufak hedefler koyup fazlar halinde küçükten büyüğe giderek en sonunda nihai bir çözüme ulaşmak. Bu faz bir anlaşmaya bakacak olursak mesela Çin’in önümüzdeki iki yıl içinde Amerika’dan yaklaşık 200 milyar dolarlık daha fazla mal alma taahhüttü var, imalat, enerji, tarım gibi alanlarda. Çinliler ben sizden önümüzdeki iki sene daha fazla mal alacağım demiş oldu. Zaten Donald Trump’ın da sürekli masaya koyduğu, bizim açığımız var, Çin bizden yeteri kadar almıyor şeklinde bir endişesi vardı. Ona karşılık Amerika da şunu taahhüt etti, birtakım yeni tarife artışlarını durdurdu. Geçtiğimiz aylarda yüzde 15’e kadar çıkmış bazı kalemlerdeki vergileri de tekrar yüzde 7.5’a çekeceğini söyledi, bu kadar. Amerikan şirketleri Çin’de yatırım yaptıkları zaman mecbur bırakılmaları teknolojiler paylaşmaya. Bunun gibi konular da Amerika tarafından bir endişe olarak dile getiriliyor, Çin tarafının da beklentileri var. Ama bunlar fazın içerisinde yok.”

    ‘Trump’ın Kasım seçimlerine doğru giderken sandığa da bir yansıması olsun ümidi’

    Atlı, iki ülke arasındaki uzlaşmada ABD’de Kasım ayında yapılacak olan başkanlık seçimlerinin büyük etkisi olduğu görüşünde. Atlı, birinci faz anlaşmasında Çin'in daha fazla taahhütte bulunduğunu, ancak Trump'ın tümüyle kazandığını söylemenin de imkansız olduğunu belirtti. ABD’li tarım üreticisinin bu ticaret savaşından en zararlı çıkan kesim olduğuna dikkat çeken Atlı, anlaşmayla Trump’ın 2020 Kasım seçimlerinde alacağı desteğin artabileceğini belirtti:

    “Mantık şu; ‘küçükten başlayalım, ufak ufak karşılıklı olarak endişelerimize karşılık verelim. Faz 1’i başarıyla yapalım ondan sonra faz 2’ye geçebiliriz’. 3, 4 derken ortada bir sorun kalmayıncaya kadar bu süreç böyle devam eder. Savaşın kazanını yok, faz 1’in de kazananı yok. Çin daha fazla taahhütte bulunarak, masaya daha fazla bir şey koydu. Çünkü alımlar kabul etti, fikri mülkiyet haklarında da birtakım ufak tefek taahhütleri var. Amerika ‘daha da arttıracaktım, peki arttırmayayım o zaman’ şeklinde davrandı. Çin daha fazla özveride ve açılımda bulundu, diyebiliriz. Ama Amerika kazandı mı gerçekten, hayır. Sadece şunu kazandı: Amerika’nın seçimlere doğru gittiği dönemde artık herkese zarar vermeye başlayan bu ticaret savaşı sürecinde bir ara verilmiş oldu. Tarım, ticaret savaşları nedeniyle Amerikan tarım üreticisi en başta zarar görenlerden bir tanesi. Çünkü en büyük alıcısı Çin’di. Şimdi bu vergiler nedeniyle Çin pazarını kaybettiler. O yüzden tarım ürünlerinin Çin tarafından daha fazla alınması kondu ki o tarafta bir rahatlama olsun. Kasım seçimlerine doğru giderken sandığa da bir yansıması olsun ümidi var. Faz 2 için yakında olacak diyen var. Ama bence 1.’si işe yarıyor onu bir görmek lazım ki ardından 2’ye geçilsin. Bu da Amerikan seçimlerinden önce olabilecek bir şey değil. Bir yandan Çinlilerin yerine koyun kendinizi, karşınızda bir Amerikan başkanı var, bir yıldan az süresi kalmış, bu süre içinde bir azil süreciyle uğraşan bir başkan… Çinliler de zaten gereğinden fazla taahhütte bulundular. Yeni bir adım daha atmak için açıkçası seçimlerden sonraki durumu görmek isteyeceklerdir.”

    ‘Kuşak ve Yol altyapı yenilenmesi ve teknoloji ağında atılıma dönüştürülmeli'

    Atlı, Çin-Türkiye ilişkilerini de değerlendirdi. Pekin'in 'Kuşak ve Yol' projesinin bütün dünya tarafından konuşulan bir vizyon olduğunu belirten Atlı, meselenin Türkiye'den bazı trenlerin geçmesi değil, fiziksel, ulaştırma, lojistik altyapının yenilenmesi ve bunların teknoloji ağındaki atılımla birleştirilmesi olduğunun altını çizdi:

    “Kuşak ve Yol projesi bütün dünya tarafından konuşulan aslında bir projenin çok ötesinde bir vizyon. Sadece bir tren geçecek, demiryolu döşenecek gibi bir şey değil daha kapsamlı bir şey. Türkiye’nin buradan beklentileri var. Şu an sahada halihazırda ne yapıldı diye bakacak olursak bir tek İstanbul yakınlarındaki Ambarlı’daki bir konteyner limanı içindeki yüzde 65’ini almış olması. Onu söyleyebiliyoruz, bunun dışında imzalanmış anlaşmalar var hükümetler arasında. Burada deniz yolu ve enerji alanında işbirliği yapalım deniyor. İki taraf karşılıklı olarak bunu ifade ediyor, Türkiye tarafın da bu konuda bir beklenti var. Geçtiğimiz haftalarda bir tren geçti, ilk kez İstanbul’dan geçti. Bunu çok fazla gündem yaptık, tabii ki olacak ama asıl konu bence bu değil. Bir trenle geçen en fazla 40 konteyner dünyanın en büyük konteyner gemisi, şu an 20 küsur bin tane konteyneri bir kerede taşıyabiliyor. Her ne kadar mesafe kısalıyorsa trenle de o tren kaç ülkenin sınırında bekleyecek, gümrük işlemleri yapılacak, orada sorun çıkacak. Aslında o kadar da böyle küresel ticareti veya Türkiye’nin ticaretini değiştirecek bir şey değil bu. Daha önemlisi bu proje içerisinde Türkiye Çin ile birlikte kendi fiziksel, ulaştırma, lojistik altyapısını geliştirebilmesi. Sadece demiryolu döşemek veya limanlar yeni terminaller inşa etmek değil son zamanlarda Çin’in de içerisinde olduğu teknoloji ağındaki atılımla birleştirilecek. Yani sadece orada basit bir demiryolu ya da liman inşa etmek değil aynı zamanda akıllı lojistik, akıllı depolar şeklinde unsurlarla gelecekse bu Türkiye için iyi bir şey olacaktır kendi kapasitesini, altyapısını, teknolojisini geliştirmesi açısından. Şu anda bu bir beklenti, karşı tarafla müzakereler tabii ki devam ediyor hem devlet seviyesinde hem iş dünyaları nezdinde. Ama bu yakın gelecekten bir beklenti, gerçekçi beklentiler. Üzerinde çalışılması gereken, kuralların, koşulların iyi belirlenmesi gereken bir durum. Kuşak Yol aynı zamanda bütün ülkede bütün endişelere de yol açıyor. Bu bizi caba borç batağına sürükler, fazla mı Çin’e kaptırıyoruz elimizi diyerek. Ama karşılıklı olarak koşullar iyi belirlendiği müddetçe Çin bu açıdan Türkiye’ye ortak olabilir yatırımlar anlamında Türkiye’nin bu yatırımlarını kendi kapasitesini artırması anlamında… Çok fazla uçlara kayabiliyoruz biz her konuda. Çinlilerle bunu yaptığımız zaman artık batıya sırtımızı döndük, Çin ile bu işi hallediyoruz diye bir şey tabii ki yok. Ama küresel bir ekonomi içerisinde Türkiye’nin küresel bir aktör olarak Çin ile de bunu yapması, Avrupa ve Amerika ile de yapması ulusal çıkarlar ve karşılıklı fayda çerçevesinde bence tabii ki mantıklı."

    'Koronavirüsün Çin ekonomisine etkileri daha ağır olabilir'

    Atlı, Çin'den yayılan koronavirüs vakasının da ekonomiye olumsuz etkide bulunacağını belirtti. Benzer bir durumun ülkenin Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olduğu zaman da görüldüğünü anımsatan Atlı, "Çin’in şanssızlığı şu; bu hastalık öyle bir döneme geldi ki bir yandan ticaret savaşları, öbür yandan Hong Kong’daki olaylar var onların da uzun vadede etkilerini yavaş yavaş göreceğiz, hepsi üst üste geldi. Dolayısıyla burada Çin ekonomisine olan etkisini de 2003’ten biraz daha ağır olacağını düşünüyorum" diye konuştu:

    "Komplo teorileri tarafında çok söyleyecek bir şey yok. Gelen haberler Çin’deki kayıp sayısının arttığını gösteriyor. Şehirler kapatılıyor dışarıya, uçuşlar iptal ediliyor. Çok ciddi haberler geliyor Çin’de. Aslında Çin şu anda yarın akşam itibariyle yeni yıla girecek, bu Çin için çok önemli bir konu. 1.4 milyarlık bir nüfustan bahsediyoruz. Bir haftalık tatilde herkes memleketine gidiyor, tatile, alışverişe gidiyor. Böyle bir hareket olan bir döneme denk geldi. Bu bir haftada bitecek bir şey değil. Başlaması buraya denk geldi. İlk etkileri dolayısıyla çok net görünmeye başlandı. Burada hizmet sektöründe ve iç tüketime odaklanıyor Çin şu anda. Bu aynı zamanda insanların tüketimden de uzaklaşması demek. Sadece hasta oldu o yüzden alışveriş yapamıyor anlamında değil ama bir belirsizlik var. Ne olacağı belli değil. O yüzden insanlar kendilerini güvene almak zorundalar. Sağlık harcaması olarak karşısına bir şey çıkacak mı, onu da bilmiyor. O zaman nereden kesiliyor, tüketimden kesiliyor. Şu anda başlangıcındayız ama bu iş uzarsa, yabancı şirketlerin çekilmesi, birtakım büyük projelerin askıya alınması gibi haberler de gelecek. Şangay’daki kapatılmış gibi bunlar artacak. Daha uzun sürmesi durumunda daha uzun vadeli önlemler alınacak. Bunların çok daha büyük etkisi olacak. Benzer durumu 15 yıl önce de yaşanmıştı Asya’da. Orada da görmüştük 2003 dönemindeydi. Orada da Çin ekonomisi hızlı bir inişle karşılaştı ve güç kaybetmişti. Sonra çabuk toparladı. Ama 2003 farklıydı. Çin ekonomisi aslında 2001’deki Dünya Ticaret Örgütü üyeliğinin ardından sadece 2 yıl önce karşısındaki ticaret engelleri kalkmış ve Çin malları bütün dünyaya açılır durumdaydı ve küresel ekonomideki durumda farklıydı. Bugünkü gibi korumacılık ya da ticaret savaşanlarından bahsedilen bir dönem değildi. Çin’in şanssızlığı şu; bu hastalık öyle bir döneme geldi ki bir yandan ticaret savaşları, öbür yandan Hong Kong’daki olaylar var onların da uzun vadede etkilerini yavaş yavaş göreceğiz, hepsi üst üste geldi. Dolayısıyla burada Çin ekonomisine olan etkisini de 2003’ten biraz daha ağır olacağını düşünüyorum.”

    Etiketler:
    Koronavirüs, Tek Kuşak Tek Yol', Donald Trump, ABD, Çin, ABD-Çin İlişkileri, Altay Atlı
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın